23 Eylül 2020 Çarşamba

Hoşgeldin Sonbahar

 









Fotoğraflara şarkı sakladım. (Yani başarabildiysem :) Tıklayıp alın bakalım şaekılarınızı.

21 Eylül 2020 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Nostaljik gezilerde bu hafta Tel Aviv - Yafa var. Ben yeşillikli kısmını seçtim. Siz etiketlerden tıklayıp diğer kısımları da gezebilirsiniz. Hele Eski Yafa sokaklarında dolaşmadan günü bitirmeyin :)

Bu arada ne olduğuna bakacağım dediğim kuş " İbibik" miş. Sonradan yazmıştım sanırım ama siz merak etmeyin diye buraya ekliyorum.

İyi gezmeler.


26 Nisan 2017 Çarşamba

Bizim Handan'ın Nereye Olsa Giderim Halleri

Cumartesi günü baktık ki Can'ın programı değişmiş pazartesi Tel Aviv'e gidip bir gün orada kalıyor.

Hadi sen de geliyor musun dedi, ama sanırım evet diye cevaplayacağımı düşünmedi :)

Yenilenen pasaportum o sabah elime geçmiş, yapmam gereken bir iş yok, kafamı dağıtacak bir şey arıyorum, indirimli biletim var, otel parası vermeyeceğim, e daha ne olsun.

He canım ya, valla hiç üşenmeden bir günlüğüne Tel Aviv kaçamağı yaptım. Pazartesi akşamı gidip bu sabahın köründe de döndüm.

Sanırım bütün gün boyunca Can'ı on kilometre falan yürüttüm. Gitmeden önce gözüme kestirdiğim kocaman parkı (İki buçuk üç km uzunluğunda, gerçekten kocaman yani:),  sahil şeridini ve eski liman Yafa'yı gezdik, bol fotoğraf çekip kuş sesleri ve dalga sesleriyle terapi yaptık, ayağımızı denize soktuk, dilek diledik ve lezzetli yemekler yedik.

Hiç aklımda yokken farklı bir yer görmüş oldum.

Tel Aviv'e iki - iki buçuk saatlik bir uçak yolculuğuyla varılıyor. Yalnız erken gitmekte fayda var uçağa binmeden güvenlik şirketleri uzun uzun çantaları didikliyorlar, ayakkabılar falan çıkıp sıkı aranıyorsunuz.

Kudüs'e de gidebilirdik o bir günde, zira bir saat mesafedeymiş ama ben sadece sakin, tembel bir gün geçirmek istedim, Yafa'yı da görmediğimden başka bir yere gitmeyi düşünmedim.

Pazartesi akşamı otele gidip uyumak dışında bir şey yapmadık. Dün sabah erkenden kalkıp yollara düştük.

Bu yazıda otele kırk dakika yürüyüş mesafesinde gittiğimiz Yehoshua Park'ta Yarkon Nehri'nin kıyısından denize doğru uzun yürüyüşün fotoğrafları var.

Çılgın kuş seslerinin sahiplerini çopunlukla yakalayamasam da eldekilerle yetineceğiz artık.

Burada koşanlar, kanoya, bisiklete, scootera, kaykaya binenler, kişisel antrenörüyle spor yapanlar en çok da bebek arabalarıyla yürüyüşe çıkan anneler (Koşanı da vardı) ve köpek gezdirenler vardı. Ben pek insanları çekmediğimde ne yazık ki o kısımları hayal gücünüze bırakıyorum :)


Yafa portakalı görür müyüm dedim ama sadece bu mandalinamsı meyveli ağaçla karşılaştım, oysa portakal çiçeği kokusu ne iyi gelirdi.


Fethiye'de de vardı bu çiçeklerden.


Kıyafete uygun siyah ayakkabılarımı almayıp bunları giymem iyi olmuş. O kadar kilometre yürüyüşten topallayarak çıkardım aksi halde :)







Bakmayın dalda güvercin olduğuna şu kocaman yuvalar ihtimal papağan yuvası, çılgın sesleri geliyordu ama yakala ki çekesin.


Başarız denemelerin sonunda bu flu görüntüyü elde edip yetindim artık.



Doğru düzgün kuş çekemedim diye üzülürken yerde dolaşan bu kuş beni mutlu etti :)


Ağaçkakan gibi gözüküyor ama bakacağım ne imiş.




Topluca spor yapan ekibi çekmeden duramadım :)



Bu güzel ötüşlü kuş karatavuk mu emin değilim. Bilen söylesin.




Ah ufukta deniz gözüktü. Çılgın rüzgâr dalgaları şahlandırmış, siz biraz parkın keyfini çıkartın, sonra kumsaldayız.

18 Eylül 2020 Cuma

Güz Okuma Şenliği 2020

 


Okuma şenliği başlayalı oldu ama benim listem geç kaldı bu sefer. Ay başından beri okuduklarımı uydurabildiğim kadar maddelere saydım. Diğerlerini de biraz doldurdum ama ben fantastik kitaplarımı okumak istediğimden pek listemi tamamlayacağımı sanmıyorum. 


1.Kategori (10 puan): İsminde GÜZ mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen/olayların Güz'de geçtiği bir kitap.

Sonbahar / Ali Smith / Kafka Yayınları / 213 sf


2.Kategori (10 puan): Adında yada konusunda Kitap yada kitapla ilgili olan bir konu geçen bir kitap.

Rüzgârın Gölgesi / Carlos Ruiz Zafón / Kırmızı Kedi /586 sf

3.Kategori (10 puan): Hz.Muhammed ile ilgili bir kitap.


4.Kategori (10 puan): Fantastik türde bir kitap.

Kuzgunun Gölgesi / Jay Kristoff / Pegasus Yayınları /449 sf


5.Kategori (10 puan): Herbert George Wells yada Sait Faik Abasıyanık' tan bir kitap.


6.Kategori (10 puan): Adalet Ağaoğlu yada Ursula K. Le Guin den bir kitap.


7.Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilgili bir kitap.


8.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Aynı harfle başlayan üç kitap yada bir yazardan üç kitap.

Mavi Yakut / Arthur Conan Doyle / Avrupa Yakası Yayınları / 98 sf 
Maviye İz Süren / Bahar Uysal Karakuş / Mecaz Yayınları / 135 sf
Meslek Yarası / Zeynep Oral / Cumhuriyet Yayınları /  218 sf

9.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Kapağındaki baskın rengi Sarı / Turuncu / Kırmızı olan birer kitap.

 Körlük/ José Saramago / Kırmızı Kedi Yayınları / 331 sf
Solmayan Ümit / Sibel Yıldız / Ateş Yayınları / 171 sf
Aşkımız Eski Bir Roman / Ahmet Ümit / YKY / 223 sf

10.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Adında Meyve,sebze/ Hayvan / Çiçek ismi olan birer kitap.

Gazap Üzümleri / John Steinbeck/ Altın Kitaplar /470 sf
Ölmüş Eşek / Aziz Nesin / Bilgi Yayınevi 153 sf
Begonvilli Ev / Müjde Dural / Sapiens Yayınları / 254 sf

11.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Adının baş harfleri G, Ü, Z ile başlayan 3 kitap.

Gün Ağarmasa / Osman Akınhay / Agora Kitaplığı / 215 sf
Üsküdar Masalı / Muharrem Kaşıtoğlu / Özyürek Yayınları /  136 sf
Zamanda Buluşma / Müge Serin Öztürk / Galata Yayınları / 294 sf

12.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Sayfa sayısı 100 / 200 / 300 e kadar olan birer kitap.

Vatan Yahut Silistre / Namık Kemal / İş Bankası Yayınları / 69 sf
Sade ve Derin / Deep Tone / İkinci Adam Yayınları /163
%10 Daha Mutlu / Dan Harris / Pegasus Yayınları / 287 sf

17 Eylül 2020 Perşembe

Giyim Kuşam Gurusuyum Mübarek :D (Çenem de Düştü Bugünlerde :)

Bu aralar bi giyim kuşam moduna girdim haydi hayırlısı. 

Sanırım sürekli evde durup pespaye dolaşırken -pespaye dolaşmayayım diyorum ama mutfaktan çıkamayınca her kıyafetim yağ lekeli ve yağ lekesi çıkartmaya çalışmaktan da sıkıldım - canım bi kendime bakmak istedi.

Ne yazık ki giyim konusunda yıllardır aynı şeyleri giydiğimden kendi sade hallerimin ötesine geçemiyorum. Biraz da rahatıma düşkün, tembel ve ehlikeyifim :D 

Neyse, konu benim giyimim değildi. Konu kilolu hallerde giyim.

Sizi bilmem ama ben kilo aldıkça kendimi çirkin hissettiğimden giyime özen göstermem, zaten o kilolar gidecek modunda olduğumdan yeni bir şey alasım gelmez, eh bedenime göre almayınca sağdan soldan pırtlayan diğerleri daha da kötü gösterir,  bu sefer daha da çirkin hissederim.

İşin ilginci bir kilo bile vermiş olsam, henüz ideal kilomdan çok uzaktaysam da bi güzelleşir hallerim. Bir kilo yüzümden felan süzülüyordur belki ama ben asıl sebebi mutluluğuma bağlıyorum. Zira kilo vermeyi başarmış olmanın bir mutluluğu oluyor, duruşum dikleşiyor, yüzüm gülüyor. 

Bunu fark edince kendi kendime dedim ki çirkinlik dışından değil içinden geliyor Handan.


İnsanda psikolojik göbeği saklama arzusu ile kambur duruş peydahlanıyor,  bu da görünüşü daha beter yapıyor. Mutluyken dikleşiyorum, yürüyüşüm enerjikleşiyor ve tadam. Bakınız şekil a. (Bi de şunu çöp gibi kızla göstermeyelerdi iyiydi)

Giyim konusunda ahkâm kesecek bir durumum yok ama kilo saklama konusunda fena değilimdir. Bi de yüzüm göstermeyeydi iyiydi ama :D 

Gerçi şanslı kesimden sayılırım, kilo her yerime dağılıyor ve ben kocamanlaşıyorum ama tek yerde toplanmıyor. Yine de incecikken de belim kalındı. Yani 40 beden etek alıp altını daraltırırdım. 

Moda akımı ne olursa olsun hiç ilgilenmem bu yüzden.

Düşük bel pantolonlara hiç yanaşmadım meselâ. Kardeşş benim göbeğim var, onu saklamam lâzım üstten pırtlatıp göstermem hiç o mankenlerin üzerindeki gibi durmuyor. Üstten oturup paçası hafif bollaşan pantolon giyerim. Tişörtlerim kalın kaba değildir ama şu tül gibi saran kumaşları da tercih etmem. 

Bakın sizin için nefis örnekler topladım. Şu siteden aldım fotoğrafları.


Bakın burada diyor ki her ne kadar daha şirin olsa da siz pembeyi değil sağdaki azıcık bel oyuntulu bol göz yanıltsamalı olanı seçin. Gerçi bence onu da beğenmedim ama mesajı alalım biz yine de.


Bakınız burada benim pantolonun farkını görüyoruz, bacaklar hem renk hem modelle iki beden ince gözüküyor .  Ceketle falan incecik olmuş hatun. Hele altında topuklu ayakkabı ile etkisi inanılmaz.


Pileli bolluk yapan pantolonlardan, basenleri geniş kesimlerden uzak durup dar kesim derleyen toplayanlara yöneliyoruz diyor burada şair.   İyi de diyor. Pileler göbek pırtlamış etkisi yapıyor. Minik desenlerden korkmuyoruz, onlar cici.


Şimdi anacım bel kalın, saldın eteği aşağıdaki ince bölgeyi de kapattın, oldun mu duba. Yapma böyle diyor burada.  Ceketin kesimi de rengi de nefis bu arada :) Kalem etek ve o boyu ben hiç sevmem ama sezarın hakkı sezara iyi durmuş. Benim etekler ya dizimin üzerinde daracık,  ya da yerlere kadar bol olmalı :)

İşte böyle millet. Sonra bana 78 kilo hiç göstermiyosun diyorlar. Göstermem tabi, özenle saklıyorum yamuk yerleri ben. 

Tabi son bir senedir daha rahatım,  spor sıkılaştırdı oldukça.  Günde bir saat ter döküyorum ama değiyor.

Üstelik şu pandemi hallerinde nasıl iyi geliyor o ter atmak bilemezsiniz. 

Bu yazı da bittiyse, o zaman danssss :zd





16 Eylül 2020 Çarşamba

?

Eskiden şu blogda cevap verdiğim yorumların yanında cevapladığım zaman (1 yanıt) yazıyordu. O sayfadan görebiliyordum cevaplayamadıklarımı. Şimdi o da kalkmış. Niye yeniliklerle geriye gidiyoruz bir anlayabilseydim. İlla blog arayüzü dışında program kullanalım diye mi uğraşıyorlar? 

Eeee Böyle Olmamalıydı :D

Fotoğrafını da çekeyim dedim ama açmaya korkuyorum onun için sadece anlatacağım.

Bu sabah kasaba sipariş verdim.

Sipariş verince de gidip şu derin dondurucuyu biraz düzenleyeyim de yer açılsın dedim. Zira tıkış tıkış bişey oldu, aldıklarımı neredeye yerleştireceğim bilmiyorum. Derin dondurucu dediysem buzdolabınınki,  yanlış anlaşılmasın, büyük bişey değil.

Aklımdan geçen boşaltırım, yeniden dizerim, bak yarısı boşmuş derim.

Hahaha.

Yarısını boşalttıktan sonra geriye tıkmaya çalıştım ama neredeyse kapağı kapatamıyordum :D Allahım, nasıl içine sokuşturduysam her şeyi kılı kılına duruyormuş :D Nefes alacak bölmesi yokmuş.

Bezelye bezelye bezelye. Dünyanın sonu gelse sorun yok, ben bezelyelerle hayatta tutacağım bizimkileri. Ki evde bezelye yemeği seven de yok :D Kıymalı mıymalı pişirip bol patatesle kakalıyorum, içinde bezelye de olmasaydı modunda yiyorlar. 

Neyse bezelye bir şekilde sıkışıyor, asıl dolmalık biber kalıntıları yer kaplamakta. Kalıntı nasıl oluyor diye düşünme. Şöyle oluyor. Bir kilo biber al, dolma yap, kalanı buzluğa at kalıntısı. Toplamda bir kilo değildir ama kapladığı yer abuk. 

O arada kolaylık olsun diye yapıp koyduğum köftelere ilişti gözüm. Pek kolaylık olmamış hatırlamadıktan sonra.

Bir de yeşil mercimekler var ki evlere şenlik. Pinçik pinçik haşlayıp atmışım. Ama tabi yemek yapacağım zaman dolapta görmeyip yine haşlamış fazlasını bi sonrakine kolaylık olsun diye atmışım buzluğa.

Ekmeklere sözüm yok, her yer kapanıp da evde mahsur kaldığımızda o köfte yaparım diye buzluğa attığım bayat ekmekler üç gün bizi kurtarmıştı :D 

Gördüğünüz gibi dolapta ete yer yok :D

Gelenleri hemen pişiriim bari. Hahaha. Erkeklerim anında bitirirler pişirsem :D

Evlilik

Biz evlenmeden önce altı yıl birlikteydik Can'la. 

Ay böyle deyince de hep birlikte gibi oldu, yok anacım. Aynı şehirde yaşarken o harp okuluna gidiyordu. Ceza almadığı hafta sonları buluşup hafta içi şehir içinde birbirimize APS mektup yollayıp duruyorduk. Telefon da nanay. Ben evden rahat konuşamam o okulda hiç konuşamıyor. Bir sene böyle geçti. Sonra o İzmir'e uçuş okuluna gitti. Pardon önce bir gün gitti bir daha beni aramadı. Ağlaya ağlaya bi hal olmuştum. Ama ben de onu aramadım, şimdi niye aramadım acaba diyorum ama neyse. Üç ay sonra aradı. İzmir'e gidecekti. Mezun olmuş felan. (Bu arada bana arada serzenişte bulunur mezuniyet balosuna katılmadım diye. Bir gün patladım artık, uleyn sen o ara benimle konuşuyor muydun da katılacaktım?) Buluştuk. Çok özlemişiz birbirimizi. Dedim ayrı şehirlerde bu ilişki sürmez. Senin dikkatini okuluna vermen lâzım. Ayrıldık. Elim bin defa telefona gitti. Vazgeçtim demek için. Yapmadım neyse ki . 

İki sene o İzmir'deydi ben yüksek lisansımı okuyordum. Arada attığı kartlar dışında hiç bir konuşmamız yoktu.

İki sene sonra bir gün İstanbul'a gelmiş, buluştuk.  Konuştuk.Yeniden birlikte olmak istiyordu. Ben de istiyordum. Ona dedim ki sen yokken bir sürü erkek arkadaşım oldu. Ona göre. Elindeki kitapları yere çarptı,  bi dellendi felan. Ben arkamı dönüp yoluma yürümeye başladım. Az sonra peşimden koşup geldi. Sarıldı. Ikinci çıkmaya başlamamız böyle oldu.

O Afyon'da,  Konya'da, Merzifon'da ben İstanbul'da şeklinde dört yıl geçti. Gece otobüse biner sabaha yanımda olur, bir sonraki akşam otobüsle nöbetine dönerdi falan. Ablası İstanbul'daydı neyse ki. Onun yanına gelirdi beni görmek için.

Üç sene sonra dedim ki tamam sen bana evlenme teklif ettiğinde ( Şu ayrı geçen üç ay teranesinden önce bi ara teklif etmişti, sokakta yürürken bi köşeye çekip, ağzında bişeyler geveleyerek. Ben gülerek daha evlenmeyi düşünmüyorum demiştim. )  9 9 99 da evleneceğim demiştim ama yetti gari seneye 9 7 97 de evlenelim. Ben bu cümleyi etmesem ne zaman evlenirdik bilmiyorum. Zira artık onun karar verme özürlü olduğunun gayet farkındayım :D

Bilimum babama söyleme heyecanları, geriye 365 gün sayıştan falan sonra 9797 olmadı ama 7997 de evlendik.

Hadi ilk seneleri atalım dört sene birlikteydik evlendiğimizde.

Hiç canım cicim olmamış sürekli tartışan bir çifttik.

Birbirimize hiç yalan söyleyip kendimizi faklı göstermeye çalışmamıştık.

Neysek oyduk.

Ve fakat dün ona evlenmeden beş gün önce tanışma yıldönümümüzde hediye ettiğim kitabın üzerine yazdığım "Bir gülümseyişte tanıdığım öteki yarıma" sözünü okuyunca kendime çok güldüm. Adam kitabı okumadı bile, tanımış olaydın kitap okumadığını bilir, hediye etmezdin.

Dört sene, milyon mektup, üç dakikada kesilen askeri telefonların başında hattı düşürme uğraşıyla saatlerce konuşma  ,  birikmiş çoklarca telefon kartı sonunda birbirimizi hiç tanımamışız arkadaşlar.

Ne o beni, ne ben onu. 

Dediğim her söz onun algılamasıyla ona ulaşmış,  onunkiler de benim algılamamla. Beni hiç aklımın ucuna gelmeyen şeyler onun kafasında dolanıyormuş, söylemiş de aslında, bilmediğin şeyi duysan da anlamazsın.

Evliliğimizin ilk yılı da ayrı şehirlerde geçti. Benim işim dolayısıyla İstanbul'da kalmam gerekti. Yatağımızın başucunda defterimiz vardı. Oraya yazı yazardık birbirimize. Daha çok o yazardı ben yokken. Ben de evdeyken ona yazardım bol bol. İşte o defteri şimdi okuduğumda yazılanlar birşeyler ifade ediyor.  Onun aklından geçenleri görüyorum, benim saflığımı. Şifre çözücüye evliliğimizin beşinci senesinden sonra ulaşmaya başladım.  Cahilliğimin mutluluğu gitti. Görmediklerimi görmeye, duymadıklarımı duymaya başladım. 

Hiç kolay olmadı.

Geçen gün Ceren mutlu evlilik sırrı soruyordu bana.  Tek sırrım unutmak. Kırgınlıkları, kavgaları, saçmalıkları unuttuğumdan rahatım. Tabi 23 yılda unutulamayanlar,  sızlatan çizikler, ağlatan batmalar da oluyor. Ama üzerinden atlayıp yanından dolaşıyorsun.

Susmayı öğreniyorsun.

Tabi benim gbi birisi tamamıyla susamaz asla da :D Konuşurken karşımdakinin beni anlamasını beklemiyorum. Yıllardır aynı şeylerin kavgası sürüyor. Barışmayı bırakalı çok oldu. Zira aynı konuda fikrimizin asla değişmeyeceği belli. Sadece kavgayı kesiyoruz :D Normal hayatımıza devam ediyoruz. Ne bileyim bir kaç saatlik sessizlikten sonra çay ister misin diyor birimiz.

İdeal evlilik diye bir şey var mı bilmiyorum.  Benimkisi kesinlikle değil. Ama güvendiğim, karşılıklı kahkaha attığım, elele tutuşup dolaştığım, biraz çekilmez olsa da içinde kötülük olmadığını bildiğim, bütün sevdiklerimle anlaşan, evine düşkün bir adamla birlikteyim. Kararsız,dengesiz, gereksiz ayrıntıcı, kıskanç, çifte standartlı abuk subuk halleriyle beni bunaltsa da evde o varken tepemin tasının atma sayısına kahkaha atma sayım baskın geliyor :)

Ve biz evlilik tarihi aldığımızda belediyenin kapısındaki banka çöküp,  birbirimize korkuyla bakıp, neyse olmazsa boşanırız ölüm yok ya ucunda demiş romantik bi çift olarak olmazsa boşanırız canım diyoruz hâlâ birbirimize :D

Meksikalı filmini izlemiş miydiniz bilmiyorum. 

Orada bir soru vardı. Kıza soruyordu onu kaçıran adam. "İki insan birbirini seviyor ama hiç geçinemiyorsa, ne zaman bu sefer kesinlikle bitti derler?"  Kız kuramadığı cümlelerle bir türlü cevaplayamıyordu soruyu. Filmin ilerleyen dakikalarında sürekli kavga ettiği şabalak sevgilisine soruyordu o da aynı soruyu. 


Doğrusu bazen sevdiğimden bile emin olamadığım, yılların birikenlerinin ağırlığını hatırlamasam da hissettiğim, içimi daraltan anlar yok değil. Ama lütfen, 23 senedir her gün yumurta yiyo olsaydım onu sevdiğimi de hatırlamazdım ihtimal :D


Komik bu adam yaaa :)

Haa, bence bir de fiziksel uyum çok önemli arkadaşlar. Siz kilo aldığınızda eşiniz sizden çok almalı ki çıtır görünün yine de :D Bakınız evliliklerinin 24.  Yılının ilk gününde Handan +20 Can + 35 kg. 

Hahaha,  yok yav tabii ki ondan bahsetmiyorum. Elektrik elektrik 😉


15 Eylül 2020 Salı

Kitap Salı

Bu hafta (on beş gün diyelim geçen hafta da yazmamıştım sanırım.)blog arkadaşlarımın kitaplarını okudum. Bakalım kimleri okumuşum.

 
İlk kitabımın yazarı Deep. Deneme yazılarını keyifle okudum. Uçuşan düşüncelerinin peşinde savruldum, gülümsedim,   eski Türk filmlerinden nostaljik eşyalara, aşktan sanata, yüz yıl öncesinden yüz yıl sonrasına bir çok konuyu düşünürken buldum kendimi :) Kalemine sağlık Deep.


İkinci kitabımın yazarı Yıldız. Sibel yani :) Senelerdir Yıldız dediğimden benim için öyle :) İçimi sımsıcak yapan öykülerini bir çırpıda okudum . Birkaçı komik, çoğunlukla duygusal,  içleri bilgilerle zenginleştirilmiş güzel öykülerini çok sevdim.Kitabının gelirini Darüşşafaka Eğitim Kurumlarına bağışlaması da yüreğimi aydınlattı.

Minik bir okumayı da koyayım buraya. 




Sırada yüz yüze görüşmüş olmasak da  çooook uzun zamandır tanıdığım sevgili Bahar'ın kitabı var. Bloğundaki,  insanın tam yüreğine dokunan, ifade edemediği hislerinin kıyısından dolaşıp evet işte böyle bir şey dedirten,  uçuşan düşüncelerin peşinden koşan koşarken yakalayamayacağını bilse de ulaştığı yeni yerleri kendisine katan yazılarını çok severim. Kitaptaki temiz ve duru hikâyelerini de ayrı sevdim.  Eh, seveceğimi de biliyordum zaten :)


Son olarak da içinde benim için çok özel notu ve imzası ile hediye gelen sevgili Müjde'nin kitabı var. Bloğunda keyifle ve heyecanla takip ettiğim hikâyesini yeniden aynı keyifle okuyorum. Bir tek içinde onun çizimlerini aradı gözüm :) 

Bu haftanın salı yüksek oranda gurur ve mutluluk içeriyor. Hepinizin  kalemine sağlık canım arkadaşlarım.  İyi ki bloglarımız var, iyi ki bloglarda yollarımız kesişmiş, biririmizin hayatlarına dokunmuşuz. 


13 Eylül 2020 Pazar

E Ben Hani Bugün Pazara Gitmeyeceğidim?

 Birkaç gündür lenf bezlerim iltihaplandı, ağrısı çok rahatsız ediyor. Evde bulduğum bir antibiyotiği içmeye başladım,  ki normalde kendi kendime geçsin diye beklerim. 

Dün sabah sahile yürüyemedik Metos'la. Baktım çok nane mollayım dinlendireyim azıcık vücudumu dedim.

Bu sabah da erken kalkmamaya karar verdim. Evdeki yemekler daha bitmemiş, domates salatalık var, pazara gitmesem de olur dedim.

Saat dokuzda uyandım. ( Geç kalkmak bende böyle işliyor. Sonra öğleyin uyuyacak yer arıyorum o ayrı:) Çay suyunu koydum. Kendime birşeyler hazırladım. Çayın demlenmesini beklerken evdeki patlıcanla sevgili Havva'nın "Patlamıcam" tarifini yapayım dedim. Nereden dedim bilmiyorum. Sabah sabah ne işim var patlıcanla :) Bu arada Havva'nın bloğunda nefis yemek tarifleri oluyor, görsellerine bayılıyorum. Gidip görün bence. Gerçi şu aralar instagramda daha çok.( https://instagram.com/kedilievintarzi?igshid=6logmn43i9gv) 

Neyse yumuşamış domateslerimi soydum, soğan soydum. O da ne?  Sarımsak yok.

Limonlu sos yapacağım son bir limonum kalmış. Tabi geçen hafta iki posta kısır yapınca bitirmişim limonları. 

Patlıcanı doğradım çekirdekleri kararmış.

O arada dolaptaki kerevizi gördüm. Nefis kereviz sapı salatamdan yapayım dedim. Eee yeşil soğan da yok. 

Ana yemek tamam ama yardımcı oyuncular eksikmiş evde.

Çaya baktım demleniyor. Saate baktım dokuz buçuk olmuş, daha kalabalıklaşmamıştır pazar. Bi koşu alıp geleyim bari dedim.

Gitmişken az domates,  roka ve mantar da aldım. Meyvelere falan bakmadan (rejimimi sabote ediyor meyveler) döndüm.

Hemen kendimi duşa attım.

Kahvaltımı yaptım. Evdeki sessizliğin tadını çıkarttım.

Şimdi artık gidip şu aldıklarımı yıkayayım bari.

Bi patlıcanın bana ettiğine bak :)

Keyifli pazarlar hepinize.



12 Eylül 2020 Cumartesi

Altı Ay Dile Kolay

Oğlanların okulları kapanıp evde yerleşik düzene geçmişiz altı ay önce. Pandemik haller. Yaza biter diye düşünmüştüm, olmadı. Gerçi ne ne kadar oluyor ne kadar olmuyor onu da bildiğimiz yok ya. Rakamlar uydurma, haberler uydurma, ölümler uydurma değil bir tek. Onların da ne kadarı biliniyor belirsiz.

Neler olmuş o zamandan beri? 

Maaşımız yarıya düştü . Fiyatlar ayyuka çıktı. Üç günde bir markete sipariş veriyorum sanırsın mücevher geliyor.  Bir köşede bir paket unum, şekerim ve pirincim duruyor. Ne olur ne olmaz diye . Ne olacaksa artık onlarla.

Altı ayda dört gün tatile gittik . Gittiğimiz otel sevdiklerimizin işlettiği yerdi. Mutfakta becerikli titiz teyzelerimiz vardı. Onlar sayesinde deniz tuzu bulaştı tenime.

Üç kere lahmacun,  iki kere döner, bir kere de çıtır tavuk sipariş ettik. Evde hamburger, tavukburger, patates kızartması, pizza pişip durdu. Hayatımda bu kadar ayçiçek yağı tüketmemişimdir.

Ramazanda daldırıp sıcak pideye saldırıp ölmeyince arada fırından ekmek, simit alır oldum.

Eczaneye bir kaç kere gittim, zaten kapısından içeri girilmiyor.

Gittiğim tek market Koçtaş oldu. Raf yapmak için malzeme alıp döndük hemen.

Dışarıda hiç yemek yemedim.

İki kere mangal yapmaya gittik, biri hobi bahçesinde biri arkadaşlarımızın evinde.

Anneme kurban bayramına kadar hiç girmedim. Bayramdan beri bir kaç defa balkonunda oturdum.

Apartmanın arka bahçesini kullandık on seneden sonra. Orada doğumgünü evlilik yıldönümü falan kutladık.

Metos ile eski güzel filmleri izledik bol bol.

Yapboza vurdum kendimi.

İnternetten pilatese devam ettim. Formdan düşmedim bu sayede.

Sabahın beşinde kalkıp altısında yola çıkıp sahile yürüdük Metos'la. Denize nazır çayımızı içip kalabalıklara karışmadan evimize döndük.

Bilgiç'in ayakkabısı paralanınca babasıyla ayakkabı aldılar.

Market alış verişlerini hâlâ yıkayıp kaldırıyorum. Ama en azından nükleer atık hissiyatından kurtuldum . Bu arada domestos çabucak biter oldu, mutfak bezleri ve bulaşık süngerleri hemen yıpranıp gitti.

Mutfak yüküm öyle arttı ki, evde durmaktan sıkılacak vaktim yok. Ama herkesin evde durmasından bunaldım . 

Altı ayda sofradaki tabakların bulaşık makinasına kaldırılması yolunda büyük ilerlemeler kaydettiğime inanıyorum. Hâlâ bardaklar unutuluyor ama olsun.

Can üç kere ev süpürüp çok yoruldu. Süpürürken yerdeki terliklerin bile etrafından dolaşıp bütün kılların tozların köşelerde olduğu gibi durmasına söylendiğim için nankör olan bendim tabi.

Mahallenin sokaklarında hiç gezmediğim kadar yürüdüm. Anneme erzak taşırken değişik yollara sapıp hayatımı renklendirdim.

Üç gece birlikte oyun oynadık, bir gece konser bir gece baleye gittik (salonumuzda :) Canlı yayınları hiç izlemedim, internetten bir yerleri gezmeyi hiç sevmedim 

Bookstagram hesabı açtım.  İki aydır beni en çok oyalayan o oldu. Kitap fotoğrafları ile uğraşıp fotoğraf çekme güdümü de giderdim. Bol filtrelerle sevdiğim tarz görüntüler elde ettiğimi keşfettim. 

Bir kaç kere balkonda misafir ağırladık. Salonun iki balkon kapısı açıldığında içeride rüzgârdan durulmadığı için havadarlıkta arka bahçeden daha iyi olduğunu fark ettik . Tabi kalabalıkta arka bahçe daha iyi :)

Haa bir de saçlarımı boyatmayı bıraktım. İşin garibi alıştım da beyaz halime :)

İşte böyle geçti altı ay. Evin içinde sıkılmadım ama şu an yalnız kalmaya çok ihtiyacım var. Tek başıma kalsam da sıkılsam biraz.