Sanırım en zorlandığımız şey bu.
Hayat bir gündür o da bugündür falan gibi sözleri ayıla bayıla okuyoruz ama bugünü yaşamaya gelince ne kadar başarabiliyoruz?
Biraz önce kendimi, yatak odasına girip kapımı kapatmak suretiyle aile bireylerinden izole ettiğimde elimde Yalnızca Yavaşladığınızda Göreceğiniz Şeyler kitabı vardı.
Yaş ilerleyip okunulan kitaplar arttıkça ilk okuduklarımızın muazzam etkisine sahip olamayabiliyor sonradan gelenler. Meselâ Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak kitabını okuyarak tanışmıştım kişisel gelişim kitaplarıyla. Harika bir kitaptır. Ondan çok etkilenmişimdir. Sonradan okuduklarımın çoğu onun gölgesinde kalsa da zaman zaman kendimi mutsuz ve kaybolmuş hissedersem başka başka kitaplara da şans tanıyorum. Bu kitaplar, eğer güzel anlatımları varsa, bana yeni bir şey öğretmeseler bile hatırlatıp yeniden düşündürüp tekrar irdelememi sağlayabiliyorlar.
Elimdeki kitap, cümleleriyle olduğu kadar kapağıyla ve içindeki resimlerle de güzeldi. İsmine vurulmuştum zaten.
Yatağıma gömülürken, kendime ait bir odam olduğu için şükrederken buldum kendimi. Yaşım ilerledikçe olan bir şey daha, sürekli şükrediyorum. Geçen Can bile irdeledi, sen eskiden de öyle durup dururken çok şükür der miydin diye sordu bana. Demezdim ihtimal. O zamanlar "Lay lom laylooom" diye dolanırdım ortalıklarda :D
Kitabı yavaşça okumaya başladım. Sonra şu sayfaya rastladım.
Kitabı kapattım. Odama baktım. Pencereden dışarıdaki ağaca. Aralık camdan gelen kuş seslerini dinledim. Şifonyerin üzerindeki küçük heykele, ferforje mumluk üzerindeki pembe muma.
Bir dakika falan sürdü ihtimal. Ama yaşadığım bir dakikaydı o.
Uyuklamakla kalkıp akşam yemeğini ayarlamak arasındaki çizgide gidip gelirken, bir anda yataktan kalktım. Zira enerjisizliğim sıkıntı duymamdandı. Kitap okurken uykum gelmediğine göre aslında kalkıp yemek de hazırlayabilirdim. Bir dakikalık durma sanki yeniledi beni.
Makarna suyu koydum ocağa. Odaya geri dönüp yatağımı yaptım. Ama hızla değil. Aklım başka yerde olarak değil. Sadece yatağımı düşünerek yaptım. Yatak örtümü gülümseyerek serdiğimi fark ettim sonra. Zira seviyorum o örtüyü çok. Özenle düzelttim üzerini.
Etraftaki dağınıklıkları toparladım. Şurada bir atlet, burada bi tişört.
İşte benim felsefem de buraya kadar arkadaşlar, ben oradan yazlıkları çıkartıp kışlıkları kaldırma işine nereden geçtim o kısım muamma :D
Ve fakat onu bile keyifle yaptım. Üstelik o ara içine sığdığım bir pantolonumu keşfettim. Pembe pembe, yazın giyerim :)
Tamam, dağıldık biraz, günü yaşama konusuna dönersek.
Belki de günü yaşamak sıradan şeylere dönüp bakmak, bakıp görmektir. Önünden geçerken saksıdaki çiçeğin açtığını fark etmek, çocukların odasında yerdeki çoraba söylenmek yerine yerdeki çoraplı çocuk odasının leş kokusunu bile özleyebileceğini düşünerek gülümsemektir. Belki de günü yaşamak sadece durup bakmaktır bazen. Belki de tatilde olmanın keyiflerinden biri de budur, sadece durup bakmaya kendimize izin verdiğimiz ender yerlerdendir tatiller. Belki de balkonumda güneşe oturup, gözlerimi kapatarak kuş seslerini dinlemek aynı etkiyi yaratabilir kendimi diğer bütün anlardan soyutlarsam.
Şimdi sen de bu yazıyı okuman bitince telefonunu kapat, kafanı kaldır ve etrafına bak. İki dakika. Sadece bak. Bakarken başka birşeyler düşünmeden, odanın içinde olarak, tatile gitmişsin de otel odasına ilk girdiğinde inceliyormuşsun gibi. Sonra bana gördüğünü ve hissettiğini yaz.
Not : Etrafa bakarken müzik dinleyebilecek bir ortamdaysan fotoğrafa tıkla, harika bir şarkı eşlik etsin sana. İki dakikayı dört dakika yapmakta sakınca yok bence :)