10 Ocak 2018 Çarşamba

Hangi Mevsimdeydik?


Hadi siklamen soğuk hava bitkisi onu anladım.


Karanfil de dayanıklı, açmıştır diyelim.


Çimenlere yayılan papatyalara ne demeli?



Bahar dalı bile şaşırmış.


O da haklı mevsim bahar gibi.


Fazla varsa bir fincan kış alabilir miyiz :)

İMDB Top 250 Maratonu

İzlediğim son iki filmden de kısaca bahsettikten sonra maraton sonucumu yazayım.

İlk film daha sinemadayken merak edip apple tv ye gelir gelmez satın aldığım halde iki senedir izlemediğim Room filmi.


Annesiyle bir odada hapis hayatı yaşayan bir oğlan çocuğunun gözünden dünyaya bakıyoruz. Beş yaşında ve o oda bütün hayatını geçirdiği yer. Öyle ki dünyayı televizyonda olan hayali bir yer zannediyor.

Hem duygusallık hem gerilimi yaşadığımız bu film oldukça düşündürücü. Oyuncular çok güzel rol yapıyor ki, zaten anne rolündeki Brie Larson oscar almış.

Filmden bir alıntıyı yazmak istiyorum.

There's so much of "place" in the world. There's less time because the time has to be spread extra thin over all the places, like butter. so all the persons say "Hurry up! Let's get going! Pick up the pace! Finish up now!". (Dünyada çok fazla alan var. Bütün bu alana dağılıp ekstra inceldiğinden - yağ gibi- daha az zaman var. Dolayısıyla herkes "Çabuk ol" "Hadi gidelim" "Hızlan" "Hemen bitir" diyor.)

İzlemediyseniz tavsiye ederim bu filmi. Ama özellikle ilk yarısının rahatsız edici ve gerilimli olduğunu söylemeden geçmeyeyim. 

İkinci film çocuklarla izlediğimiz anime filmi oldu. Onlar çok beğendi ama ben o kadar da içinde kaybolamadım.  Prenses Mononoke. 



Fantastik bir filmdi. Gözünü hırs bürümüş insanlar doğayı hunharca kendi amaçları için harcarken insanların köyünün yanındaki kutsal ormanda yaşayan tanrıların onlara karşı savaşları. Filmin en sevdiğim yanı insanlara saf kötü diyemezken tanrıların da saf iyi olmamaları. 

Sürekli kapanan tabletle boğuşup iki saatlik filmi üç saatte ancak bitirmenin verdiği negatif etkiyle film beni biraz sıksa da düşündürücü ve güzel bir konuya parmak basmıştı. 

Eveet gelelim maraton sonucuna. Beni bu maratonda filmleri internetten arama kısmı yordu. Çünkü hemen hemen hiç film izlemem internetten. Ve fark ettim ki bu yüksek puanlı filmler ne appletv de ne de netflixte bulunmuyor. Dvd leri bile yok pek. 

Zaten gezdim tozdum kitap okudum misafir ağırladım derken tv karşısına pek geçmediğimden performansım düşük oldu. 


1. Kategori (10 puan): Anime ya da animasyon türünde bir film.

Bunu oğluşlara sorup karar vereceğim.



2. Kategori (10 puan): Siyah beyaz filmlerden bir film



3. Kategori (10 puan): Sessiz filmlerden bir film






7. Kategori  (10 puan): Çok sevdiğiniz ve tekrar izlerim dediğiniz bir film.


10. Kategori (Her film 10 puan 4 film izlenirse toplamda 60 puan): 8 farklı türden 4’ünü seçip o türde bir film izlenecek.
 Bilim-kurgu, gerilim, dram, biyografi, romantik, aksiyon(polisiye), fantastik, komedi

 Romantik
Komedi



13. Kategori (Her film 5 puan 10 film izlenirse toplamda 60 puan): Canınızın istediği 10 film. 



Sonuçta sekiz film izlemişim 80 puan kazanmışım. Eh hiç yoktan iyidir :) 

Bu maratonun da sonuna geldik, yeni filmlerde görüşmek üzere :) 

9 Ocak 2018 Salı

İyi ki Doğdun Canım Annem


Sağlıklı, huzurlu, mutlu daha nice yıllara.

İyi ki benim annemsin :)

Seni çoooook seviyorum.


8 Ocak 2018 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Bu haftanın nostaljik pazartesi yazısı hemen hemen dört sene öncesinden. Yazının aslı ise daha da önceden. Belki siz de çocuklarınızla yaparsınız diye yeniden yayımlıyorum :)

 Nisan 2014 Perşembe

Soru-Cevap

Çocuklara mektup yazdığım bir defterimi buldum. Onlara bazı kelimelerin anlamını sormuş cevaplarını yazmıştım. Değişik yaşlarda aldığım cevaplar çocukların büyümesini nasıl da göz önüne sermiş. Herkese tavsiye ediyorum. Dün çocuklarla okuduk, çok eğlendik:-) Kelimeleri istediğiniz gibi seçebilirsiniz. İşte bizimkilerden bazıları:


Soru:  Sevgi nedir?

Dört yaşındaki Metehan:  Birisini seviyorum demektir, ne olacak.
Beş yaşındaki Metehan: İnsanı seven kişi
Beş yaşındaki Bilgehan: Seni çok seviyorum
Dokuz yaşındaki Bilgehân: Birini güzel bir şekilde düşünmek.

Soru:  Alfabe

Dört yaşındaki Metehan: Bilmiyorum, göstermiş miydin?
Beş yaşındaki Metehan: Bizim konuştuğumuz dil.
Beş yaşındaki Bilgehan: Bilmiyorum
Dokuz yaşındaki Bilgehan: A dan başlayıp Z de biten harflerin tümü.

Soru: Doğumgünü

Dört yaşındaki Metehan: Sevgi demektir. Çünkü herkes bana hediye getirir. Pasta getirdiklerinde iyi ki doğdun diyorlar.
Beş yaşındaki Metehan: İnsanın bir ya da iki filan yaşına girdiği gün.
Beş yaşındaki Bilgehan: Yaş değişmesi
Dokuz yaşındaki Bilgehan: Doğumun yıl dönümü

Soru:  Anne

Dört yaşındaki Metehan:  Herkesi çok sevem şeydir. Sen de benim annemsin.
Beş yaşındaki Metehan: Çocuğu doğuran kişidir.
Beş yaşındaki Bilgehan: Anne demektir
Dokuz yaşındaki Bilgehan: Beni doğuran kişi

Soru:  Baba

Dört yaşındaki Metehan:  Herkesi seven. Sabah yemekten sonra küçük asker oynamama izin veren kişidir.
Beş yaşındaki Metehan: Bilgisayarda internet yapan kişidir.
Beş yaşındaki Bilgehan: Evlerdeki en büyüktür
Dokuz yaşındaki Bilgehan: Annenin eşi

Soru:  Dayı

Dört yaşındaki Metehan:  Her zaman çocuklar istediginde işine götüren kişidir.
Beş yaşındaki Metehan: Annenin kardeşidir.
Beş yaşındaki Bilgehan: Dayıdır
Dokuz yaşındaki Bilgehan: Annenin erkek kardeşi

Soru:  Hala

Dört yaşındaki Metehan:  Küçük abiyle büyük abinin annesidir.
Beş yaşındaki Metehan: Babanın ablasıdır
Beş yaşındaki Bilgehan: Haladır
Dokuz yaşındaki Bilgehan: Babanın kız kardeşi

Soru:  Anneanne

Dört yaşındaki Metehan:  Herkesi çok seven. Annelerin annesidir.
Beş yaşındaki Metehan: Annelerin annesi demektir.
Beş yaşındaki Bilgehan: Annenin annesi
Dokuz yaşındaki Bilgehan: Annenin annesi

Soru:  Ölüm

Dört yaşındaki Metehan:  Ölmek diye birşeydir işte, bilmem.
Beş yaşındaki Metehan: Ölümü bilmiyorum. Ölüm insanın hiç yaşamaması demek
Beş yaşındaki Bilgehan: Adam ölmesi. Ölme. Ben bilmem
Dokuz yaşındaki Bilgehan: Hayata elveda demek

7 Ocak 2018 Pazar

İlk Hafta Özeti

Yeni yılın ilk haftasının ilk günü tembellik yaptım.

İkinci günü de evimi toparlayıp ütü yaptım.

Çarşamba sabahı İngiltere'ye dönecek olan arkadaşımızı ziyarete gittik bir başka arkadaşımla.

Öğleden sonra Yalova'daki komşum geldi. Onunla hasret giderdik.

Perşembe günü onu Sultanahmet'e götürdüm. Yıllar öncesinden verdiğim Eminönü'nde balık ekmek sözümü yerine getirdim. Ben de hayatımda ilk defa yedim :)

Cuma günü yine onlarla gezdik, Moda'ya çıktık, akşama yolcu ettim.

Cumartesi kışlık alış veriş yapmaya çıktık. Kar montuydu pantolonuydu falan.

Eve dönüşte bir saat balkon yıkadım. Biz evde yokken balkonumuzda bir kuşu yemişler. İnanılır gibi değildi bütün balkon tüy dolmuştu. Kemikleri söylemeyeyim :(

Bugün de sabahın sekizinde yollarda bulduk Can'la kendimizi. Kahvaltı, üzerine de fotoğraf turu.

Öğleden sonra tuş olmuş şekilde yattım.

Evim savaş alanı gibi. Yarın onunla ilgilenmem lâzım.

Bir sayfa kitap okumadım. Yapboz olduğu gibi duruyor. Ütü yapılacak.

Çocukları çağırayım da film izleyelim bare :D


Son olarak da fotoğrafa gel fotoğrafa :) Ne romantikiz ;)

Modern Zamanlar (İMDB Top 250 Maratonu)ii


Charlie Chaplin'in  son sessiz filmiymiş bu film. Üstelik sesli filmler başlayalı on sene olmuşken yine de bunu sessiz çevirmiş.

Gerçi tam sessiz de sayılmaz. Ses efektleri var. Hem de filmin son kısmında, sessiz filme bir veda niteliğinde şarkı söylediği kısım bulunuyor. Şarkısının sözleri uyduruk, anlaşılacak gibi değil ama hareketleri ve yaptığı pandomimle anlamlandırıyor :)

İlk kısmındaki fabrika sahnesi çok güzel. Bir montaj hattında vida sıkıştırdığı işinde sürekli arttırılan tempoya ayak uydurabilmek için koşturması, durup nefes alacak vaktinin olmaması şimdiki halimizi hatırlattı bana.

Film farklı dört bölümden oluşmuş gibiydi. Her zamanki gibi komedi öğeleri bana pek komik gelmediyse de görselliği ve içindeki dramı çok sevdim. Bir masal gibi seyrettim.

3 Ocak 2018 Çarşamba

Ortaya Karışık

Can tatil plânları yaparken nasıl daraldıysam artık,  haftasonuna az kaldı, hazırlanmak da lâzım, ufff moduna girmişim. Derken dışarı çıkıp yürüyüş yaptım. Oksijen iyi geliyor oksijen. Bir an beynim açıldı, e bu haftasonu değil ki o diyerek uyandım. Oh, daha var tatile :)

Bu kar tatilleri nedense geriyor beni. Gidince de yerimde durmuyorum ama gidene kadar vir üşengeçlik bir isteksizlik..

Bugün çok doluyum. Sabah yarın İngiltere'ye dönecek olan arkadaşıma uğrayacağım. Öğleden sonra Yalova'dan komşum gelecek, özlem gidereceğiz :)

Kalkıp bulaşık makinasını boşaltmalıyım. Çamaşırları toplamalıyım. Daha da dün ütü yapmıştım ammaaa.

Dün gece ne şimşek çaktı. Uzun sürmedi neyse ki ama uykudan uyandırdı.

Bu sene henüz elime kitap almadım. İki film izledim. Yapbozum da çok yavaş ilerliyor, henüz çerçevesini bitirdim.

Ha babam yemek yiyorum,  verdiğim bütün kiloları aldım sanırım.

Bilgiç iki kilo vermiş. Ona tatlı yemediği her gün için ödül parası koyunca çılgınca yediği bisküvi ve çikolataları bıraktı. Anlayın artık ne kadar yediğini. Yirmi beş kilo daha verirse iddiaya girdik nintendo bişi alacağım ona. Rahat rahat iddiaya girmiştim ama şu an hafiften tırsmış durumdayım :)

Gidip bot falan almamız lâzım. Botumun tabanı erimişti geçen sene. Bir tanecik topuklu ayakkabımın da tabanı kırılmış. Toplamda beş kere giymemişimdir. Alış verişe gitmeli.

Kalkıp Can'a kahvaltı hazırlamalıyım artık.

Hepinize günaydın :)




1 Ocak 2018 Pazartesi

Her Sene Postacı Daha Çok Güzellik Taşıyor Bana Sanki :)

Dayanamayıp bir hediyeleşme etkinliğine katılmış buluyorum kendimi her aralık ayında :)

Bu sene sevgili Zoitsa düzenlemişti, ona katıldım. Hediyelerimi geçen hafta göndermiştim. Benimkiler de yılbaşı üzeri elime geçti. Sevgili Gonca bu şirin mi şirin fincan takımı, ilginç olduğunu düşündüğüm bir kitap ve kendi yaptığı çantayı göndermiş. Teşekkürler tekrardan.





Postacımın işi bununla da bitmedi :)


Müjde'nin bu nefis çizimine bayıldım. Hem yazar hem çizer, sanatçı arkadaşım benim.


Nesrin her sene pullu zarfıyla kartımı mutlaka gönderir. Karta ayrı pula ayrı mutlu oluyorum :).


Ve Ebru, blogdaki en eski arkadaşlarımdan. Her zaman arar sorar, hiç görmemiş olsam da en vefalı arkadaşlarımdandır. Blog yazılarını özlüyorum,  bir de eskisi gibi yazsaydı, ne güzel olacaktı :)

İşte yılın son günlerinde yüzüme gülümseme yerleştiren güzelliklerim. Blog alemini sevmeyeyim de ne yapayım ben şimdi, söyleyin bakalım :)

Nostaljik Pazartesi

Dört sene öncesinden bir yıl sonu dökümü ile başlayalım yeni yıla :)

Hepinize günaydın. Ruhunuza iyi gelecek şeyleri yaptığınız, sağlıklı, enerjik, huzurlu ve mutlu bir yıla açılsın sabahınız :)

Ben Bu Sene

Gün doğumları izledim. Daha da çok gün batımları izledim. Mutfağımın penceresinden ne zaman bir kızıllık görsem tadını çıkarttım durup.

Çocuklarıma bol bol sarıldım, öptüm, onlarla sohbet ettim. Kızıp bağırmadım mı hiç, oooo hem de ne çok, ama sevdiğimi de söyledim bol bol, yaptıkları güzel şeyleri takdir de ettim. Seslerini dinleyip mutlu oldum, gece uyurken izledim.

Ağaçları, kuşları, bulutları seyrettim bol bol. Sanki bir tablo seyredermiş gibi dolaştım hayatın içinde.

Her nefeste şükrettim bize verilmiş bütün güzelliklere.

Sevdiklerime zaman ayırdım. Misafir ağırladım çokça, ben gittim yanlarına. Bayramdı, tatildi, doğumgünüydu, her türlü fırsatı kullandım :-)

Evimin keyfini sürdüm. Koltuğa uzanıp kitabımı okudum, balkona çıktım, herkesi işe, okula yolcu edip sessizliğin tadını çıkarttım.

Güzel şeyler düşündüm. Beynim fazla mesai yapıp negatife kaydığında, mutlu edecek plânlara daldım, yollara attım kendimi ya da. Veya puzzle yaydım masanın üzerine .

Her bir bahaneyle kutlama yaptım. Kitap gecesinden cadılar bayramına, doğumgünü hazırlıklarından yılbaşına , her fırsatta ailece küçük eğlenceler düzenledim. Birlikte birşeyler yapmanın tadını çıkarttım.

Beni gülümseten ne varsa fotoğrafını çektim.

Yepyeni yerler gördüm, uzun zamandır gitmediklerime gittim. Yollar sadece aracı olmadı , onlar da maceraydı başlı başına.

Hayat hızla akarken cebime doldurdum aralardan güzel anları.

Kâh Can'la balkonda çay içmek, kâh annemle Kadıköy'de birşeyler yemek, kâh bir akşam çalan kapıda Kürşad'la  Aynur'u görmek, kâh telefondan sevdik bir ses işitmek. Çok sıradan görünen, varlıklarına çoğunlukla dikkat edilmeyen ama asıl mutluluk kaynağı olan nice zaman dilimlerini biriktirdim.

Derin derin nefes aldım, omuzlarımı dikleştirdim, aynadan kendime gülümsedim.

Başka ne ister ki bir insan hayattan?