13 Eylül 2022 Salı

Kitap Salı

Ya ben bir sürü kitabı yazmayı unutmuşum. Sabahın köründe kalkıp ne yeniden uyuyabildiğim ama ne de uyanabildiğim şu saatlerde onlardan bahsedeyim, açılırım belki.




Nisan ayında okumuşum Kargalar Meclisi'ni. Biraz maceralara dalayım demiştim başka kitap okuyamayınca. İyiydi hoştu da her durumdan bir şekilde sıyrılmayı başaran kahramanlarımızın kitabın sonunda fıytırık bir şekilde sona ulaşamayıp konunun devam etmesini sevmemiştim yanlış hatırlamıyorsam. Yine de çıtır çerez, keyifli bir kitaptı.



💣İnsanoğlu ihtiyaç duyana kadar Tanrılarla alay eder,  Kaz.

💣"Tanrılar neden hep yüksek yerlerde kendilerine dua edilmesini isterler?"  diye mırıldandı. 
"Bu ihtişam peşindeki insanların işi," dedi İnej "Azizler duaları nereden olsa duyarlar?
"Ve ruh durumuna göre mi cevap verirler?" 
"Senin istediklerinle dünyanın ihtiyacı olan şeyler her zaman uyum içinde olmaz, Kaz. Dua etmek ve dilekte bulunmak aynı şey değildir."

💣"Peki dolandırılması en zor hedef kim? " diye sordu Nina. 
" En çetin hedef, dürüst olanlardır"


Herkes Herkesle Dostmuş Gibi 'nin kişiden kişiye atlayan kurgusu bana Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi ' ni anımsattı. Ayfer Tunç ' un kitabının ismi bile bu kitaptan uzun sürüyor olabilir : D 

Barış Bıçakçı kitaplarını bir bütün halinde değil de içindeki cümlelerde seviyorum daha çok, bu kitapta o kadar çok vurucu cümleyi de görmemişim. Elime aldım, okudum, bitti. Güzeldi. Belki de ben havamda değildim  ya da ana fikri kaçırdım, bilemiyorum. Tekrar okuyacağım sanırım .


Geçmişin büyüsü nereden geliyor?  Uçup gitti diye mi? Artık elinde değil diye mi? 


Ateş Canına Yapışsın insanı düşündüren , hatta ne düşüneceğini şaşırtan bir kitap. Bir okuma grubuyla birlikte okusam da karşılıklı fikir alış verişinde bulunsam dedim okurken.

Şeytanın cennetten kovulma hikâyesi. 


🔥İtiraz içte ise eğer, asıl saygısızlık onu dışa vurmak değil, içte tutmaya devam edip onu susturmaktır. 

🔥Sabır, herhangi bir işe veya oluşa,  sonu iyi olsun diye girişmek, göğüs germek, tahammül etmek veya rıza göstermek değildir... Sabır, ilahi tasarımda hiçbir işin veya oluşun kötüye varamayacağını bilmek,  idrak etmek ve bu idrak ile gülümsemek, mutlu, huzurlu olmaktır.

🔥Esasen,  kendisi haram olan bir şeyi düşünmek de haram olduğundan, düşünmemeye çalışıyor, fakat düşünmemeye çalıştıkça doğal olarak neyi düşünmemeye çalıştığını da düşünmemeye çalıştığı için,  elinde olmadan daha çok düşünüyordu.

🔥Belki de bilmek, söylenegelen, zaten bilinegelen şeyleri misal; müfredatı yalayıp yutmaktan başka bir şeydi. Bilmek ; gözün açılması, sonsuzluğun ötesindeki perdelerin kalkması ve dolayısıyla sorunların çoğalması ve dolayısıyla da acıların artması gibi bir şeydi belki. Bilmek ; açmazın,  bir başka deyişle hiçbir halt bilemediğini idrak etmenin ta kendisiydi belki. Belki bilmek ; ne kadar çok bilirsen o kadar çok soracağın için,  aynı zamanda bildikçe bilmediğini fark ettiren bir dolaysız, direkt, doğrudan, cepheden çullanan bir acıydı.


Raz. Hakkında ne düşündüğümü çok bilemediğim kitap. Bir yandan güzel, bir yandan da ağaçların kendi aralarındaki sohbeti ile geçmesi çok da hoşuma gitmedi. Ne bileyim, sanki sırf mesaj kaygısı ile yazılmış da çocuk kitaplarında konuşan ağaçlar, çiçekler, böcekler gibi bir şey önüme koyulmuş hissiyatı beni rahatsız etti sanırım. Yoksa , dedikleri güzeldi ve okunası bir kitap. 


🌳Ama hakikat bu. Olduğu gibi anlatılmazdı ki.  Hakikat özünde basitti ama öğrenmenin yolu her zaman çarpıktı. Hiçbir gerçeklik kendini kolay ifşa etmezdi. Ona ulaşmak başlı başına bir çaba gerektirirdi.

🌳Biliyordu ki şefkat kötü düşünceleri eritebilen tek ilaçtı.

🌳Kuvvetli ol,   kimin yapmak istediği bir şey olursa cesur olmalıdır. Hem unutma, başaramazsan dahi sen yine de yapmış olursun. 

🌳Sen onların yüreklerinde küçük bir yer açtın fakat büyük işler için ilk hareket hep küçük bir adımdır. Bunun adı fark etmektir. Bu yerin açıldığını fark etmeleri yürek acısıyla olacak, unutma.  Çünkü acıyı fark eden herkes değişir. 

🌳Amiti biliyordu ki dünyaya yarım yürekler olarak gelirdik ve yaşama amacımız onları tamamlamaktan ibaret olurdu.

🌳Bir müddet kimseden ses çıkmadı. Hikâyeler de tam olarak bunu yapmaz mı?  Yüreğe yaklaştıkça gereksiz tüm sesler çekiliverir.

🌳Yol bu değil midir?  Tamamını bilirsek onu yürüyüp keşfetmenin anlamı kalır mı? 


Sincap. İsmail Güzelsoy'dan okuduğum ikinci kitap, diğeri ( Çıt Yok) gibi bunu da çok sevdim. Hem de çook. Yazarın diğer bütün kitaplarını alıp okuyacağım.


🐿️Kadın olmak önce kendini doğurabilmek demek galiba.

🐿️Nazif Usta'ya göre acıya verilen her tepki onu kalıcı kılardı.

🐿️Ah hafıza, dünyanın en ağır yüküsün sen. Kaybettiklerimizi hatırlayabilmemiz en güzel lanetimizdir.

🐿️Biz anlamaktan korktuğumuz için anlaşamıyoruz aslında.

🐿️Bir yanığı iyi edemez insan ama ona üfleyebilir.

🐿️Gökten ateşler yağarken bile demli çayını yudumlayacak birileri olacaktır illa ki.

🐿️Vatan dediğin orada yaşayan insanlardır eşek kafalı, insana ihanet eden birinin vatan sevgisi diye bir dalgası kalmaz. 

🐿️Tanrı bizi yaratırken bir gün ona kendi sırrını fııldamamızı arzuluyordu. 

🐿️Neyi hatırlamamız gerektiğini biz bile unuttuk.

🐿️Bana sorarsan cennetle cehennem aynı yerdir. Birinde maddi ihtiyaçlarınla boğuşursun,  birinde ruhunun açlığını doyurmaya çabalarsın.


Elime almamla bırakamadan biten bir kitap Kapı. Daha önce de Iza'nın Şarkısı'nı okumuştum aynı yazardan. Onu da çok sevmiştim. İnsanların iç dünyasına girmemizi çok güzel sağlıyor. Hafiften yürek sızlatıyor.


🚪Neander Vadisi'nin tarih öncesi insanı da, eminim,  ağlamayı ilk olarak,  tek başına alt edip sürükleyerek evine getirdiği hörgüçlü yaban öküzünün başında,  verdiği mücadelenin öyküsünü paylaşabileceği, ganimetini ve aldığı yaraları gösterebileceği birini bulamadığında öğrenmiştir.
🚪Kendisine yardım edilemeyen birinin yardıma ihtiyacı yok demektir. 


Sevgili, Parıldayan Çiçek bloğunun sahibesi Zehra'nın bana gönderdiği bir kitaptı. Yılmaz Güney ve Fatoş Güney'in aşk hikâyesini anlatırken o dönemi ve sanatçının hayatını gözlemliyoruz. Ben sanırım hiç Yılmaz Güney filmi izlememişim . Kitabı okurken merak ettim kimisini.



Son kitabımız da Yaşamın Kıyısından Hatıralar. Kitabın arkasındaki açıklamada yer alan Berna son on beş sayfada falan varken neden oraya yazma gereği hissetmişler bilmiyorum. Bana göre Sylvie ve biraz da Aram'ın hikâyesi. Başladığınız zaman akıp gidiyor hikâye. İçinde azınlıklar, savaşlar, kadın erkek ilişkileri, İstanbul, Paris, annelik, babalık, çok şey var. 

🧭Tanrı bizi kesin yargılardan korusun, sabit fikirlerden korusun. Onlar ki en tehlikeli düşünceler, zihnimize ekili ısırgan otları... Ne başka çiçeklere yer bırakır ne de onların büyümesine müsade eder .

🧭Mutluluk kaçıp giden bülbül gibi. Ötüşünü yakaladın mı şanslısın. 

Eveet. Sabahın ilk saatlerinde yazmaya başladığım kitapları akşama doğru bitirmeyi başardım. Kitapların arka kapaklarında konuları olduğundan pek ayrıntılı yazmadım ama en azından bir fikir vermişimdir diye düşünüyorum.

Şimdi mutfağa gidip yemek pişireyim artık .

Bakalım gelecek haftaya kadar şu anda okuduğum Sözlerin Ağırlığı 'nı bitirebilecek miyim. Çok güzel gidiyor.

Hepinize keyifli okumalar.

Bizim Can'ın Fikir Değiştirme Hızı Diyeceğim Ama Ortafa Bir Fikir Oluşmadan Değişiyor Artık : D

Bir el arabası almayı düşünüyor musun, gelen şeyleri onunla taşırdık dedim. Yok canım ne el arabası alacağım diye cevapladı. On beş saniye ( Vallahi yirmi saniye sürmrdi ) sonra katlanır bir el arabası görmüş ondan bahsediyor. E hani almayı düşünmüyorduk ? Bana bu cümleyi söylerken ne ara açıp da baktın el arabalarına be mübarek : D

9 Eylül 2022 Cuma

Aaaa Yoksa Siz Sifonu Çekince Suyu Girdap Yaptırmayanlardan mısınız ?

Alış verişe gittik. 

Dördüncü yapı markete gidişimiz. Hemen her şeyi güya seçmiştik. Yine de beş saat sürdü alış veriş.

Önce parkelere yaklaştık. Daha dün gitmiştik aynı markete. Ve hepsini seçmiştik. Niye almadığımızı bilmeden eve dönmüştük. Bugün almaya gittik.

Hepsi seçili, isimleri yazılı, parkesi, süpürgeliği, kapı önü , altına sereceğimiz yalıtım malzemesi. Yine de kapı önüne koyacağımız parçayı uzun uzun inceleyip, alıp parkenin üzerine koyup, bu arada fayansları hayal edip, onunla da uyup uymadığına bakıp, sonunda seçtiğimizden farklı bir tanesini aldık.

Çabuk oldu sayılır,sadece yarım saat falan oyalanmışızdır sanırım.

Oradan fayansa geçtik. Bunu da dün seçmiştik ama yine tüm fayanslara bakıp, daha önce sorduğumuz soruları sorup, düşündükten sonra seçtiğimizi aldık.

Mutfak tezgâhı ile dolap arasına bi aksiyon yapıp canlı şey seçmiştim ama tabi biz gidip gelip dururken o bitmiş. Neyse başkasını beğenmemiz Allah'tan uzun sürmedi. Ocağın solundaki duvara bundan koysak mı koymasak mı diye hesaplamakla geçti biraz zamanımız. Sonra zaten bir paketin yetmediğini ama iki paketin de fazla geldiğini görünce hesaplamamıza gerek kalmadı.

Banyo dolabını başka yerden beğenmiştik ama madem şuradan benzerini bulamaz mıyız dedi Can. En azından sevdiğimiz modelin fotoğrafı vardı. Ona bakıp bir dolabın altı ile diğerinin üzerini birleştirebileceğimizi söylediler. İyi dedik. Bu da yarım saat falan sürmüştür.

Bu arada tam alış verişe çıkmadan, evini tutmuş, kaporasını vermiş kiracının fikrini değiştirdiğini öğrendiğimizden. Yine ne zaman çıkacakları muallakta kaldı. Teslim tarihi belirlememiz de tam bir muamma oldu. Evin yöneticisi de cins bir adammış, aldıklarımızı bodruma koymamıza bıdı bıdı edecek gibi, bir de onunla uğraşacağız. Onu geçtim taşıma da iki işe çıkıyor. Bir aşağı bir yukarı. Neyse, belki bi mucize olur da beş ayda bir ev ancak bulan adam beş günde bulup çıkar. Olur di mi ? 

Nasıl teslim ediliyor, eve taşısınlar mı, arabadan indirip gitsinler mi , biz taşır mıyız soruları ile boğuşup banyo bataryasına geçtik.

Altına leğen felan koyabileyim ama su da çok sıçramasın hemi de sağa sola dönsün ve yumuşak hatları olsun filan derken neyse , çok şükür onu da seçtik. 

Mutfak bataryasına geçtik.

Hortumla uzasın, altına tepsi girsin , hem normal sprey gibi aksın, kaliteli olsun, sağa sola dönsün. Daha önce gördüğümüz iki tipe yine baktık. Birinin garantisi daha uzundu, onu seçtik.

Klozete geldiğimizde işler biraz sarpa sardı. Şimdi kanalsız modeller varmış. Can suyun girdap yaparak döndüğü ( kuzey yarım kürede ne tarafa dönüyodu bu ? ) klozeti istiyordu. Geçen baktığımızda göstermişlerdi. Bugün gösterebilen yok. Millet klozet alırken kaidesi sığıyor mu, ne bileyim fiyatı keseye uygun mu felan diye bakar bizim yutubdan sifon videosu izleyerek hangisini alacağımızı seçmeye çalıştığımızı duyan Metehan'ın arkadaşları kahkaha atmışlar. Allah Allah, bir de gelip Can'ın adamlara o suyun yönünü sormasını izleselerdi. Valla Koçtaş ekibi bence nezaket ve ilgileri ile tam puan aldılar. Reyona girdikten neredeyse bir saat sonra en az dört görevli başımızda sifon konusunda anlaşmaya çalışıyorduk :D Arkası duvara yaslanan, yavaş kapanan kapaklı, taharet musluğu yeri çıkmayan ( Evet modelin birinde oraya başlığı koyuyordun, niye , sifonu çekiyorsun, o su da aynı yerden geliyor, o tazyikle bir bakmışsın taharet musluğu banyonun öte ucuna roket gibi gitmiş , olur mu olur ? Onca yıldır o musluğu çıkartıp temizleme ihtiyacı da duymamışım, iş çıkartmasınlar başıma ) , saat yönünün tersine girdap yapan bir model bulduk sonunda. Ama yine de çok emin olamadığımız için bir tane sipariş verdik. Onu kurup sifonu çekip tamam demeden diğerini almadık. Nolur nolmaz ! 

Klozetle birlikte verdikleri musluk ve bağlantı hortumunu kasada almadan bıraktık. Öyle tek markanın tek modelini eline tutuşturdular diye almaz benim kocam. Elli model markaya bakıp uzun uzun karar verememesi lâzım önce. Beş dakikada alınır mı hiç :D Plastik başlı alınmaz zaten, satıcı çocuk zaten çok açıp kapatacağınız bir şey değil dedi bir de, sana ne, ben belki açıp açıp kapıycam :D

Duşakabinlere ilk defa alıcı gözle baktık. Tabi ilk defa baktığımız için de almadık. Mazallah bir kere de karar veririz felan. Teknesiz model mi tekneli mi ona henüz karar veremedik. Gerçi banyonun yer fayanslarının durumuna da bağlı biraz bu. Can buzlu cam olanını klostrofobik buldu. Ben düz camlı olanının su izlerini silip durarak ömrümü çürütemem dedim. Sonunda üzerinde saydam helezonik çizgiler olan mat bir tanede anlaştık. Gibi. Malum daha birinci bakışımız. Sanki yıllardır 70 cm lik duşakabin kullanmıyormuşuz gibi 80cm lik çok dar gözüktü Can'ın gözüne. Üstelik diğeri 70x70 ti bu 80x100 olacak. Neyse beğendiklerimizin fotoğrafını çektim. Bakıcaz yine. 

Bu arada artık beş saat geçirmiş olduğumuz markette hem ayaklarımıza hem de beynimize kara sular indiğinden başka hiçbir şeye bakmadan, yemeeeek diyerek kendimizi dışarı attık. 

Kendimizle müthiş gurur duyuyorum. Nihayet bir şeyleri başarabildik. Dönüşte uğrarız dediğimiz mutfak evyesi ve çöp öğütücü bakacağımız dükkân da başka gğne kaldı artık ama olsun. 

Buraya kadar okumayı başarmış olanları yürekten tebrik ediyorum.

Size bir tutam ada manzarası sunmadan göndermem : D








7 Eylül 2022 Çarşamba

Yirmi Beş

Can' ın izninin tam evlilik yıldönümümüze geldiğini görünce pek romantik hayallerr gömülmüştüm nerelere gideriz diye.

Ama ertesi akşam gece uçuşu olunca bizim yirmi beşinci evlilik yıldönümü yolda geçti :D


İşte yirmi beş yılı böyle geride bıraktık. 

Yol boyunca şimdi şunu yapıyorduk, şimdi bunu yapıyorduk diye anılara daldık .

Doğrusunu söylemek gerekirse hayalimdekinden daha büyülü bir kutlama oldu :)

Bir kaç fotoğraf da tatilden olsun .


Şekerli limonatalar ve biranın sağlıklı sayılıp kolanın sağlıksız diye olmadığı restoran. Doğrusu tepemin tası attığı halde sakinliğimi korumamla gurur duydum :D


Can'ın inatla yenisini almadığı sandaleti iyice paralanınca bütün tatili geçirdiği terliklerine benim şişko hallerime bakmazsanız çok romantik bi poz bence :D


Yemeğini yutmadan fotoğrafa zorlananlar da aramızda :D


Bu dörtlü çok güzel dostum :)


Hadi şerefe o zaman:D

Bütün evlilik yıldönümlerimizi çocuklarımızla kutlamaktan zevk almışızdır. Bu da hep birlikte 7 m2 de geçen tatilin sonunda tatlı bir bitiriş oldu. Eve döndük herkes köşesine çekildi. Yüzümdeki gülümseme benimle kaldı.


Akşam eve girerken bizi karşılayan manzara da buydu.

Ve sanırım kiracılarımız ev bulmuşlar, taşınıyorlar. Ev boşalmadan inanamayacağım galiba ama biz evleniyoruz a dostlar :)


5 Eylül 2022 Pazartesi

Dün Çok İlginç Bir Şeye Şahit Olduk

Denize sıfır kamp kurmanın kötü tarafı güneşin altında kalmak. Bir tentemiz var ama sürekli sağına soluna gölgelik şeyler asmamız gerekiyor. İyi tarafı sıcaktan bunaldıkça cumburlop denize kendimizi atabiliyoruz.

Ben de öğlene doğru pek denize girmem normalde ama dün sıcaklayınca gideyim dedim . Suda balıklar var, Can maske şnorkel alacak mısın deyince iyi fikir diyerek aldım. Normalde deniz gözlüğü takmayı sevmiyorum. Ama maske şnorkel hoşuma gidiyor arada .

Sabah girdiğim zamanın aksine deniz balık doluydu. Kocaman sürü. Neyse onlar dağıldılar küçükler kaldı. O arada Metehan da yanıma geldi. Deniz gözlüğünün içine eski gözlüklerinin numaralı camlarını yerleştirerek yaptığımız gözlüğü ile eskisi gibi körlemesine dolaşmıyor artık. Bir nebze daha rahat. Sanırım önümüzdeki sene numaralı deniz gözlüğü yaptırırız ona artık .

Neyse konuyu dağıttım iyice. Sahilde durup sudaki minik balıkları izleyerek gülmeye başladık. Zira balıklar Metehan'ın ayaklarını takip ediyorlardı. Nereye gitse on beş yirmi balık takip ediyordu onu. 

Derken suda başka bir balık gördük. Dil balığı mı dedik ama değildi. Suyun dibinde sanki yürüyormuş gibi gidiyordu. Ahtapot mu acaba dedik kolları saklanmıştır. Değilmiş. Bizim balık Metehan ' a doğru ilerleyip durdu. Pusuya yatmış gibiydi. Arada bir hafif hareketleniyor ama tam pusuda bekliyordu. Derken bir anda ağzındaki tüm bacakları eliyın gibi açıldı, içinden parlak daha uzun iki tanesi kurbağanın sinek yakalaması gibi bir anda uzanıp balıklardan birini kaptı. Metehan da ben de kafamızı suyun altına sokmuş vaziyette bunu izledik. Sürünün diğer balıkları hemen saldırıya geçti ve bizim balık gözden yitti. Geri döner dönmez araştırdık, küçük bir mürekkep balığıymış bizim balık.

Neyşınıl Ceografik tadında bir deniz macerası oldu bize. 

Bu kampın hatıralardan çıkmayacak ânı da bu oldu. 

Merak edenler cuttlefish diyerek yutubda videolarına bakabilirler. Bizim gördüğümüzde daha büyük olanların nasıl yengeç yakaladığı falan var .

2 Eylül 2022 Cuma

Tatil

Pandeminin bize kazandırdığı en güzel şey karavan olabilir. Elli yaşımızdan sonra kamp keyfini öğrendik, bambaşka bir dünyaya adım attık .

Benim gibi doğa aşığı biri için sabah kapıyı açıp sessiz bir sabaha adım atmak öyle güzel ki. Dalgaların sesi, kuşlar,gökyüzünün pembeliği.  Gece ateşin karşısında yıldızların altında oturmak da .

Daha güzel bir ortam düşünemiyorum.

Evet evden çıkıp otele gelmek gibi kolay değil. Evde bir sürü hazırlık yapmak, sonra onları on postada karavana taşıma gerekiyor. Sular, içecekler alınmalı, buzdolabına mümkün olduğunca çok şey sığdırılmalı, tuvalet boşaltılmalı . 

Gelgelelim, her şey bitip de oturunca alınan keyif uğruna, o minicik mutfağın minyatür lavabosunda bulaşık yıkamak bile insanı kampa gelmekten engellemiyor. 







Tatil fotoğrafları bitmez. Şimdilik ilk sabahta kalalım, şarkınızı almayı unutmayın :)