Akşam yemeği muhabbetimizde Can Norveç'e gidip orada çalışmaya karar verdi. Şöyle güzel olurdu falan derken dedim ki "Artık öğlene doğru hava aydınlanır saat üç gibi de güneş batar, bütün kışı karanlıkta geçiririz".
Buradan itibaren geçen konuşma:
- A ha, daha dün Göteburg'a uçtum, hiç de öyle senin dediğin gibi değil. Saat beş buçuk gibi daha yeni kararmaya başlamıştı. Cahil mi sandın sen beni.
- Beş buçuğa doğru mu kararmıştı?
- Evet o kadar da erken kararmıyor. Daha 24 saat olmadı oradan döneli.
O arada bilimum laga luga konuşmaları hatılamıyorum ama bir anda uyandım.
-Sen bizim saate göre bakmışsındır kesin.
-Nasıl yani,..... Yok... Hımmm..
- Evet ya, bize göre bakmışsındır kesin.
- Kaçta gitmiştim ben dün?
- Saat ikide imza saatin vardı.
- Üçte uçuş olsa.
- Kaç saat orası.
- İki buçuk saat kadar.
- Beş buçuk bizim saatle yapıyor canım.
-Nasıl yani.
- Yani üç buçuk gibi oluyor.
- İki saat yoktur aramızda
- Yaz saatinde kaldığımız için zaten herkesle en az bir saat var, orasıyla da normalde bir saat olsa.
-N'oldu baba? Hahahhaha.
- Bu annene de bulaşılmaz oğlum.
- Çindeki teyzeye yirmi liraya satmaya çalıştığı saat için kırk liradan fazla vermem dediğinden beri en komik olay o oldu bence.
Hahahah.
Fizik, aerodinamik, elektrik konusunda gayet bilgili (Evi pencereden dışarıya üflettiği pervane ile havalandırmasını saymazsak :D), tamir tadilat konusunda yetenekli, her gün paso yatışta olmasına rağmen spor yapmaya kalktığında hepimizden güçlü ve karada havada denizde her aleti kullandığı halde, kocam diye demiyorum, saat ve para hesaplarında berbat bu adam :D
