"Sonunda iş döndü dolaştı bu noktaya geldi.
Artık yarışmacılar değil, jüriler yarışıyor.
Alaturka jüri, Profesyonel jüriye karşı!
Ayrıca her bir jüri kendi içinde de yarışıyor.
Kim "vedet üye" olacak?
Sahiden de her jüride astlık üstlük durumu var. Daha ilk aşamada, isimler gazino kadrosu mantığıyla belirleniyor. Assolist, solist altı, uvertür... Tek fark, gazinolarda herkes yerine razıdır, burada savaş sürüyor. Bakmışsınız yarışmanın sonunda uvertür, assolist olmuş.
Yarışmalar, yola çıkıldığı üzere bir star yaratıyor neticede; lakin yarışmacıların değil jüri üyelerinin arasından.
Ödül ne diye sorarsanız...
Jürilerin vazgeçilmezi olmak.
Her jüri üyeliği, bir sonrakinin "giriş sınavı" niteliğinde oluyor adeta.
Sonunda bir nevi Türkiye'nin "kadrolu jüri üyesi" olunuyor.
Yarın bakmışsınız meslek hanesine "jüri üyesi" yazılmaya başlanmış.
Yarışmacılar mı?
Ha, birileri çıkıp şarkı söylüyorlar, kayıyorlar falan ama önemli değil.
İllaki jüri!
Ne giydiler...
Ne taktılar...
Yarışmacıların arasında kaç "leş"leri var."
Pakize Suda'nın bu yazısı çok hoşuma gitti, paylaşayım dedim. Gerçekten de yarışmacıları bilen yok neredeyse, jürilerden onlara sıra gelmiyor pek :)
20 Şubat 2007 Salı
19 Şubat 2007 Pazartesi
...
Bir ağır yük oluyor gittikçe
Yaşanan günlerimiz sanki bize
Boşa verdik koca bir ömrü yazık
Her şeyi dert ederek kendimize...
Haşim Nezihi Okay
Yaşanan günlerimiz sanki bize
Boşa verdik koca bir ömrü yazık
Her şeyi dert ederek kendimize...
Haşim Nezihi Okay
16 Şubat 2007 Cuma
Günaydın
Bugün yaşasın cumaa.. Işıl ışıl bir güne açılsın sabahınız.
Ben pek pırıl pırıl olacağım orası kesin. Temizlikçi gelene kadar evi temizlemeliyim :) He canım, tam gün dayanamıyorlar bana, yarım günde kaçırıyorum. Onun için öğleyin gelecek. Ben de kadına ayıp olmasın diye temizledikçe temizliyorum sabahtan beri, geldiğinde oturup laflarız artık.
Bu arada sırf siz rahat yorum yazın diye şu word bilmemneysini kaldırdım ama spam yorumlar beni deli ediyor. Gelen günaydınlara göre yeniden koyup koymamaya karar vereceğim. (Tehdit :)
Şimdi ben işime geri dönüyorken size de bomba gibi bir şarkı bırakıyorum. Enerji isteyenler sesi açsınlar biraz.
Ben pek pırıl pırıl olacağım orası kesin. Temizlikçi gelene kadar evi temizlemeliyim :) He canım, tam gün dayanamıyorlar bana, yarım günde kaçırıyorum. Onun için öğleyin gelecek. Ben de kadına ayıp olmasın diye temizledikçe temizliyorum sabahtan beri, geldiğinde oturup laflarız artık.
Bu arada sırf siz rahat yorum yazın diye şu word bilmemneysini kaldırdım ama spam yorumlar beni deli ediyor. Gelen günaydınlara göre yeniden koyup koymamaya karar vereceğim. (Tehdit :)
Şimdi ben işime geri dönüyorken size de bomba gibi bir şarkı bırakıyorum. Enerji isteyenler sesi açsınlar biraz.
15 Şubat 2007 Perşembe
Wild Is The Wind
I tried to make you happy
You know I tried so hard to be
What you hoped that I would be
I gave you what wanted
God couldnt give you what you need
You wanted more from me
Than I could ever be
You wanted heart and soul
But you didnt know, baby
Wild, wild is the wind
That takes me away from you
Cold is the night without your love
To see me through
Wild, wild is the wind
That blows through my heart
Wild is the wind,
Wild is the wind
You got to understand, baby
Wild is the wind
You need someone to hold you
Somebody to be there night and day
Someone to kiss your fears away
I just went on pretending
Too weak, too proud, too tough to say
I couldnt be the one
To make your dreams come true
Thats why I had to run
Though I needed you, baby
Havada bahar kokusu var.
You know I tried so hard to be
What you hoped that I would be
I gave you what wanted
God couldnt give you what you need
You wanted more from me
Than I could ever be
You wanted heart and soul
But you didnt know, baby
Wild, wild is the wind
That takes me away from you
Cold is the night without your love
To see me through
Wild, wild is the wind
That blows through my heart
Wild is the wind,
Wild is the wind
You got to understand, baby
Wild is the wind
You need someone to hold you
Somebody to be there night and day
Someone to kiss your fears away
I just went on pretending
Too weak, too proud, too tough to say
I couldnt be the one
To make your dreams come true
Thats why I had to run
Though I needed you, baby
Havada bahar kokusu var.
10 Şubat 2007 Cumartesi
...
Çocuk parkında bir bankta otururken zaman durur bazen. Gözlerin çocuklarda, güneş yüzünde, rüzgâr saçlarında. Sessizce onları izlersin. Dakikalar durur onları izler. Cıvıltılar birbirine karışır. Dünyanın en önemli işi kumdan bir kale yapmaktır- başka yaptığımız ne ki bu hayatta zaten-. Merdivenlerden tırmanıp inmek külfet değil bir eğlence.
Çocuk parkında bir bankta otururken zaman durur bazen. Tüm karmaşa durur. Havada bir koku dolanır, taa çocukluğundan gelir seni sarar. Çünkü herşey değişir, oynayan çocuklar hiç değişmez , onlar hep aynı kalır dünyada. Salıncakta sallanan sen olursun o anda.
Çocuk parkında bir bankta otururken zaman durur bazen. Tüm karmaşa durur. Havada bir koku dolanır, taa çocukluğundan gelir seni sarar. Çünkü herşey değişir, oynayan çocuklar hiç değişmez , onlar hep aynı kalır dünyada. Salıncakta sallanan sen olursun o anda.
8 Şubat 2007 Perşembe
!
SAAT 21:00 SEANSI DİYE GİTTİĞİM BİR FİLMDE YARIM SAAT REKLÂM SEYRETMEMELİYİM. BİLETE O KADAR PARA VERDİKTEN SONRA BİR DE TV REKLÂMLARI SEYRETMEK BENİ SİNİR EDİYOR. SİNEMA SALONLARINI PROTESTO EDİYORUM.
HAKSIZ MIYIM?
HAKSIZ MIYIM?
6 Şubat 2007 Salı
Kasa
Koskocaman alış veriş merkezlerinin müşterileri için kilitli kasaları olmalı kesilikle bence.
Sırtımda içinde çocuklarının kıyafetlerinin olduğu kocaman bir çanta. Omzumda ayrıca kendi çantam. Ve elimde, palto, şapka, atkı, eldivenleri koyduğum devasa bir naylon torba. E hadi , kolaysa alış veriş yap şimdi.
Sırtımda içinde çocuklarının kıyafetlerinin olduğu kocaman bir çanta. Omzumda ayrıca kendi çantam. Ve elimde, palto, şapka, atkı, eldivenleri koyduğum devasa bir naylon torba. E hadi , kolaysa alış veriş yap şimdi.
5 Şubat 2007 Pazartesi
Uzun Uzun Yazıyorum :)
Nereden başlasam, nereden başlasam.
Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla buluşuyorum bir bir. Ve tembellik yapıyorum. Dinlenmek böyle birşey olmalı. Biraz da biriktirilebilse keşke.
Dün sabah kardeşim "Abla ben bir blog açmaya karar verdim " dedi. "Hayırdır?" dedim. Meğer blog açarsa eğer, yorumlarda sohbeti koyulaştırırmışız, böylece Aylin yerine onunla buluşurmuşum :)
Kadıköy Haldun Taner Sahnesinin önünde çok rommantik bir buluşma ayarlamıştık Aylin'le. Korktuğumuzun aksine kar fırtına falan da olmadı bu sefer. Onu Mosquito Cafe'ye götürdüm. (Vakti zamanında gidip saatlerce oturup yazılar yazdığım güzel bir yerdi. Hâlâ duruyor olması beni çok mutlu ediyor. Dur reklâmını da yapayım. Şuradan bir bakabilirsiniz.) Götürdüm de ne oldu. İki muhabbet ederiz diyordum, beni dinledi mi yok... "Ama Aylincim lütfen ben de azıcık konuşabilir miyim" diyorum, nerdeee... Zaten sesim kısık, gülemiyorum bile doğrudüzgün. Ha ha ha, yerine ıh ıh ıh şeklinde sesler çıkartabiliyorum ancak. Zavallı ben... Oysa ne kadar merak uyandırıcı bir hayatım vardı anlatacak. (Bana bak Can, en kısa sürede Maldivler, İsviçre, Mısır falan beni gezdireceksin haberin olsun, sonra dönüşte de buraya gelicez, ben Aylin'le buluşup hepsini uzun uzun anlatıcam.)
Ama yine de, şehrin taaaa uzak bir ucundan üşenmeden gelip benimle buluştuğu için kendisine teşekkürü bir borç biliyorum. (Ama gelmeseydi sorardım ben ona:)
İşte böyle keyifli bir akşamın ardından kardeşimle buluşup sinemaya gittik. Uzunnn bir süredir sağda gidilecek filmlerin arasında duran "Deja Vu" yu nihayet izleyebildim. Keyifle seyredilen bir filmdi. Ama (sanırım bu zamandan sonra konusunu bilmeyen kalmamıştır, rahat rahat söyleyebilirim) zamanda yolculuk olan bütün filmlerdeki gibi mantık hatası vardı. Kırılma noktası ne zaman oldu? Herşey eskisi gibi devam ederken ne zaman yol değiştirdiler, orası belli değildi. Film çıkışında eve dönerken, zamanda yolculuk filmleri içinde en iyisinin "Geleceğe Dönüş" serisinin olduğuna karar verdik Kürşad'la. Hem çok keyifliydi, hem de mantıklı.
Uzun yazma konusunda gerçekten de rekorumu kırdım. Şimdi gidip, inatla yeni sürüme geçirdikleri bloğumun bozulan alanlarını düzeltmeye çalışacağım. Ama önce yerde boğuşan oğlanları ayırmam gerek sanırım.
Herkese güzel, cıvıl cıvıl, keyifli bir hafta diliyorum.
Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla buluşuyorum bir bir. Ve tembellik yapıyorum. Dinlenmek böyle birşey olmalı. Biraz da biriktirilebilse keşke.
Dün sabah kardeşim "Abla ben bir blog açmaya karar verdim " dedi. "Hayırdır?" dedim. Meğer blog açarsa eğer, yorumlarda sohbeti koyulaştırırmışız, böylece Aylin yerine onunla buluşurmuşum :)
Kadıköy Haldun Taner Sahnesinin önünde çok rommantik bir buluşma ayarlamıştık Aylin'le. Korktuğumuzun aksine kar fırtına falan da olmadı bu sefer. Onu Mosquito Cafe'ye götürdüm. (Vakti zamanında gidip saatlerce oturup yazılar yazdığım güzel bir yerdi. Hâlâ duruyor olması beni çok mutlu ediyor. Dur reklâmını da yapayım. Şuradan bir bakabilirsiniz.) Götürdüm de ne oldu. İki muhabbet ederiz diyordum, beni dinledi mi yok... "Ama Aylincim lütfen ben de azıcık konuşabilir miyim" diyorum, nerdeee... Zaten sesim kısık, gülemiyorum bile doğrudüzgün. Ha ha ha, yerine ıh ıh ıh şeklinde sesler çıkartabiliyorum ancak. Zavallı ben... Oysa ne kadar merak uyandırıcı bir hayatım vardı anlatacak. (Bana bak Can, en kısa sürede Maldivler, İsviçre, Mısır falan beni gezdireceksin haberin olsun, sonra dönüşte de buraya gelicez, ben Aylin'le buluşup hepsini uzun uzun anlatıcam.)
Ama yine de, şehrin taaaa uzak bir ucundan üşenmeden gelip benimle buluştuğu için kendisine teşekkürü bir borç biliyorum. (Ama gelmeseydi sorardım ben ona:)
İşte böyle keyifli bir akşamın ardından kardeşimle buluşup sinemaya gittik. Uzunnn bir süredir sağda gidilecek filmlerin arasında duran "Deja Vu" yu nihayet izleyebildim. Keyifle seyredilen bir filmdi. Ama (sanırım bu zamandan sonra konusunu bilmeyen kalmamıştır, rahat rahat söyleyebilirim) zamanda yolculuk olan bütün filmlerdeki gibi mantık hatası vardı. Kırılma noktası ne zaman oldu? Herşey eskisi gibi devam ederken ne zaman yol değiştirdiler, orası belli değildi. Film çıkışında eve dönerken, zamanda yolculuk filmleri içinde en iyisinin "Geleceğe Dönüş" serisinin olduğuna karar verdik Kürşad'la. Hem çok keyifliydi, hem de mantıklı.
Uzun yazma konusunda gerçekten de rekorumu kırdım. Şimdi gidip, inatla yeni sürüme geçirdikleri bloğumun bozulan alanlarını düzeltmeye çalışacağım. Ama önce yerde boğuşan oğlanları ayırmam gerek sanırım.
Herkese güzel, cıvıl cıvıl, keyifli bir hafta diliyorum.
3 Şubat 2007 Cumartesi
?
10'un beşiyle 100'ün beşi eşit midir birbirine?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
