6 Nisan 2006 Perşembe

Top

Sivri köşelerimiz vardı, aşındı hayata çarpıp çarpıp geri dönmekten, şimdi top gibi yuvarlanıyoruz.

Kabuk


Keşke, basit bir ağacın yapmayı başardığı basit bir iş gibi biz de sıyrılıversek her sene kabuklarımızdan. Yeniden rüzgârı hissetsek ruhumuzda.

Keşke, basit bir ağacın yapmayı başardığı gibi yeniden açsak kendimizi birbirimize, içimize kapanmanın kolaylığını bıraksak bir yana...

(Fotoğtaf Can tarafından çekilmiştir)

5 Nisan 2006 Çarşamba

Nazarlık





Aslında Ece'ye deniz kabuklarından nazar boncuğu örneği gösterecektim. Sonra evin çeşitli köşelerinden bir nazar boncuğu koleksyonu oluşturduk . Bir de akşam sahilde çocuklarla oynarken düşüp parmağımı sakatlayınca :)

Nazara mı geldim ne?

Işık


Fotoğraf Can tarafından çekilmiştir

Kayısı Ağacı

Bahçemizde bir kayısı ağacımız var. Buradakiler bilir, boyundan büyük meyvalar verirdi her sene. Ama iki sene önce çok az meyva verdi. Olabilir bu sene az veriyor herhalde diye düşündüm. Geçen sene yine az çiçeklenince nihayet ters giden birşeyler olduğunu hissettim. Üstün bahçecilik bilgim ne yazık ki bitkileri sulamak, onları mümkün olduğunca Can'a budatmamak için uğraşmak ve gidip onlarla konuşmaktan ibaret olduğu için ne yapacağımı bilemedim. En sonunda bu kış , kendim de inanamadığım birşey yaparak ağacın dallarının kökünden budanmasına karar verdim. Ve anladık ki dalları kurtlanmış.

O günden beri benim güzel ağacım bir kütük şeklinde bahçemde duruyordu. Geçen hafta yanına gidip baktığımda hâlâ o vaziyetteydi. Onunla konuşup, baharın geldiğini, artık yeşillenmesi gerektiği, onu çok özlediğimi söyledim.

Dün sabah, Can bana gösterdi- her halde elmas yüzük falan gösterse bu kadar mutlu olmazdım- ( Ama yine de mutlu olabilirim biraz, hani aklında bulunsun Canım:) benim sevgili kayısı ağacım yeşillenmeye başlamış... Sanırım onunla konuşmam işe yaradı.


Herkese günaydın.


4 Nisan 2006 Salı

Çocuklar

Aslı ebelemişti beni, arada kaynamasın, hemen yazayım...


Metehan'a ilk olarak 5 aylıkken kitap almıştım. O günden beri kitap bakmaya meraklıdır. Daha iki yaşındayken benimle birlikte ciddi ciddi kitap bakıyordu. 8 aylıkken arabaları sürerek oyun oynuyordu. (Ben de bütün çocuklar öyle oluyor zannediyordum) Markete giderken baktığımız araba plakalarından rakamları ve harfleri, yine aynı arabalaradan renkleri öğrendi. İki yaşında gökyüzüne bakıp da anne bak bu büyük ayı bu da küçük ayı dediğinde "tamam" dedim "artık benim verebileceğim birşey kalmadı" Ama fiziksel konularda aynı hızda gitmedi tabi. Bisiklete binmeyi geçen sene öğretebildik. Yapamayacağım endişesi ve komik duruma düşme korkusu yüzünden bu konulara pek ilgilenmedi .

Bilgehan daha yeni yeni kitap bakıyor. Anne baba demeden önce 20 ye kadar saymayı öğrendi , hatta yoldan geçen bir arçelik arabasına bakıp "arçelik" dediğinde de henüz "anne"yi duymamıştım. Açıkçası renkleri şekilleri ne zaman öğrendi bilmiyorum çünki ben onunla oyun oynamaya çalışıp anlatıp dururken benimle hiç ilgilenmiyordu. Babasının Chip dergilerine düşkündü sadece , onun da nasıl anlıyorsa Can'ın okumak istediği en son sayısını alıyordu ve asla diğerlerini kabul etmiyordu. Ender kitap baktığı zamanlarda birlikte bakmak için içinde neler olduğunu anlatmaya çalışıyordum ama bizimkisi kitabı kaptığı gibi gidiyordu yanımdan. Sanırım ilk ilgisini çeken oyuncaklar puzzle oldu. Şu anda da kinder surpriz oyuncağı yapıyor. Fiziksel olarak ise hiçbirşeye çekinmesi yok. Biraz olsaydı fena olmazdı diye düşünmüyor değilim :)

Fotoğraflar alâkasız oldu ama bulamadım bir türlü aradıklarımı, oturup şu dosyaları düzenlesem iyi olacak artık .

Sıradanlaşma

İnternette dolaşan insanlık dersleri içeren yazıları okudukça hissizleşiyorum gibi geliyor bana. O kadar çok el altında dolaşınca sanki sıradanlaşıyorlar. Artık beni kolay kolay duygulandırmıyorlar.

Hatıra

Uzun bir yolculuktan dönmüş gibiyim. 2343 sf boyunca FitzChavalry ile maceralara girdim, yendim, yenildim, ihanete uğradım, yaralandım, aç kaldım, keyif yaptım... Odamda bambaşka bir dünya vardı. Kitap bitti, hepsi bana hatıra kaldı.

3 Nisan 2006 Pazartesi

:)



Bize bu akşam bir paket geldi... Küçük sürprizlerle dolu keyifli bir paketti. Hazırlayanın ellerine sağlık.



Burcu, çok teşekkür ederim canım. Gördüğün gibi küçük canavarlar hemen yerlerini aldılar. Tabi sadece onlar değil hepimiz içinden çıkanları afiyetle yedik...

Günaydın

Cumartesi gecesinin bir yarısı çalan telefona bakarken annemin aradığını biliyordum aslında. Yok, malum olmadı, o saatte annem arar sadece, hem de telefon zaten annemin melodisinde müneccim olmaya gerek yok. Ah, bir de kardeşim arayabilir tabi onun telefonundan ki anlatacağım şey bu değil niye uzatıyorum bilmem.

Neyse işte annem aradı ama hiç aklımın ucuna gelmeyen birşey söyledi."Senin bloğuna giremiyorum, hatlarda sorun mu var?" diye sordu. Hatlarda sorun yoktu, sorun tamamen bendeydi. Ama annemle konuştuğumda, dediklerinden daha çok demediklerinden anladım ki bende sorun olması kafama göre burayı kapama hakkı vermiyordu bana, çünkü burası sadece bana ait olmaktan çıkmıştı. Onun da bizimle buluştuğu bir yerdi. Aramızdaki uzaklıkları aşarak bize geldiği bir yer.

Dün sabah saat sekiz buçuğa doğru Berrin aradı. Aramasına şaşırmadım birlikte kahvaltıya gidecektik. Ama o bana kahvaltıdan bahsetmiyordu, bloğuma ne yaptığımın hesabını soruyordu. Yazacak birşey bulamıyorsan fotoğraf koyarsın diyerek beni azarladı...

İşte böyle bir haftasonu geçirdim. Bu sefer de gittim gidiyorum diye ortalığı velveleye vermeden sessizce kapatayım demiştim ama olmadı . Deriz İz, Gece teşekkür ederim mailleriniz için. Beni çok duygulandırdınız. Daisy, çılgınım, yanımda olduğunu bilmek güzeldi. Aslı, tamam beni birkaç yüz defa daha ebeleyebilirsin ceza olarak. Kedi, bir tek senin blog kapatmaya hakkın yok herhalde , tı tı tı :)

Neyse işte, uzattım iyice.

Herkese günaydın.

Mutlu ve huzurlu bir haftaya açılsın sabahımız.