Bu kitap salı kısmı iyiydi de okumanın cılkını çıkartınca bu hafta kara kara bakıyorum nasıl yazacağım ben bunları diye :)
Neyse ki Makbule Hanım'ın kitabı Geriye Kalan'ı yazmıştım uzun uzun. Onu burada tekrarlamıyorum, şuradan okuyabilirsiniz.
Haftanın ilk kitabı Cengiz Aytmatov 'un Toprak Ana'sı. Bahar Okuma Şenliği'de aynı adlı kitap maddesi için annemin bulduğu kitapların ikincisi. (Diğerini yazmıştım ,şiir kitabıydı) Cengiz Aytamov okumak istediğim bir yazardı, bu kitapla açılış yapmış oldum ve çok sevdim .
"Mutluluk, benim anladığım gerçek mutluluk, yaz yağmuruna benzemez, umulmadık anda birdenbire boşalmaz insanın tepesinden. Azar azar gelir, insanın hayata ve çevresine karşı davranışları getirir mutluluğu, azar azar, birike birike. Gerçek mutluluk böyle doğar."
"Sizler, denizler, dağlar ötesindeki insanlar! Dünyanın insanları ,sizler... İstediğiniz ne? Toprak mı? İşte ben, Toprak, burdayım! Hepiniz içinim ben, hepiniz benim gözümde eşitsiniz. Sizin kavgalarınıza ihtiyacım yok benim, dostluklarınıza, çabalarınıza ihtiyacım var! Bir tohum atın, yüz vereyim. Bir değnek saplayın size bir ağaç yaratayım. Bir fidan dikin, yemiş yağdırayım. Sığır yetiştirin, çayır olayım. Ev yapın, duvar olayım. Çoğalın, hepinize eşsiz bir yuva olayım. Sonsuzun, derinim, yüceyim, genişim, herkese yeterim."
" Ama dünyadaki hiç bir zafer oğlumun yerini tutamaz benim gözümde. Hangi anaya istersen sor, her ana, yaşasın diye , hayat denen mutluluğu tatsın diye doğurur çocuğunu."
" Dünyadaki insanlar oğullarını , kardeşlerini, babalarını, kocalarını bizim kadar seviyorsa, bizim o gün onları beklediğimiz gibi onlar da oğullarını, kardeşlerini, babalarını, kocalarını bekliyorsa, yeryüzünde başka savaş olmaz artık diyorum."
İkinci kitabım yine bir Selçuk Altun kitabı. Selçuk Altun da her kitabını okumak istediğim yazarlar arasına katıldı.
Hem Bizans tarihi ve eserleri konusunda bilgilendirici hem de macera içeren konusuyla yine baştan sona soluksuz ve keyifle okudum .
Galata Kulesi'nin ilk olarak Bizans İmparatoru İustinianus zamanında 528 yılında ahşaptan yapıldığını, daha sonra Cenevizliler zamanında 1348'de yığma yaştan yeniden inşa edildiğini ezberleyerek bilgi dağarcığıma kattığım için mutluyum :)
Halat Gösteri'si ilk defa okuyacağım Türk erkek yazar kategorisine giriyor diye çocukların kitabından seçtiğim bir eserdi. Bizimkiler herhalde okumadılar (okul kitaplarına el sürülmez malûm:) , ben de pek istekli değildim ama içindeki hikâyeleri çok sevdim. Hele en uzunu olan ilk hikâyede kahkahalarla güldüğümü itiraf etmeliyim :)
" Bu adam çekip vursa o karıyı günah olmaz. Ben Allah'ın yerinde olsam. Yahu ne diyorum , nasıl çıktı ağzımdan bu söz ? Onun yerinde olsam bunun yerinde olsam derken ağız alışkanlığıyla buraya da vardırdık işi. Şimdi Allah beni çarpsa haksız mı? "
"On dokuz yıllık karımı üzecek değilim. Bir kaşık pilav, üzerine bir kaşık kuru fasülye. Böyle de bal gibi oluyormuş. Karımın kaşı gözü hâlâ oynuyor. Yine ne var? İkisini ayrı ayrı yiyorum işte. Çatalı işaret ediyor . Bir tarafına saplarım bunu demek istiyor galiba. Tamam anladım, pilavı çatalla yemem gerekiyor. Tamam o da kabul . Hayatımda ilk defa çatalla pilav yerken kızı Çinli bir mühendise vermediğimiz için seviniyorum."
Bu da çocukların kitaplarından. Ne zamandır okuyayım diyordum yeşil kapaklı kitap maddesineymiş kısmet :)
Arka kapakta gördüğünüz yazarların denemelerinden oluşuyor.
En çok Ursula K Le Guin'in fantastik kitaplarla ilgili yazdığı Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar'ı sevdim.
" Oscar Wilde , nüktedanlığı bir kenara bıraktığı anlardan birinde, 'Arkadaşlarımızın acılarına üzülmek marifet değil, marifet arkadaşlarımızın mutluluklarına gerçekten ama gerçekten sevinebilmektir, bu da çok enderdir ' demiş" (Fatih Özgüven )
" O cam kutularda uyuyan da masallarda Pamuk Prenses yalnızca. Hakiki hayatlarda cam kutularda yüz milyon binlerce pamuk prens uyuyor. " (Perihan Mağden)
"Bence olgunluk kabuk değiştirmek değil, serpilip gelişmektir. Yetişkin bir insan, ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur." (Ursula K Le Guin)
Son kitabım pembe kabına hiç uymayan Ölüm Korkusu . 1965 basımı bu kitap öncelikle dili ile zorladı biraz beni. Bir de cehaletim ile neyin ne olduğunu algılayabilmem zor oldu. İspanya İç Savaşı sırasında geçen kitapta kimin ne olduğunu anlayana kadar akla karayı seçtim. Baktım iyice karıştım, internetten araştırma yaptım. Arthur Koestler bu iç savaşta başından geçenleri, hapse atılması ve orada ölümü beklemesini yazmış. Yani gerçek hayat hikâyesiymiş.
Buradan da bir iki kelime aklıma yazmaya çalıştım.
Mükâmele : Karşılıklı konuşma
Münekkit: Eleştirmen
Nikbin: İyimser
Akim Kalmak: Sonuçsuz kalmak.
İşte bu kadar. Yazarken bana fenalık geldi, okuyabilene aferin diyorum :)
20 Mart 2018 Salı
19 Mart 2018 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi
Bu hafta yazdığım hikâyelere bir bakayım dedim, belki aşka gelip yeniden yazarım :) En son başladığıma devam etmemiştim ama belli mi olur :)
16 Mart 2015 Pazartesi
1
O evden çıktıktan sonra perdeleri ve tülleri açıp dışarıdaki beyaz pırıltının eve dolmasını izledi. Müzik açmadı sessizliği dinlemek istedi biraz. Kuzinenin içine bir iki odun daha attı. Alevlerin dansına baktı büyülenerek. Kendisine bir fincan çay koydu. Nihayet biraz daha yenilebilecek kıvamda pişirebildiği ekmeğin üzerine yağ ve yazdan kalan çilek reçelini sürdü. Pencerenin önündeki keyif koltuğuna oturarak kar tanelerinin sihirli dünyasına daldı. Dışarıdaki minik ayak izlerini görünce hemen fırladı yerinden. Ekmeğin kalanını ufalayarak pervaza koydu. Kapının önündeki tası suyla doldurarak kahvaltıdan kalan sosislerden attı ağaçların dibine doğru. Bu ormanlık yerde hiç tanımadığı misafirleri olduğunu biliyordu.
Çayla geri döndüğünde onu kendisine bakarken buldu.
Buradaki ilk bölümüydü, devamını okumak isteyenleri diğer bloğuma alayım. İşte baştan sona hepsi şurada.
Köşesine yeniden dönmeden çayını tazeledi. Yaşamın, çılgın koşuşturmasına bir ara verip nefes almak için insanlara zaman tanıdığı o anlardan birisini yaşıyordu. Aslında kış mevsimi böyle anlar içindi sanki.. Kış, sonbaharın büyülü romantizmi ile ilkbaharın mucizevi yeniden doğuşu arası küçük bir kendine dönüş molası, diye geçirdi aklından. O bu düşüncelerle kar tanelerini izlerken kapı açıldığında yerinden zıpladı heyecanla.
- Kusura bakma, korkuttum mu seni? Dışarda tur attım, yukarı çıkmadan sıcak bir şeyler içeyim dedim, çok soğuk.
-Ah tabi ... Ne istersin, bitki çayı yapayım mı?
- Yok yok fazla beklemeyeyim, çayından alayım ben de. Keyif anını böldüm ama.
-Ne demek, kalkacaktım zaten , işe koyulma vaktidir.
Çayla geri döndüğünde onu kendisine bakarken buldu.
-Burada sıkılmaman çok ilginç geliyor bana. Eşim bile dayanamamıştı fazla. Hasta oldu hem fiziken hem ruhen...
- Herkes farklı şeyleri seviyor sanırım, benim için burada olmak piyangodan para çıkması gibi . O sabah seninle markette karşılaşmasaydım şu an ne halde olurdum bilmiyorum...
Bu kısa konuşmanın ardından her zamanki sessizliklerine gömüldüler. Çayını içen adam gitmeliyim diyerek çıktı. Kadın bulaşıkları yıkamak için güğümdeki sıcak suyu kaba dökerken ilk karşılaştıkları zamana döndü.
.............
O blogda biri kısacık , biri de gizemli iki hikâye daha var. Ben çok severek yazmıştım, umarım siz de seversiniz.
Hepinize günaydın. Yeni şeyler yarattığınız, yeni yerler gördüğünüz, güzel başlangıçlar yaptığınız ya da bitmesi gerekenleri bitirdiğiniz verimli bir haftaya açılsın sabahınız :)
18 Mart 2018 Pazar
Bizim Handan'ın Film Sonu Tahmini Canavarı Halleri :)
İşkembem fransızca derslerinde oldukça gelişmişti. Fransızca bilenler bilir çılgın bir ezber gerekir ve benim ezberim de malum. Dolayısıyla işkembemden atıyordum cevapları , tutuyordu :D Biraz kulak dolgunluğu biraz bilinçaltı falan diyelim hadi.
Filmlerde neremden atıyorun bilmiyorum . Mantıklı bir açıklamam yok.
Geçenlerde Gizli Güzellik filmini izlerken bir anda bence şöyle olabilir diye Can'a bir fikrimi söyledim. Meğer sürpriz sonlarından birisi oymuş filmin. Hahaha.
Dün akşam da Doğu Ekspresi'nde Cinayet filmini izliyoruz. Adam öldü daha cesede bakmadan ben kimin öldürdüğünü tahmin ettim. Film bittiğinde Can beni dövecekti ,senin yüzünden bütün esrarı gitti filmin, olmadı başlangıç jeneriğinde tahmin etseydin diye :D
Hahha, neyse baba oğul, benim seneler önce kitabını okuyup unuttuğum konusunda hemfikir oldular sonunda :)
Ama ben bir ara çok dedektiflik dizi izliyordum kardişim, hem Komiser Colombo'ya varıyor geçmişim :D
Hehehe. Sanırım yakında bana yorum yaptırmayacaklar film izlerken :D
Filmlerde neremden atıyorun bilmiyorum . Mantıklı bir açıklamam yok.
Geçenlerde Gizli Güzellik filmini izlerken bir anda bence şöyle olabilir diye Can'a bir fikrimi söyledim. Meğer sürpriz sonlarından birisi oymuş filmin. Hahaha.
Dün akşam da Doğu Ekspresi'nde Cinayet filmini izliyoruz. Adam öldü daha cesede bakmadan ben kimin öldürdüğünü tahmin ettim. Film bittiğinde Can beni dövecekti ,senin yüzünden bütün esrarı gitti filmin, olmadı başlangıç jeneriğinde tahmin etseydin diye :D
Hahha, neyse baba oğul, benim seneler önce kitabını okuyup unuttuğum konusunda hemfikir oldular sonunda :)
Ama ben bir ara çok dedektiflik dizi izliyordum kardişim, hem Komiser Colombo'ya varıyor geçmişim :D
Hehehe. Sanırım yakında bana yorum yaptırmayacaklar film izlerken :D
16 Mart 2018 Cuma
Geriye Kalan
Makbule Hanım'ın kitabını uzun zamandır ara ara okumaktaydım. Ara ara diyorum zira yazıları o kadar derin ki her birini tek tek, hakkını vererek okumak istedim.
Dün baştan sona kadar tekrar okudum. En son bölümlerinde anlattığı alzheimer anılarını kendim de anneannemde yaşadığım için hepsi çok tanıdıktı.
Sürekli bir yere gitmek hissi, geceleri uykuya dalması için ninniler söylemem, evine götürdüğümüzde orayı tanımaması, huzursuzluğu, çocukluğu. Anneannem vefat ettiğinde üzülmüştüm elbet ama onun çok öncesinde kaybetmiştik biz onu. Öldüğünde aramızdan ayrılan kişi küçük çocuğumuzdu sanki.
Bütün o duyguları öyle güzel ifade etmiş ki Makbule Hanım, hepsini yeniden yaşadım ben de.
Ama kitaba sadece alzheimer üzerine demek haksızlık olur. İçinde hayat üzerine, insanlar, gençler, yaşlılar, çocuklar üzerine, eğitim üzerine bir çok yazı var ki. Hepsi de dolu dolu.
"Toplum olarak sevgiye , güzel duygulara, güzel, yumuşak sözlere nasıl da ihtiyacımız var. Hayatın karmaşası içinde sakinlik ve dinginlik arıyor insanoğlu. Hayatı anlamlandırmak, kolaylaştırmak, mutluluğa yol açmak istiyor. Kavgasız bir hayat için çabalamaya değmez mi ?"
"Eşyanın eskimesinden korkar insan... Oysa giden yılların ardından kendi de eskimektedir. Aslında eskiye kıyamazken ne çok şeye kıyar insanoğlu. Daha güzel yaşamak varken kendini güzelliklerden mahrum eder ; sevgiyi yozlaştırır, dostlukları köreltir, zamanı hor kullanır. Hayatı kolaylaştırmak, hayatı güzelleştirmek , insana değer vermek ; yaşamın da bir akıl süzgecinden geçirilmesini zorunlu kılıyor. Ne yararlı, ne yararsız, ne kullanılabilir, ne kulanılamaz, ne değerli, ne değersiz ? "
"Eğer İNSAN iseniz; çaresizlik içinde bunalan , sürekli sorunlardan yakınan, sonuca ulaşmak için hiç çaba harcamayan, kendinden başkasını düşünmeyenlerden misiniz , yoksa yaşamı ciddiye alan , onu "yaşanabilir" kılmak için uğraş veren, çözüm üreten, sorunları gidermek için mücadele eden, gerektiğinde beklemesini bilenlerden misiniz? "
Bütün kitabı buraya alıntılama isteğimi güçlükle bastırıp burada bitiriyorum yazımı :).
Kitabını bana gönderen Makbule Hanım 'a , bu inceliği için tekrar teşekkür ederken, sevgili babası Dehri Gültekin ve annesi Müzeyyen Gültekin'i de buradan rahmetle anıyorum. Huzur içinde yatsınlar.
Ah, bir de sevgili kardeşi Rasime Hanım'ı hatırladım, o da huzur içinde yatsın. (Eğer okumadıysanız hikâyesi bloğunda var. Bakınız)
Son söz yine kitaptan olsun.
" Yaşarken de her şey iç içe değil midir , doğum, ölüm, kahkaha, gözyaşı , sağlık, hastalık. İnsan olmanın gereği değil midir her biri ?"
Dün baştan sona kadar tekrar okudum. En son bölümlerinde anlattığı alzheimer anılarını kendim de anneannemde yaşadığım için hepsi çok tanıdıktı.
Sürekli bir yere gitmek hissi, geceleri uykuya dalması için ninniler söylemem, evine götürdüğümüzde orayı tanımaması, huzursuzluğu, çocukluğu. Anneannem vefat ettiğinde üzülmüştüm elbet ama onun çok öncesinde kaybetmiştik biz onu. Öldüğünde aramızdan ayrılan kişi küçük çocuğumuzdu sanki.
Bütün o duyguları öyle güzel ifade etmiş ki Makbule Hanım, hepsini yeniden yaşadım ben de.
Ama kitaba sadece alzheimer üzerine demek haksızlık olur. İçinde hayat üzerine, insanlar, gençler, yaşlılar, çocuklar üzerine, eğitim üzerine bir çok yazı var ki. Hepsi de dolu dolu.
"Toplum olarak sevgiye , güzel duygulara, güzel, yumuşak sözlere nasıl da ihtiyacımız var. Hayatın karmaşası içinde sakinlik ve dinginlik arıyor insanoğlu. Hayatı anlamlandırmak, kolaylaştırmak, mutluluğa yol açmak istiyor. Kavgasız bir hayat için çabalamaya değmez mi ?"
"Eşyanın eskimesinden korkar insan... Oysa giden yılların ardından kendi de eskimektedir. Aslında eskiye kıyamazken ne çok şeye kıyar insanoğlu. Daha güzel yaşamak varken kendini güzelliklerden mahrum eder ; sevgiyi yozlaştırır, dostlukları köreltir, zamanı hor kullanır. Hayatı kolaylaştırmak, hayatı güzelleştirmek , insana değer vermek ; yaşamın da bir akıl süzgecinden geçirilmesini zorunlu kılıyor. Ne yararlı, ne yararsız, ne kullanılabilir, ne kulanılamaz, ne değerli, ne değersiz ? "
"Eğer İNSAN iseniz; çaresizlik içinde bunalan , sürekli sorunlardan yakınan, sonuca ulaşmak için hiç çaba harcamayan, kendinden başkasını düşünmeyenlerden misiniz , yoksa yaşamı ciddiye alan , onu "yaşanabilir" kılmak için uğraş veren, çözüm üreten, sorunları gidermek için mücadele eden, gerektiğinde beklemesini bilenlerden misiniz? "
Bütün kitabı buraya alıntılama isteğimi güçlükle bastırıp burada bitiriyorum yazımı :).
Kitabını bana gönderen Makbule Hanım 'a , bu inceliği için tekrar teşekkür ederken, sevgili babası Dehri Gültekin ve annesi Müzeyyen Gültekin'i de buradan rahmetle anıyorum. Huzur içinde yatsınlar.
Ah, bir de sevgili kardeşi Rasime Hanım'ı hatırladım, o da huzur içinde yatsın. (Eğer okumadıysanız hikâyesi bloğunda var. Bakınız)
Son söz yine kitaptan olsun.
" Yaşarken de her şey iç içe değil midir , doğum, ölüm, kahkaha, gözyaşı , sağlık, hastalık. İnsan olmanın gereği değil midir her biri ?"
15 Mart 2018 Perşembe
Küpem Geldi
Geçenlerde küpe beğenmiştim ya hani , sevgili Bahar da bana internetten linkini vermişti. Hemen linki Can'a yollamıştım. Bugün gelmiş küpem.
Elime alıp baktığımda pek bir albenisi yoktu ama güneşe doğru çekince fotoğrafı harika çıktı :)
Hepinize günaydın :)
Ben sabah beşten beri koşturduğum için (Can o saatte gidince oğlanları yolcu edene kadar işlerimi yapayım bari dedim.) şimdi biraz gidip uyuklayacağım. Sonrasında da misafirim gelecek.
Küpeye sakladığım şarkıyı tıklayıp almayı unutmayın.
Çok güzel bir gün olsun :)
14 Mart 2018 Çarşamba
Bugün de Ne Çok Şey Var :)
Yeni yılınız sağlıklı ve pi sayısı gibi kendini tekrar etmeden hep yepyeni güzelliklere açık olsun diyeyim o zaman ben.
Hahaha, öptüm sizi.
13 Mart 2018 Salı
Haydi Sultanahmet'e
Okul arkadaşlarımdan birkaçıyla bir gün bienal gezelim diye kurduğumuz whatsupp grubumuz o gezi sonrası kendini feshedecek demiştik ama sonra baktık bienalde gidecek başka yerler de var, ee bienal bitse de sanat hep var, derken kalıcı bir grup oldu :)
Uzunca süredir toplanamamıştık, hadi haftaya pazartesi hava güzelmiş çıkalım, dolaşalım, fotoğraf çekelim çağrıma müsait olan üç kişi daha hadi deyince güzel bir gün geçirdik.
Sultanhamet'te buluşup çay içtikten sonra meydanda bir tur attık.
Mis gibi sümbül kokusu burnumuza geldi, bahar havasına girdik :)
Çeşmenin suyu akıyor mu diye bakarken arkadaki amca içme suyu istiyorsanız camide var dedi. Hâlâ iyi insanlar olması ne güzel :)
Bu binada porselen rengârenk tabak dükkânı vardı. Duvarları hatta bahçe duvarlarını böyle kaplamışlardı. Bunlar kazaya kurban gitmiş tabaklar mı acaba dedik birbirimize :) Harika yapmışlar eğer öyleyse.
Ben hiç gitmedim deyince Kapalıçarşı'ya girdik.
Gümüşçüleri dolaştık. İçeride vitrinlere bakmak müze gezmek gibiydi neredeyse. Pazartesi olduğundan oldukça boştu, rahat rahat bakındık.
Ne yazık ki o kadar çok kablo, demir, çirkin tabela var ki binanın güzelliği gözükmüyor.
Bu tespih bana Kopenhak'ta gittiğimiz amber müzesini hatırlattı. (Bakmak isteyenler buraya, çok güzeldi :)
Oradan çıkınca Sirkeci'ye inip yemek yedik.
Yemeğin üzerine tatlı niyetine Gülhane Parkı aldık.
Oradaki sürprizimiz leyleklerdi.
Neyse ki yanımda zoom objektifim vardı da kocaman ağaçların en tepesindeki bu güzellikleri fotoğraflayabildim.
Ve evet, havada da gördümmm :) Yaşasınnn :)
Maşallah bize :) Okul ruhu yüzümüze yansımış :)
Bir de yerdeki taşları yenilemeselerdi iyiydi. Çirkin bir beton görüntü içerisindeydi yeni yaptıkları yerler. Of of..
Neyse.
Onlardan ayrıldığımda alt yan açığa oturup yaptığım vapur yolculuğuyla da bu harika güne çok güzel bir nokta koydum . Okul günlerime bir selâm gönderdim içimden.
Bol sohbetli, gezmeli, fotoğraflı bu gezi ruhuma ilaç gibi geldi. İyi ki yapmışız.
Teşekkürler hayat ,bana bu güzel arkadaşları verdiğin için :)
Uzunca süredir toplanamamıştık, hadi haftaya pazartesi hava güzelmiş çıkalım, dolaşalım, fotoğraf çekelim çağrıma müsait olan üç kişi daha hadi deyince güzel bir gün geçirdik.
Sultanhamet'te buluşup çay içtikten sonra meydanda bir tur attık.
Mis gibi sümbül kokusu burnumuza geldi, bahar havasına girdik :)
Çeşmenin suyu akıyor mu diye bakarken arkadaki amca içme suyu istiyorsanız camide var dedi. Hâlâ iyi insanlar olması ne güzel :)
Bu binada porselen rengârenk tabak dükkânı vardı. Duvarları hatta bahçe duvarlarını böyle kaplamışlardı. Bunlar kazaya kurban gitmiş tabaklar mı acaba dedik birbirimize :) Harika yapmışlar eğer öyleyse.
Ben hiç gitmedim deyince Kapalıçarşı'ya girdik.
Gümüşçüleri dolaştık. İçeride vitrinlere bakmak müze gezmek gibiydi neredeyse. Pazartesi olduğundan oldukça boştu, rahat rahat bakındık.
Ne yazık ki o kadar çok kablo, demir, çirkin tabela var ki binanın güzelliği gözükmüyor.
Bu tespih bana Kopenhak'ta gittiğimiz amber müzesini hatırlattı. (Bakmak isteyenler buraya, çok güzeldi :)
Oradan çıkınca Sirkeci'ye inip yemek yedik.
Yemeğin üzerine tatlı niyetine Gülhane Parkı aldık.
Oradaki sürprizimiz leyleklerdi.
Neyse ki yanımda zoom objektifim vardı da kocaman ağaçların en tepesindeki bu güzellikleri fotoğraflayabildim.
Ve evet, havada da gördümmm :) Yaşasınnn :)
Maşallah bize :) Okul ruhu yüzümüze yansımış :)
Bir de yerdeki taşları yenilemeselerdi iyiydi. Çirkin bir beton görüntü içerisindeydi yeni yaptıkları yerler. Of of..
Neyse.
Onlardan ayrıldığımda alt yan açığa oturup yaptığım vapur yolculuğuyla da bu harika güne çok güzel bir nokta koydum . Okul günlerime bir selâm gönderdim içimden.
Bol sohbetli, gezmeli, fotoğraflı bu gezi ruhuma ilaç gibi geldi. İyi ki yapmışız.
Teşekkürler hayat ,bana bu güzel arkadaşları verdiğin için :)
Etiketler
çiçek-böcek,
Deniz,
Gezinti,
İstanbul,
Kuşlar
Kitap Salı
Bu hafta kendimi tatil planlamalarına verdiğimden, tabi biraz sokaklara da döküldüğümden kitap sayısı az. Ama çok güzel kitaplar okudum :)
Kirpi'nin Zarafeti'ni çok sevdiğimden yazarın bu kitabını gördüğümde hemen aldım. Aldım da okuma şenliğinde sıra ona gelemedi. Bu sefer yeşil kapak kategorisine biraz itiştirerek sokmuş olabilirim :)
Cümleleri ,hatta paragrafları dönüp tekrar okuduğum, okuduğumu sindirdiğim bir kitap olduğundan üç gün sürdü bitmesi.
Fantastik öğeler içermesine rağmen öylesine dünya içeren bir kitaptı ki.
"Görüyorsunuz ; bu elbette bir masal ama hakikat de aynı zamanda. Kim bu şeyleri birbirinden ayırabilir ki? Hiç kimse."
"Büyük kararlar alçakgönüllülüğün görünmezliğinde meydana gelir."
" Ve nedir ki yaşamak, eğer sevmek için değilse? "
" Fakat ne görürüz ki yaşamın içinde ? Ağaçları görürüz, ormanları , yağan karı görürüz. Belki bir köprü... Ve gözümüzün yakalayamadığı manzaralar geçer durur önümüzden. Emeği görürüz, esintiyi,mevsimleri ve acıları ; ve her birimizin gördüğü yalnızca kendi gönlüne aittir. "
" Bu sahnenin seyrine bir an olsun dalarak kendini kaybetti. Harika bir görüntüydü ; Maria , başının üstünde bir taç gibi duran beyazlarla süslü ağaçların oluşturduğu fonda göz alıyordu. Böyle bir güzelliği seyretmek için durmak günah sayılmasa gerekti. Zira by aylaklık değil Tanrı'nın eserlerine bir methiyeydi "
" Bir köylü olarak dünyaya gelmiş olan Eugénie biliyor ki bunu açıklamak için gerekli kelimelere sahip değil ; kilise duvarlarını süsleyen , kutsal hikâyeyi anlatmak için yapılmış resimlerin dışında tablo görmüşlüğü yok ; güzelliği sadece kuşların uçuşlarından , ilkbahara özgü tan kızıllığından, ışıklı ormanları dolanan patikalardan ve sevilen bir çocuğun gülüşünden tanıyor ."
" Onun yanındayken insan sonsuzluğa açılan pencerelerinin oluştuğunu hissediyor ve zindanlardan kaçıp kurtulmanın yolunun, kendini katman katman kazmaktan geçtiğinin ayırsına varabiliyordu. "
" Çocukluk, henüz bilinmez olanların anlaşılabildiği bir düşlemdir."
" Ihlamurların ortasında, hava çok soğuktu; ama sürdürdükleri hayatın iyiliklerini, nehirleri, gülleri , göklerin efsunlaını içine alan dokunulmaz bir ateşle ısınıyorlardı. "
" Hakkını vermek gerekir, kötülüğü yoktu ; fakat iyi biri olduğu için teşekkür de edemezdiniz. Ayırım yapmaksızın, herkese, her şeye karşı iyi davranması onu bayağılıklardan korusa da yücelikler söz konusu olduğunda kısıtlayan bir zayıflık , bir eksiklikle malul kılıyordu."
" Aşk ,bir kurtarıcı değildir ; ama bizi yetiştirir, büyütür , içimizi aydınlatan meşaleyi taşır, ormanların ahşabından yontar onu . Anlamsız günlerin, sevimsiz işlerin, gereksiz saatlerin oyuklarına yuva yapar aşk ; ışıltılı nehirlerin, altın salların üzerinde salınarak gelmez ; ne şarkı söyler, ne parıldar ...."
İkinci kitabım mis kokulu minik bir varlık yayınları kitabıydı. Daha önce hiç okumadığım şiirlerle bir köy masalı anlatmış Fazıl Hüsnü Dağlarca . Hem de öyle güzel anlatmış ki.
Evet bu hafta salımızda bu iki kitap vardı, bakalım haftaya neler olacak :)
Kirpi'nin Zarafeti'ni çok sevdiğimden yazarın bu kitabını gördüğümde hemen aldım. Aldım da okuma şenliğinde sıra ona gelemedi. Bu sefer yeşil kapak kategorisine biraz itiştirerek sokmuş olabilirim :)
Cümleleri ,hatta paragrafları dönüp tekrar okuduğum, okuduğumu sindirdiğim bir kitap olduğundan üç gün sürdü bitmesi.
Fantastik öğeler içermesine rağmen öylesine dünya içeren bir kitaptı ki.
"Görüyorsunuz ; bu elbette bir masal ama hakikat de aynı zamanda. Kim bu şeyleri birbirinden ayırabilir ki? Hiç kimse."
"Büyük kararlar alçakgönüllülüğün görünmezliğinde meydana gelir."
" Ve nedir ki yaşamak, eğer sevmek için değilse? "
" Fakat ne görürüz ki yaşamın içinde ? Ağaçları görürüz, ormanları , yağan karı görürüz. Belki bir köprü... Ve gözümüzün yakalayamadığı manzaralar geçer durur önümüzden. Emeği görürüz, esintiyi,mevsimleri ve acıları ; ve her birimizin gördüğü yalnızca kendi gönlüne aittir. "
" Bu sahnenin seyrine bir an olsun dalarak kendini kaybetti. Harika bir görüntüydü ; Maria , başının üstünde bir taç gibi duran beyazlarla süslü ağaçların oluşturduğu fonda göz alıyordu. Böyle bir güzelliği seyretmek için durmak günah sayılmasa gerekti. Zira by aylaklık değil Tanrı'nın eserlerine bir methiyeydi "
" Bir köylü olarak dünyaya gelmiş olan Eugénie biliyor ki bunu açıklamak için gerekli kelimelere sahip değil ; kilise duvarlarını süsleyen , kutsal hikâyeyi anlatmak için yapılmış resimlerin dışında tablo görmüşlüğü yok ; güzelliği sadece kuşların uçuşlarından , ilkbahara özgü tan kızıllığından, ışıklı ormanları dolanan patikalardan ve sevilen bir çocuğun gülüşünden tanıyor ."
" Onun yanındayken insan sonsuzluğa açılan pencerelerinin oluştuğunu hissediyor ve zindanlardan kaçıp kurtulmanın yolunun, kendini katman katman kazmaktan geçtiğinin ayırsına varabiliyordu. "
" Çocukluk, henüz bilinmez olanların anlaşılabildiği bir düşlemdir."
" Ihlamurların ortasında, hava çok soğuktu; ama sürdürdükleri hayatın iyiliklerini, nehirleri, gülleri , göklerin efsunlaını içine alan dokunulmaz bir ateşle ısınıyorlardı. "
" Hakkını vermek gerekir, kötülüğü yoktu ; fakat iyi biri olduğu için teşekkür de edemezdiniz. Ayırım yapmaksızın, herkese, her şeye karşı iyi davranması onu bayağılıklardan korusa da yücelikler söz konusu olduğunda kısıtlayan bir zayıflık , bir eksiklikle malul kılıyordu."
" Aşk ,bir kurtarıcı değildir ; ama bizi yetiştirir, büyütür , içimizi aydınlatan meşaleyi taşır, ormanların ahşabından yontar onu . Anlamsız günlerin, sevimsiz işlerin, gereksiz saatlerin oyuklarına yuva yapar aşk ; ışıltılı nehirlerin, altın salların üzerinde salınarak gelmez ; ne şarkı söyler, ne parıldar ...."
İkinci kitabım mis kokulu minik bir varlık yayınları kitabıydı. Daha önce hiç okumadığım şiirlerle bir köy masalı anlatmış Fazıl Hüsnü Dağlarca . Hem de öyle güzel anlatmış ki.
Evet bu hafta salımızda bu iki kitap vardı, bakalım haftaya neler olacak :)
12 Mart 2018 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi
Bugünkü nostaljimiz 11 yıl öncesinden. Öğleden sonra okul arkadaşlarımla buluşup Sultanahmet turu yapacağımdan yine aynı ruh hali içerisindeyim. Otuz yıl öncesine gidip on yedi yaşındaki Handan olacağım yeniden :)
Hepinize günaydın. Kendiniz olduğunuz bir haftaya açılsın sabahınız :)

Ne dersin, biz hâlâ fotoğraftaki kızlar mıyız? Yoksa farklı mıyız? İçimizde küçük bir parça mı saklı onlardan? Yoksa küçük bir parçası mı değişmiş sadece?
İlk adımı birlikte attık yaşamaya. Neler umduk, nerelere geldik.
Biriniz bile olmasa nasıl olur hayat bilmiyorum. Uzaklarda olsak da, görüşemesek, konuşamasak, kendi koşuşturmalarımızda kaybolsak da bir yerlerde olduğunuzu bilmek güzel. Telefonumda haftaya oradayım buluşalım mesajı görmek güzel. Ben geldim,hadi kızlar gelin diyebilmek güzel. Hâlâ telefonu kapatamadan saatlerce kıkırdayabilmek güzel. Sadece Handan olmak güzel. Çünkü dünya bir nebula halindeyken, kimsenin annesi, eşi, şefi, yardımcısı değilken, merkezde bir tek biz vardık :)
Hepinize günaydın. Kendiniz olduğunuz bir haftaya açılsın sabahınız :)
18 Nisan 2007 Çarşamba
Fotoğraf

Ne dersin, biz hâlâ fotoğraftaki kızlar mıyız? Yoksa farklı mıyız? İçimizde küçük bir parça mı saklı onlardan? Yoksa küçük bir parçası mı değişmiş sadece?
İlk adımı birlikte attık yaşamaya. Neler umduk, nerelere geldik.
Biriniz bile olmasa nasıl olur hayat bilmiyorum. Uzaklarda olsak da, görüşemesek, konuşamasak, kendi koşuşturmalarımızda kaybolsak da bir yerlerde olduğunuzu bilmek güzel. Telefonumda haftaya oradayım buluşalım mesajı görmek güzel. Ben geldim,hadi kızlar gelin diyebilmek güzel. Hâlâ telefonu kapatamadan saatlerce kıkırdayabilmek güzel. Sadece Handan olmak güzel. Çünkü dünya bir nebula halindeyken, kimsenin annesi, eşi, şefi, yardımcısı değilken, merkezde bir tek biz vardık :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























