27 Mayıs 2016 Cuma

Bir-İkim

Ama ben bu bloğumu da çok seviyorum :)


Kendi halinde, sessiz sakin bu bloğumu da çok seviyorum.

Eskiden buradan topladıklarımı götürüyordum, bir baktım direk oraya yazmaya başlamışım. Biriktirdiklerim işte tam şurada :)

Ağır Başlı Olmak Pek de Güzel Değil :)



Sabah huzurlu bir bahar yağmuru yağıyordu. Sizin için birazını toplayıp buraya getirdim :)

Bugünlerde pek çok koşturmam gereken şey var ama başımdaki ağırlık beni yavaşlatıyor. Gözlerimi açmadan yirmi dört saat yatabilirim. Ama benim toparlanmam gerek.

Öğlen Bilgiç'i okuldan alıp robot yapmaya götürmeliyim. O arada bir saat okul arkadaşlarımla kaçamağım var. Ev dandini. Ütü yapılmadı. Cumartesi yine götürülecek Bilgiç. Okul yıllığı için fotoğraf da çektirtmem gerekiyor. Akşamına fotoğraf kulübünün toplantısı var. Pazar sabah erkenden Kayseri yolcusuyuz. Yarışmaya katılacak küçük bey. Robotu biterse tabi, bitmezse turistik gezi olacak.Bir ara çanta hazırlamalıyım.

Neyse dün saçlarımı boyatmayı başardım. Diğerleri de bir bir olur. Yalnız şu gözlerimin üzerine yüklenen başımın ağırlığını bi alsaydılar. Ya ben ağırbaşlı falan olmak istemiyorum, tıtıt :)

Eveet, işte böyle. Neyse siz bana bakmayın, yağmur olduğu anlaşılmayan yağmur videomu izleyip kuş sesleriyle mutlu olun anacım.

Hepinize günaydın :)

Not: Ne ki bu robot diyenler için Bilgiç'in geçen seneki robotu Asumo şurada :)

26 Mayıs 2016 Perşembe

Montaigne / Stefan Zweig

 Montaigne'nin Denemeler'i benim başucumda durur hep. Arada bir iki sayfa okuyup üzerinde düşünmeyi ya da hissetmeyi severim.

( Yalnız İş Bankası Yayınları'nın çıkarttığı Sabahattin Eyüboğlu çevirisini öneriyorum, Bilgiç'e bu sene bir başka çeviriyi vermişlerdi okulda, kitaptan nefret ettim. Eğer ilk onu elime alsaydım yüzüne bile bakmazdım eminim.)

Zweig'in bu kitabını büyük bir keyifle okudum. Montaigne 'nin hayatını ve yazma amacını o kadar güzel anlatmış ki.


Gerçekten ben de böyle hissediyorum. Aradan geçen onca zaman rağmen o bugünün ve geleceğin insanı, sayfalarda gezerken yanıbaşımda bir dost gibi duruyor.



Sanırım bir çok yerde kendime benzettim onu. İşin garibi bunu Denemeler'i okurken değil de bu kitabı okurken düşündüm :)


Eğitimle ilgili bu düşünceler ne kadar da doğru değil mi?


Bu satırlarda da kendi belleğimin zayıflığı geldi aklıma. Kısa vadede hızlı algılayıp kavrayan ama uzun vadede hemen unutan bir belleğim var. Belki benim için de iyidir bu :)


Tam da öyle dönemlerdeyiz sanki...


İşte şunu diyebilecek insanlarla dolu olsaydı dünya, çok daha güzel bir yere dönüşürdü eminim..

Eskiden Daha Güzel mi Yazıyor muşum Ne :)



Bu sabah sayfamı yirmi üç yaşındaki Handan'a bıraktım:)




Hepinize günaydın :)

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Cahilden Dostum Olmasındansaaa Diyecek Kuşlar Şimdi...

Parkın içinden geçerken kuşların köşesine baktım. He canım bizim parkta bir köşede çevredeki bütün lokantaların ekmeklerini bıraktığı yer var, kuşlar da hep orada.

Önce fotoğraflarını çekeyim dedim sonra vargeçtim falan. Derken ekmeklere gözüm takıldı.


Bunları atan arkadaşın aklından ne geçiyordu. Kuşlar taze taze yesin bayatmalamasın diye mi streç filmle bırakmış. İnanamadım.

Topu topu beş dakika sürdü çıkartmak, neydi derdi, nereye yetişiyordu bilmem ama görseydim atarken iki çift lafım vardı..


Meşe Palamudu Kolye


Bir arkadaşım söylemişti, fikir çok hoşuma gittiğinden ben de toplayıp saklamıştım. Çekmeceleri düzeltirken bir tanesini buldum.  Hemen ipimi geçirip yapıştırdım. İşte meşe palamudu kolyem hazır.

Kolyeyi yaparken aklıma yıllar yıllar önce bankadaki bir toplantıda izlediğimiz hikâye geldi. Film olarak değil ama yazılı olarak buldum. İnsana umut veren o hikâye de işte şurada.


Meselâ Ben İstiyorum ki

Az uyku bana yetsin, daha sabah kalktığımdan itibaren uyumayı düşünmeyeyim. Hayatım nerede nasıl kestirsem modundan çıksın. (Şu an bile acaba biraz uyuklasam mı diye aklımdan geçiyor.)

Kelimeler aklımda kalsın, kitapları kendi dilinden okuyayım. Çevirmenlerin eline bakmayayım. Hele ki şiirleri anlasam var yaa.

Sürekli birşeyler yemek istemeyeyim. Tatlının üzerine biraz tuzlu, tuzlunun üzerine biraz tatlı diyerek kendimden geçmeyeyim.Hayatımın genelinde sahip olduğum tok gözlülük mideme de vursun.

Enerjim olsun. Kalkıp işlerimi hemen bitireyim, sağlıklı yemekler pişireyim, üzerine gezmeye gideyim. Beynimin içi uyuşuk, vücudum pelte gibi olmasın.

Yazı yazayım. Kurduğum cümleler yüzümü gülümsetsin. Kafamın içinde dönüp duran belirsiz düşünceler kâğıda dökülerek ruhumu hafifletsin.

Çılgın spor yapayım. Ağrıyan dizlerim eklemlerim falan umurumda olmasın. Vücüdum formuna kavuşsun, enerji dolsun.

Çok şey mi istiyorum anacım.

Şimdi birisi beni şu sandalyeden kaldırsın, gözümü açabilirsem gidip giyinmem gerek. Vallahi annem gitmese çarşıya bile inmeyeceğim herhalde..

Towandaaaaa...

Iıh, işe yaramadı, azıcık gözlerimi dinlendireyim ben. Beş dakika. Şşşşt, sessiz olunuz :)




24 Mayıs 2016 Salı

O Kadar Çok Kitap Okumuşum kiiii Madalya Takacaklar Sanki :)

Biliyorsunuz liste yapınca bana bir haller oluyor, illa o liste tamamlanacak. Sanırsın başım göğe erecek. Hoş aylık listemi hiç gerçekleştirememişim, utancım büyük ama kitap okuma şenliği diye yaptığım listeye pek bir sadık kaldım. Kendimi kitaptan bezdirmezsem iyidir :)

O kadar hızlı okuyunca yazı da yazamamışım haklarında, kısa bir özet geçeyim bari.

Geoff Dyer'ın Venedik'te Aşk Varanasi'de Ölüm'ünü sevdim. Gerçi Venedik'te Aşk kısmı bolca +18 öğeler içermekteydi ama yine de güzeldi.



Annemden Zweig kitaplarını almıştım.  Kendisiyle geç de olsa tanışmış oldum.

Satranç

Bir Kadının 24 Saati


Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu


Üçünü de sevdim. Bir dördüncüsü de var ama ondan uzun uzun bahsedeceğim sonra.

Tahsin Yücel'in Kumru ile Kumru'su  keyifle ve hüzünle okuduğum bir kitap oldu.


Michael J Fox'un İflah Olmaz Bir İyimserin Maceraları'nın politik kısımları sıkıcıydı ama aile tarafı güzeldi.


İskender Pala'nın İki Dirhem Bir Çekirdek'i deyimlerin hikâyelerini anlatıyordu, bir de aklımda kalsaydı iyiydi.


Eveet bu da bittiğine göre. gelsin listedeki diğerleri.

Yalnız konuları uyduracağım diye yeni kitap almaktan benim elimdekiler hep duruyor, bitmiyor :)

Ne Yaptım Ben :)

Aklımdan ne geçiyordu o çekmeceleri dökerken bilmem. Hazır tepiştirmişsin her şeyi ne gıpraştırıyorsun yerinden diye söylenmekteyim şu an.

Kumaş boyaları yok cam boyaları yetmedi ahşap boyaları, ipler, kâğıtlar, kartonlar, renkli bantlar..Gören de ha babam diy falan yapıyorum sanacak.

Yabancı dil kitaplarına ne demeli. Renkli kuşe falan olunca kıyamıyorum da.

Sonra örtü çekmecesini hadi açtım diyelim, içindekileri yıkamaya kalkacak ne vardı. Bir sürü peçete vesaire kolala ütüle dur şimdi

Normal şartlarda birisi şu işleri bir saatte bitirir ama ben başında da duramıyorum ki. On beş dakikada daralıp kendimi koltuğa attığımdan bitmiyor bir türlü.

Neyse yine de bir çanta geri dönüşüm çöpü çıkarttım, yuppii.

Aklımdayken sorayım, seneye teoga girecek çocuğu olan, yakını olan, bir yakınının tanıdığı olan falan varsa bana söylesin anacım, el değmemiş ve kısmen el değmiş bir sürü test kitabımız var. Okullara  yollarım diyordum ama önce buradan bir duyurayım.

Neyse çekilişteki herkes bana ulaştı. Bir kısmını postalamıştım zaten. Şu masanın üzerini açıp da paket hazırlayabilirsem bu hafta içinde kalanını da göndereceğim :) (Pazartesiydi,salıydı derken bu hafta içine dönüştü bak :)

Şimdi ufak ufak dağınıklığıma yöneliyorum.


Hepinize günaydın, dağılsak da al baştan başlayacak gücü bulduğumuz, pırıl pırıl bir güne açılsın sabahımız :)



23 Mayıs 2016 Pazartesi

Annemin Kitaplarına Gömüldüğüm Günü Anlatmadım Size

Annem günlerdir kitaplarını düzeltiyordu. Dolap içlerinde kitapları, karışmış.  En son kalan kısımda beni de yardım edeyim diye çağırdı. O gün de bir tersim, bir mutsuzum. Derken Alice Harikalar Diyarında gibi hissettim kitaplara bakarken.


Ben çok şanslı bir gençtim. Sıkıldığım zaman karşımda koskocaman bir kütüphane vardı, istediğimi seçerdim içinden.  Onun için yıllarca kitap alma ihtiyacım olmadı. Aslen şu an da yok, yine annemin aldıklarını okusam yeter :)

Kitaplar döküldü, hangi kitaba bakacağımı bilemediğimden iş biraz uzun sürdü haliyle. Bir gün kütüphane açtığımda bu kitapların hepsi orada olacak. Annem izin verirse tabi, hahaha :)


Masal tekerlemelerini özlemişim, nasıl hoşuma gitti bu küçük kitapta görünce.


Orhan Seyfi Orhon'un şiirleri. Kimler biliyor ilk şiirin şarkısını :)



La Fontaine 'den masallar Ezop'tan bir de.


Hepsini şimdiki akılla okumak gerek :)


Bu kitap benimle yaşıt :) Az sormamışızdır buradan bilmece birbirimize.


Hayat çok daha dolu doluydu sanki eskiden. Bir şeye ulaşabilmek için vakit harcıyorduk, sonra onu bir anda elimizden atmıyorduk tabi o kadat uğraşınca.


Şiirler internetten şıp diye önümüze düşmüyordu. Sonra bir kişi yanlış yazınca herkese çığ gibi bulaşmıyordu.


Sayfaları açılmamış kitaplar vardı. Bak bu hiç okunmamış mesela. Babam kim bilir ne için almıştı :)


Bu da çok ilginç. Kapak fransızca bir defter kapağı gibi içi coğrafya kitabı. Babaannemin midir diye düşünüyorum ama bilemedim kimin.


Bunun ne kitabı olduğunu anlayabilen birisi söylesin anacım. Çok merak ettim :)


Şu çizimin güzelliğine bakın, kitabı okutur insana :)


Madam Curie hakkında kocaman bir kitap. Fotoğraflara bayıldım.


Büyük Adamlar,  klasik müziğin dehalarını anlatıyor. Hepsine sarılmak istiyorum :)


Hımm, kim almış da geri vermemiş bu kitabı kütüphaneye. En son dayımın elindeymiş :)


Bu da beni seneler önceye ışınlayan şey. Özenle düzeltilip kitaplardan birisinin içine konmuş. Çocukluğumdan bugüne bir köprü kurmuş.

Bütün bunların arasında insanın negatif kalması mümkün mü :)

Hepsi silindi temizlendi kaldırıldı. Benim de içim gereksiz tozlardan arındı.

Kitaplar çok güzel...