8 Nisan 2023 Cumartesi

Burada

Bugün ikinci filmi izlemeye arkadaşım Ayşe ile gittim. Yürüyerek gittik, yürüyerek döndük, sohbet ettik, plânlar yaptık. Mahalle arkadaşımla hâlâ aynı mahallede yaşıyor olmak ne kadar harika.

Günün harika olmayan kısmı ise sinema salonunda yaşananlardı. Hiç bu kadar gıpraşan bi festival seyircisi görmemiştim.

Bizim biletimiz en arka sırada makinistin hemen önündeydi. Klasik olarak film saatinde boş yerler kapıdan satıldı. İnsanlar içeri girmeye başladı. Ama eskiden bu son dakika biletleri satıldığında henüz film başlamamış oluyordu, bugün filmin ilk on dakikası içeri girip karanlıkta yer arayanlarla geçti  . Bu arada yeni gelenlerden dördü bizim önümüze oturdular. Oturdular da bir tanesi yerinde duramıyor. Sanırım sıkı obsesif kompülsif rahatsızlığı vardı , hani turet sendromundan bi tık iyi . Yanındaki kadın söylene söylene kalktı gitti. Biz bütün film onun yerinde duramamasıyla kaldık. Hayır en arkadayız. Film de kare çekilmiş, ekranın üçte birinde zaten. Ses desen holivud filmlerindeki gibi bangır bangır olmadığından her ses duyuluyor. Filmden kopmamak için ciddi uğraştık. 

Son yirmi dakikada ise makinisti dövecektim. Adam çantasından naylon çıkarttı, haşır huşur, bi saat açtı, döndüm baktım napıyor diye, ay sandviç yiyor. Adam filmin bitmesine yirmi dakika kalmış, dayanamadın mı o kadar. Bilahare kapıyı açık bırakıp gitti zaten.

Hayır bugünkü film de sakin, huzurlu, hani içine bir dalsam içimi yumuşatacak, sıradan bir hayatı anlatan bir filmdi. Sakinleşemeden çıktım :)


Filmin ismi Burada. İnşaatta çalışan bir işçinin tatil için ülkesine dönmeden önce son günlerini anlatıyor. Buzdolabındaki sebzeleri bitirmek için çorba yapıp arkadaşlarına dağıtıyor. O arada şehirdeki yosunları inceleyen biyologla tanışıp onunla vakit geçiriyor. Sakinlik, doğa, yağmur, ikisinin arasındaki sessizlik huzurluydu. Yeni tanışan iki kişinin konuşmadan sakince gün geçirmelerine bayıldım. Hani hemen bütün taşları dökeriz car car konuşarak. Bunlar öyle değildi. Çok harika bir film miydi , hayır. Ama huzurlu bir mola gibi geldi (ya da gelecekti :) bana.

Filmin açıklaması şurada.

Günün fotosu da burada dursun. 


Festival bahane, sevdiklerimle buluşup birlikte vakit geçirmek şahane :)



7 Nisan 2023 Cuma

Dört Yıldan Sonra İlk Festival Filmi

Reks sinemasının önünde sabah erkenden kuyruğa girip üç saat bilet almak için beklemeyince eksiklik hissettim gerçi. Her sene geçmişten biraz daha fazla kopmak hüzünlü.

Neyse, geçen hafta oturup filmlere göz atmayı başardım. Bir taraftan da ramazanda filme benimle gidip yemek falan yemeden geri dönmeyi kim ister ki modundaydım. Yine de filmlere baktım. Ama internetten almaya alışkın olmadığımdan evelsi güne kadar bekledi bilet alma işi. Bilet almazsam kapıdan da bulurum ve fakat deneyimlerim bana biletim yoksa kılımı kıpırdatıp da gitmediğimi gösterdiğinden olay kapıdan bilet almak değil gidip gitmemeye bağlanıyor.  Sonunda dur bakayım biletlere dedim (Anam ne kadar pahalanmış, hafta içi sabah seansı 50 lira, haftasonu 90 , vıyyy) , passo dan satılıyordu, çok kullanışlı menü yapmışlar, festival broşürü açılıyor, haftalık sinemalar seanslar filmlerin konuları, filmeri seçip seçip en sonunda ödemeye geçiyorsunuz. Bilet bulamadığım filmlerin yerine hemen yenilerini koyabildim.

Sanırım altı filme bilet aldım. Hepsinden ikişer tane :D

Bilin bakalım ne oldu, bugün oruçtan izne ayrıldım :D Yani bu kadar denk düşer. 

Sabah erkenden Can'ı çekiştirip Kadıköy'e sürükledim. Filmimizi izledik, yemeğimizi yedik, döndük. Öyle evci olduk ki karı koca, dışarıda vakit geçirmeyi özlemişiz. Altı yıl , çoğunlukla ayrı şehirlerde yaşarken flört ettiğimiz için, o sıralar tüm hayalimiz evimiz olsun, televizyon karşısında tembellik yapalımdı. 

Bakınız şu an :)  O kulaklıkla manyak dizilerinden birini izliyor, ben kulağımda kulaklıkla müzik dinleyip telefonda vakit geçiriyorum :D Tamam çok güzel de arada çıksak fena olmıycak. Bugün çok keyifli oldu. Onunla ilk tanıştığımız sokaktan geçerken gülümsedik. Ona söylediğim ilk söz "bir dakika " olmuştu. Sonra da bırakıp fotoğrafçıya verdiğim filmleri almaya gitmiştim. Beklemeseydi kardeşim dükkanın önünde, manyak olduğum belli işte :D

Ay film festivalinden nereye geldim ben yaaa;) 


Dünyanın Kralları , Kolombiya'da geçiyor. Kimi kimsesi olmayan beş sokak çocuğunun hayatta kalma , varlıklarını ispatlama, haklarını elde etmeye çalışmaları savaşlarını anlatıyor. Görüp başımızı çevirdiğimiz, yanımızda olmalarını istemediğimiz gençler bunlar. Sokak lâmbalarını kırıp arabaları çiziyorlar, çalıyor, bali çekiyorlar. Bir taraftan da öyle acınası haldeler ki... İnsan yüreği burkuluyor. 

Dünyanın değişik köşelerinden filmleri izlemeyi seviyorum. Seyahat etsem göremeyeceğim köşelerini görüp hayatlarını izleyebilmek adına harika.  

İşte ilk film böyleydi. Merak edenler için festival açıklaması şurada .

Bakalım yarın sabah gideceğim nasıl bir film çıkacak.




5 Nisan 2023 Çarşamba

Şarkı Falcı Geldi Hanııımmm :)






 Sadece balkon kapısını açıp şu güzelliklere ulaşmak en büyük zenginliğim. Kimileri kentsel dönüşüme girer belki ev, çok değerlenir diyor da tüylerim diken diken oluyor. Eski evin hali geliyor aklıma hemen. Aman aman, istemem. Bana gelecek daha fazla para bu evin verdiği mutluluğu vermedikten sonra.. Şehrin ortasındaki vaha umarım böyle kalır. 

Neyse ben şarkı falı yapıyordum bir anda konu nerelere geldi. Hadi tıklayıp alın bakalım kendinize bir şarkı :)

4 Nisan 2023 Salı

Lazanya

Ne yiyeceğimi bilememe sonucu markette gördüğüm bilimum değişik şeylere sarmaktayım.

Geçen gün pirinç makarnası denemiştim. Makarnanın bi esprisi yok aslında çok kısa sürede haşlanıyor. İçine de bir sürü sebzeyi kavurup koymuştum.

Dün de lazanya yapayım dedim. Hiç yapmamıştım daha önce.

Pastavillanın lazanyasını aldım. Önceden haşlamak, ıslatmak falan gerekmiyormuş. Sonra evde kara kara onu dizeceğim kap arandım. Bi dikdörtgen borcamım var ama 8x17 cm olan lazanyanın bi tanesi sığıyor içine. Yanlarda da bir sürü boşluk. 

Neyse, şasıma Bilgehan anneannesine gitmişti yemek yemeye. Anneme var mı sende kare borcam diye sordum. Anacım, bendeki kafaya bak. Annem ha babam kocaman bir borcamla yemek gönderir. Aklımın ucuna bile gelmiyor. Valla 20x30 lukmuş o kabı. Benim lazanya içine cuk oturdu.

O arada neyse ki oğlan gelmeden süt olmadığını da hatırladım da gelirken aldı.

Ben de sallana silkine kavuracağım kıymaya katacaklarımı çıkarttım. 


Yarım kilo kıymayı şu fotoğrafta gördüklerinizle kavurdum. Ben önden kıymayı kavurup soğanı sonradan katarım genelde. Böylece daha ekstra yağ koymamış oluyorum kendimce. He , fotoğrafta olmayan bir de domates sosu koydum. Salça diyordu tarif koymadım onu.

Sonra gidip biraz yatayım da kalkınca kalanını yaparım dedim .

Tam yatacağım, anaaa, e benim pilatesim vardı ya diye zıpladım. Bir saat sonra başlayacak . O zaman gidip beşamel sosu da hazırlayayım dedim.

Üç kaşık tereyağ ile yarım su bardağı unu biraz kavurduktan sonra 600ml sütü yavaş yavaş topaklamadan karıştırdım. Höööö. Karıştıramadım tabi.  Nasıl yapıyonuz yavrum siz o işi , ben sütü katıyorum hooop topak. Blanderdan geçirmeden beşamel sos yapabildiğim olmadı.  Neyse ben accık fazla pişirmişim, olması gerekenden yoğun olduğunu lazanyaya sürerken anladım. Çok pişmesine gerek yok. Zaten fırında pişecek.

Bu da bitince. Borcamın altını yağlayıp domates sosu döktüm. Sonra lazanya kıyma beşamel sos lazanya kıyma beşamel sos diye sos bitene kadar sıraladım. En üstte sos oluyo. Onun da üstüne kaşar rendesi. 

O arada baktım spor yapacak halim yok gidip yattım. Yarım saat sonra zımba gibi kalkınca spora da yetiştim. Dedim kızlar bana unutturmayın yirmi dakkaya fırına sürmem lâzım yemeği.

190 derecede yarım saat ağzı folyolu, on beş dakika kadar da folyosuz pişirdim. Üzeri kızarınca kapattım .


Güzel olmuştu ama o kadar malzemeyi ayakkabıya koyup fırına sürsem o da güzel olurdu ihtimal. 

Paketin kalanını bitireyim diye bir kere daha yaparım sanırsam .

Sonrasında kıymalı makarna yapar yerim anacım :D

Daha düzgün tarif istersen ben şuraya bakıp yaptım :)

Afiyet olsun.



3 Nisan 2023 Pazartesi

Nobody Knows I'm Here


Gerçi ben de nerede olduğumu bilmiyorum başkaları nerden bilsin. 

Dün şarkıyla aynı isimdeki filmi izledim. Fena film değildi. Şarkısını ise bütün gece dinledim. (Şarkının film versiyonu şurada)

Bu aralar sürekli mavi şarkılar dinliyorum. Ruhumda bir yerlere dokunuyorlar. Canım yazı yazmak istiyor. Sanki ucundan çeksem geliverecek gibi ama olmuyor. Ucunu bulamıyorum.

Dün tam bir tembellikle geçti. Öğleden sonra zorla kalkıp ortalıklarda duran toprak torbasını saksılara boşaltarak kaldırayım bari dedim. Önce niye almışım bunu, çok da gereksizmiş diye başladım sonra bir paket daha mı alsam, yetmedi moduna nasıl geçtim bilmiyorum.

Zavallı bütün yaprakları sararan ıtırın saksısını kaldırımca susuzluktan değil sudan sarardığını fark ettim. Olur öyle. Bolluk içinde yüzersin, yine de yüzün sararır düşer. İhtiyacın olandan fazlası yaramaz bünyeye. Dengeyi iyi oturtmak gerekir.

Geçen gün kardeşim senin için ne yapayım abla dedi. Bilmem, canım hiçbir şey istemiyor dedim. Demek ki her şeyin varmış dedi. Düşündüm. Valla haklı. 

Bilgehan'ın okul ödemesi geçen senenin üç katına çıkmış. Oğlan %70 burslu olmasa napardık bilmem. Neyse. Kredi kartı limiti yeter mi diye sordum Can'a. O yurt dışında kalırken otelleri ödediği için yüksekmiş limiti. Ay dedim , kartını ver bana, ben kullaniim biraz da. Al dedi. Tabi biliyor kendimi çatlatsam da limiti bitiremeyeceğimi . Satın alma özürlüyüm ben.

Pazar arabası bakayım kendime dedim. Pazar arabası çantası gördüm. E , benim araba sağlam diyerek çantayı almaya karar verdim . 

Beş yıldır ütü masası alacağım. Mevcut ütü masam ütü yaparken kilidi çözülüp bir anda yere inebiliyor.  Ama ben hâlâ beceremedim. 

Amma konudan konuya atladım ha.

Saksılarım düzenlendi. 

Pazardan iki tane enginar almıştım. Hiç uğraşasım gelmedi. Biraz zeytinyağı ve limon sıkıp pişireyim dedim. Can'ın aldığı acılı sosa ilişti gözüm. Ekşili bişey. Onu da ekledim. Üzerine de geçen günden kalan doğranmış kereviz yapraklarım vardı, onları koydum. Acılı ekşili çok hoş olmuş. Sahurda yedim. 

Beyaz lahanayı da fırına attım. Dilimleyip , üzerine bilimum baharat karıştırdığım zeytinyağını sürüp öyle fırında pişiriyorum. Lezzetli ve sağlıklı bişey oluyor.

Bugün aklımı toparlayabilirsem Bilgehan'la integral çalışayım diyorum. Dur şurada kendime bi şartlama yapiim. Uyandığında zehir gibi olacaksın, beynin zımba gibi çalışacak ve oğlunla ders çalışmaktan zevk alacaksın. Matematik bu, alırım da . Matematiği seviyorum. Derli , toplu, düzenli. Her şey yerine oturuyor ve bir bakıyorsun işin içinden çıkılmaz zannettiğin şeyler çözümsüz değilmiş .

Bak valla mutlu oldum matematiği düşününce :)

Saat 5.45. Oğlan okula gitmemeye karar verdiği için gidip yatacağım şimdi. Sabahın bu huzurlu sessizliğinin biraz daha tadını çıkartıyorum sadece.

Bizi sarıp sarmalayan bütün güzelliklerin farkına varıp bizim de onları sarıp sarmaladığımız harika bir hafta olsun. 

Öptüm sizi.



2 Nisan 2023 Pazar

Sabahın Körü Yazılarına Devam

 


Şu papatyalara ulaşıp topladığım an baharın geldiğini hissettim. 

Her gün bize komşu sitenin önünden geçerken bahçesindeki papatyalara bakıp iç çekmekteydim. Koca mahallede sadece onun bahçesinde var. Geçen gün kapısının önünden geçerken bir baktım açık. Dedim Handan hayat sana daha ne kadarını sunsun, kapıyı açmış, geçecek olan sensin :) Karman çorman bahçe yolunu bulup papatyalarıma ulaştım. Penceresinin önünde papatya topladığımı gören var mıydı bilmiyorum ama ben yapraklarını koklarken öyle mutluydum ki gören varsa bile ses çıkartmamıştır.



Annemle çay keyiflerimizi bu fincanlarımda yapıyoruz artık. Sapı kolay tutulanı hangimiz alıcaz kavgamız oluyor yalnız :D Şunu söylemeliyim ki , fincanda çay kahve içmeyi seviyorsanız, kendinizi şımartmak için bunlardan almalısınız. Tabi antikacılarda satılıyorlar. İngiliz Royal Albert serisi. Yayvan olmadığından içeceği soğutmuyor, görsel şölen olmasının yanı sıra içimi de çok güzel. Bunlardan birisini yaş günümde diğerini yılbaşında bulup aldım. Kırılacaklar diye ödüm kopuyor ama kullanmadıktan sonraaa.




Dün akşam hava çok güzeldi. Malum sabahları kalkıp yürüyemediğimden akşam yürüteyim bari dedim. Gerçi peşinden ağırlık çöktü. Bu evin en kötü yanı yokuş üzerinde olması. Ya aşağı ya yukarı çıkmam gerekiyor yürümek için. Neyse vazgeçmiştim ki balkondaki geri dönüşüm çöpleriyle karşılaştım. Güya haftada bir gelip alıyorlar ama benim bir hafta geri dönüşüm biriktirmem imkânsız. Git at bunları, üşenme Handan dedim. Neyse ki hadi yürüyelim mi dediğimde hemen tamam diyen bir kocam var. Hahaha. Yok tabi, o koltukta uyuyodu. Annem var. Gittik parkta yürüdük. Dönüşte de doğa bana bu kareyi hediye etti :)


Dün hava harikaydı. Küçükken böyle havada balkon çıkardım. Biraz daha büyüdüğümde bahçede oynamaya giderdim. Sonrasında arkadaşlarımla buluşurdum. Şimdi.. Çamaşır yıkıyorum.. Sonra da hiç değişmemişsin Handan diyorum kendime . Nasıl değişmemişim, içim geçmiş ;D 

Neyse koltuk örtülerini yıkadım. O sırada kıyı köşe salonu toparladım. Üçlü koltuğun arkasında duvara gitmesin diye koyduğumuz üst üste iki tahta parçası vardı. Can'a onları birbirlerine vidalattım. Yapıştırmıştık, açılmışlar. Sonra yine orada kablolar geçiyordu yerden. Kablo kanalını duvara yapıştırıp onun içinden geçirdik . Bir iki iş daha aradan çıkmış oldu. 

Salon vitrininin içini temizliyorum bir gün önce de . İki rafı kaldı. Bayrama kadar sıkıntıdan bayram temizliği yapıp duracağım sanırım. 

Akşam yemek yapasım yoktu. Hamburger sipariş ettim. Tam iftarda, ezanla geldi :) 

İşte böyle. Saat de 5.39 oldu. Haftasonu olduğundan gidip yatabilirim artık. Hepinize keyifli pazarlar. 

31 Mart 2023 Cuma

Sadece Yemek

Yemek yemek dışında da birşeylerden zevk alıyor olmam gerekmiyor muydu benim ?

 Evet nefsime hakim oluyorum. Ramazanda zaten hakim oluyorum. Onun dışında da zaman zaman bunu başarıp kilolarımdan kurtuluyorum. Ama elli iki yaşımda artık bir üst seviyeye ulaşıp nefse hakim olmayı aşıp başka bir yola sapmış olmam gerekiyordu sanki. Nefsimin bu döngüden sıyrılıp kendini bulması meselâ , ne güzel olurdu.

Film izleyelim, dur yanında çerez alayım. Kitap okuyorum, dur çayla bisküvimi de alayım. Balkona iftardan sonra çıkıyorum, neden, yiyip içmeden ağaçlar güzel gözükmüyor mu ?

Sabahtan akşama yaptığım tek iş akşam yemeğini düşünmek.

Allah sizi inandırsın aklıma yemek gelmeyen bir aktivite var : temizlik ve ev düzenlemek. Bu yaşımdan sonra temizlik delisi tiplere dönmesem bari.

Hayatımdan yemek çıktığında geriye kalan tek zevkim uyumak.

Bi yerlerde bi hata var sanki.

Bırak dağınık kalsın diyorum bazen. Ben bıraktıkça açlığım artıyor. Ne kadar çok yersem o kadar doymuyorum. Doyma hissim yok. Çatlayıp gideceğim at gibi . İnanın doysam da oh desem boş ver, ye diyeceğim kendime. Olmuyor.

Yemek yemeyi unutacağım bir uğraşım olsaydı keşke. 


29 Mart 2023 Çarşamba

Eee Da Da Naber Millet ?

Sabahın altısı. Sanırım Bilgehan okula gitmeyeceğim demişti onun için onu uyandırmak için beklememe gerek yok aslında ama bu sessiz saatler hoşuma gidiyor.

Bu sene gece on iki gibi yatıp dört gibi sahura kalkıyorum. İlk gün daha geç kalkmıştım ama ben ayalamadan ezan okununca biraz daha öne çektim. Bilgehan'ı sekize doğru yolcu edip tekrar yatıyorum. 

Sabah yürüyüşüne de çıkmıştım ilk bir iki gün ama kırk yılda bir giydiğim spor ayakkabısı olmayan ayakkabı topuğumu vurduğundan şimdilik evden dışarı çıkmıyorum. İlk gün vurdu, ertesi gün yürümeye kalkınca kan içinde kaldı. Vakti zamanında topuğumu kütüphaneli divanda sürtüp ( Kütüphaneli divanları hatırlayanınız varsa, kesin topuğunu bir kere halletmiştir kenarında :D) ( Sahi ya, ne kullanışlı şeylerdi onlar, koltuk olur yatak olur, kütüphanesi, kapaklı dolabı olur, altı da baza. Niye yok ki şimdi ?) sonrasında o ince sıyrık mikrop kapınca bir hafta ayağının üzerine basamamış biri olarak tırsmış da olabilirim tabi.


Ayakkabı da şuydu ha, hani topuklu, sert bişi felan sanılmasın.

İşte böyle.

Metehan bana yüzlerce fotoğraf yolladı. Sakuralardan video hazırladım.


Daha bir sürü harika fotoğraf var, onları da yükleyeceğim.

Balkonumdaki yasemin açmaya başladı. Mis gibi kokuyor :) Hava yeniden buz gibi oldu ama sahurda çayımı alıp yağmur sesi eşliğinde balkonda oturmak huzur veriyor. Geçen seneki ramazan geldi de aklıma şimdi. Yere çatal düşecek gerilimi, balkona çıktığımda önüme dikilmiş olan devasa gazuleti görmezden gelme çabaları,  kuş seslerini bastıran trafik uğultusu falan. Alt kat komşuma ne kadar teşekkür etsem az :D


İki akşamdır film izliyoruz Can'la. Genelde o izler birşeyler ben pek bakmam. Bu sefer izlemeyi başardım. 

İlki Johnny diye Polonya yapımı bir filmdi. Bir rahiple (Jan Kaczkowski) kamu hizmeti yapmak için gittiğinde tanışan bir suçlunun hikâyesiydi.  Lehçe kulağı biraz tırmalıyor gibi hissettirdi ama seviyorum değişik ülkelerin filmlerini izlemeyi. Konusunda yazmıyordu ama filmin sonunda gerçek kahramanları görünce anlıyorsunuz . Değişik müzikleri, tablo gibi görüntüleri, suçluyu oynayan Piotr Trojan'ın oyunculuğu (şimdi baktım da Polonya'da ödülleri varmış) ile sevdim filmi. 

İkincisi de Call Me Chihiro isimli Japon filmiydi. Bir zamanlar seks işçiliği yapmış ama günümüzde bir bento dükkânında çalışan Chihiro'nun öyküsü. Geçmişini saklamayan, ânının tadını çıkartan, insanlarla iletişimi güzel bir kadın. Onun ve çevresindekilerin ve tabii ki kedinin hikâyesi. Yaşlılar, çocuklar, gençler, evsizler, bekâr anneler, otoriter babalar içinde her şey var. Ve de kedi :D

Film festivali de yaklaşıyor. Film seçmeye çalışıyorum. Benim gibi kısa sürede sıkılan bir insan için uzun bir süreç oluyor film seçimi. Bakayım pandemi sonrasında eski havamı yakalayıp yine güzel filmler bulabilecek miyim.


Bayramda Can'ın Maritus uçuşu varmış, bir kaç gün kalıp oradan uçuş yapıyor falan. Bana sen de gel dedi. Oteline yanlayacağım :D Gerçi bayramda uçak dolu olur ve bana yer kalmaz ama pilot beyimiz yine beni hostes koltuğunda uçurur belki. Dokuz saat ? Hımmm, pek de cazip gelmedi ama bilmiyorum. Handan bir gezi olasılığına tereddütlü bakıyor, yaşlanıyor muyum ne sayın seyirciler. Bi de ben bayramda tatile gitmem hiç. Ve fakat adam uçuşunun saatini değiştiremeyeceğine göre başka şansımız yok.

Neyse , göreceğiz bakalım.

Saat 7.20 olmuş. Bilgehan'a hazırladığım kahvaltı soğudu. Kalkmayacak herhalde. Ben de kendime kıvrılacak köşe bulayım madem. 


Sonrasında evi falan toparlarım belki. Akşam pilates var. Tavuk çıkarttım şinitzel yapıcam iftara. 

Günler uzuuun ve sakin geçiyor. Seviyorum ramazandaki bu boşluk hallerini . Sanki senenin koşuşturması durup ruh dinleniyor.

Magda Szabo'nun Katalin Sokağı 'nı nihayet dün akşam bitirdim. Çok hüzünlüydü. Artık biraz seri kitaplarıma bakacağım. Eskileri tekrar mı okusam okumadıklarıma mı baksam, onu düşünüyorum.

Oyyy. Çeneme vurdu. Haydi ben gidiyorum. Hepinize harika bir gün olsun.

26 Mart 2023 Pazar

Ortaya Karışık Dimash


 














Bu sıralar sürekli dinliyorum. Aslında seslendirdiği bir sürü çeşit çok şarkı var. Bir sürü yarışmada değişik türlerde seslendirmiş ama son senelerde oturmuş tarzı. Meselâ bayılarak dinlediğim S.O.S. i ilk söylediği zamanlarda henüz sesi tam oturmamış , kesinlikle gırtlağı tam terbiye olmamış, çok kısıtlı  bir söyleyişi varken yaşıyla birlikte sesini kontrol etmeyi öğrenmiş ve sanırım benim en sevdiğim pes sesleri de ortaya çıkmış. 6 oktav inanılmaz bir ses aralığı. Üstelik öyle kolay gidip geliyor ki sesler arasında hayran olmamak elde değil.

Bir çok dilde söylemiş şarkı. Kazakça söylediklerinde dedikleri hem tanıdık hem anlaşılmaz geliyor :)  Ben dönüp dönüp Mademoiselle Hyde ( ki Lara Fabien asıl seslendirenmiş, onu da muhakkak dinleyin :), Olympico ve Opera 2 yi dinliyorum şu sıralar.  Olympico tam gaza getirici bir şarkı. 

Barış ve sevgi üzerine söylediği şarkılar da çok güzel. 

Sakın show must go on u dinlemeyin ama, hahaha, o yorumu hiç beğenmedim. Rap bile yapmış, çıstak çıstaklar da var. Ortaya karışık anlayacağınız. 

Hadi bakalım, siz en  çok hangisi sevecesiniz. Bana da söyleyin ama merak ederim :D