17 Şubat 2018 Cumartesi

Bir Kitap Daha Bitti

Dün akşam sevgili Nilgün 'ün aldığı kitabı okudum.


Kağnı ve Sesler hikâyelerden oluşan iki kitaptı, Esirler de bir piyes .


Hüzünlü hikâyeleri okurken Sinop Cezaevi'nde geçene rastlayınca aklıma küçükken çok söylediğim şarkının sözlerini de onun yazdığı geldi. İlkokul bire giden çocuk neden onu çok sever bilmiyorum ama Başın öne eğilmesin diye baştan sona söylerdim hep :)

O ara biraz araştırdım, daha başka sevdiğim şarkıların da sözleri ona aitmiş. 

41 yaşında gencecik öldürülmesine de ayrıca hüzünlendim. 

" Halinden şikâyetçi olan ve bulunduğu vaziyete asla alışamayan bütün insanlar gibi onun da muhayyilesi kendisini bile şaşırtan bir mükemmellikte işliyordu "

"-Dünyayı değiştirebileceğini mi sanıyorsun?
- Siz dünyanın değişmez olduğuna inanmaya mecbursunuz."

"Fakat bana 'Doğru düşünüyorsun ama, bunları söyleme ' diyen adam adeta namussuzluk tavsiye ediyor demektir ve bu sersemler bunun farkında değil. "

"Ve ancak menfaatlerini haleldar etmediği müddetçe namuslu idiler.İcap ettiği zaman yüzünüze karşı en hayasızca yalanları söylemekten ,en namussuzca hareketleri yapmaktan çekinmeyen bu adamlar on dakika sonra size akılların almadığı bir küstahlıkla ve pişkinlikle namustan ,faziletten bahsederlerdi."

" Güneş herkese aynı ışığı dağıttığı halde kuvveti ellerinde tutanlar bizim ondan kendileri kadar istifade etmemize hayret ediyorlar, buna izin vermek istemiyorlar. Zannediyorlar ki herhangi bir tesadüfün bugün kuvveti onlara vermiş olması bizim bu havayı daha az teneffüs etmemiz , bu güneşte daha az ısınmamız için bir sebeptir."

" -Çok insafsızsınız Prenses.
- İhtimal çok akılsız olmadığım için Ven-Çing"


Şarkıları da buraya koymasam olmaz bence.

Seçin bakalım size hangisi çıkacak.









16 Şubat 2018 Cuma

Çok Ciddiyim Bir Tane Daha Varlığımızı Sorgulayan Kitap Okursam Kusucam

Aslında seviyorum düşündüren,sorgulayan kitapları ama çok üst üste geldiler.


Elric serisinin kasvetli ve tanrıların paralel evrenlere bağlandığı karmaşık dünyasından çıkar çıkmaz kendimi seveceğimden emin olduğum bu kitaba attım.

Gördüğüm "Kargaşadan kaç düzen kur " cümlesi biraz tüylerimi diken diken ettiyse de (Elric'in Düzen ve Kaos kavgasından bakmıştım malum)  nereden gelip nereye gittiğşmiz üzere olan bu kitabı macerasına kapılıp iki günde bitirdim.

" Eskiden otobüste tek başına geçirilen bir kaç dakika, işe yürüyerek gitmek veya bir randevuyu beklemek gibi insanın yalnız kalıp düşünebileceği sessiz zamanlar artık katlanıkmaz geliyordu. Farkında olmadan insanların elleri sürekli telefonlarına , kulaklıklarına, oyunlarına gidiyor ,teknolojinin bağımlılık yapan çekimine karşı koyamıyorlardı. Geçmişin mucizeleri yepyeni olana duyulan açlıkla silinip gidiyordu."

"Sizin haber vermeniz gerekiyor,diye homurdandı. Soru sorarak dedikodu yaymak işiniz değil.

Martin sorumlu gazeteciliğin özgürlük ve demokrasinin mihenk taşı olduğuna inanırdı . Bu yüzden tamamen saçmalıktan ibaret fikirleri yayımlayıp tartışma başlatan  gazeteciler karşısında hep hayal kırıklığına uğruyordu. Bu gülünç açıklamaları soru başlıklarına dönüştürerek hukuki sonuçlarından da kendilerini sıyırıyorlardı. "

"Düşmanlarınız mı var?  Güzel. Demek ki hayatta birşeylerin mücadelesini vermişsiniz. Churchill"

"Ölümü yenmenin tek bir yolu vardır, o da insanın hayatını bir şaheser haline getirmesidir."

" Bir çocuk için, umudunu kaybetmekten daha zarar verici bir şey yoktur."


Sonrasında Kış Okuma Şenliği için İspanyol yazar arayışına girdim  . Ve daha önce hiç duymadığım bu yazara rastladım.


Tabi hayat bir sistir diyen kitabı alırsam ne bekliyordum ki. Yazarla ilgili önsözde "nereden gelip nereye gidiyoruz" u gördüğümde haydaaa dedim. Kitaplar zincirleme mi gidiyor ne :)

Yine hayat üzerine bol felsefeli çılgın bir kitabın içinde buldum kendimi.

" Burada, bu sefil hayatta tek kaygımız Tanrı'yı kullanmak. Bizi bütün bu kötülüklerden koruması için Tanrı'yı bir şemsiye gibi açmaya çalışmak küstahlık doğrusu! "

" İki sevgili aynı şeyi düşünse bile , duyuşları başka başkadır ve öte yandan aşkın belli bir hissinde birleşseler bile her biri apayrı, hatta birbirine zıt şeyler düşünecektir."

" Evet insan bilmeden de sıkılır. Hemen bütün insanlar bilmeden sıkılırlar. Sıkıntı hayatın temelidir ve biz oyunun, eğlencelerin, romanların ve aşkın keşfedilmesini yalnız sıkıntıya borçluyuz."

" İnsan yaşamayı yaşayarak öğrenir ve herkesin, daima yeni baştan yaşamayı öğrenmeye başlaması gerekir ."

"Benim başımdan geçenler, başkalarının başından geçenler hakikat mı hayal mi ? Yoksa Tanrı'nın bir rüyası mı sadece. Yahut bir başkasının rüyası. Uyandığı zaman o, kaybolacak bir rüya olmasın bunlar. Eğer ona dua ediyor, ezgilerde onu yüceltiyorsak bu, onu uyutmak, sallayarak rüyalara dalmasını sağlamak isteğinden doğamaz mı ? Neticede bütün dinlerdeki ibadetler sırf bir şekil, uyanıp da bizi rüyasında görmesi sona ermesin diye,  Tanrı'yı uykusunda sallamanın bir şekli değil midir ?"

" Konuşmamız yalan söylememizdir ; kendimizle her konuşmamız, yani şuurlu olarak her düşünmemiz,  kendimize yalan söylememizdir. "


En sonunda yeteeeer diyerek bu kitabı aldım elime. Memleketimden insan manzaraları. Orhan Kemal hikâyeleri. 1957 yılında basılmış bu minik kitap iyi geldi.


Şimdi mümkünse kendi halinde, beni yormayacak bir kitap istiyorum. Varlığımızı sorgulamaya daha fazla dayanamayacağım.


Nerden geldiysek geldik, nereye gideceksek gidiyoruz, bu konuyla ilgili yapacak bir şey yok. Ve matrikste yaşayıp pil olarak kullanılıyor olsaydım da , bir bilgisayarda oyun olsaydım da veya birisinin rüyası , benim için hiç fark etmiyor. Neysem oyum. O kadar.

15 Şubat 2018 Perşembe

Metehan'ın Özgür Gecesi

Bundan seneler seneler önce anasınıfına başlayan Metehan hafiften arıza çıkartmaya başlamıştı.

Sabahtan akşama kadardı ana okulu . Evde iki yaşında kardeşi vardı. Oğlumun en mutsuz zamanlarıydı. Kardeşi iki yaşın sevimliliğiyle sokakta tüm ilgiyi topluyordu. Ve yerinde durmayan enerjisiyle evde de bizim ilgimizi topluyordu zira her an başını gözünü yarabilirdi.

Ana sınıfına giden çocuğa boş ver gitme demem mümkün olmadığından ne gibi bir şey yapsam diye düşünürken bilmiyorum nereden aklıma geldi ,ona "Sana özgür bir gece vereceğim " dedim.

Doğduklarından itibaren iki çocuğumu da en geç dokuz gibi yatırıyordum. Akşamları erken uyku hem onların gelişimi için çok gerekliydi hem de anne baba olarak bizim kendimizi yenileyip dinlenmemiz açısından.

İşte ilk defa o sene Metehan'a cuma geceleri istediği saatte yatma hakkı verdim. Cuma gecesi verdim ki gündüz yorulduğundan fazla dayanamaz erkenden sızar. 

Hahaha nerdeeee :)

Benim her gece sekiz dokuz gibi yatan oğlum, ilk gece, saat ikiye yaklaştığında hâlâ ayaktaydı. Oğlum yatmayacak mısın dediğimiz de "Özgür gecem !" diyerek dolaşmaya devam ediyordu. En sonunda biz yatıyoruz deyince yatağa gitti.

Ve her özgür gecesinde biz yatmadıkça ayaktaydı. Hatta biz yattıktan sonra da oturacaktı neredeyse :)

Bu özgür gecelerde bizimle başbaşa geçirdiği zamanlar, onunla birlikte bir şey yapmasak bile kardeşi yatmışken kendi başına uyanık kalıp istediğini yapabilmesi ona çok iyi geldi ve mızıltısı kesildi.

Özgür gece uygulaması sadece o sene sürdü. Çocuğumun uyku düzenini bozmadı. Çünkü şartları kesin belirlenmişti ,o şartların hiç dışına çıkılmadı, başka güne yayılmadı. İlkokula başladığından liseye gelene kadar her gece on gibi yatmaya devam ettiler .

Evet kurallarımızı uygulamak konusunda disiplinli ve kararlı olmamız gerekiyor ama çocuklarımızın ihtiyacına göre onlara sağlayacağımız böyle özel ayrıcalıklar hem onlara hem bize çok şey kazandırabiliyor.