17 Ocak 2017 Salı

Kayak Öğrenme Maceramı Hiç Anlatmış mıydım?

Efendim bendeniz otuz küsür yaşımda ilk defa kayakla karşılaştım. Kamptayız Can'ın devre arkadaşı Sabri, gel sabah sana öğreteyim ben dedi. Metos iki yaşında falan o uyanmadan gidip bi öğrenip dönücem yani :) Sabah erkenden telesiyej de çalışmıyor kayağı yüklenip dik bir yokuşu çıkıp oracıkta derslere başladık.



Kayak yapanlar bilir. Azap mıı keyif mi hâlâ karar verebilmiş değilim. Giyinme faslı ve ayağını saran beton gibi ayakkabılarla yürümesi falan tam eziyet. E kendi malzememiz de olmadığına göre kan ter içinde ayağına tam oturan bir ayakkabı denersin. Tam oturma kısmı çok önemli,  biraz bile küçük ya da bir milim büyük olsa kaymak zor. Bizim kayak yerinde bir de ayakkabı giydikten sonra merdiven çıkmamız gerekiyordu ki tam evlere şenlik. Yani ayağını betona gömdüler dizine kadar sen de o şekilde yürüyorsun daracık merdivende kıvrılmayan bileğinle komik hareketler eşliğinde aşağı kadar yuvarlanma korkusuyla ilerliyorsun. Allah o ayak bileğini bi sebeple yarattı her halde di mi :)

Neyse ne azim varsa bende, sanırım izlerken gaza geldim, kan ter içinde tırmanıp kayma dersine başladım. Sabri de olup olabilecek en iyi öğretmen, bir rahat bir rahat.



Kar sapanı diye bişey var arkadaşlar,  sanırım bacağı çarpık olanlar intikam amacıyla icad etmiş.  Ayakları açıp dizleri büküp böööle abuk bi şekilde kayakların önü bitişik aşağı doğru iniyosun. Bakınız üstteki resim.

Eee, ben televizyonda böyle spastik tipler görmüyordum ki onlar pek havalıydılar.

Neyse, bizim kayak yerinin bir özelliği de en son yokuşun en dik olması. E telesiyej daha açılmamış tepeye kadar yürüyecek halimiz yok, o dik yerde bacakları yamultarak inmeye çalışıyorum, düşüyorum tabi. Aslen kayakla düşmek kötü değil de kalkmak fena. Yılda bir defa kar görüp kayıcam diyen yurdum kadını bir anda atletik olup ayağa kalkamıyor tabe. Kaldı ki ben o aralar aerobik yapıyordum (Ay yeni nesil bu efsanevi sporu da bilmez şimde, gugulla anacım uğraştırma beni :) esnektim güya ama düşünce kayak çıkmadan kalkamıyorsun. Kayak zor çıkıyor. Haydi çıkarttın bunun bir de yokuşta dururken yeniden düşmeden giymesi var.

E dedim ben akıl kârı iş değil diye :)



En sonunda düşmeden o yokuşu inebildim, mutlulukla durdum. Sanırsın yeni bi element falan buldum, gururluyum :) Derken fark ettim ki durduğum yer dümdüz değil, benim kayakların önü açılmış bacaklarım yavaş yavaş birbirinin ters yönüne gitmekte. Gidiyor. Gidiyor.  Yere bir karış kaldı. Bak dediğim gibi esnekmişim o ara ama balerin de değilim. Bir yere bir bacaklarıma bakıyorum, derken içimdeki ses Handan bişey yap bu şekilde daha fazla devam edemez senin vücudun dedi ki ben de kendimi öne attım.


Kuş bakışı halim şu çizdiğim sanat harikası gibiydi.  Ve takdir edeceğiniz üzere bu şekilde düşmeyi başarırsa bir insan ölene kadar o şekilde kalabilir.

Neyse ki yalnız değildim. Gerçi beni izlemekte olup olaya müdahale etmeyen kayak hocama çemkirmesem daha ne kadar yatacaktım bilmiyorum. Bir de iyi ki fotoğraflı cep telefonları instagramlar felan yoktu. Vallahi fenomen olurdum :D

İşte böyle sevgili arkadaşlarım. Bugün Allahüekber Dağının zirvesinden aşağı yarım saat kayarken kendi kendime dedim bak Handan nerdeen nereye.

Ay kaydım dediysem hâlâ kar sapanından halliceyim ama bulaşmayın anacım taam mı :)


Hem şu anda sürahi nine gibi yürüyüp ah uhlarla oturup kalktığımı da söylemiycem işte :)

Mutlu Son



Otelde altı saatte oda bulamamalarını saymazsak mutlu son yani :)

Daha bir sürü yol fotoğrafım var paylaşacak, şimdilik Sarıkamış'tan herkese merhaba diyerek bitiriyorum. Devamı gelecek :)

16 Ocak 2017 Pazartesi

Tren Gelir Hoş Gelir

 Hazır karlar arasında aynı manzarada ilerlerken sabahki fotoğraflardan biraz paylaşayım dedim :)











Günaydın :)


Çılgın gürültülü bir gecenin ardından kalkmış bulunmaktayım. Trenin her dönüşü, duruşu, kalkışı ani silkelenmeler,gacırtılar gucurtular eşliğinde oldu ve ben her türlü sese uyandığımdan hepsinde gözümü açıp yaşasın trendeyiim diyerek gülümseyerek uykuya geri döndüm :)


Şu anda da bu manzalara bakarak gülümsemekteyim :)


Hayallerinize bir adım daha yaklaştığınız harika bir haftaya açılsın sabahınız :)

15 Ocak 2017 Pazar

Doğu Ekspresi Yolcusu Kalmasıın

Olayı naklen yayına döndürdüm ama beklerken durup duracağıma sıcağı sıcağına paylaşayım diyorum :)

Az sonra yola koyuluyoruz. Hadi gidelim artık :)






Ankara Garı

Yola çıkmak..

Bildiğin yerlerden sadece bir adım öte, bilmediğin yerlerden bir adım.

Bir yanın gitmek,bir yanın huzurlu alanından ayrılmamak isterken ağır basar maceracı yanın.

Yola çıkmak.

Şimdi düz yazıya bir parantez açıp içine alıntılar koyma zamanı :)










Tren Saatine Kadar Gidebilseydik Keşke :)


Tuzlu Çubuğun Önce Tuzlarını Yiyenler Kaleye Mum Diksin :)

An itibariyle otobüsteyiz, henüz İstanbul sınırları içinde.

Ben eski usul kulağıma müziğimi taktım. Can önündeki ekrandan film açtı. Ki otobüsler uçak gibi olmuş azizim, vallahi uçaktan lüks.

Ön koltukta oturan oğluşlar tabi bizden daha modern, evden getirdikleri harici hard diskten anime izliyor maymunlar :)



Onlar film izleye dursun ben camdan sisli manzaralara bakarken çayın yanına aldığım tuzlu çubuğa takıldı gözüm. Tuzlu çubuktan çocukluğuma,  oradan da babamla başbaşa ilk defa Görele'ye gittiğimiz zamana geçiş yaptım,.  Yollarda uzakta gördüğüm insanları minik insanlar zannettiğim, keşke onlarsan alsaydık diye düşündüğüm zamanlar :)


Ee, kim önce tuzları yiyordu bakalım :)