22 Kasım 2017 Çarşamba

Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey





"Her gerçek her zihinde kendi gerçekliğine bürünür. kimse kimsenin hikâyesini anlatamaz. herkes herkesin hikâyesini yeniden yazar. Anılar izafi. Tıpkı zaman gibi. Biz nasıl yaşarsak anılarımız da öyle oluşur. Tüm huylarımız bulaşır anılara. Tüm hayallerimiz, beklentilerimiz. Kinimiz biçimlendirir onları. Öfkemiz kabartır. Kendimize güvensizliğimiz yontar sonra. Kötücül ne varsa bünyemizde, hafızamıza sirayet eder. O yüzden kimse kimsenin gerçek hikâyesini anlatamaz. Herkes herkese yeniden , yeniden gerçekler yazar. Onun kişisel tarihi bile, belki de, bin tane.

O zaman gerçek ne?

Bir anlık kıvılcım. Olup bittiği anda var olan. Sonrası külliyen hatıra. Hem yaşayan için , hem o yaşama tanık olan için. Tarih hafızadan kâğıda geçerken bile tıpkı kulaktan kulağa oyunundaki kelimeler gibi girdaplara kapılır. Hallerden hallere dönüşür. Kaybolur.."

Mine Söğüt

Rahatsız edici bir hikâyesi olan ilginç bir kitaptı. Üzerinde uzun uzun düşünülebilecek, biraz sarsılıp biraz kavga edilecek kitaplardan. Kendi açımdan baktığımda bir bütünden çok sanki cümle cümle beğendim. Meselâ yukarıdakine , meselâ aşağıdakine bayıldım :)

"Bu güne kadar yaptığı tüm hesaplara, toplamalara, çıkartmalara, çarpmalara, bölmelere inançsız, tuşlarındaki sayılardan tedirgin, hep bir suçluluk duygusu içinde, hep bir hata payında boğulmakta olan ve dükkânın köşelerinde yer değiştire değiştire tozlanan şu hesap makinesine."

Daha bir çok cümle var not aldığım.

Onları da sonra yazarım :)


21 Kasım 2017 Salı

Ortaya Karışık

Çekmecelerin bir kısmından çıkmayı başardım :) Aslında her gördüğüm şeyle ilgilenmesem daha kısa sürecek ama ben ne bulsam baktığımdan ve okuduğumdan bitmiyor tabi :)


Legolara bayılıyorum. Lütfen bakar mısınız, elindeki büyüteç gerçekten de büyüteç :)


Bu saksı yirmi yıldır kalemlik olarak kullanılıyor bizim evde. Yapan kişi geçen senelerde vefat etti. Her zaman enerjik, bol kahkahalı, yaratıcı, hastayken bile pes etmeyen sevgili Meliha Teyze evimin bir çok köşesinde benimle. Çevremizdekilerin yüreğine dokunmak ölümsüzlüğün sırrı olmalı.


Jeton diye bir şey kaldı mı hâlâ?  1990 yılında basılmış bu jetona mutlulukla ve hayranlıkla bakan sadece ben miyim bilmiyorum :)


Mürekkebi bile kurumamış, inanılmaz. Otuz yıllık geçmişimiz var kendisiyle :) Sevgili rapido takımım vasıfsız bir ev hanımı olmadan önce yüksek mühendis olduğumu hatırlatma görevini başarıyla yerine getiriyor :D Aman, tabii ki vasıfsız ev hanımı falan değilim, mübalağa sanatı yaptım :) Hehehe, kendini beğenmişim ben bi kerem :D


Patates salatası. Bakmayın öyle, başlıkta ortaya karışık diye yazdım, ne ararsan var burada. Değişik bir sunum olduğundan hoşunuza gidebilir dedim. Patatesi haşladığınızda tuz ve limon suyuyla (yanında yağ da olabilir, ben pek koymam ama) ezip yuvarlak toplar yapıyorsunuz.  Bu topları incecik doğranmış dereotuna bulayıp ortasını hafifçe çukurlaştırarak tabağa yerleştiriyorsunuz. Biraz yağla kavurduğunuz rendelenmiş havuçları o çukura doldurup üzerine yoğurt ve kırmızı biberle ikram ediyorsunuz. Hem görüntüsü şık hem de tadı güzel. Daha ne olsun :)


Mutfaktan çıkıp fuara gidelim. Şu kitapların kapaklarına bayıldım.


Fuarda bu sene ilk önce sergi gezdik oğluşla, yorulmadan önce gezince pek keyifli oluyormuş. Aslında daha buraya koymadığım sergi fotoğraflarım da bayağı var, bir ara ilgilenmeliyim onlarla.

Şimdi ben hafta sonuna kadar yetişecek pek önemli işlerimle meşgul olmaya gidiyorum.

Gitmeden son olarak şunu da diyeyim. Yine bütün güzel günler papuca girmiş gibi dünkü yağmurda çıkıp paketlerimi postaladım (hep böyle yapıyorum). Çok mutlu ve gururluyum. Bir de Nilgün'le buluşabilirsem bloğun yeni yaşı gelmeden bütün çekiliş hediyeleri yerine ulaşmış olacak :)

Hepinize günaydın gözünüzde büyüyen işlerin pıt diye hallolduğu verimli bir güne açılsın sabahınız :)