20 Ağustos 2019 Salı

Kitap Salı

Bu haftaki salımızda bakalım kaç kitap var.


Zweig kitaplarının insan ruhunu ortaya döken satırlarını seviyorum.

Bu kitabın ismi de çok cazip gelmişti bana.

Bir baktım haziran ayında geçiyormuş, okuma şenliğinin yaz ayında geçen maddesine uyduğunu fark edince hemen aldım elime :)


" Yaşamımda direnç denen şey yoktu, onu yitirmiştim. Ancak dirençsiz bir yaşam zamanla gevşeyip çözülüyordu. Gün geçtikçe arzularımı yitirdiğimi fark ettim. Artık hiçbir şeye istek duymuyordum, duygularım sanki donmuştu. "

"Evet ben hep yaşamış,  ancak yaşamın tadını çıkartmayı her zaman göze alamamıştım. Ben çoğu zaman elim kolum bağlı, kendimden bile kaçarak yaşamıştım."

"Ah ne güzeldi başkalarını sevindirmek! Hissediyordum,  onlar sevinirken insan da mutlu oluyordu. Yeter ki o bağrını açsın. Canlı bir akım yükseklerden derinliğe düşüyor, sonra köpürerek sonsuzlara çıkıyor , insandan insana geçiyordu."

"Bana kalırsa yazgısının ona çizdiği yolu bir gizem olarak kabullenen kişi yaşamın gerçek tadına varır."

"Benliğini bulan insan için bu dünyada yitireceği hiçbir şey yoktur. Günün birinde içindeki insanı tanımış olan,  bütün insanları tanır"

Sanırım kitaptaki her cümleyi de yazabilirim. Bence bu bir kaç saatte bitirilebilecek ama üzerinde çok düşünülecek kitabı okuyun :)


İkinci kitabımız Hayal Kahramanları. Sunay Akın kitaplarını seviyorum. Daldan dala atlayan yapısıyla arada absürt yerlerden çağrıştırıp çıksa da genel kültürümü arttırıp çok ilginç şeyler öğrenebiliyorum.

Bölüm bölüm olduklarından yolda çok güzel okunuyor.

Tabi benim gibi balık hafızalı olunca tekrar tekrar okumak gerekebilir :)

Bu kitap da Hayal Kahramanları esinlemesi altında özellikle cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki kahramanlara değinerek kalbimi çaldı.

Onlarında da hayalleri vardı ve o hayallerini gerçekleştirerek kahraman oldular.

Snoopy, Temel Reis, Fatoş,  Ten Ten arasına serpiştirilmiş bu kahramanlar harika bir bileşim olmuş.


Alıntılar zincirleme uzadığından bir kaç sayfasını paylaşayım buradan.






Bu Küçücük kitap üçüncü kitabımız. Orhan Kemal'in duru anlatımını çok seviyorum. Gözümün önünde bir film karesi gibi beliriyor bütün anlattıkları.



Ve son olarak da bir destanın hikâyesi. Ruşen Eşref Günaydın'ın Atatürk ile röportajı . Çanakkale Savaşı'nı birinci elden anlatıyor.

Yalnız dilini anlamak gerçekten zor. Bana keyif verdi anlamaya çalışarak okumak gerçi.


Bir iki kelimeyi sizinle de paylaşayım.

Tarassut : Gözetleme

Ricat : Bozguna uğrayarak geri kaçma

Teahhur : Geri kalmak, gecikmek

Hattı Bâlâ : Sıradağların en üst noktalarını birleştiren çizgi.

Tek çizgi üzerinde duran insan, hayvan, her şey
arka fonda gökyüzü olduğundan çok kolaylıkla ve çok uzaklardan derhal fark edilir.

Eçsat taaffünatı :Kötü koku

Müşarünileyh : Adı geçen, sözü geçen, anılan

Eveet, daha bir çok kelime vardı ama bu kadarı yeterli şimdilik. Haftaya sınav yapıcam iyi çalışın bak :)

Bu hafta çok kitap okumuşum gibi gözüküyor ama en kalın olanını zaten yolda yanıma alıp kısım kısım okuyordum, diğer üçü de minicik kitaplar. Hepsini de sevdim.

Bakalım haftaya neler düşecek salımıza.

Şaka maka,  çıtır kitap minik kitap derken okuma şenliği kitaplarımı tamamlamak üzereyim neredeyse. Sanırım bir kaç madde kaldı. Gerçi Tolstoy'un kitabını yine bitiremeyebilirim. Bakiim başka bir kitabını mı bulsam yoksa :D

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Kartpostal


Birincisine şaşırmıştım,  diğer ikisine de ayrıca şaşırdım. Yolda üç tane daha varmış üstelik.

Beni tanıyanlar pullu mektup ve kartları ne çok sevdiğimi bilirler. Hatta kendi evimize kart postalarım tatile gittiğimizde.

İşte benim oğluşum gittiği her şehirden kart bulmuş,  pul bulmuş, 24 saat açık postane aramış, üşenmemiş bu kartları yollamış.

Alınacak en güzel hediye değil de nedir?

Daha güzelini düşünemiyorum :)


Nostaljik Pazartesi

Çocuklarla ilk yurtdışına çıkışımızda nereye gideceğimizi Bilgiç belirledi. Danimarka'daki Legoland. Legoland tamam, lego delisi iki çocuk için pek mantıklı ama neden Danimarka?  Çünkü ilk legoland oradaymış, onun için.

Legoland Disnayland gibi bir yer. Ama bize göre çok daha güzeli tabi. Haydi bugün nostaljimizde sizi oraya götürüyorum.

Panama kanalı videosunu izlemeden geçmeyin.

Ne küçükmüş bizimkiler ya :D

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Hele Bir de Çocuğunuz Lego Seviyorsa Kesinlikle Gidip Görmelisiniz...


Bu bilet satış yerlerini gördüğünde Bilgehan'ın ilk dediği şey "Siz de benim gibi kendinizi küçülmüş hissediyor musunuz?" oldu :)


Kapıdan girişte ilk bankta rastladığımız amca sadece uyumakla kalmıyor, üstelik horluyordu da :)
Uyuyan adamın yanı bizim olası birbirimizi kaybetme durumunda buluşma noktamız oldu :)


Legolardan yapılmış minyatürlerin olduğu bu kısım düşündüğümüzün çok ötesindeydi, insan bir gün boyunca sadece burayı izleyip sıkılmayabilir.


Bu uçaklar perona giriyorlar, çıkıyorlar, taksi yolundan piste gidiyorlar. Bir uçmadıkları kalmıştı. Ama hemen yakındaki hava alanı bu eksikliği kapatmış, sürekli havada inen kalkan uçak gördüğümüzden, bak işte uçuyorlar da geyiğini sık sık yaptık :)

Can'ı bu bölgeden ayırmak zor oldu. "Postacı yıllık iznini almış şehri dolaşmaya çıkmış" misali bizimki de üç günde özlemişti uçaklarını herhal :)


Evler , köprüler, trenler, gemiler... Ve sürekli bir hareket. Mesela Nyhavn'da gezen gezi motoru var ve rehberin konuşmalarını duyuyorsunuz :)




Detaylara bakmak başka keyif.

Hele şu videosunu çektiğim Panama Kanalı modelinde ağzımız açık kaldı ki zaten fonda seslerimizden bunu anlayacaksınız :)




 




Bu girdiğimiz ilk kuyruktu. Tabii ki söylememe gerek yok her yerde yaklaşık yarım saat bekleme süresine 1 dakikalık aletlere binme süresi vardı :) Tamam hakkını yemeyeyim mesela bu oyun 5 dakika kadar sürüyordur. Bu tekneye biniyoruz ve başlıyoruz kolu çevirip etrafa ateş etmeye. Bu arada kenarlara da koymuşlar aynı mekanizmadan, oraya gelenler de bize ateş ediyorlar. En son ıslak ve fakat ağzımız kulaklarımızda iniyoruz oradan. Zaten bayağı ıslanıyoruz oyunlarda :)


Suda bir ejderha mı var?




Bu itfaiye merkezi en çok Bilgehan'ın hoşuna gitti çünkü onun itfaiye serisi var. 


Buradaki oyun da çok güzeldi bence. Her biri bir itfaiye arabasına dizilen yarışmacılar şu eski tren lokomotiflerini yürüten mekanizmayla araçları yürütüp binaya ulaşıyor, orada su pompalayarak yangını söndürüyor ve yine araçla geri dönüyorlar. Bir koşturmaca gidiyor :)


Sıra beklerken etraftaki şeylere bakarken vakit nasıl geçiyor anlamıyoruz .


Bu timsah arada adama saldırıyor :)


Bu çiçekleri önce uzaktan gözüme kestirip,


sonra yakınına gidince bir de orada yakalıyorum :)


Sizce de gerçeğe benzemiyorlar mı?



Bu arabalara da bayıldım, market arabası gibi para atılıp alınıyor ve gün boyu çocuklar için kullanılabiliyor. Bence özellikle Bilgehan'ın yaşı burası için harikaydı, Metehan da çok eğlendi gerçi, ama çevremizde bir yanda bebekleri olup bir taraftan 2-6 yaş arası çocuğunu gezdiren bir sürü aile vardı.


Ertesi gün bir daha dolaşırken minyatür kısmında yine çok vakit geçiriyoruz :) Burası Star Wars bölümü. Bir milyon fotoğraf çekmişiz ama bu kadar yeterli sanırım :)



 
Can'la bu ağaçlara bayıldık.
 




Aletlere binmek için geçerli olan boy çizelgesi, parmak uçlarında durup geçmeye çalışan çocuklar görmeye değer :)


Bazı kuyruklarda böyle masalar var, biz bir saat kuyrukta beklerken Bilgiç keyif yapıyor :)


Bizimkiler altın arıyorlar :)





En son oraya da bakmadan geçmeyelim diye Duplo kısmına giriyoruz. Küçük çocuklar için çok eğlenceli bir park.


Daha yüzlerce fotoğraf koyabilirim ama bu kadarda kalayım en iyisi :)

Burayla ilgili bir iki şey eklemek istiyorum.

Her iki adımda rastlanan tuvaletler hep çok temizdi, o kalabalığa rağmen nasıl oldu bilmiyorum.

Hiçbir gereçte çanta almıyorlardı. Hele ilk gün otelin lobisinde bırakmayalım diye yanımıza aldığımız bütün çantaları her gittiğim yerde bir rafa bırakıp binmek zorunda kaldık.

O kadar çocuğa bağıran çağıran anne baba ben hiç görmedim, Can bir tane rastladım dedi. Bizim burada olsa, tam bir curcuna olurdu eminim. Üstelik çocuklar gayet de hareketliydi.

Bütün sıra yerlerindeki zincirler falan sapasağlamdı, çocuklar hep üstlerindeydi.

Roller Coaster dediğin hep aynı şey değil mi birine de binsen binine de binsen ne fark eder diyordum, fark ediyormuş:) Hele buz kırılıp da düştüğümüz sahne harikaydı, gerçekten şaşırdık :)

Buzlaş kutularını ta eve taşıdım valla. Legoland'den ne getirdin Handan? Buzlaş bardağı :)

Bir saat kuyrukta bekleyerek aldığım Nachos çok güzeldi neyse ki :)

Kurutma kabinleri iyi fikirdi. Çok ıslandıysan 20 Kron atıyorsun, 10 dakika sıcak hava üfleyip seni kurutuyor.


Çocukların sularla oynadığı bir kısım vardı, biz yanımızda mayo götürmediğimiz için girmedik ama pek eğleniyorlardı.

İki günde kanoya, kızağa, arabaya binip macera yaşadık, zindanlarda dolaştık, mumyaların içinden ateş ettik, yangın söndürdük, korsanlık yaptık, pilot eğitimi aldık, altın aradık daha ne olsun :)

Legoland'in sitesi şurada. Anlatmakla olmaz, yaşamak gerek :)