26 Ekim 2020 Pazartesi

Bu Gün de Geçti


Sabah çöp gibi kalktım. Mutfak dandini ev dandini, yapılacak işler yığınla. Yerleşecek pazar alış verişlerim var, yemek yapılacak, spor günü, çamaşırlar toplanmayı bekliyor,  ütüyü saymıyorum, sanki bir gün önce ev süpürülmemiş. Biri beni süpürse modundayım.

Çocuklara kedi yemeği yaptım. (Kedi yemeğinin ne olduğunu bilen sıkı takipçi ve sıkı hafızalı bir arkadaşa hediye göndereceğim :) Geceden suya koyduğum tencereleri yıkadım . (Yalnız şu an acı bi şey hatırladım, balık tepsisi fırının içinde beni bekliyor, ıyk) Sonra kendime yukarıdaki kahvaltıyı hazırladım. Bari oturup keyif yapayım önce dedim.

Gerçi o kadar yemeyeydim iyiydi, karın kalça çalışırken ağzımdan çıkacaktı her bi şey. Pilates saatini bir saat öne aldık, çok iyi oldu ve fakat yedi gibi yemem lâzım geçe bırakmamam gerekiyor. 

Spor saatine kadar sebze yıkadım, dolmalık biber ayıkladım, kıyma çıkarttım.

Sonra spor ve duş.

Metos'un ders arasına yemek yetiştirdim  . O arada Can'ı da kaldırdım. Kahvaltısını yaptı, arkadaşıyla buluşmaya gitti.  

Kıyma açılmıştı, dolma yaptım . Makarna bir de. Evi süpürdüm.

Çamaşırları toplamadan bir çay keyfi yapmaya karar verdim.


İşlerin çoğu bitince içimdeki sıkıntı da geçti. Kitabımı okudum biraz. 

O arada Metos çamaşırları topladı sağolsun. 

Ohhhh. 

Şu anda saat altı olmuş. Migros siparişim gelene kadar rahatım. Bulaşık makinasını boşalt dedim Bilgiç'e ama pek yorgun olduğundan sonra yapcekmiş. Bakalım. 

25 Ekim 2020 Pazar

Ah Daha Çok Enerjim Olsa Neler Neler Yapacağım

Bu hafta az biraz daha enerjim vardı çok şükür. Dirseğimdeki ağrı devam ediyor ama halsizliğim azaldı biraz.

 


Ben de kendimi evden dışarı attım azıcık.

Cuma günü Acıbadem Caddesi'nde tur attım. Aslında alış veriş merkezine gidesim vardı ama hava güzel olunca dışarıda durayım dedim. Pastaneden ekmek aldım. Bir de Makro'ya girip nachos kaptım. Mutlu mutlu eve döndüm. Mideye çalışıyorum hep     :D




Cumartesi sabahı annemle yürüyüş yaptık mahallede. Haftasonu sabah erken sokaklarda pek kimse olmuyor, güzel yürünüyor. On gündür ben hasta gibi hissedince annem de hep evde kalmıştı.  İyi geldi ikimize de.

Bu sabah Nakkaştepe Millet Parkı 'nda kahvaltıya gittik. Bu millet parkı ismi tüylerimi diken diken ediyor gerçi, diğer parklar gâvur parkı mı sorusu uyanıyor insanın kafasında. Neyse. 


Can'ın yeğeni de geldi. Her ne kadar doğal yeşil alanların yapaylaştırılmasına üzülsem de fena değildi burası. Masalar ahşaptı, localar gibi düzenlemişler, birbirleriyle iç içe değil, her birinde çöp kutusu var falan. 


Daha çok deniz manzarası olacağını zannetmiştim ama yoktu  . Belki daha aşağılarda vardır bilemiyorum. Boğaziçi Köprüsü'nün uğultusu çoktu yalnız oturduğumuz yerde. Biraz aşağıda gölet ve şelale olan yeri görünce bir daha gelirsek burada otururuz dedik. Su sesi diğer sesleri bastırmıştı orada.


Bize arabayla on dakika mesafede olmasına rağmen yeni keşfettiğimiz bu yer arkadaşlarla buluşup oturmak için güzel. Havalar kötüleşmeden yapılabilir birşeyler. 


Bu sefer sabah oğlanları da kaldırdım erkenden. Hep birlikte çıktık. Sürekli evde dip dibe olmaktan gerilen sinirlerimize iyi geldi sanki. Biraz switch ile oynadık. Ben pek anlamıyorum bu aletlerden ama bu nesne kendisine harcanan parayı sonuna kadar hak ediyor . Kenarındaki kumandalar çıkıp iki kişiye ayrı ayrı kumanda olabiliyor,  televizyona bağlanıp evde oynanabiliyor  veya çantana atıp kendi kendine oynayabiliyorsun. Bilgehan geçen sene bunu alabilmek için her kuruşunu biriktirmişti. Yine de Amerika'ya gitmesek zordu almamız.

Neyse,  konuyu dağıttım. Şu  masada oynanan yarım saatlik oyun elektriğimizi boşaltmamızı sağladı. Aynı evin içinde hepimiz kendi dünyalarımızda yaşarken evden dışarı çıkıp buluşmak çok ilginç ama her zaman işimize yarıyor.


İşte böyle bir sabahtı. Saat dokuzda kimsecikler yokken gittiğimiz parkta etraf kalabalıklaşırken biz çıktık.

Dönüşte pazara uğradık.

Evde koşuşturma başladı sonra. Bulaşık makinası boşalt, çamaşır topla, as, pazar çantası yerleştir, yemek hazırla, ev süpür derken akşam oldu.

Yoruldum tabii ki ama sabahki kaçamak değdi. 

Günün tatlı sürprizi de bir saat yukarılara bakarken sonunda yakaladığım kızılgerdandı. 



Ve bir kaç masalsı ayrıntı . İçindeyken dikkat çekmeyen ama hep orada duran minik güzel köşeler.

İyi ki varlar.



20 Ekim 2020 Salı

Bizim Bilgiç'in Online Eğitim Halleri

Odasına bir girdim, kulağında kulaklık biriyle sohbet ediyor, elinde telefon oyun oynuyor.

Oğlum ne yapıyorsun sen dedim.

Dersi dinliyorum merak etme diyor.

Kulaklıkta birilerinin konuşması,  telefonda oyun, bilgisayar ekranının bir minicik köşesinde öğremen görülüyor. Dudaklarını okuyor herhalde bir santimlik ekrandan. 

Öğretmenine söyleyeyim dedim, 18 yaşındaki delikanlı dersini takip etmiyorsa ne yapacak öğretmen? 

Kitap Salı

Bu hafta salımızda üç kitap birikmiş. Hımm,ne güzel diyecektim ki hatırladım, iki haftalık kitap bunlar. Neyse koca yaz bir kitap okuyabildiğim düşünülürse iyi yine :)


Bu arada yazıları instagram hesabımdan alıyorum, o yüzden orayı takip edenlere ikinci baskı gelebilir ama bloğa koymazsam bloğuma haksızlık ediyormuşum gibi geliyor. Hem aralara başka şeyler de ekliyorum,  orada söylemediğim dedikodular :D



İlk kitap Nevernight, Kuzgunun Gölgesi. 

Metehan'la geçen senelerde kitap fuarından alıp alıp koyduğumuz fantastik kitaplardan birisi Kuzgunun Gölgesi. Üç kitaplık seri, birincisi var bizde. İkincisi de çıkmış  ama sanırım üçüncüsü çıksın öyle alırız ikisini birden. Neyse ki bu kitap olaylar bir sonuca vardığında bitiyor da devamı yok diyerek kalakalmadık.

İlk dört beş sayfada kim kiminle ne yapıyor algılamakta zorluk çektim. Kızın ilk cinsel ilişkisi ve ilk cinayeti anlatılmış bu kısımda. Sonrasında zamanda bir ileri bir geri giderek Mia'nın başından geçenleri görüyoruz. Geçmişte ailesinin başına gelenlerden sonra yaşadıkları. Günümüzde ise bunu yapanlardan intikam alabilmek için katıldığı Kızıl Kilise'de diğer adayların arasında sıyrılarak dört kılıçtan biri olmaya çalışması.

Kitabın dili küfürbaz ama eğlenceli. Sayfaların altında anlatıcının notları hem bilgilendirici hem komik. Yalnız bu alt notlara giden yıldızlar öyle dikkat çekmeyecek şekilde basılmış ki, nereye ait olduklarını bulmaya çalışmak yordu. 

O kısmı geçersek akıcı ve sürükleyici macerasıyla üç günde bitirdim. 

Tek hoşuma gitmeyen arada geçen oldukça ayrıntılı sevişme sahneleriydi. Biri en başında olmak üzere üç beş yerde karşıma çıktı. Ne diyeyim, pek bilgilendirici ve eğitici olmuş. 




♠️Şairleriniz ne derse desin, atlar son derece nahoş seyahat araçlarıdır. Koku, zaten kırık olan burna sağlam bir sağ kroşe indirmeye benzer; binicinin hassas yerlerine maliyeti genellikle morluklardan çok içi su dolu kabarcıklarla ölçülür ve at sırtında seyahat etmek yaya seyahat etmekten pek hızlı değildir.

♠️Işık yalanlarla doludur, Çömez. Güneşler yalnızca bizi kör etmeye yarar.

♠️Hain dediğin, kaybeden taraftaki bir vatanseverdir.

♠️"Ne olduğunun bir önemi yok" dedi Cassius. "Olman önemli. Ve kendinle ilgili daha büyük bir bulmacanın cevabını arıyorsan, hak edene kadar benden duymayı bekleme."



İkinci kitap  Meslek Yarası.

Zeynep Oral'ın Milliyet Gazetesi'nde çalışmaya başlamasından (hatta okul zamanlarından) 2001 yılında gazeteden kovulmasına kadar geçen süreyi anlattığı kitapta  o döneme dönüp bakıyoruz. Anlattığım sadece kendi hikâyem, yaşadığım  bütün dengelerimi alt üst eden günün üzerimdeki etkileri yazdım dese de yakın tarihimizden bahsederken o günleri hatırlamamızı sağlıyor.

Daha önce Bu Cennet Bu Cehennem kitabını okumuş,  onu da çok sevmiştim. Bu da ele alındığında su gibi akıp gitti. Yazı dilini, samimiyetini seviyorum. 

Yaşam hikâyelerini seviyorsanız, yaşamın tam ortasından yazılar yazan, otuz sene sanat dergisi çıkartan, otuz üç sene yuvası olarak bildiği gazetede işten çıkartıldığını başkalarının yazısından öğrenip bütün gün teyit ettirmeye çalışarak olabilecek en seviyesiz harekete maruz kalan yazarın hikâyesini de seveceksiniz. 

Kitabı okurken onunla Cağaloğlu'da İkitelli'de koşturuyormuşum,  sanki birlikteymişiz,  benim arkadaşımmış gibi hissetim. İnstagrama yazarken,  kendi kendime dedim ki, Handan eğer bu satırlarda tanıdığın insansa Zeynep Oral, onu etiketlediğinde gelip yorum yapacak. Geldi ve yorum yaptı gerçekten de.  İçim sıcacık oldu. Bu bir yazardan yorum aldığım için değil, okuduğum insanın hayalimdeki insan olmasının sıcaklığıydı. 





🗞Söylemiş miydim?  Ben toplantılardan nefret ederim... Toplantı yapanların işi gücü yok da, ondan bu toplantıları yapıyorlar sanırım.

🗞Önümüzdeki hafta kapak konumuz ne?  
  Kimi zaman bu sorunun yanıtını aramıyorduk, arayamıyorduk bile... Yaşam, önümüzdeki sayının kapağını suratımıza çarpıyor, avucumuzun içine bırakıyor, gözyaşlarımızın arasına yerleştiriyordu. Kapağımızı yaşam sunuyordu. Kendiliğinden...

🗞Türkiye'nin gündemi öyle doluydu ki! Türkiye'nin gündemi öylesine çabuk değişiyor ve aynı zamanda öylesine hiç değişmiyordu ki...
 Bu harika, bu müthiş, bu korkunç,  bu zavallı, bu eşsiz değerli, bu çok gülünç ve bu çok acıklı yaşantımızda esin perilerinin peşine takılmaktansa, gerçeklerin peşine takılmayı yeğledim.

🗞Bu yaşadıklarımız bize çok şey öğretti :
    Bunların başında, tepki göstermenin ve direnmenin önemi geliyor. Tepki göstererek ve direnerek ne büyük bir güce sahip olduğumuzu hep birlikte gördük.
   Okurların ve çalışanların da gazetenin "sahibi"  olduklarını,  en azından gazetelerinden sorumlu olduklarını bir kez daha anladık. 
    İnsan olma onurunu, meslek onurunu korumanın elimizde olduğunu bir kez daha gördük.

🗞 Hiçbir tünelin ucunda hiçbir zaman ışık göremeyeceğimiz düşüncesi, yaygın bir düşünce halini alırsa artık hayatla boğuşmaktan bıkarız, vazgeçeriz. Ve Türkiye vazgeçmiş,  bıkkın insanların ülkesi oluverir. (Kemal Sayar)



Son kitabım cikletten çıktı. Güz okuma şenliğinin G, Ü, Z ile başlayan kitaplar kategorisine bir şey bulamayınca yapboz sipariş  verirken fiyat sıralamasında en düşük olan kitapları listeledim. Şu üç kitabı on küsür lira vererek aldım. 



Sevmezsem ne kaybederim seversem de piyangodan çıkmış gibi olur dedim. (Piyangodan birşey çıkıyor muyu?)  

Sürpriz yumurta açma heyecanına kapıldım,  çok eğlenceliydi :)

Ama bu kitabı pek sevemedim. Aslında çocuk kitabıymış, ben Üsküdar'la ilgili elimde kitap olsun diye almıştım. İşin garibi çocuk kitabı olarak almaktansa benimki gibi almak daha mantıklı zira çocuk kitabına göre fazla ağırdı. Kaç yaş çocuk hedeflenmişti bilmiyorum.  İçindeki güvercinli kısımlar küçük çocukların dikkatini çeker ama Üsküdar'ı anlattığı yerler ansiklopedik bilgi gibi, hiçbir çocuk o kısma odaklanamaz, ben zor odaklandım. Ayrıca muvakkithane,  bedesten,  arasta,  külliye gibi kelimelerin anlamlarını çocukların bildiği varsayılmış.

Neyse işte, İstanbul'la ilgili Yapı Kredi Yayınları'nda Cumhuriyet Kitapları'ndan çıkan çok daha güzel ve eğlenceli çocuk kitapları var, siz onlara bakın bence. 

İşte şimdilik bu kadar. Bakalım haftaya neler okumuş olacağım :)

Hepinize sürükleyici kitaplarla dolu günlerrrr :)