23 Ocak 2019 Çarşamba

Bizim Handan'ın Sinsi Anne Plânları

Ben şimdi biraz uyusam sonra kalksam diye geldi yanıma Bilgehan.  Derdi Amerika'daki arkadaşı ile konuşmak, biliyorum.  Normal şartlarda tatil diye izin veririm ama tatil matil demeden her sabah dokuz gibi kalkıp okula gidiyor. Uykusuzluk dizboyu olacak iyice sabahlarsa.

Biraz konuşmaya tuttum olmadı. Duş al açılırsın dedim olmadı. Bir avuç kavrulmuş mısır rüşvet teklif ettim, olmadı

O zaman duş alırsan bir saat uyumana izin veririm dedim.

Duştan çıktığında uykum açıldı benim diyordu.

Heheh, benim hesaplarıma göre de öyle olması gerekiyordu yavrııım.

Kötüyüm ben kötüyüm.

Hah, üç erkekle yaşma savaşı veriyorum anacım, ne yapsam mübahtır :D

Unutmak


Ütü yaparken Bilgiç'in Guns n Roses tişörtü ben bir anda konsere götürdü. Evdeki böyle nesneleri seviyorum.

Kar küresi koleksyonum örneğin, her birini elime aldığımda bir yere götürüyor beni.

Buzdolabı manyetleri de. Onların arasında Can'ın gittiği yerlerden aldıkları da var ama benim için güzel olanlar kendi gittiklerim.

Bilgiç'in minik objeler koleksyonu da aynı. Onlara bakmak bize bir sürü şey anımsatıyor.

Ben çok unutkanım. Cidden çok.

Bence olduğumdan genç görünmemi de (hehehe şimdi kilolarla botoks etkisi de var ama :D)  , evliliğimi de buna borçluyum :)

Kimseye kinim , üzüntüm, derdim çok kalmıyor üzerimde , unutuyorum çünkü.

Bu bir bakıma gerçekten güzel bir şey. Ama diğer yandan boşlukta asılı kalabiliyorsun.

Belki de fotoğraf çekmeyi bu kadar sevmemin sebebi budur. Unutacaklarımı saklamak.

Bu bloğun bir nevi amacı da bu. Dönüp eski yazılarda dolaşırken bir sürü güzel anı hatırlayıp mutlu olmak.

İnsan okuduğu kitabı bir daha heyecanla okuyabilir mi, ya da kitabın filmini izlerken şaşırabilir mi?  Ben şaşırabiliyorum. Baştan savma okuyorsun Handan dedim kendime ama ııh, ne kadar dikkatli ve yavaş okusam da fark etmiyor.

Tek güzel yanı onu çok sevdiğimi hatırlıyor olmam. Dolayısıyla tekrar okuyorum :) Veya izliyorum.

Yüzleri de unutuyorum. Mahallede voleybol oynadığımız bir arkadaşımız vardı. Bir gün bana sen neden okulda selâm vermiyorsun diye sordu. Aynı okula gidiyormuşuz, haberim bile yok. Yüzüne bakıp geçmişim kaç defa yanından.

Umarım bir gün kendimi de unutmam. En büyük korkum bu sanırım. Neyse oğlanlara tembih ettim, ola ki kendimi unutursam beni bir yere yatırın, suçluluk da duymayın, nasıl olsa hatırlamıyor olacağım.

Ay bu yazı buraya nasıl geldi bilmem. Gidip kendime yiyecek birşeyler hazırlayayım. Acıktım ben, ondan.

Zaten bi yemek yemeyi unutma sen hiç Handan, tıt tıtı tıt.


22 Ocak 2019 Salı

Çalışkan Çarşamba

İşim gücüm rejim olunca gözüm baharatlara takıldı bu hafta.

Aslında geçen senelerde tarçına takılmıştı önce. Malta eriği çiçeğini koklayıp da tarçın kokusu aldığımda tarçını merak etmiştim.

Sanırım pek kabuk halini almadığımdan hiç düşünmemişim ağaç kabuğu olduğunu.

Seylan tarçını Sri Lanka, Hindistan ve Myanmar”da yetiştirilir. Kışın yapraklarını dökmeyen alçak boylu ağaçtır. Bu ağacın körpe dallari kesilir. Kabuklari soyulur, mantar tabakaları çıkarılır, tabakalar birbirinin içine konulup sarılarak kurutulur. Daha sonra ezilip baharat olarak Seylan tarçını adıyla satılır. Açık kahverengi ve tatlımsı tadı hoş olan bu tarçın türü makbuldür.
Çin tarçını daha büyük bir ağaç olup 10-12 m”ye kadar boylanabilir. Kışın yaprağını dökmeyen bu türün de gövde ve dallarının kabuğu soyularak yukarıdaki yöntemle elde edilen tarçın, Seylan tarçınına göre daha yakıcı, keskin ve daha az değerlidir. (Şu siteden alınmıştır)

Yapımı ile ilgili bir video da şurada. Bakmak isteyenler için.

Geçen hafta da karanfil ne peki diye düşündüm. Bizim çiçek karanfil olmadığı kesin.

O da bir ağacın çiçeğiymiş.


aramaticum ağacından elde edilir. Karanfil ağacı dört mevsim yeşil kalır. Anavatanı Endonezya'dır. Tüm dünya mutfaklarında birçok gıda hazırlığında, pişirilmesinde kullanılır. Karanfil baharat, Endonezya ve Madagaskar'da hasat edilir. Hindistan'da ve Sri Lanka'da da yetiştirilir. Ülkemizde ise karanfil baharat seralarda veya evlerde saksıda süs bitkisi olarak yetiştirilir. (Şu siteden aldım)

İşte bu hafta öğrendiklerim de böyle. Elimin altında olup da üzerinde hiç düşünmediğim şeylere bakmak hoşuma gidiyor sanırım.

Ortaya Karışık

İki gündür tembelim. Kitap okuyup tenis izliyorum. Nasıl mutluyum anlatamam.


Bu maymun kuşları bu sefer kovalayamadım, yumurtlamışlar. Hayır arka balkonu zaten onlara bırakmıştım , ön balkon temiz kalsaydı bari dedim ama. Neyse temizler en azından , batırmadılar balkonu. Biliyorsunuz geçen senelerde de oğlanların odasına dadanmışlardı. (Müthiş macerama bakmak isteyenleri şuraya alayım) Kumrulardan kaçış yok :)


Teyzem dağ çileği reçeli göndermiş. En sevdiğim reçellerden. Ben reçelin kendine has kokusu olanları seviyorum . Patlıcan kızartma olarak tüketilsin, domates doğranıp yensin anacım :)


Japon restoranında yediğim ismini bilmediğim şey. Temelde bir nevi soğan halkası gibi diyebiliriz. Pek lezzetliydi. Soğan halkalarının da bütün soğandan olanları güzel. Bir kere evde yapmıştım ama hamura bulaması pek zordu. Yalnız geçen gün bir başka tarife bakarken soğanı dondurucuya atıp da hamura buladığını gördüm belki öyle de denerim. (Soğan kızartması dememem de şurada)


Geçen gün kitapçıda otururken şu kitaba gözüm ilişti, sadece bir senede olan iş kazaları için sizce de çok kalın değil mi ?


Son olarak da bu akşam gözüme girip beni yanına çağıran güneşle hepinize iyi geceler diyeyim.


Her gün batımı başka güzel .

21 Ocak 2019 Pazartesi

Kitap Salı

Bir sürü kitaba el atıp hiçbirini bitirmediğim bir hafta geride kaldı.

Gülün Adı günde kırk sayfa kadar okuyoruz.

"İnsan dillerinin büyüsü böyledir; insanlar aralarında anlaşarak bazan aynı seslerle başka başka şeyleri anlatırlar."

"Demek insan dışarıdan bakarak nesneleri tanıyabilir!
Sanat yaratılarını tanıyabilir , çünkü sanatçının işlemlerini aklımızdan geçirebiliriz; doğanın yaratılarını tanıyamayız ama, çünkü onlar bizim zihnimizin ürünü değildir."

"Çünkü bilim, yalnızca insanın yapması gerekeni ya da yapabileceğini bilmesinden ibaret değildir; yapabileceğini , ama belki de yapmaması gerekenin bilinmesini de içerir."

"Kafam karıştı. Mantığın evrensel bir silah olduğuna inanmıştım her zaman; şimdi ise mantığın geçerliliğinin onun nasıl kullanıldığına bağlı olduğunun bilincine varıyordum."

Tesla'ya başlamıştım ama pes ederek bıraktım. Öyle talihsiz serüvenler modunda bir hayatı olmuş ki dayanamadım artık.

"İnsanların,  varlığını kabul etmedikleri önyargılarına saplanıp kalmalarından daha kötü bir şey olamaz."

Ufak Şeyleri Dert Etmeyin'i dışarıda bir kaç sayfa okudum. Güzel şeyler söylüyor kitap.

"Bir çoğumuz gevşemeyi hiçbir zaman için bitiremeyeceğimiz "yapılacaklar listemizin" boşalmasından sonraya ertelemektedir. 

Hayatımızı bu yüzden mi büyük bir acil durum gibi yaşıyoruz.

Gevşemeyi ileride yapılacak bir şey olarak görmek yerine, kalbinizin düzenli olarak erişebileceğiniz bir özellik olarak düşünmek daha yararlı olacaktır. İsterseniz şu an gevşeyebilirsiniz."

"Okuduğunuz hemen her şeyin yaşam hakkındaki düşüncelerinizi doğrulayan ve destekleyen yazılar olduğu dikkatinizi çekti mi?
Bir fikir oluşturmayı takiben hayatımızı, inandıklarımızın doğru olduğunu onaylatmakla geçiririz. Bu katı duruş bizimkilerden farklı bakış açılarından öğrenebileceğimiz bir çok şeyi kaçırmamızın yanı sıra, kalbimizi ve zihnimizi kendi görüşümüz haricindeki herşeye kapalı tutmak için sergilediğimiz inatçılığın bizde yarattığı stresten dolayı da üzücüdür."

"Hayatımızdaki zorluklar hiç bitmeyecektir. En iyisi bu gerçeği kabullenip, içinde bulunduğunuz şartlarda mutlu olmaya karar vermektir."

Evet bu haftaki salımızdaki kitaplarımız daha doğrusu cümlelerimiz de böyle. Bakalım haftaya biten bir kitap olacak mı :)


Nostaljik Pazartesi

Bu haftaki nostaljimiz Metehan'ın Kanada günlerinden. Hani değişim programıyla bir sürü Türk öğrencinin gittiği ama ilk defa bir annenin çocuğunu ziyaret ettiği kasabamız vardı ya. He canım, o anne de tabii ki bendim. Hahaha. Oğlan dünyanın öte ucuna kaçtıydı benden yine kurtulamadıydı :D

İstanbul'da hayat bahar modunda ilerlerken biraz kar keyfi yapalım hadi :)

 Nisan 2016 Cuma

Karda Kaymadan Olmaz ki :)


Nerde kalmıştık :)

Biz akçaağaç şurubu yapılan kulübenin içindekilere bakarken Ahna dışarıda Steve The Snowman 2 'yi yapmış :)


Onu da alıp hemen kapının yanındaki kayma yerine geçtik. Bu sene hasta olduğumdan kayakla da kayamamıştım ya, eksikliğimi giderdim biraz :)


Videoya çekildiğinin haberi olmayan Handan da şurada :)




Metehan da peşimden :)




Biz kenardaki ip düzeneğini tutarak yukarı yürüdük ama sonra Colin aslında nasıl kullanıldığını gösterdi. Kenardaki karlar erimiş olduğundan yapılması biraz zordu ama yürümekten eğlenceli olduğu kesin.



Hulk kadar güçlü Metehan ve Ahna Colin'i çekiyorlar :)



Hayatta bu kadar basit mutluluklardan daha değerli ne var. Büyük ve çok önemli (!) işlerimiz arasında bu küçük ayrıntıları gözden kaçırmamamız gerekiyor, çocuklar kadar şen olabilmemiz için..

Hepinize günaydın :)

İçinizdeki çocuğu mutlu ettiğiniz bir güne açılsın sabahınız :)