9 Mart 2021 Salı

Kitap Salı ve Az Biraz Gevezelik :)

Kendimi tatsız tuzsuz hissettiğim bir sabahtan günaydın. Ben inatla doktora girmiyorum, yeterince beklersem kendiliğinden geçer düşünceme inat lenflerim de inatla ağrımaya devam ediyor.
 
Saat dokuz olmuş. Ispanak koydum ocağa, o pişiyor, Bilgiç'i okula yolcu ettim, az sonra Can'ı uyandıracağım,  ingilizce sınavına girecek. Sanki adamlar uçarken ingilizce seviyeleri düşecekmiş gibi sürekli bir sınav halleri. 

Sonrasında yürüyüşe gideceğim. Döndüğümde bütün gün yatmayı plânlıyorum. Vitamin hapları ve ağrı kesici içersem belki de yatmadan da idare ederim ama temizlik falan yapasım yok.

Neyse,  gevezeliği bırakıp kitaplara geçeyim. 

Kısa ve akıcı kitaplar elime geçince bu hafta güzel okumuşum.  


Bahar okuma şenliğini beklerken adından "bahar" geçen kitap aradım e kitaplarımın arasında. Ve bu kitaba rastladım. Açıp bir göz gezdireyim dedim, elimden bırakamadım. Öyle yumuşacık sarıp sarmaladı ki.. Şimdi internetten araştırdım,  meğer beş kitaplık bir serinin ilk kitabıymış (neyse ki :), Bukowski hayranmış bu yazara. Ben daha Bukowski ile tanışmadım ama bu kitabı elimden bırakamadım bitene kadar. Kitap okumuyorum da film izliyorum sanki, öyle içine çekti beni. 

İtalyan göçmeni fakir bir aile, aşırı dindar anne, kışın iş bulamayan duvar ustası baba, üç erkek çocuk, annenin annesi, babanın arkadaşı,  en büyük oğlanın aşık olduğu kız. Gözümün önünde oldu sanki her şey :)

Serinin devamına da bakarım kesin.


☄️Ah, neler vermezdi Bahar için! Sopanın takırtısı, topun yumuşak avuçlarını yakışı için!  Kış mevsimi, Noel ağacı, zengin çocukların bayramı.

☄️Hayır, Cehennem'e gitmeyecekti öldüğünde. Hızlı bir koşucuydu, hep zamanında yetişecekti günah çıkarmaya. 

☄️Babasının mendillerinden de hoşlanırdı. Kendi mendillerinden daha büyüktüler, annesi tarafından o kadar çok yıkanıp ütülenmişlerdi ki aynı anda hem annesinin hem babasının duygusunu taşırlardı . Tamamen babasına ait olan kravat gibi değillerdi, o mendillerden birini kullandığı zaman annesiyle babasının beraberliğine dair belli belirsiz bir duygu kaplardı içini ; resmin bir parçası, düzenin işleyişi..


İsveç'li yazar arayışımda karşıma çıktı bu kitap. Yine e kitap olarak okudum. Gayet güzel polisiye bir kitaptı. İlginç de bir konusu vardı. İsveç ve Letonya'da geçiyordu. Sonuna kadar elimden bırakamadım yine. 

🐩 Bunun babasının tembelliğiyle ya da yeteneksizliğiyle bir alâkası olmadığını ama bu tekdüzeliğin babasına yaşamını sürdürmek için gerek duyduğu güven duygusundan kaynaklandığını fark etmişti.

🐩 "İnsan yalnızca ölüm kalım savaşı verir." dedi binbaşı. "Bağımsızlık ve özgürlük savaşlarını da buna katıyorum. Bunun ötesinde insan ne yaparsa yapsın bu onun kendi seçimidir, zorunlu olduğu bir şey değildir."



 Bu kitabı yazsam mı yazmasam mı diye çok düşündüm. 

İsminde bahar geçen bir kitap ararken karşıma çıkmıştı. Sonra diğer kitabı bulunca bu şipariş elime geçene kadar onu okudum. Derken yazarın kadın olduğunu fark edince haydi bu kitabı da o kategoriye alayım dedim.

Minik bir şey,  elime almamla bitti ama rahatsız edici bir kitaptı. Bir kız çocuğunun cinselliğini keşfetmesini anlatıyordu. Doğrusu okumanın kime ne kazandıracağını bilemediğim gibi abuk subuk zihinlere etkisi de ne olur diye endişelendim :/ Hiç bahsetmesem mi dememin sebebi de buydu.


Nihan benim üniversiteden arkadaşım. Şu anda da hâlâ üniversitede doçent doktor.  Sımsıcak, ışıl ışıl bir insandır, o sımsıcaklık kitaptaki hikâyelere de bulaşmış. Çok severek okudum, okudukça da gurur duydum arkadaşımla. Kitabın geliri Atlas Yardım Eğitim Dayanışma Derneği'ne bağışlanmış. 

👐Olsun...

"İşte böyle, yavaş yavaş, içten içe, bir mağaranın derinliklerindeki hazineyi bulur gibi buluyorum dertleri. Nefesin düğümlendiği yerleri ellerim görüyor. Ben de oraya gönderiveriyorum, Rabbin bana nasip ettiği şifayı. Hiç merak etme sen, ciğerlerin açılacak Allah'ın izniyle. Aynı tomurcuk gülün açtığı gibi genişleyecek, sen dur hele!" diyor, şifacı.

Besbelli söylediklerine kendisi de inanıyor. Kendisindeki güce inancı tam.

Karşısındakini söylediğine inandırmak için yemin edenlerden değil. Allah'ın adını kelimelerin arasına serpiştirirken en sağlam tanığı göreve çağırmaya niyetlenmiyor. Daha çok kendisine bu lütufta bulunana vefa borcunu ödeme derdinde gibi. Kutsal bir görevi yerine getirmenin derin huzurunda bu şifacı.





Şimdi bu kitaba başladım. Büyücülü falan eğlenceli bir kitaba benziyor diye elime aldım. İlk yüz sayfası bitti, sekiz yüz sayfayı okusam mııı okumasam mı modundayım şu an. Çok da kendimden geçmedim . Yazar bu ilk kitabı ile 2005 yılında En İyi Roman Hugo Ödülü’nü kazanmışmış.(Bknz

Bu hafta salımıza düşenler böyle, bakalım haftaya neler olacak :)

6 Mart 2021 Cumartesi

Bu Sabah Bi Giyinip Süslenesim Geldi

Yeni aldığım blüzümü giyecek yerim yoksa evde giyerim ben de dedim.


Biraz makyaj yaptım.


Parfüm sıktım.


Annemle yürüyüşe gidiyorum şimdi.

Hepinize günaydınnn...

Sabah şarkınızı almayı unutmayın :)


4 Mart 2021 Perşembe

Oradan Buradan


Ne kot pantolonmuş azizim kırk bedenden kırk altı bedene kadar oluyor.  Ben büyüyorum o büyüyor, ben küçülüyorum o küçülüyor :D


Yalnız kendime renkli blüzler almaya başladım artık, iyice soluk renkli oldum saç faktörü ile makyajsızlık faktörüm birleşince :)


Şimdi yine temizlik moduma gireyim. Demin bir çekmece döktüm, Allah sizi inandırsın yedi tane uzaktan kumanda çıktı içinden. Biri babamdan hatıra diye duruyor, ikisi appletv (üçüncü appletv kumandalıkta zaten),  bir tv,  bir bilgisayar ekranı (ne işe yarıyosa),  iki de maymuncuk kumanda (?!).  Bulduğum kulaklık sayısını saymadım. Hadi minik kulak içileri geçtim, dana kadar olanlardan da on tane falan var sanırsam. 


Bu arada çekmecelerden böyle şeyler de dökülüyor arada :)

Romantizmin dibine vurmuşuz zamanında,  hahaha :D


Biraz da bahar keyfi yapmayalım mı? 



Hava kapalı ve sevimsiz de olsa kendini dışarı atmak iyi geliyor.



 Ama henüz kafelere falan gidip oturmaya niyetim yok,  açık hava,  sakin köşeler bana yetiyor.

Kahvaltıma yarım saat kalmış, gidip bilgisayar masası cifliim o arada.

Siz de şarkılarınızı bulup dinleyebilirsiniz o arada.

3 Mart 2021 Çarşamba

Bahar Okuma Şenliği 2021

 

Yeni kategoriler gelmiiiş, merak edip katılmak isteyenler Nilgün'ün bloğuna bakabilirler. (Tıkla)



Kategoriler; 

1.Kategori (10 puan):  İsminde BAHAR mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların Bahar'da geçtiği bir kitap. (Ek olarak Bitkiler/Ağaçlar v.s. olabilir) 

Bahara Kadar Bekle Bandini / John Fante / Parantez Yayınları / 144 sf

2.Kategori (10 puan): Adında GENÇ kelimesi geçen veya Genç'lere dair bir kitap.

Sahilde Kafka  / Haruki Murakami / Doğan Kitap / 651 sf

3.Kategori (10 puan): Adında ÇOCUK kelimesi geçen veya ÇOCUK'lara dair bir kitap.

İntikam Çocukları / David Morrel / Altın Kitaplar /478 sf

4.Kategori (10 puan): Adında yada kapağında yada konusunda SAYILAR olan bir kitap.

Üç Beş Kişi / Adalet Ağaoğlu / YKY / 273 sf

5.Kategori (10 puan): Kitabın/Yazarın isminde His-Duygu kelimesi olan bir kitap.

Bir Son Duygusu / Julian Barnes / Ayrıntı /118 sf

6.Kategori (10 puan):  Biyografi yada Otobiyografi türünden bir kitap.


7.Kategori (10 puan): Nobel/Plutzer Ödüllü bir yazardan bir kitap.


8.Kategori (10 puan): Kitabın isminde bir Yiyecek/İçecek geçen yada yiyecek/içeçek ile ilgili bir kitap.

Otomatik Portakal / Anthony Burgess / İş Bankası Yayınları / 155 sf

9.Kategori (10 puan): Kitabından adında Sağlık ile ilgili kelime geçen yada konusu Sağlık olan bir kitap.


10.Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilgili bir kitap.


11.Kategori(her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kapağındaki baskın rengin YEŞİL olduğu iki kitap.

Rahip Mouret'nin Günahı / Emilé Zola /Ak Kitabevi /302 sf
Sadık Bey / Pınar Kür / Can Yayınları / 167 sf

12.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Bir Kadın yazardan üç kitap, yada üç KADIN yazardan birer kitap.
Eski, sonra, Şimdi / Nihan Yıldırım / Edebiyatist / 112 sf
Kara Bahar / Unica Zürn / Kırmızı Kedi /58 sf
Deniz Feneri / Virginia Woolf / İletişim Yayınları /182 sf 


13.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): İSVEÇ/İZLANDA/İRLANDA'lı yazarlardan birer yada birinden üç kitap.

Riga'nın Köpekleri / Henning Mankell / Altın Kitaplar /223 sf
Sırlar Şehri / Arnaldur Indridason /Sinemis Yayınları / 280 sf
Dublinliler / James Joyce / İletişim Yayınları /184 sf 
14.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Üç kitaptan oluşan bir ÜÇLEME yada bir serinin üç kitabı.

Endgame Serisi /James Frey / Pena Yayınları

Çağrı 534 sf
Gök Anahtarı 544 sf
Oyunun Kuralları 383 sf
15.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 30 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uygun üç kitap. 

İsmi ünlü harfle başlayan kitapları seçtim.

İcat Çıkarma! /Albert Jack/ Eksik Parça Yayınları / 255 sf
O Lâf Hemingway'in Değil / Garson O'Tool / Kara Karga Yayınları 372 sf
İçimde Ölen Biri Var / Tolga Yazıcı / Kent Kitap / 192 sf

Evet şimdilik bulduğum kitaplar bunlar. 16 tane yazmışım. Diğer kategorilere bunları bitirebilirsem bakarım,  pek mümkün gözükmüyor ama belli de olmaz :D 

2 Mart 2021 Salı

Kitap Salı

Nereden başlayıp anlatsam bilemiyorum, neredeyse üç aydır yazmamışım kitaplarımı. İnstagrama da yazmadıklarım var.  En azından oraya yazdıklarımı buraya taşıyayım bari. Dedim ama telefonumdaki fotoğrafları da silmiştim, artık ne bulduysam :)


Varlık Yayınları'nın 1967 baskısı bu minik kitapta Orhan Veli'nin hayatı, şiirleri, şiir çevirileri,  dört tane  düz yazısı ve bir küçük tiyatro sahnesi çevirisi var. Orhan Veli ile ilgili hemen her şeyi anlatmasını sevdim. Hikâyeleri olduğunu bilmiyordum, öğrenmiş oldum. 

İlk dönem şiirlerinden metamorfozla sonraki o çok sevdiğimiz şiirlere geçmesi ne güzel :) 

Hayran olduğum şairlerden birisini okumak bana keyif verdi. Şiir okumayı,  hele yüksek sesle okumayı ne kadar sevdiğimi üniversite arkadaşlarım bilir en çok :)


Krallığın yoksul mahallelerinden büyüyen bir kızın attığı taş büyücülerin bariyerini aşmayı başarınca büyücü loncası o kızın peşine düşer. Kendiliğinden büyüsü açığa çıkan bu kız, gücünü kontrol altına alma eğitimi olmadığından tehlikedir ama o büyücülerden kaçmak için uğraşır. Bu şekilde başlayan ilk kitap, beni sinirden deli eden ikinci kitap ve herkesin birbirine geçtiği üçüncü kitap 😊 

Fantastik kitap sevenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum.

Benim gibi kitaplara gömülüp kendisini maceradan maceraya sürüklemek isteyenler için :)



Öyle mutlu oluyorum ki senelerdir bloglarını takip edip sanki aynı mahallede yaşıyormuşuz da çok sevdiğim komşularımmış gibi hissettiğim arkadaşlarımın kitaplarını gördükçe.

Sevgili Kadriye (tıkla) bloğundaki samimi, içten, tatlı sohbetlerini kitabına da taşımış. Keyifle okunan, su gibi akıp giden yazıları lâfı dolandırmadan,  kısa  ve öz olarak her gün kendimize hatırlatmamız gereken şeyleri bize söylüyor. Elinizin altında bulunası bir kişisel gelişim kitabı. 


İki günde biten akıcı bir kitaptı. Rüzgâr'ın Yağmur'a aşkını anlatıyordu. Her şeyi bırakıp kendisini bir adaya saklamış Rüzgâr'ın hikâyesini dinlerken sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Sanırım benim yaş grubuma göre değilmiş. Sırf aşk anlatan kitaplar beni bayıyor 😂 Mektuplarını okumakta çok zorlandım. Bir de hayatı hakkında öğrendikleri falan bindi üzerine. Bu kadar çok şey olmak zorunda mıydı dedim bir yerden sonra. 

Dediğim gibi, bana göre değildi, ama aşkı yeni keşfedenler için güzel olabilir, duygularının yansımasını bu kitapta bulabilirler. Anlatımı güzel, baskısı rahat okunuyor, gençlik kitabı.

🌧Yalnızdım ve gerçek bir yalnızlığa kimse tahammül edemezdi. Bu yalnızlık tam olarak şuydu : "Güvenebileceğim tek bir kişi dahi yoktu." İşte hayattaki gerçek yalnızlık budur.

🌧En büyük cezayı da susarak veriyoruz kendimize. Konuşsak belki her şey tam da istediğimiz gibi olacak ama buna cesaret edemiyoruz.

🌧Kimse kırılmasın derken kendim parça parça olmuşum da haberim olmamış.

🌧İnsan kendisi için değil de bir başkası için yaşıyorsa, ortada ona ait bir hayat yok demekti. 

🌧Annesini ya da babasını kaybetmiş bir insan, kaç yaşında olursa olsun sizden büyüktür.


Çok sevdiği,  uçuk, kaçık, deli, dolu, bilge annesinin ölümünün ardından hayatını eskisi gibi yaşamak istemeyen Marcos, artık hiç uyumamasını sağlayacak ilacı almaya karar verir. Tam bu sırada gelen bir telefonla gerçek üstü gücünü tekrar kullanması gerekir ve bir maceraya atılır. 

Kitabın ismi çok ilgimi çekmişti. Alternatif hayatlar olacak içinde zannetmiştim ama öyle değilmiş. 

Baskısı güzel, okuması kolay, ele alınca bitirilebilecek bir kitap. İçinde güzel tespitler de var ama daha çok çıtır çerez gibi okuduğumu söyleyebilirim. Yine de sonuna kadar konu nereye bağlanacak diye merakla devam ettim.

🦋Acaba kıskanmadığın bir şeye hayranlık duyabilir misin?  Ya da hayran olmadığın bir şeyi kıskanabilir misin? 

🦋Evde para saklama sorunu hiç başınıza geldi mi bilmiyorum.  Zor bir şey çünkü hem saklayan insan gibi hem de onu arayan hırsız gibi düşünürsün. 
Saklayacak iyi bir yer bulduğunuzu düşünün ama hemen aklınıza hırsız gelir ve oranın ilk bakacağı ilk yer olduğunu fark edersiniz.

🦋Annem bir keresinde bana şöyle demişti : Farklı olmak sadece senin tarafında kaç kişi olduğuna bağlıdır.

🦋Uyumadığında hayatının değiştiğini söylüyorlar. Mesai saatleri farklı, zaman başka türlü değerlemdiriliyor. Bilmiyorum,  sanırım bu doğru.  Ama insanlar o kadar çok yalan söylüyor ki.. Neredeyse kimse çok para harcadıkları bir seyahatten ya da onlara aşırı pahalıya patlayan bir konserden şikâyet etmiyor. Pahalı olanı sevmemiz gereken bir artısı var ya da tam tersi, sevmezsek saklamamız gerekiyor. 

🦋Son noktaların insanların hayatını kolaylaştırdığını söylerdi. Paragraf başları ve üç noktalarsa zekâyı yükseltirdi.

🦋Annem, "üzgünüm" ya da "affedersin" demeyenlere güvenilmeyeceğini söylerdi bana hep. Bu sözcüklerin hayatta bir çok durumda kullanılması ve korkmadan,  kızarıp bozarmadan söylenmesi gerektiğine inanırdı.

🦋Sakın kaybolma,  Marcos, dünyanın sınırları senin karar verdiğin yerdedir.


Elime alır almaz bitirdiğim, kısacık ama yumruk yemiş gibi hissettiren bir kitap İvan İlyiç'in Ölümü.  Öyle güzel anlatmış ki Tolstoy. İnsanın yaşamını nasıl harcayıp gittiğini, nasıl kendisini kandırdığını, kaçınılmaz sonu nasıl görmezden gelerek yaşadığını. 

Okuyup üzerine düşünülesi.

🍂"Ben ölmedim,  o öldü"  düşüncesi geride kalan herkesin içinden geçti. 

🍂"Bu her an benim de başıma gelebilir.."  diye düşünüp dehşete kapıldı. Ama hemen sonra,  nasıl olduğunu kendi de anlamadan, tüm bunların onun değil, İvan İlyiç'in başına geldiği, kendi başına asla böyle şeyler gelmeyeceği,  gelemeyeceği.. böyle düşünmenin kendisine eziyetten başka bir şey olmadığı (...) şeklindeki bildik, olağan düşünceleri yardıma yetişti. 

🍂Ölüm İvan İlyiç'e özgü bir olgu, bir tek onun yaşayacağı bir şeymiş, kendisini hiç ilgilendirmiyormuş gibi.

🍂Yaşam ve....  ölüm!  İşte o kadar! Yaşıyordum...bir yaşamım vardı, ama şimdi usulca elimden kayıyor ve ben onu tutamıyorum.

🍂Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak. Tam böyleydi durum. İnsanların gözünde giderek yükselirken,  aynı anda hayat da benden o kadsr eksiliyor, ayaklarımın altından çekilip gidiyordu. 


Gerçekten çok zorlanıyorum okurken. Sanırım sonunu getirmeyeceğim. 

Kitabın bir yarısı çok güzel. Ama diğer yarısı çıldırtıyor. İngilizcesi iyi olmayan bir Rus'un yazdığı mektupların bozuk Türkçesi'ni okurken sinir bastı bana.  Koca kitabın yarısı bu şekilde yazılmış. Yarısı... El insaf! 

Bununla uğraşırken kaç kitap okuyabilirdim kim bilir.

O kadar okumamın hatırına bir kaç alıntı paylaşayım. Sonrasında sevdiğim yarısını okuyarak şu kitabı bırakayım artık. 


Demiştim bu kitap için. Sonra çevirisini yapan,  kitaplarını çok sevdiği Algan Sezgintüredi o yazıma yorum yapıp "Dayanın.. Güzel kitap"  dediği için yeniden elime aldım.  Gerçekten de sonlara doğru oğlan da biraz daha ingilizceyi öğrendi sanırsam :D

Değişik bir kurguyla II. Dünya Savaşı sırasında bir Rus Köyü'nde yaşananlar üzerinden Yahudilerin başına gelenleri anlatmış. Anlatırken insanlık hallerini ortaya dökmüş. Bu arada anlattığı olayların acısı ve hüznü anlatıcının komik halleri ile örülmüş. Aslında komik haller de trajikomik haller . Onun yaşadıkları da bambaşka.

Kitap iki kişinin birbirine yazdığı mektuplardan oluşuyor. Amerika'dan gelip ailesinin köklerini arayan Johnothan ile onun Ukrayna'da tercümanlığını yapmış olan Alex'in mektupları. Jonathan geldiğinde dedesini kurtaran kadını aramak için yaptıkları Alex'in kötü ingilizceli mektuplarında anlatılırken (bana afaganlar bastıran bu kısımdı) ,  Jonathan 'ın mektupları geçmişte o köyde yaşananlarla ilgili. O arada bir çok kişinin hikâyesini de öğreniyoruz tabi.


Dayanmam gerçekten iyi olmuş, sonunu merak ederdim.zaten ben bu kitabın :)


📬Anlayamadığım parçalar var ama sanırım bunlar çok Yahudiydi ve bu kadar Yahudihi bir şeyi ancak Yahudiler anlayabilir çünkü. Tanrı tarafından seçildiğinize inanmanızın nedeni,  kendiniz hakkında yaptığınız komiklikleri sadece kendinizin anlayabilmesi midir? 


📬Hatırlamamız çok önemli, dedi.


Neyi hatırlamalıyız? 


Ne olduğu, dedi Didi, o kadar önemli değil ama hatırlamalıyız. Hatırlama eylemi,  atırlama süreci,  geçmişimizin tanınması. Hatıralar Tanrı'ya edilmiş küçük dualardır, bu tür şeylere inanırsak... Çünlü bir yerlerde tam bununla ilgili veya bunun gibi bir şey söyleniyordu... Demin aklımdaydı... Yeminle aklımdaydı...


📬Yaşamı, yaşamını doğrulamaya yönelik acil ve umutsuz bir çırpınıştı. 


📬Birbirlerini böyle uzaktan görmemişlerdi. Sadece uzaktan elde edilebilen derin yakınlığı hiç bilememişlerdi.


📬Delik boşluk değildi; boşluk,  deliğin çevresiydi.

📬Her şey şimdi böyle çünkü eskiden de böyleydi. Bazen kendimi kapana kısılmış, sanki ne yaparsam yapayım olacaklar daima önceden belirlenmiş gibi hissediyorum.

📬Kötü kişi, kötü eylemlerini keder etmeyen kimsedir.

📬Bir kere bir şey duyarsanız bir daha asla duymamış olduğunuz zamanlara geri dönemezsiniz.

📬"Mizahın ; dünyanın ne kadar güzel ve feci olduğunu takdir etmenin,  yaşamın müthişliğini kutlamanın tek yolu olduğunu düşünürdüm. Ne demek istediğimi anlıyor musun?" "Evet, elbette.""Ama şimdi tam tersini düşünüyorum.  Mizah bu güzel ve feci dünyada sinmenin bir yolu."

📬"Ya bu imanınızın sınanmasıydı ise?"  dedim. "İnancı bu yoldan sınayan bir Tanrı'ya inanmam ben"

📬KÖTÜLÜK SORUNU : NEDEN KAYITSIZ ŞARTSIZ KÖTÜ ŞEYLER KAYITSIZ ŞARTSIZ İYİ KİŞİLERİN BAŞINA GELİR 
Yok öyle bir şey.

📬Böyle bir harita yüzlerce ve şans varsa binlerce dolar yapardı. Ama bundan fazlası, gezegenimizin ufak olmadan önceki zamanları hatırlatıyordu. Bu harita yapıldığında,  diye düşündüm, nerede yaşadığını bilmeden yaşayabilirdin.

📬Benim yakınlığımdan utanman gerekmiyor. Aile,  seni asla utandırmaması gereken insanlar demektir.
Yanılıyorsun. Aile,  utanmayı hak ettiğin zaman seni utandırması gereken insanlar demektir.

📬Annesinin verdiği ilk öpücükle çocuğuna vereceği ilk öpücük arasında,  yaşanmış ve yaşanacak savaş arasında bir yerde kısılıp kalmıştı.

📬Hayatın her zamanki gibi gayet sağlıklı gittiğine,  geleneğin sızıntı yapan yerleri tıkayacağına, o coşkunun hâlâ mümkün olduğuna inanmaya çalışıyorlardı.


Eveet, ortaya bir özet geçtikten sonra bahar şenliğinin kategorilerini bekliyorum şimdi heyecanla. Bu sefer haftalık yazmayı başarırım umarım :) 

1 Mart 2021 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi / Tokyo Yolcusu Kalmasın

Dün vitrindekilere bakarken çok gezesim geldi çok. Sere serpe gezmeleri özledim. Yetti gari korona...


26 Temmuz 2017 Çarşamba

Meiji Tapınağı (Tokyo 5. Gün)

Meiji Hanedanı Japonya'nın batıya açılmasını sağlayan hanedanmış. Shibuya'da onlara adanmış büyük bir orman ve içinde tapınak var. Orman ülkenin dört bir yanından halkın getirdiği ağaçlarla oluşturulmuş . Şehrin ortasında kocaman ve harika bir yer.

Tapınağa giriş kapısından değil arka taraflardan gitmeye karar verince şehrin gökdelen olmayan bir mahallesiyle de karşılaşmış oluyoruz. Hayranlık duyduğum bir mimari değil, hepsi iç içe yapılmış, birbirlerine benzemiyorlar ve sanırım deprem bölgesi olmasından dolayı her yerden sarkan kablolarla bana çocukluğumu anımsatıyorlar biraz :)






Bu kapıdan girmekle çok iyi yapmışız aşağının kalabalığı yok, ormanda keyifli bir gezinti moduna geçiyoruz hemen..





Dışarda yemek yenilen bir yer bulmanın şaşkınlığı içindeyiz, keşke yanımızda bir şeyler olsaydı da piknik yapsaydık :)



Sonunda tapınağa geliyoruz. Bir şinto tapınağı burası. Meiji zamanında budizm ve şintoizm birbirinden ayrılıp şintoizm  devletin dini kabul edilmiş.


Ve pazar sabahı gittiğimiz için çok şanslıyız, bir düğüne de rastlıyoruz.



Oradan çıkışta botanik bahçesine gidiyoruz. Sanırım para verdiğim için en çok üzüldüğüm yer burası oldu. Çiçeklerin mevsimi geçmişti ve nilüferli bir göl dışında pek bir şey göremedik. Neyse bol bol nilüfer fotoğrafı çektim üzüntümden :D







Tapınağın giriş yolunda (Biz çıkıyoruz o arada :) sake ve şarap fıçıları var. Sakeler rengârenk pek neşeli görünüyorlardı :)


Yan taraftaki Yoyogi Park'a gitmeye halimiz kalmadığından Tokyo'ya gittik gideli göremediğimiz kalabalığa karışmak üzere Takeshita Caddesi'ne geçiyoruz.


Aşırı sıcakta bu aşırı kalabalık içine dalıyoruz..


Gençlerin muhiti buraları. Neyse ki bizim gençler buralara gelelim istemediler diyerek şükrediyoruz. Bir saat yetip  de arttıyor bize :)

Şans eseri Metehan'a bir sene öncesinden söz verdiğim yılanlı yüzüğü buluyorum, yüzüğü daha da anlamlı oluyor :) (Sonra çekip fotoğrafını koyarım )



Yan tarafta bir tapınak görünce kalabalığı ardımızda bırakıp sessizce uzaklaşıyoruz :)




Ana caddeye geçer geçmez de kendimizi bizim mahalleye götürecek olan trene atıyoruz.


Sanırım Tokyo'nun en sakin mahallesinde otel bulmuşuz. Aferim bana :D

Bitmediiii, devam edecek :) Akşama uçağa binecek olmak Handan'ı gezmekten alıkoyar mı, hayııır :D

Temizlik Günlüğü Bilmem Kaç , Sanırım Pilimi Bitirdim

Dün bütün gün vitrinin üçte ikisini tamamlayabildim yalnızca. Tabi vitrindeki eşyalar bana zamanda ve mekânda yolculuk yaptırdıkları için biraz fazla uzun sürmüş olabilir.

Bir de koltuk örtülerini taktım. Yalnız şu örtüleri iyi ki diktirmişim. Yeni kumaş kaplatmak yerine örtü diktirmek en akıllıca hareketlerimden biri oldu. Hele oturma minderlerinin fermuarları tek bir kenarda kalmayıp yanlara doğru da uzadığından onları çıkartıp yıkamak öyle pratik ki.

Neyse dağılmayayım iyice. Koca gün başka iş yapmadım. Gece erken yatayım dedim, bir de uyuyamadım. Dön sağa dön sola yok. Kalkacak halim de yok. Boğazım ağrımaya başladı bu arada. Lenf bezlerim yine sanırım. Son senelerin numarası bu, lenfler ağrımaya başlıyor.

Bu sabah en koşturmalı sabahım.

Yedi gibi saatten önce kalktım. Bilgiç'e kahvaltı hazırladım. Mutfağı toparladım. Sonra pazara gittim. Pazarcılara siftah yaptırdıktan sonra döndüm. Bu arada pilates hocam haftasonu kayaktan dönüyordu derse yerişemeyip ödev verdi.

Ödeve baktım ağrıyan kaslarıma baktım. Yapmasam mı dedim. Akşama mı yapsam dedim. Amaan boş ver, zaten spor gibi temizlik yapıyorsun dedim. Sonra süklüm püklüm serdim matı, aldım topu çemberi . Oturduğum yerden esneme hareketlerini yaparken gözüm ağaçlara ilişti. Harika ışık vuruyordu. O bir an içim mutlulukla doldu. İyi ki başladım spora diye düşündüm . Temizlikle uğraşacağım diye kendine ayırdığın bir saati feda edecektin az kalsın Handan diye geçti aklımdan. Sonra hareketleri yaparken şükrettim vücuduma.

Spor sonrası erzakları toplayıp anneme gittim. Onunla da bir tur attık mahallede. Eve döndüm kahvaltı hazırladım.

Kahvaltı sonrası ben pert :D Boğazım iyice ağrıdı, üzerime ağırlık çöktü, boşalttığım çekmece bana baktı ben ona baktım. Bırakıp her şeyi gidip yattım. Ölemem ya canım.

Dünün aksine bugün bi güzel uyumuşum. Kalkınca mutfağa gittim. Uyku beni iyice perişan etmiş, ayılacak gibi değilim, dolayısıyla mutfağa sürükledim de diyebiliriz. 

Makarna ve biber dolması pişirdim.

Şimdi çayımı alıp koltuğa uzandım. Saat beşe geliyor . Ben daha çekmece sileceğim bakalım :D 

Sanırım bu hafta arka odalara geçemeden kıyı köşe ile uğraşacağım sadece. O arada kaslarım da dinlenir. 

Ee, söyleyin bakalım bugün vitrin biter mi?  Bilenler arasından yapacağım çekilişler bir kişiye yapboz hediye edeceğim bak. Haydi bahisler açılsın :)