Sabah karşı komşum sayesinde (!) saat sekizde kalktım. Oysa bu sabah dokuzda uyanmayı hayal etmekteydim.
Sağolsun, sabahın köründe niyeyse ağlayan bebeğini alıp balkona çıkıyor. E balkonu benim yatak odası penceremin önü. Yaz günü pencereler açık.
Yollarda falan ağlayan bebeklere gerilmem, annelere yardım ederim ve hiç sinir olmam ama ya insan evinde niye balkona çıkar ağlayan bebekle. Her gün böyle.
Üstelik dün Can konuşmuş balkondan. Adamcağızın yoğun uçuş temposu arasında uyuması gerekiyor ve balkon direk ekoyla sesleri bize gönderiyor.
Ertesi sabahına sabahın sekizinde yine orada, ayıp yahu. Pencereden baktım hemen içeri kaçtı.
Üst kat komşumuz bizim yatak odasının duvarına doğru koydurduğu klima dış ünitesini ertesi hafta değiştirtmişti seslerin bizde olduğunu öğrenince. Bir ona bak, üzerine bir sürü masraf yapmış oldu, bir de buna bak.
Neyse..
Cümbür cemaat dişçiye gittik. Şişli'ye gitmek için en sıcak günü seçmişiz ama neyse. Giderken erkendi.
Hepimizin dişleri temizlendi. En çok Metehan'ın dişlerine sevindim. Siyahlamıştı dibi. Lekeymiş. Bakıp bakıp mutlu oluyorum şu an. Eylül gibi gidip ikisinin de yirmi yaş dişleri çektirilecek. Bilgiç'e diş teli lâzım. Birisi doksan derece açıyla çıktığından içeride kalan dişi var zira. Adamın her şeyi cins anacım.
Öğlen City's de sevdiğim Chef Döner'e gittik. Döneri ve salataları da güzel ama patates kızartmasına bayılıyorum. Tabii ki yedim :)
Oradan Beşiktaş'a yürürken gölgelere yapıştık resmen.
Siteye girdiğimizde her sene birisinin hepsini topladığı karayemiş /taflan ağacına yakından gözatınca kalmış bir kaç salkım buldum. Her yerim örümcek ağı oldu ama değdi :)
Çocukların güneşliği getirilip takıldı. Yirmi iki sene dayandıydı önceki, bundan da aynı performansı bekliyorum :D
Akşam baktım patates kızartmasının vicdan azabı içindeyim zumbaya gittim.
İlk zumbamdı. Canım çıktı. Yüzüm mor gibiydi bittiğinde.
Bakınız arka fondaki zakkumla aynı renk :D
Neyse eve geldim, duş aldım, çocuklara yemek pişirdim. Spor yapıyorlar diye et pişirmekten öğk geldi valla. Ama Metehan zaten neredeyse iki boyutlu, bir de yemeyip spor yaparsam tek boyuta düşmesinden korkmaktayım.
İşte böyle. Şu an nalları diktim. Koltukta diğer kenara başımı yaslayıp televizyon açsam bari diye düşünüyorum ama, çok zor gözüküyor.
Bu zumbalar felan ben 30 yaş gençkene olsaydı keşkem. Bu ne ya....
9 Temmuz 2019 Salı
Kitap Salı
Bu hafta kitap salısı yazısını yazmaya perşembe günü başlamış durumdayım. Baktım okuduğum kitaptan ha bire alıntı beğeniyorum, şurada içim sıkılarak otururken boş oturacağına yazmaya başla Handan dedim.
Bu alıntıları sadece telefonumdan yazabiliyorum. Zira bilgisayarda kitabı görmek için gözlük çıkart ekranı görmek için tak derken çok yorucu oluyor . Telefonda yazarken de parmaklarım isyan ediyor.
Gelelim kitabımıza . İlk kitabımıza mı deseydim, salıya kadar bu bitip de yenisine başlar mıyım acaba?
Flamingolar Pembedir, bana geçen hafta Sezer'in hediye ettiği kitap . Şansıma kitap okuma şenliğinin daha önce okumadığım Türk kadın yazar kısmına kitap bakarken yetiştirdi bana :)
Hüzünlü bir hikâyesi var. Bir taraftan da güzel bir hikâye.
Yalnız hikâye gerçek miydi, uydurma mıydı, kahramanımız içinde bulunduğu duruma nasıl geldi, o kısmı anlayamadım. Anlayan varsa bana da söyleyiversin.
" Yaşadığım sürece aklımdan çıkmayacak bir an var artık hayatımda. Böyle anlar olmamalı. Ne iyi ne kötü. Bu kadar kuvvetli anlar olmamalı insan hayatında. Kader belirleyici ; senin kim olacağına, nasıl birisi olacağına karar veren. Ne kadar mutlu, ne kadar mutsuz, ne kadar az, ne kadar çok olacağına karar veren. "
" Birbirlerini çok iyi tanıdıklarını, birbirleriyle hiç konuşmamalarından anlıyordum. Bir iki kelimeyle gayet iyi idare ediyorlardı. "
" Dayım ve ben aslında o kayığın içinde kendi kendine acı çeken ama birbirinin dünyasında olmayan iki varlığız. Annemi başka başka seviyoruz, başka başka hatırlıyoruz, başka başka özlüyoruz. "
"Biz bir amaç için yaşamıyoruz; biz balık tutarken, bir şarkı dinlerken, dayımın elleri gitarın üzerinde gidip gelirken ve benim sesim oktavdan oktava değişirken yaşamı duyumsamak için yaşıyoruz."
" Belki de tek bir ağacı iyileştirmek için geldim dünyaya. O tek bir ağaç ceviz verecek. Belki tek bir ceviz bir gün açlıkla sınanan birini kurtaracak. Ah hayatının anlarının birbirine bağlı olması fikri. İşte benim aklımı yerinden oynatan, zihnime sığmayan, kalbimden taşan ve sırf bu yüzden her güne yaşama isteğiyle uyanmama sebep olan düşünce."
Eveet bir kitap daha bitirmeyi başardım.
1930 larda yazılan bir kitap Yitik Ufuklar. Sanırım iki kere filmi de çevrilmiş, ben hatırlamıyorum izleyip izlemediğimi.
Konusu arka kapakta yazıyor.
Güzel, akıcı bir hikâye, çabucak bitti.
" Geleneklere esir olmamak bizim geleneğimizdir. Hiçbir katı duruşumuz, hiçbir değişmez kuralımız yoktur. Uygun gördüğümüzü yaparız. Biraz geçmişi örnek alsak da en çok bugünkü aklımıza ve yarınla ilgili uzgörümüze güveniriz."
Kitabı okurken önce o kadar uzun yaşamak iyi mi ki diye düşündüm. Sonra ekmek elden su gölden, okuyup, yazıp, müzikle ilgilenip, yeni diller öğrenmek güzel olabilir diye geçti aklımdan.
Ama şöyle bir sorun var ki bulunduğum yer ne kadar harika olursa olsun dünyanın diğer yerlerini de görmek isterim. Bütün dünyayı gezemeyeceksem sanırım kafese kapatılmışlık hissi gelir çok geçmeden.
Hımmm.
Ben Parfümün Dansı'ndaki uzun ömrü alayım :) (Bakınız)
Bu alıntıları sadece telefonumdan yazabiliyorum. Zira bilgisayarda kitabı görmek için gözlük çıkart ekranı görmek için tak derken çok yorucu oluyor . Telefonda yazarken de parmaklarım isyan ediyor.
Gelelim kitabımıza . İlk kitabımıza mı deseydim, salıya kadar bu bitip de yenisine başlar mıyım acaba?
Flamingolar Pembedir, bana geçen hafta Sezer'in hediye ettiği kitap . Şansıma kitap okuma şenliğinin daha önce okumadığım Türk kadın yazar kısmına kitap bakarken yetiştirdi bana :)
Hüzünlü bir hikâyesi var. Bir taraftan da güzel bir hikâye.
Yalnız hikâye gerçek miydi, uydurma mıydı, kahramanımız içinde bulunduğu duruma nasıl geldi, o kısmı anlayamadım. Anlayan varsa bana da söyleyiversin.
" Yaşadığım sürece aklımdan çıkmayacak bir an var artık hayatımda. Böyle anlar olmamalı. Ne iyi ne kötü. Bu kadar kuvvetli anlar olmamalı insan hayatında. Kader belirleyici ; senin kim olacağına, nasıl birisi olacağına karar veren. Ne kadar mutlu, ne kadar mutsuz, ne kadar az, ne kadar çok olacağına karar veren. "
" Birbirlerini çok iyi tanıdıklarını, birbirleriyle hiç konuşmamalarından anlıyordum. Bir iki kelimeyle gayet iyi idare ediyorlardı. "
" Dayım ve ben aslında o kayığın içinde kendi kendine acı çeken ama birbirinin dünyasında olmayan iki varlığız. Annemi başka başka seviyoruz, başka başka hatırlıyoruz, başka başka özlüyoruz. "
"Biz bir amaç için yaşamıyoruz; biz balık tutarken, bir şarkı dinlerken, dayımın elleri gitarın üzerinde gidip gelirken ve benim sesim oktavdan oktava değişirken yaşamı duyumsamak için yaşıyoruz."
" Belki de tek bir ağacı iyileştirmek için geldim dünyaya. O tek bir ağaç ceviz verecek. Belki tek bir ceviz bir gün açlıkla sınanan birini kurtaracak. Ah hayatının anlarının birbirine bağlı olması fikri. İşte benim aklımı yerinden oynatan, zihnime sığmayan, kalbimden taşan ve sırf bu yüzden her güne yaşama isteğiyle uyanmama sebep olan düşünce."
Eveet bir kitap daha bitirmeyi başardım.
1930 larda yazılan bir kitap Yitik Ufuklar. Sanırım iki kere filmi de çevrilmiş, ben hatırlamıyorum izleyip izlemediğimi.
Konusu arka kapakta yazıyor.
Güzel, akıcı bir hikâye, çabucak bitti.
" Geleneklere esir olmamak bizim geleneğimizdir. Hiçbir katı duruşumuz, hiçbir değişmez kuralımız yoktur. Uygun gördüğümüzü yaparız. Biraz geçmişi örnek alsak da en çok bugünkü aklımıza ve yarınla ilgili uzgörümüze güveniriz."
Kitabı okurken önce o kadar uzun yaşamak iyi mi ki diye düşündüm. Sonra ekmek elden su gölden, okuyup, yazıp, müzikle ilgilenip, yeni diller öğrenmek güzel olabilir diye geçti aklımdan.
Ama şöyle bir sorun var ki bulunduğum yer ne kadar harika olursa olsun dünyanın diğer yerlerini de görmek isterim. Bütün dünyayı gezemeyeceksem sanırım kafese kapatılmışlık hissi gelir çok geçmeden.
Hımmm.
8 Temmuz 2019 Pazartesi
Kendime Not
Tavuğun göğüs kısmını tavada yağsız pişirirken soya sosu koymayı unutma, et yumuşacık oluyor.
Nostaljik Pazartesi
Ara ara bu film gelir aklıma. Daha doğrusu Rodriguez gelir. Bakmayın Nostaljik Pazartesi dediğime, aslında yeniden yazmak istediğim için buradayım.
İnsan hayatında kimlere nasıl dokunuyor hiç bilmiyor. Kendi bakış açımızdan bir hayat yaşıyoruz ama kendi hayatımızı ne kadar bilebiliyoruz? İlginç, değil mi?
Rodriguez Amerika'da bir albüm çıkartmış. Barlarda çalan bir müzisyenmiş. Ama albüm tutmamış. O da sessiz sedasız yok olmuş ortalıklardan.
Evlenmiş. Çocukları olmuş. Sanırım belediyede işçilik yapmış. Bir şekilde çalışmış, kıt kanaat geçinmiş.
Albümünün çıktığı zamanlar internet yok, dünyayı dergilerden falan takip ediyoruz. Kasetleri gidip kendimiz doldurtuyoruz.
Birisi cebinde onun albümü ile Güney Afrika'ya gidiyor. Nasıl oluyor bilinmez albüm çoğaltılıp satılmaya başlanıyor. Ve bu adam Güney Afrika'da Elvis gibi bir şey oluyor. Fakat kimse kim olduğunu bilmiyor. Eh Amerika'da ünlü değil ki dergilerde falan görsünler. İntihar rivayetleri falan var. Kimsenin fikri yok, yaşıyor mu ölü mü.
Film birisinin bu konuyu ortaya çıkartmaya çalışma aşamalarını belgesel olarak anlatıyor.
Ağır tempolu, bol konuşmalı bir film ama siz de merak ettiğiniz için ne olduğunu oturup izliyorsunuz.
Bu video filmin son kısımlarından.
Baktığımda sanatın insanın ruhunda olduğunu görüyorum. Sanki hep böylesi dev konserler vermiş de bu da onlardan biri gibi havası var Rodriguez'in . Sanki yılları başka şeylerle geçmemiş . Albümü çıkartmış, ünlü olmuş.
Ve filmde en etkilendiğim konulardan birisi de çocuklarının anlattığı şeydi. Babaları onları müzelere götürürmüş. İçinde yaşadıkları mahallenin ötesinde nasıl bir dünya olduğunu gösterirmiş hep. Keşke herkes böyle olsa. Ne koşullarda yaşıyor olursa olsun kendi küçük dünyasının dışına bakmayı, öğrenmeyi hiç bırakmasa.
Evet, eski yazım aşağıda. Ama dediğim gibi ben yenisini yazmak istedim :)
Bir insan düşünün 1970 lerde çıkarttığı iki albüm hiç satmamış Amerika'da.
Ama Güney Afrika'ya Amerika'dan gelen birisiyle ulaşan bu albümler burada o kadar çok tutulmuş ki herkes biliyor. Elvis gibi neredeyse yani.
Ama kimsenin sanatçı ile ilgili bir fikri yok. Bir konserinde nasıl intihar ettiğine dair türlü türlü rivayet var.
Araştırmaya başlıyorlar onlar da.
Ağır tempolu ve sıkıcıya yakın bir filmdi fakat şarkılar ve merak sonuna kadar seyrettirdi. İyi ki de seyretmişim:-)
Sugar Man şarkısı için şuraya.
Gerçek bir hikâye olduğunu söylemiş miydim? Evet,gerçek bir hikâye:-)
İnsan hayatında kimlere nasıl dokunuyor hiç bilmiyor. Kendi bakış açımızdan bir hayat yaşıyoruz ama kendi hayatımızı ne kadar bilebiliyoruz? İlginç, değil mi?
Rodriguez Amerika'da bir albüm çıkartmış. Barlarda çalan bir müzisyenmiş. Ama albüm tutmamış. O da sessiz sedasız yok olmuş ortalıklardan.
Evlenmiş. Çocukları olmuş. Sanırım belediyede işçilik yapmış. Bir şekilde çalışmış, kıt kanaat geçinmiş.
Albümünün çıktığı zamanlar internet yok, dünyayı dergilerden falan takip ediyoruz. Kasetleri gidip kendimiz doldurtuyoruz.
Birisi cebinde onun albümü ile Güney Afrika'ya gidiyor. Nasıl oluyor bilinmez albüm çoğaltılıp satılmaya başlanıyor. Ve bu adam Güney Afrika'da Elvis gibi bir şey oluyor. Fakat kimse kim olduğunu bilmiyor. Eh Amerika'da ünlü değil ki dergilerde falan görsünler. İntihar rivayetleri falan var. Kimsenin fikri yok, yaşıyor mu ölü mü.
Film birisinin bu konuyu ortaya çıkartmaya çalışma aşamalarını belgesel olarak anlatıyor.
Ağır tempolu, bol konuşmalı bir film ama siz de merak ettiğiniz için ne olduğunu oturup izliyorsunuz.
Bu video filmin son kısımlarından.
Baktığımda sanatın insanın ruhunda olduğunu görüyorum. Sanki hep böylesi dev konserler vermiş de bu da onlardan biri gibi havası var Rodriguez'in . Sanki yılları başka şeylerle geçmemiş . Albümü çıkartmış, ünlü olmuş.
Ve filmde en etkilendiğim konulardan birisi de çocuklarının anlattığı şeydi. Babaları onları müzelere götürürmüş. İçinde yaşadıkları mahallenin ötesinde nasıl bir dünya olduğunu gösterirmiş hep. Keşke herkes böyle olsa. Ne koşullarda yaşıyor olursa olsun kendi küçük dünyasının dışına bakmayı, öğrenmeyi hiç bırakmasa.
Evet, eski yazım aşağıda. Ama dediğim gibi ben yenisini yazmak istedim :)
22 Aralık 2013 Pazar
Searching For Sugar Man
Bir insan düşünün 1970 lerde çıkarttığı iki albüm hiç satmamış Amerika'da.
Ama Güney Afrika'ya Amerika'dan gelen birisiyle ulaşan bu albümler burada o kadar çok tutulmuş ki herkes biliyor. Elvis gibi neredeyse yani.
Ama kimsenin sanatçı ile ilgili bir fikri yok. Bir konserinde nasıl intihar ettiğine dair türlü türlü rivayet var.
Araştırmaya başlıyorlar onlar da.
Ağır tempolu ve sıkıcıya yakın bir filmdi fakat şarkılar ve merak sonuna kadar seyrettirdi. İyi ki de seyretmişim:-)
Sugar Man şarkısı için şuraya.
Gerçek bir hikâye olduğunu söylemiş miydim? Evet,gerçek bir hikâye:-)
7 Temmuz 2019 Pazar
Pazar
Dün arkadaşlarımla buluşmaktan geç dönünce bu sabah yürüyüşe çıkmayı iptal edip bir güzel uyudum.
Öğlen oldu , tamamıyla tembel bir gün yaşamaktayım :)
Elimdeki kitabı bitirdim. Yenisini seçtim.
Makinaya çamaşır attım.
Öğleden sonra Metos'la pazara gideriz.
Yeni hafta öncesi biraz dinlenme zamanı.
Öğlen oldu , tamamıyla tembel bir gün yaşamaktayım :)
Elimdeki kitabı bitirdim. Yenisini seçtim.
Makinaya çamaşır attım.
Öğleden sonra Metos'la pazara gideriz.
Yeni hafta öncesi biraz dinlenme zamanı.
6 Temmuz 2019 Cumartesi
°°°°°°°°
Düşünmekten kaçınmakta olduğumu fark ettim bu aralar.
Düşünmek beni karmaşık duygulara sokuyor. Çok düşündüğün zaman hayatın hiçbir manası yok gibi sanki.
Bir yerde dünyanın ortasına düşüveriyoruz. Dört elle sarılıyoruz yaşama . Ne kadar daha zamanımız var, dünyanın ötesinde bizi ne bekliyor hiçbir fikrimiz yok.
Abuk subuk işlere sardık. Neden? Çünkü çok boş vaktimiz kalıyor. Eskiden belki bütün gününü alan çamaşır yıkama 20 dakikaya kadar düştü. Yemek yemek için günlerce ot yolup toprak çapalamak zorunda değiliz. Bir yerden bir yere ulaşmak dünyanın diğer ucuna bile olda yarım gün sürüyor.
Eee bunca zaman tasarrufu bize ne kazandırdı, instagram facebook falan.
Manasızca milleti dikizliyoruz.
İnan olsun en çok günahı instagramda dolaşırken yapıyorumdur. Bir çok kişiyi eleştirip dururken kendimden tiksindim.
Ben düşünmeyi geri plana attıkça yazılarım da boş fasa fisoya döndü.
Gerçi düşündüğüm zamanlarda da çok karamsar yazıyorum. Karamsar olmayıp da güzel yazılar yazabilmeyi istiyorum.
Tek umudum buraya gelip de okuyanlara pozitif enerji verebiliyor olmak. Komik yazılarımla biraz gülümsetebilmek .
İşte öyle karışık birşeyler.
Pek haftasonu yazısı olmadı, ha?
Bu da böyle olsun :)
Düşünmek beni karmaşık duygulara sokuyor. Çok düşündüğün zaman hayatın hiçbir manası yok gibi sanki.
Bir yerde dünyanın ortasına düşüveriyoruz. Dört elle sarılıyoruz yaşama . Ne kadar daha zamanımız var, dünyanın ötesinde bizi ne bekliyor hiçbir fikrimiz yok.
Abuk subuk işlere sardık. Neden? Çünkü çok boş vaktimiz kalıyor. Eskiden belki bütün gününü alan çamaşır yıkama 20 dakikaya kadar düştü. Yemek yemek için günlerce ot yolup toprak çapalamak zorunda değiliz. Bir yerden bir yere ulaşmak dünyanın diğer ucuna bile olda yarım gün sürüyor.
Eee bunca zaman tasarrufu bize ne kazandırdı, instagram facebook falan.
Manasızca milleti dikizliyoruz.
İnan olsun en çok günahı instagramda dolaşırken yapıyorumdur. Bir çok kişiyi eleştirip dururken kendimden tiksindim.
Ben düşünmeyi geri plana attıkça yazılarım da boş fasa fisoya döndü.
Gerçi düşündüğüm zamanlarda da çok karamsar yazıyorum. Karamsar olmayıp da güzel yazılar yazabilmeyi istiyorum.
Tek umudum buraya gelip de okuyanlara pozitif enerji verebiliyor olmak. Komik yazılarımla biraz gülümsetebilmek .
İşte öyle karışık birşeyler.
Pek haftasonu yazısı olmadı, ha?
Bu da böyle olsun :)
5 Temmuz 2019 Cuma
Yaşasın Cuma Demeyi Unutuyorum Ne Zamandır
Haftanın günleri pilates günü, japonca günü , tango günü olarak değişmeye başlamış bende :)
Zaten Can'ın ne zaman gelip ne zaman gittiği belli değil.
Tatile de girince hepten karıştık :D
Üç gündür yeme içme düzenimize yeniden el attım. Ha babam bişeyler pişiriyorum. İnsan rejim yaparken mutfakta daha az duracağını sanır ama nerdeee.
İki oğlum her zamanki gibi beni ters köşelere yatırıyorlar. Spora birlikte gidiyorlar. Burası güzel. Gelgelelim birinin kilo vermesi birinin alması gerekiyor. Ama bana da yazık yav :)
Bugün üşenmeyip kasaba gittiğim için kendimi tebrik ediyorum. Telefonla sipariş vermek çok içimden geçti ama hadi Handan dedim, hareket harekettir. Bak 11000 adımı geçmişim bu sayede.
Şimdi köfte yoğuracağım. Aslında akşamın yemeği hazır ama bugün kol çalıştık pilateste, yarın bu kollar kıpırdayamaz hale gelir, şimdiden halledeyim şu işi :)
Yarın arkadaşlarımla buluşacağım. 17 yaşıma döneceğim yeniden. Bence gençlik arkadaşları insanı gençleştiren bir şey. Seneler geçiyor, çocuklar büyüyor, biz yaşlanıyoruz ama yan yana gelince hooop gençlik iksiri içmiş gibi oluyoruz.
Zaten Can'ın ne zaman gelip ne zaman gittiği belli değil.
Tatile de girince hepten karıştık :D
Üç gündür yeme içme düzenimize yeniden el attım. Ha babam bişeyler pişiriyorum. İnsan rejim yaparken mutfakta daha az duracağını sanır ama nerdeee.
İki oğlum her zamanki gibi beni ters köşelere yatırıyorlar. Spora birlikte gidiyorlar. Burası güzel. Gelgelelim birinin kilo vermesi birinin alması gerekiyor. Ama bana da yazık yav :)
Bugün üşenmeyip kasaba gittiğim için kendimi tebrik ediyorum. Telefonla sipariş vermek çok içimden geçti ama hadi Handan dedim, hareket harekettir. Bak 11000 adımı geçmişim bu sayede.
Şimdi köfte yoğuracağım. Aslında akşamın yemeği hazır ama bugün kol çalıştık pilateste, yarın bu kollar kıpırdayamaz hale gelir, şimdiden halledeyim şu işi :)
Yarın arkadaşlarımla buluşacağım. 17 yaşıma döneceğim yeniden. Bence gençlik arkadaşları insanı gençleştiren bir şey. Seneler geçiyor, çocuklar büyüyor, biz yaşlanıyoruz ama yan yana gelince hooop gençlik iksiri içmiş gibi oluyoruz.
4 Temmuz 2019 Perşembe
Çay İsteyen :)
Geçen sene çay fotoğrafı çekmekten çok hoşlandığımı fark ettim.
Hiçbirisi uzun uzun kurgulanıp çekilmiş değil. Alelacele hatta. Ama çayın kendisi çok güzel olunca :)
Haydi bakalım istediğiniz bir tanesine tıklayıp şarkınızla beraber alın çayınızı.
Hiçbirisi uzun uzun kurgulanıp çekilmiş değil. Alelacele hatta. Ama çayın kendisi çok güzel olunca :)
Haydi bakalım istediğiniz bir tanesine tıklayıp şarkınızla beraber alın çayınızı.
3 Temmuz 2019 Çarşamba
Recim Günlüğü Bilmem Kaç, Şu İşe Bak Yine Gitmemiş Kilolar
Sabah sporlarıma özenle devam ediyorum. Bir haftanın sonunda heyecanla tartıldım, yarım kilo almışım. Ay aferim bana.
Baktım mart sonundan beri kilo verememişim, bir aşağı bir yukarı. Hadi ramazandı, tatildi anladım ama spora başlayınca bi sersemleyeydi metabolizma. beş kilo daha versem diyorum, nerdeee. (Aslen on kilo vermem lâzım ama bak geçtim o kısımdan.)
Bugün açım.
Sabah bir saat yürüdüm.
Sonra bir saat plates yaptım.
Şimdi de yüzmeye gidiyorum.
Daha da gitmezse kilo, metabolizmamı bilime armağan edeceğim. Gidip bir araştırma merkezine teslim olayım da halimi araştırsınlar bari.
Siyah, renkli çiçekli bir pantolonum var. Bütün hayalim onun içine yeniden sığmaktı. Bir de atmışlı kilolara düşersem ekmek arası patates kızartması yemeyi istiyorum arkadaş.
Bilgehan'ın da durdu kilo vermesi. 10 kilo daha gitmesi gerekiyor ondan da. Hayır o kadar Amerika dedik, gidemeyeceğiz vermezse.
Evet. İşte bizde son durumlar bu.
Çalışkan Çarşamba yazısı olatak karpit lambasını yazacaktım ama üşendim.
Gidip havuzda bir iki tur atayım, atmışlı kilolara düşmeyi başarırsam (69.9 kabulüm :) blogda çekiliş yapıp diyet bisküvi hediye edeceğim :D
Çiğdem'e tıklayıp şarkınızı almadan gitmeyin anacım.
Çüüz.
Baktım mart sonundan beri kilo verememişim, bir aşağı bir yukarı. Hadi ramazandı, tatildi anladım ama spora başlayınca bi sersemleyeydi metabolizma. beş kilo daha versem diyorum, nerdeee. (Aslen on kilo vermem lâzım ama bak geçtim o kısımdan.)
Bugün açım.
Sabah bir saat yürüdüm.
Sonra bir saat plates yaptım.
Şimdi de yüzmeye gidiyorum.
Daha da gitmezse kilo, metabolizmamı bilime armağan edeceğim. Gidip bir araştırma merkezine teslim olayım da halimi araştırsınlar bari.
Siyah, renkli çiçekli bir pantolonum var. Bütün hayalim onun içine yeniden sığmaktı. Bir de atmışlı kilolara düşersem ekmek arası patates kızartması yemeyi istiyorum arkadaş.
Bilgehan'ın da durdu kilo vermesi. 10 kilo daha gitmesi gerekiyor ondan da. Hayır o kadar Amerika dedik, gidemeyeceğiz vermezse.
Evet. İşte bizde son durumlar bu.
Çalışkan Çarşamba yazısı olatak karpit lambasını yazacaktım ama üşendim.
Gidip havuzda bir iki tur atayım, atmışlı kilolara düşmeyi başarırsam (69.9 kabulüm :) blogda çekiliş yapıp diyet bisküvi hediye edeceğim :D
Çiğdem'e tıklayıp şarkınızı almadan gitmeyin anacım.
Çüüz.
2 Temmuz 2019 Salı
Kitap Salı
Bu ay gençlik serilerine sardım. Yaz günlerinde çerezlik kitaplar okumayı seviyorum. Yalnız bu kadar biriktirmeden yazsaymışım, iyiymiş. Yazması bir hafta sürdü :)
İlk kitabım Locke Lamora'nın Yalanları. Centilmen Piçler serisinin ilk kitabı. Kahramanlarımız özenle yetiştirilmiş hırsızlık çetesindeler. İnanılmaz planlarla dolandırıcılık yapıyorlar.
İlk başlarda sürekli bir entrika hali beni gerse de gitgide olaylar sardı.
Kitap zamanda atlayışlarla bir geçmişi bir de günümüzü anlatıyordu. Zaman zaman merakıma yenilip atlaya zıplaya mevcut olayı tamamlamış sonra diğer bölüme geçmiş olabilirim :)
" 'Tanrılar aşkına burayı çok seviyorum' dedi Locke, parmaklarıyla baldırlarında tempo tutarak. 'Bazen bütün bu şehrin sırf Tanrılar suça bayılıyorlar diye yaratışdığını düşünüyorum. Yankesiciler sıradan halkı, tüccarlar kandırabildikleri herkesi, Capa Barsavi hem soyguncuları hem de sıradan halkı, küçük soylular da neredeyse herkesi soyuyor. Dük Nicovante ise arada bie ordusunu yanına alıp Tal Varrar'ı ya da Jalem'i soyup soğana çeviriyor. Kendi soylularına ve sıradan halkına ne yaptığından bahsetmiyorum bile."
"Buranın kendine has bir büyüsü var. Neredeyse kendimi bir kilo balığa , bir kaç yay kirişine, bir çift eski papuca ve yeni bir küreğe ihtiyacım varmış gibi hissedeceğim."
"Eksiklerimizle hiç çekinmeden yüzleşmeliyiz. Çetelerde eski bir deyiş vardır : Yalanlar çıkar gider ama gerçekler hep evde kalır."
Kardeşlik Savaşçıları Serisi çocuklarla okuduğumuz Gölgelerin Efendisi Serisi'nin kardeş serisi gibi bir şey. Gölgelerin Efendisi'ndeki ülkelerden biri olan Skandiya'lı kahramanlarımız bazen diğer serinin kahramanlarıyla birlikte maceraya da atılabiliyorlar.
Bunlar bizim en sevdiğimiz gençlik serileri. Birlikte okuyarak öyle çok şey kazandık ki. Metos'la sık sık esprilerini yapıp güleriz. İçinde çok güzel şeyler var maceradan maceraya koşarken öğrettiği şeylere bir anne olarak hayranım.
" 'Ah Thorn ah 'dedi Kral 'etrafta senin gibi bana zerre kadar saygı duymayan biri olması ne güzel.'
Thorn, şaşırmış görünüyordu, ama o da sırıtmaya başlamıştı. 'Kesinlikle haklısın' dedi. Duncan kahkahalar atıyordu artık.
'Bana gerçekten de Yüce Kontunuz Erak'ı anımsatıyorsun. O da itibarımı her fırsatta yerle bir ederdi. Bu eleştirilere ihriyacım var aslında. Hükümdarlar fikirlerine karşı çıkılmasını kolay kolay hazmedemezler. Mutlak yetkiyi elimizde tuttuğumuz için her görüşümüzün doğru olduğunu düşünmeye alışkınız. Bu serserileri de o yüzden etrafımda tutuyorum."
"Birileri açıklayınca ne kadar basit görünüyordu. Hayattaki bir çok şey gibi diye düşündü."
"Sevdiğimiz birini kaybedince haaytımızda büyük bir delik açılır. Bir tür yara gibi düşün, ruhumuz yaralanır. Sevdiğini unutmaya çalışırsan yaran iltihaplanır. Hatıraları hiç yaşanmamış gibi bir kenara atamazsın.
Ne yaparsın dedi Stig kederle.
Sevdiğini hatırlarsın. Birlikte geçirdiğiniz harika anlarla anarsın onu. Bu şekilde kaybınla mücadele etmeyi öğrenirsin. Onu asla unutmazsın ama kaybına katlanmak her geçen gün daha kolay hâle gelir."
" Karina, nasıl oldu da bu kadar bilge biri oldun sen?
Karina'ın gülümsemesi yüzüne yayıldı. Ben bir anneyim. Görevim bu."
Aynı serinin okumadığım bütün kitaplarını bitirdim keyifle :)
"Her şeyi bildiğini sanan şifacılar tanımıştı. Buna karşılık Edvin, her zaman yabancı kaynaklardan yeni yöntem ve teknikler öğrenmeye hazırdı. Öğrenme isteği sayesinde çok iyi bir şifacı olup çıkmıştı."
" 'Eskilerin doğru bir sözü vardır 'dedi Lydia sonunda, ' Annemizi ve babamızı seçemeyiz ama arkadaşlarımızı seçebiliriz'
Stig elini dostça bir hareketle Lydia'nın beline sardı. 'Tanrılara şükürler olsun ki öyle' dedi "
Sizce de çok güzel mesajları yok mu kitapların. Doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, iyilik, yaşanılan kayıplar üzerine harika şeyler barındıran seriler bunlar. (Bu yazıda kaç defa seri yazdım acaba. Kulağımı tırmaladı artık ama idare ediverin)
Paradokya da çocukların kitabıydı. Ne zamandır merak ediyordum. Düşündüğümden daha basit çıktı ama onun da içinde çok eğitici ve öğretici şeyler vardı.
Topkapı Sarayı'nın bir çok ayrıntısını anlatıyordu örneğin. Karpit lambasını öğrendim. (Çalışkan Çarşamba yazısı olsun o da) İzmir Saat Kulesi ile ilgili bilgiler vardı. Terracotta askerleri ile ilgili bilgiler keza. Bu arada macera kitabı olduğundan çocukların ilgisini de çekecek bir şey. Bazı şifrelerin çözümünü okura bırakmış örneğin. Bizde üç kitabı vardı, diğerlerini de okurum diye düşünüyorum.
Gece yatmadan önce okuduğun bir kitap seni uykunda Paradokya'ya götürüyor. Eğer buradaki görevini bulup başarılı olursan sabah uyanıyorsun, olamazsan ne yazık ki ölüyorsun.
" Paradoks mu, o da ne demek?
Aslında doğru gibi gördüğünüz bir fikir ya da durum karşınıza yanlış olarak çıkabilir Kemal Bey. Bunun tersi de mümkündür. Bir paradoks sizi büyük bir çelişki içinde bırakabilir. Paradokslar eğlenceli, zevkli, zihin açıcı ve öğreticidir. Meselâ ' Söylediğim bu söz yanlıştır' dediğimde çelişki hemen kendini gösterir. Eğer bu sözüme yanlıştır derseniz sizinle aynı noktada buluşuruz. O zaman doğru söylemiş olmaz mıyım? Peki diyelim doğrudur dediniz. Fakat ben yanlış olduğunu söylüyorum ya."
Bu kitabımı bana Şebocuğum göndermişti. Ne zamandır bakışıyorduk, şimdi yaz okuma şenliğine uyunca elime elime aldım.
Bir genç kızın ağzından daldan dala atlanarak anlatılıyor olaylar. Daldan dala demişken kızımız Gülhane Parkı'nda bir çınar ağacının tepesinde dururken anlatıyor bunları.
Ailesindeki bütün kadınların hikâyelerini öğreniyoruz bu şekilde. Hepsinin de birbirinden hüzünlü hikâyeleri var.
Biraz yorucu bir anlatımı olsa da akıcı şekilde sonuna kadar okudum.
" Gülmek insanı kendine getiren bir eylemdir. Bir rüzgârın bir şeyi kaldırıp bambaşka bir yere sürüklemesi gibi. Sizi kapar ve olduğunuz yerden uzaklaştırır. Gülmek bulunduğunuz yerin artık tekinsiz olduğunun sinyalidir. Devreler yanmaktadır. Kayış kopmuştur. Balatalar ısınmıştır. Fren tutmaz."
"Biliyorum kendimden başka herkesi anlatıyorum size. Ama insan ancak böyle var olabilir. Başkalarını anlatarak. Başkalarının karanlığında kendini görerek ve bundan korkarak. İnsan sevdiklerinden çok sevmediklerinin hikâyelerinde gizlidir. Zaten o yüzden sevmez onları. Küçük bir yer değiştirmeyle o hikâyelerin kahramanı olacağını bildiğinden."
"Hiç kimse izlemiyormuş gibi dans et, hiç incinmemiş gibi sev, hiç kimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle, dünya cennetmiş gibi yaşa!"
"Bunalım nedir? Ölü balıklar gibi bakmaktır bunalım."
"Derin bir nefes aldım. Hatırlamak yeniden can vermektir hayata. Burada yapmak istediğim bu."
"Herkes özgür olduğunu düşünür ama değildir. Çünkü özgürlük istediğini yapabilmek değildir. Yanlış biliriz özgürlüğü. Ayrıca tutsak olmak için illa bir yere kapatılmak gerekmez. Bazen elimizi kolumuzu sallayarak gezerken, istediğimiz yere giderken bile tutsak olabiliriz. Herşey kafamızın içindedir. Bütün bir dünya."
İşte haziran ayının okunanları bunlar. Bakalım haftaya okuyup bitirdiğim bir kitap olacak mı :)
İlk kitabım Locke Lamora'nın Yalanları. Centilmen Piçler serisinin ilk kitabı. Kahramanlarımız özenle yetiştirilmiş hırsızlık çetesindeler. İnanılmaz planlarla dolandırıcılık yapıyorlar.
İlk başlarda sürekli bir entrika hali beni gerse de gitgide olaylar sardı.
Kitap zamanda atlayışlarla bir geçmişi bir de günümüzü anlatıyordu. Zaman zaman merakıma yenilip atlaya zıplaya mevcut olayı tamamlamış sonra diğer bölüme geçmiş olabilirim :)
" 'Tanrılar aşkına burayı çok seviyorum' dedi Locke, parmaklarıyla baldırlarında tempo tutarak. 'Bazen bütün bu şehrin sırf Tanrılar suça bayılıyorlar diye yaratışdığını düşünüyorum. Yankesiciler sıradan halkı, tüccarlar kandırabildikleri herkesi, Capa Barsavi hem soyguncuları hem de sıradan halkı, küçük soylular da neredeyse herkesi soyuyor. Dük Nicovante ise arada bie ordusunu yanına alıp Tal Varrar'ı ya da Jalem'i soyup soğana çeviriyor. Kendi soylularına ve sıradan halkına ne yaptığından bahsetmiyorum bile."
"Buranın kendine has bir büyüsü var. Neredeyse kendimi bir kilo balığa , bir kaç yay kirişine, bir çift eski papuca ve yeni bir küreğe ihtiyacım varmış gibi hissedeceğim."
"Eksiklerimizle hiç çekinmeden yüzleşmeliyiz. Çetelerde eski bir deyiş vardır : Yalanlar çıkar gider ama gerçekler hep evde kalır."
Kardeşlik Savaşçıları Serisi çocuklarla okuduğumuz Gölgelerin Efendisi Serisi'nin kardeş serisi gibi bir şey. Gölgelerin Efendisi'ndeki ülkelerden biri olan Skandiya'lı kahramanlarımız bazen diğer serinin kahramanlarıyla birlikte maceraya da atılabiliyorlar.
Bunlar bizim en sevdiğimiz gençlik serileri. Birlikte okuyarak öyle çok şey kazandık ki. Metos'la sık sık esprilerini yapıp güleriz. İçinde çok güzel şeyler var maceradan maceraya koşarken öğrettiği şeylere bir anne olarak hayranım.
" 'Ah Thorn ah 'dedi Kral 'etrafta senin gibi bana zerre kadar saygı duymayan biri olması ne güzel.'
Thorn, şaşırmış görünüyordu, ama o da sırıtmaya başlamıştı. 'Kesinlikle haklısın' dedi. Duncan kahkahalar atıyordu artık.
'Bana gerçekten de Yüce Kontunuz Erak'ı anımsatıyorsun. O da itibarımı her fırsatta yerle bir ederdi. Bu eleştirilere ihriyacım var aslında. Hükümdarlar fikirlerine karşı çıkılmasını kolay kolay hazmedemezler. Mutlak yetkiyi elimizde tuttuğumuz için her görüşümüzün doğru olduğunu düşünmeye alışkınız. Bu serserileri de o yüzden etrafımda tutuyorum."
"Birileri açıklayınca ne kadar basit görünüyordu. Hayattaki bir çok şey gibi diye düşündü."
"Sevdiğimiz birini kaybedince haaytımızda büyük bir delik açılır. Bir tür yara gibi düşün, ruhumuz yaralanır. Sevdiğini unutmaya çalışırsan yaran iltihaplanır. Hatıraları hiç yaşanmamış gibi bir kenara atamazsın.
Ne yaparsın dedi Stig kederle.
Sevdiğini hatırlarsın. Birlikte geçirdiğiniz harika anlarla anarsın onu. Bu şekilde kaybınla mücadele etmeyi öğrenirsin. Onu asla unutmazsın ama kaybına katlanmak her geçen gün daha kolay hâle gelir."
" Karina, nasıl oldu da bu kadar bilge biri oldun sen?
Karina'ın gülümsemesi yüzüne yayıldı. Ben bir anneyim. Görevim bu."
Aynı serinin okumadığım bütün kitaplarını bitirdim keyifle :)
"Her şeyi bildiğini sanan şifacılar tanımıştı. Buna karşılık Edvin, her zaman yabancı kaynaklardan yeni yöntem ve teknikler öğrenmeye hazırdı. Öğrenme isteği sayesinde çok iyi bir şifacı olup çıkmıştı."
" 'Eskilerin doğru bir sözü vardır 'dedi Lydia sonunda, ' Annemizi ve babamızı seçemeyiz ama arkadaşlarımızı seçebiliriz'
Stig elini dostça bir hareketle Lydia'nın beline sardı. 'Tanrılara şükürler olsun ki öyle' dedi "
Sizce de çok güzel mesajları yok mu kitapların. Doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, iyilik, yaşanılan kayıplar üzerine harika şeyler barındıran seriler bunlar. (Bu yazıda kaç defa seri yazdım acaba. Kulağımı tırmaladı artık ama idare ediverin)
Paradokya da çocukların kitabıydı. Ne zamandır merak ediyordum. Düşündüğümden daha basit çıktı ama onun da içinde çok eğitici ve öğretici şeyler vardı.
Topkapı Sarayı'nın bir çok ayrıntısını anlatıyordu örneğin. Karpit lambasını öğrendim. (Çalışkan Çarşamba yazısı olsun o da) İzmir Saat Kulesi ile ilgili bilgiler vardı. Terracotta askerleri ile ilgili bilgiler keza. Bu arada macera kitabı olduğundan çocukların ilgisini de çekecek bir şey. Bazı şifrelerin çözümünü okura bırakmış örneğin. Bizde üç kitabı vardı, diğerlerini de okurum diye düşünüyorum.
Gece yatmadan önce okuduğun bir kitap seni uykunda Paradokya'ya götürüyor. Eğer buradaki görevini bulup başarılı olursan sabah uyanıyorsun, olamazsan ne yazık ki ölüyorsun.
" Paradoks mu, o da ne demek?
Aslında doğru gibi gördüğünüz bir fikir ya da durum karşınıza yanlış olarak çıkabilir Kemal Bey. Bunun tersi de mümkündür. Bir paradoks sizi büyük bir çelişki içinde bırakabilir. Paradokslar eğlenceli, zevkli, zihin açıcı ve öğreticidir. Meselâ ' Söylediğim bu söz yanlıştır' dediğimde çelişki hemen kendini gösterir. Eğer bu sözüme yanlıştır derseniz sizinle aynı noktada buluşuruz. O zaman doğru söylemiş olmaz mıyım? Peki diyelim doğrudur dediniz. Fakat ben yanlış olduğunu söylüyorum ya."
Bu kitabımı bana Şebocuğum göndermişti. Ne zamandır bakışıyorduk, şimdi yaz okuma şenliğine uyunca elime elime aldım.
Bir genç kızın ağzından daldan dala atlanarak anlatılıyor olaylar. Daldan dala demişken kızımız Gülhane Parkı'nda bir çınar ağacının tepesinde dururken anlatıyor bunları.
Ailesindeki bütün kadınların hikâyelerini öğreniyoruz bu şekilde. Hepsinin de birbirinden hüzünlü hikâyeleri var.
Biraz yorucu bir anlatımı olsa da akıcı şekilde sonuna kadar okudum.
" Gülmek insanı kendine getiren bir eylemdir. Bir rüzgârın bir şeyi kaldırıp bambaşka bir yere sürüklemesi gibi. Sizi kapar ve olduğunuz yerden uzaklaştırır. Gülmek bulunduğunuz yerin artık tekinsiz olduğunun sinyalidir. Devreler yanmaktadır. Kayış kopmuştur. Balatalar ısınmıştır. Fren tutmaz."
"Biliyorum kendimden başka herkesi anlatıyorum size. Ama insan ancak böyle var olabilir. Başkalarını anlatarak. Başkalarının karanlığında kendini görerek ve bundan korkarak. İnsan sevdiklerinden çok sevmediklerinin hikâyelerinde gizlidir. Zaten o yüzden sevmez onları. Küçük bir yer değiştirmeyle o hikâyelerin kahramanı olacağını bildiğinden."
"Hiç kimse izlemiyormuş gibi dans et, hiç incinmemiş gibi sev, hiç kimse dinlemiyormuş gibi şarkı söyle, dünya cennetmiş gibi yaşa!"
"Bunalım nedir? Ölü balıklar gibi bakmaktır bunalım."
"Derin bir nefes aldım. Hatırlamak yeniden can vermektir hayata. Burada yapmak istediğim bu."
"Herkes özgür olduğunu düşünür ama değildir. Çünkü özgürlük istediğini yapabilmek değildir. Yanlış biliriz özgürlüğü. Ayrıca tutsak olmak için illa bir yere kapatılmak gerekmez. Bazen elimizi kolumuzu sallayarak gezerken, istediğimiz yere giderken bile tutsak olabiliriz. Herşey kafamızın içindedir. Bütün bir dünya."
İşte haziran ayının okunanları bunlar. Bakalım haftaya okuyup bitirdiğim bir kitap olacak mı :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



































