Pazar arabasını arkasından çekmeyip önünde sürmekte inat eden Metehan.
Eveet keyfinin kahyasıyım tabi dedim. Ben anneyim, her şeyin kahyasıyım.
Hak verdi :)
Anneliğimin gülümseyen yüzü oğlum, iyi ki varsın.
18 Şubat 2018 Pazar
Bahar Temizliği Moduna Girmeli
Bu akşam mutfak dolabından aldığım bir tabakla arkaya yasladığım kaydı, öndeki tabaklara çarptı, onlar da tepeden uçup her yeri cam içinde bıraktılar.
Aslında fazla mutfak malzemem yok. Mutfağım küçük olduğundan sürekli kullanmadıklarımı veriyorum ama yine de doluyor sanırım.
Yarın rafların sağına soluna sıkıştırdıklarımı toplayıp vereceğim. Hiç elimi sürmediğim porselen çay bardakları , rengini sevmediğim kayık tabaklar, ne zamandır elimi sürmediğim borcamlar ve her yerden fışkıran kupalar (Ben kupaları azaltmaya çalıştıkça katlanarak çoğalıyorlar, en az yirmi tane hediye kupa gelmiştir ), matlaşan bardaklar gidecek.
İşte o kadar :)
Aslında fazla mutfak malzemem yok. Mutfağım küçük olduğundan sürekli kullanmadıklarımı veriyorum ama yine de doluyor sanırım.
Yarın rafların sağına soluna sıkıştırdıklarımı toplayıp vereceğim. Hiç elimi sürmediğim porselen çay bardakları , rengini sevmediğim kayık tabaklar, ne zamandır elimi sürmediğim borcamlar ve her yerden fışkıran kupalar (Ben kupaları azaltmaya çalıştıkça katlanarak çoğalıyorlar, en az yirmi tane hediye kupa gelmiştir ), matlaşan bardaklar gidecek.
İşte o kadar :)
17 Şubat 2018 Cumartesi
Bir Kitap Daha Bitti
Dün akşam sevgili Nilgün 'ün aldığı kitabı okudum.
Kağnı ve Sesler hikâyelerden oluşan iki kitaptı, Esirler de bir piyes .
Kağnı ve Sesler hikâyelerden oluşan iki kitaptı, Esirler de bir piyes .
Hüzünlü hikâyeleri okurken Sinop Cezaevi'nde geçene rastlayınca aklıma küçükken çok söylediğim şarkının sözlerini de onun yazdığı geldi. İlkokul bire giden çocuk neden onu çok sever bilmiyorum ama Başın öne eğilmesin diye baştan sona söylerdim hep :)
O ara biraz araştırdım, daha başka sevdiğim şarkıların da sözleri ona aitmiş.
41 yaşında gencecik öldürülmesine de ayrıca hüzünlendim.
" Halinden şikâyetçi olan ve bulunduğu vaziyete asla alışamayan bütün insanlar gibi onun da muhayyilesi kendisini bile şaşırtan bir mükemmellikte işliyordu "
"-Dünyayı değiştirebileceğini mi sanıyorsun?
- Siz dünyanın değişmez olduğuna inanmaya mecbursunuz."
"Fakat bana 'Doğru düşünüyorsun ama, bunları söyleme ' diyen adam adeta namussuzluk tavsiye ediyor demektir ve bu sersemler bunun farkında değil. "
"Ve ancak menfaatlerini haleldar etmediği müddetçe namuslu idiler.İcap ettiği zaman yüzünüze karşı en hayasızca yalanları söylemekten ,en namussuzca hareketleri yapmaktan çekinmeyen bu adamlar on dakika sonra size akılların almadığı bir küstahlıkla ve pişkinlikle namustan ,faziletten bahsederlerdi."
" Güneş herkese aynı ışığı dağıttığı halde kuvveti ellerinde tutanlar bizim ondan kendileri kadar istifade etmemize hayret ediyorlar, buna izin vermek istemiyorlar. Zannediyorlar ki herhangi bir tesadüfün bugün kuvveti onlara vermiş olması bizim bu havayı daha az teneffüs etmemiz , bu güneşte daha az ısınmamız için bir sebeptir."
" -Çok insafsızsınız Prenses.
- İhtimal çok akılsız olmadığım için Ven-Çing"
Şarkıları da buraya koymasam olmaz bence.
Seçin bakalım size hangisi çıkacak.
16 Şubat 2018 Cuma
Çok Ciddiyim Bir Tane Daha Varlığımızı Sorgulayan Kitap Okursam Kusucam
Aslında seviyorum düşündüren,sorgulayan kitapları ama çok üst üste geldiler.
Elric serisinin kasvetli ve tanrıların paralel evrenlere bağlandığı karmaşık dünyasından çıkar çıkmaz kendimi seveceğimden emin olduğum bu kitaba attım.
Gördüğüm "Kargaşadan kaç düzen kur " cümlesi biraz tüylerimi diken diken ettiyse de (Elric'in Düzen ve Kaos kavgasından bakmıştım malum) nereden gelip nereye gittiğşmiz üzere olan bu kitabı macerasına kapılıp iki günde bitirdim.
" Eskiden otobüste tek başına geçirilen bir kaç dakika, işe yürüyerek gitmek veya bir randevuyu beklemek gibi insanın yalnız kalıp düşünebileceği sessiz zamanlar artık katlanıkmaz geliyordu. Farkında olmadan insanların elleri sürekli telefonlarına , kulaklıklarına, oyunlarına gidiyor ,teknolojinin bağımlılık yapan çekimine karşı koyamıyorlardı. Geçmişin mucizeleri yepyeni olana duyulan açlıkla silinip gidiyordu."
"Sizin haber vermeniz gerekiyor,diye homurdandı. Soru sorarak dedikodu yaymak işiniz değil.
Martin sorumlu gazeteciliğin özgürlük ve demokrasinin mihenk taşı olduğuna inanırdı . Bu yüzden tamamen saçmalıktan ibaret fikirleri yayımlayıp tartışma başlatan gazeteciler karşısında hep hayal kırıklığına uğruyordu. Bu gülünç açıklamaları soru başlıklarına dönüştürerek hukuki sonuçlarından da kendilerini sıyırıyorlardı. "
"Düşmanlarınız mı var? Güzel. Demek ki hayatta birşeylerin mücadelesini vermişsiniz. Churchill"
"Ölümü yenmenin tek bir yolu vardır, o da insanın hayatını bir şaheser haline getirmesidir."
" Bir çocuk için, umudunu kaybetmekten daha zarar verici bir şey yoktur."
Sonrasında Kış Okuma Şenliği için İspanyol yazar arayışına girdim . Ve daha önce hiç duymadığım bu yazara rastladım.
Tabi hayat bir sistir diyen kitabı alırsam ne bekliyordum ki. Yazarla ilgili önsözde "nereden gelip nereye gidiyoruz" u gördüğümde haydaaa dedim. Kitaplar zincirleme mi gidiyor ne :)
Yine hayat üzerine bol felsefeli çılgın bir kitabın içinde buldum kendimi.
" Burada, bu sefil hayatta tek kaygımız Tanrı'yı kullanmak. Bizi bütün bu kötülüklerden koruması için Tanrı'yı bir şemsiye gibi açmaya çalışmak küstahlık doğrusu! "
" İki sevgili aynı şeyi düşünse bile , duyuşları başka başkadır ve öte yandan aşkın belli bir hissinde birleşseler bile her biri apayrı, hatta birbirine zıt şeyler düşünecektir."
" Evet insan bilmeden de sıkılır. Hemen bütün insanlar bilmeden sıkılırlar. Sıkıntı hayatın temelidir ve biz oyunun, eğlencelerin, romanların ve aşkın keşfedilmesini yalnız sıkıntıya borçluyuz."
" İnsan yaşamayı yaşayarak öğrenir ve herkesin, daima yeni baştan yaşamayı öğrenmeye başlaması gerekir ."
"Benim başımdan geçenler, başkalarının başından geçenler hakikat mı hayal mi ? Yoksa Tanrı'nın bir rüyası mı sadece. Yahut bir başkasının rüyası. Uyandığı zaman o, kaybolacak bir rüya olmasın bunlar. Eğer ona dua ediyor, ezgilerde onu yüceltiyorsak bu, onu uyutmak, sallayarak rüyalara dalmasını sağlamak isteğinden doğamaz mı ? Neticede bütün dinlerdeki ibadetler sırf bir şekil, uyanıp da bizi rüyasında görmesi sona ermesin diye, Tanrı'yı uykusunda sallamanın bir şekli değil midir ?"
" Konuşmamız yalan söylememizdir ; kendimizle her konuşmamız, yani şuurlu olarak her düşünmemiz, kendimize yalan söylememizdir. "
En sonunda yeteeeer diyerek bu kitabı aldım elime. Memleketimden insan manzaraları. Orhan Kemal hikâyeleri. 1957 yılında basılmış bu minik kitap iyi geldi.
Şimdi mümkünse kendi halinde, beni yormayacak bir kitap istiyorum. Varlığımızı sorgulamaya daha fazla dayanamayacağım.
Nerden geldiysek geldik, nereye gideceksek gidiyoruz, bu konuyla ilgili yapacak bir şey yok. Ve matrikste yaşayıp pil olarak kullanılıyor olsaydım da , bir bilgisayarda oyun olsaydım da veya birisinin rüyası , benim için hiç fark etmiyor. Neysem oyum. O kadar.
Elric serisinin kasvetli ve tanrıların paralel evrenlere bağlandığı karmaşık dünyasından çıkar çıkmaz kendimi seveceğimden emin olduğum bu kitaba attım.
Gördüğüm "Kargaşadan kaç düzen kur " cümlesi biraz tüylerimi diken diken ettiyse de (Elric'in Düzen ve Kaos kavgasından bakmıştım malum) nereden gelip nereye gittiğşmiz üzere olan bu kitabı macerasına kapılıp iki günde bitirdim.
" Eskiden otobüste tek başına geçirilen bir kaç dakika, işe yürüyerek gitmek veya bir randevuyu beklemek gibi insanın yalnız kalıp düşünebileceği sessiz zamanlar artık katlanıkmaz geliyordu. Farkında olmadan insanların elleri sürekli telefonlarına , kulaklıklarına, oyunlarına gidiyor ,teknolojinin bağımlılık yapan çekimine karşı koyamıyorlardı. Geçmişin mucizeleri yepyeni olana duyulan açlıkla silinip gidiyordu."
"Sizin haber vermeniz gerekiyor,diye homurdandı. Soru sorarak dedikodu yaymak işiniz değil.
Martin sorumlu gazeteciliğin özgürlük ve demokrasinin mihenk taşı olduğuna inanırdı . Bu yüzden tamamen saçmalıktan ibaret fikirleri yayımlayıp tartışma başlatan gazeteciler karşısında hep hayal kırıklığına uğruyordu. Bu gülünç açıklamaları soru başlıklarına dönüştürerek hukuki sonuçlarından da kendilerini sıyırıyorlardı. "
"Düşmanlarınız mı var? Güzel. Demek ki hayatta birşeylerin mücadelesini vermişsiniz. Churchill"
"Ölümü yenmenin tek bir yolu vardır, o da insanın hayatını bir şaheser haline getirmesidir."
" Bir çocuk için, umudunu kaybetmekten daha zarar verici bir şey yoktur."
Sonrasında Kış Okuma Şenliği için İspanyol yazar arayışına girdim . Ve daha önce hiç duymadığım bu yazara rastladım.
Tabi hayat bir sistir diyen kitabı alırsam ne bekliyordum ki. Yazarla ilgili önsözde "nereden gelip nereye gidiyoruz" u gördüğümde haydaaa dedim. Kitaplar zincirleme mi gidiyor ne :)
Yine hayat üzerine bol felsefeli çılgın bir kitabın içinde buldum kendimi.
" Burada, bu sefil hayatta tek kaygımız Tanrı'yı kullanmak. Bizi bütün bu kötülüklerden koruması için Tanrı'yı bir şemsiye gibi açmaya çalışmak küstahlık doğrusu! "
" İki sevgili aynı şeyi düşünse bile , duyuşları başka başkadır ve öte yandan aşkın belli bir hissinde birleşseler bile her biri apayrı, hatta birbirine zıt şeyler düşünecektir."
" Evet insan bilmeden de sıkılır. Hemen bütün insanlar bilmeden sıkılırlar. Sıkıntı hayatın temelidir ve biz oyunun, eğlencelerin, romanların ve aşkın keşfedilmesini yalnız sıkıntıya borçluyuz."
" İnsan yaşamayı yaşayarak öğrenir ve herkesin, daima yeni baştan yaşamayı öğrenmeye başlaması gerekir ."
"Benim başımdan geçenler, başkalarının başından geçenler hakikat mı hayal mi ? Yoksa Tanrı'nın bir rüyası mı sadece. Yahut bir başkasının rüyası. Uyandığı zaman o, kaybolacak bir rüya olmasın bunlar. Eğer ona dua ediyor, ezgilerde onu yüceltiyorsak bu, onu uyutmak, sallayarak rüyalara dalmasını sağlamak isteğinden doğamaz mı ? Neticede bütün dinlerdeki ibadetler sırf bir şekil, uyanıp da bizi rüyasında görmesi sona ermesin diye, Tanrı'yı uykusunda sallamanın bir şekli değil midir ?"
" Konuşmamız yalan söylememizdir ; kendimizle her konuşmamız, yani şuurlu olarak her düşünmemiz, kendimize yalan söylememizdir. "
En sonunda yeteeeer diyerek bu kitabı aldım elime. Memleketimden insan manzaraları. Orhan Kemal hikâyeleri. 1957 yılında basılmış bu minik kitap iyi geldi.
Şimdi mümkünse kendi halinde, beni yormayacak bir kitap istiyorum. Varlığımızı sorgulamaya daha fazla dayanamayacağım.
Nerden geldiysek geldik, nereye gideceksek gidiyoruz, bu konuyla ilgili yapacak bir şey yok. Ve matrikste yaşayıp pil olarak kullanılıyor olsaydım da , bir bilgisayarda oyun olsaydım da veya birisinin rüyası , benim için hiç fark etmiyor. Neysem oyum. O kadar.
15 Şubat 2018 Perşembe
Metehan'ın Özgür Gecesi
Bundan seneler seneler önce anasınıfına başlayan Metehan hafiften arıza çıkartmaya başlamıştı.
Sabahtan akşama kadardı ana okulu . Evde iki yaşında kardeşi vardı. Oğlumun en mutsuz zamanlarıydı. Kardeşi iki yaşın sevimliliğiyle sokakta tüm ilgiyi topluyordu. Ve yerinde durmayan enerjisiyle evde de bizim ilgimizi topluyordu zira her an başını gözünü yarabilirdi.
Ana sınıfına giden çocuğa boş ver gitme demem mümkün olmadığından ne gibi bir şey yapsam diye düşünürken bilmiyorum nereden aklıma geldi ,ona "Sana özgür bir gece vereceğim " dedim.
Doğduklarından itibaren iki çocuğumu da en geç dokuz gibi yatırıyordum. Akşamları erken uyku hem onların gelişimi için çok gerekliydi hem de anne baba olarak bizim kendimizi yenileyip dinlenmemiz açısından.
İşte ilk defa o sene Metehan'a cuma geceleri istediği saatte yatma hakkı verdim. Cuma gecesi verdim ki gündüz yorulduğundan fazla dayanamaz erkenden sızar.
Hahaha nerdeeee :)
Benim her gece sekiz dokuz gibi yatan oğlum, ilk gece, saat ikiye yaklaştığında hâlâ ayaktaydı. Oğlum yatmayacak mısın dediğimiz de "Özgür gecem !" diyerek dolaşmaya devam ediyordu. En sonunda biz yatıyoruz deyince yatağa gitti.
Ve her özgür gecesinde biz yatmadıkça ayaktaydı. Hatta biz yattıktan sonra da oturacaktı neredeyse :)
Bu özgür gecelerde bizimle başbaşa geçirdiği zamanlar, onunla birlikte bir şey yapmasak bile kardeşi yatmışken kendi başına uyanık kalıp istediğini yapabilmesi ona çok iyi geldi ve mızıltısı kesildi.
Özgür gece uygulaması sadece o sene sürdü. Çocuğumun uyku düzenini bozmadı. Çünkü şartları kesin belirlenmişti ,o şartların hiç dışına çıkılmadı, başka güne yayılmadı. İlkokula başladığından liseye gelene kadar her gece on gibi yatmaya devam ettiler .
Evet kurallarımızı uygulamak konusunda disiplinli ve kararlı olmamız gerekiyor ama çocuklarımızın ihtiyacına göre onlara sağlayacağımız böyle özel ayrıcalıklar hem onlara hem bize çok şey kazandırabiliyor.
Sabahtan akşama kadardı ana okulu . Evde iki yaşında kardeşi vardı. Oğlumun en mutsuz zamanlarıydı. Kardeşi iki yaşın sevimliliğiyle sokakta tüm ilgiyi topluyordu. Ve yerinde durmayan enerjisiyle evde de bizim ilgimizi topluyordu zira her an başını gözünü yarabilirdi.
Ana sınıfına giden çocuğa boş ver gitme demem mümkün olmadığından ne gibi bir şey yapsam diye düşünürken bilmiyorum nereden aklıma geldi ,ona "Sana özgür bir gece vereceğim " dedim.
Doğduklarından itibaren iki çocuğumu da en geç dokuz gibi yatırıyordum. Akşamları erken uyku hem onların gelişimi için çok gerekliydi hem de anne baba olarak bizim kendimizi yenileyip dinlenmemiz açısından.
İşte ilk defa o sene Metehan'a cuma geceleri istediği saatte yatma hakkı verdim. Cuma gecesi verdim ki gündüz yorulduğundan fazla dayanamaz erkenden sızar.
Hahaha nerdeeee :)
Benim her gece sekiz dokuz gibi yatan oğlum, ilk gece, saat ikiye yaklaştığında hâlâ ayaktaydı. Oğlum yatmayacak mısın dediğimiz de "Özgür gecem !" diyerek dolaşmaya devam ediyordu. En sonunda biz yatıyoruz deyince yatağa gitti.
Ve her özgür gecesinde biz yatmadıkça ayaktaydı. Hatta biz yattıktan sonra da oturacaktı neredeyse :)
Bu özgür gecelerde bizimle başbaşa geçirdiği zamanlar, onunla birlikte bir şey yapmasak bile kardeşi yatmışken kendi başına uyanık kalıp istediğini yapabilmesi ona çok iyi geldi ve mızıltısı kesildi.
Özgür gece uygulaması sadece o sene sürdü. Çocuğumun uyku düzenini bozmadı. Çünkü şartları kesin belirlenmişti ,o şartların hiç dışına çıkılmadı, başka güne yayılmadı. İlkokula başladığından liseye gelene kadar her gece on gibi yatmaya devam ettiler .
Evet kurallarımızı uygulamak konusunda disiplinli ve kararlı olmamız gerekiyor ama çocuklarımızın ihtiyacına göre onlara sağlayacağımız böyle özel ayrıcalıklar hem onlara hem bize çok şey kazandırabiliyor.
Etiketler
Bir Varmış Bir Yokmuş,
Bizimkiler,
Küçük Anne
14 Şubat 2018 Çarşamba
Seviyorum Sizi
Sabahını dişçide, akşamını dermatolog ve ortopedistle geçirmiş (ben hasta değilim ve önemli birşey değil hiçbirisi ,panik yok ), gün boyu boğazım ağrıyor diyen kocası buna rağmen rapor alıp karısını yemeğe götürmektense bir ton vitamin yüklenip uçuşa gitmiş bir Handan'dan sevgilerle :D
Hahaha, yüreğimizde sevgi olduktan sonra gerisi fasa fiso.
Hem bu kadın bir ara yemeğe götürülecek, kaçış yok dostum :D
Fotoğrafa tıklayarak en sevdiğim aşk şarkılarına ulaşıp istediğinizi alabilirsiniz.
Sevgileri yarınlara bırakmayın sakın.
Hahaha, yüreğimizde sevgi olduktan sonra gerisi fasa fiso.
Hem bu kadın bir ara yemeğe götürülecek, kaçış yok dostum :D
Fotoğrafa tıklayarak en sevdiğim aşk şarkılarına ulaşıp istediğinizi alabilirsiniz.
Sevgileri yarınlara bırakmayın sakın.
11 Şubat 2018 Pazar
İnsanın Bir Pazar Günü Olsaydı Bari :)
Neyse en azından beşte kalkmadık, yedide kalkıp Can'ı yolcu ettim.
Metehan'ın da sınavı varmış bugün . Birazdan onu kaldıracağım. Pizzanın pişmesini bekliyorum. (Baktım da pizzamın tarifini yazmamışım bloğa, onu yazayım bir ara. Yalova'da sevdiğim gibi pizza bulamayınca öğrenmiştim yapmasını, Çok güzel oluyor benim tarif :)
Bu arada internette araştırdım (hehehe ilk çıkan sayfayı okudum yani,araştırdım deyince pek havalı oldu amma :) , sabahın köründe hamur mayalayacağım diye çırpınmam gerekmiyormuş , iki üç gün dolapta saklanıyormuş mayalı hamur. Niye söylemiyorsunuz bana :)
Bugün meydan okumamın son günü.
Un bitti .İyi ki tam buğday unu almış birileri de , onu istemeyip yenisini aldığımdan benim iki paket unum vardı evde ilk defa. Hepsini kullandım :) Dün yaptığım mayalı ekmeğimsi poğaçayı falan sevdiler. Demek ki daha çok pişirebilirim böyle şeyler.
Yumurta bitti. E bitmese şaşardım. Yarın ilk iş yumurta alıp, iki tane kırıp yiyeceğim sanırım :)
Diyet sunta bisküviler bitti. Light ekmeğim bitince onlara dadandım.
Süt bitti. Bilgehan iyi dayandı sütsüz :) Sabah ilk defa soya sütü kullanıp pizza hamuru mayaladım. Bakalım neye benzemiş. O sütü de aylar önce merakımdan almıştım, durup duruyordu. Bugün tadına baktım salebimsi bir his uyandırdı bende.
Aslında sütü, yumurtayı alırım diyordum ama vegan tarifleri denerken idare edebileceğimi fark ettim.
Kaşar peyniri ve bilimum şarküteri bitti. Evee iki kalıp beyaz peynir olması şans oldu. Gerçi oğlanlar beyaz peynir yemiyorlar ama peynirli yumurtalı ekmek, milföy böreği falan yaparken kullandım.
Milföy bitti.
Meydan okumaya bir anda karar vermeyip önceden düşünseydim hepsini fazla fazla alırdım herhalde, böyle ani karar olunca eğlence çıktı :)
Bu sabah son malzemelerle pizza yaptım . Yarın sabaha da saklamam gerekiyor bir kaç dilim.
Aslında benim asıl meydan okumam Metehan'ın akşama kadar okulda geçen zamanlarına birşeyler bulmamda oldu. Bu arada pilav, makarna falan götürdüğünde keyifle yediğini öğrendik.
İcetea yerine evde elma kompostosu gibi yapıp içine çay ve limon kattım. Portakal suyu sıktım.
Bütün hafta boyunca bir ekmek iki su almışım. Ama bugün bir ekmek daha almam gerekecek ihtimal. Bir de ilaç aldım. Pazartesi günü alsam da olurdu aslında, unuturum diye korktuğumdan riske giremedim.
Bu hafta hep evde olduğum bir haftaydı. Şubat tatili koşturmalarının ardından çok iyi geldi.
Sürekli mutfak düşünürken kendim de sağlıklı beslendim. Bol bol salata yedim. Güzel tabaklar hazırladım.
Bir karar verdim. Bizim eve çok abur cubur alınıyor. Çocuklara haftalık abur cubur parası vereceğim. İster alırlar ister başka şeylere harcarlar. Ben abur cubur almayacağım. (Tadımcanın fıstıklı barları abur cubur saylanmaz di mi :)
Haa hep mutfaktan bahsediyorum ama bir de çamaşır deterjanını bitirdim tabii ki, hiç şaşırmadınız değil mi ?
İşte böyle.
Ben yazıyı yazana kadar Metehan gitti :) Kendime bir bardak çay koyup kitabıma dalayım. Yolsa olimpiyatları mı izlesem. Hımmm :)
Metehan'ın da sınavı varmış bugün . Birazdan onu kaldıracağım. Pizzanın pişmesini bekliyorum. (Baktım da pizzamın tarifini yazmamışım bloğa, onu yazayım bir ara. Yalova'da sevdiğim gibi pizza bulamayınca öğrenmiştim yapmasını, Çok güzel oluyor benim tarif :)
Bu arada internette araştırdım (hehehe ilk çıkan sayfayı okudum yani,araştırdım deyince pek havalı oldu amma :) , sabahın köründe hamur mayalayacağım diye çırpınmam gerekmiyormuş , iki üç gün dolapta saklanıyormuş mayalı hamur. Niye söylemiyorsunuz bana :)
Bugün meydan okumamın son günü.
Un bitti .İyi ki tam buğday unu almış birileri de , onu istemeyip yenisini aldığımdan benim iki paket unum vardı evde ilk defa. Hepsini kullandım :) Dün yaptığım mayalı ekmeğimsi poğaçayı falan sevdiler. Demek ki daha çok pişirebilirim böyle şeyler.
Yumurta bitti. E bitmese şaşardım. Yarın ilk iş yumurta alıp, iki tane kırıp yiyeceğim sanırım :)
Diyet sunta bisküviler bitti. Light ekmeğim bitince onlara dadandım.
Süt bitti. Bilgehan iyi dayandı sütsüz :) Sabah ilk defa soya sütü kullanıp pizza hamuru mayaladım. Bakalım neye benzemiş. O sütü de aylar önce merakımdan almıştım, durup duruyordu. Bugün tadına baktım salebimsi bir his uyandırdı bende.
Aslında sütü, yumurtayı alırım diyordum ama vegan tarifleri denerken idare edebileceğimi fark ettim.
Kaşar peyniri ve bilimum şarküteri bitti. Evee iki kalıp beyaz peynir olması şans oldu. Gerçi oğlanlar beyaz peynir yemiyorlar ama peynirli yumurtalı ekmek, milföy böreği falan yaparken kullandım.
Milföy bitti.
Meydan okumaya bir anda karar vermeyip önceden düşünseydim hepsini fazla fazla alırdım herhalde, böyle ani karar olunca eğlence çıktı :)
Bu sabah son malzemelerle pizza yaptım . Yarın sabaha da saklamam gerekiyor bir kaç dilim.
Aslında benim asıl meydan okumam Metehan'ın akşama kadar okulda geçen zamanlarına birşeyler bulmamda oldu. Bu arada pilav, makarna falan götürdüğünde keyifle yediğini öğrendik.
İcetea yerine evde elma kompostosu gibi yapıp içine çay ve limon kattım. Portakal suyu sıktım.
Bütün hafta boyunca bir ekmek iki su almışım. Ama bugün bir ekmek daha almam gerekecek ihtimal. Bir de ilaç aldım. Pazartesi günü alsam da olurdu aslında, unuturum diye korktuğumdan riske giremedim.
Bu hafta hep evde olduğum bir haftaydı. Şubat tatili koşturmalarının ardından çok iyi geldi.
Sürekli mutfak düşünürken kendim de sağlıklı beslendim. Bol bol salata yedim. Güzel tabaklar hazırladım.
Bir karar verdim. Bizim eve çok abur cubur alınıyor. Çocuklara haftalık abur cubur parası vereceğim. İster alırlar ister başka şeylere harcarlar. Ben abur cubur almayacağım. (Tadımcanın fıstıklı barları abur cubur saylanmaz di mi :)
Haa hep mutfaktan bahsediyorum ama bir de çamaşır deterjanını bitirdim tabii ki, hiç şaşırmadınız değil mi ?
İşte böyle.
Ben yazıyı yazana kadar Metehan gitti :) Kendime bir bardak çay koyup kitabıma dalayım. Yolsa olimpiyatları mı izlesem. Hımmm :)
10 Şubat 2018 Cumartesi
Bir de Sürekli Acıkmasaydım Ne Güzel Olacaktı :)
Sabah beşte kalkıp Can'ı yolcu ettim. Poğaça mayaladım. Dünden suya koyduğum nohutu haşladım. Ama fazla haşlamışım, cılkı çıkmış. İçine bilimum baharat katıp robotta çektim ,öğle yemeği olacak bana.
Altı buçuk gibi mayalanan hamuru tepsiye dizdim. Bulaşık makinası boşalttım. Metehan akşama kadar dışarıda olacağından yemek ısıttım. Yanına soğuyup bir şeye benzemeyecek diye pek yemek vermiyordum ama bu hafta mecburiyetten koyunca baktım mutlu mutlu yiyormuş. Sandviç yapıp durmaktan kurtuldum sanırım :)
Yedi buçuğa doğru delikanlıları uyandırdım. Onlar giderken ben de çıkıp biraz yürüyüş yaptım. Dizim de ağrıyordu ama fazla zorlamadan biraz dolaştım diyelim. Zaten hasta gibiyim.
Şimdi ben yatmaya gidiyorum anacım. Kalkınca dün başladığım lego dolabını bitiririm belki. Belki de bitirmem :)
Son olarak,size minik bir lego videosu çektim, insanın çocuk olası geliyor yeniden.
Altı buçuk gibi mayalanan hamuru tepsiye dizdim. Bulaşık makinası boşalttım. Metehan akşama kadar dışarıda olacağından yemek ısıttım. Yanına soğuyup bir şeye benzemeyecek diye pek yemek vermiyordum ama bu hafta mecburiyetten koyunca baktım mutlu mutlu yiyormuş. Sandviç yapıp durmaktan kurtuldum sanırım :)
Yedi buçuğa doğru delikanlıları uyandırdım. Onlar giderken ben de çıkıp biraz yürüyüş yaptım. Dizim de ağrıyordu ama fazla zorlamadan biraz dolaştım diyelim. Zaten hasta gibiyim.
Şimdi ben yatmaya gidiyorum anacım. Kalkınca dün başladığım lego dolabını bitiririm belki. Belki de bitirmem :)
Son olarak,size minik bir lego videosu çektim, insanın çocuk olası geliyor yeniden.
9 Şubat 2018 Cuma
İçine Kıyafet Yarışması Jürisi Kaçmış Handan Halleri
Şimdi ben herkese karşı sevgi doluyum, herkesi olduğu gibi kabul ediyorum falan ama yolda giderken hiç öyle olmuyorum anacım.
O iç sesim hiç mi susmaz, birini de eleştirme ,yok. Car car car konuşuyor.
Aynen bu moddayım.
Hayır kendim modadan falan anlasam diyeceğimki konunun üstadıyım,eleştiririm. Hiç haberim yoktur. Zaten iki kot pantolonum var dönüp dönüp onları giyerim. Toplam beş ayakkabım var mı bilmem. Sporu, çizmesi, sandaleti dahil :)
Ama olsun, serde müfettişlik var. Hem ben terazi burcuyum, biz estetikten anlarızzz :)
Neyse konuya geleyim.
Dün sabah yürürken önümden bir delikanlı geçti. Erkeklerde taytı baletler de dahil sevmem :) Bir de çok zayıf ve çarpık bacaklıysa hiç sevmem. Aynaya bakmıyor musun yavrum sen diyeceğim geldi.
Aynı şey bayanlar için de geçerli.
Sevgili bayanlar
Aşırı zayıf olunca tayt giyilir diye bir şey yok, gövdeye sokuşturulmuş iki kürdan görüntüsü veriyorsanız tayt giymeyin. Parantez bacaklar da giymesin, zaten çok zayıf olup bir de iki beden küçük tayta sığılınca otomatikman parantez görünümüne giriyor.
Bakınız iki sopa üzerinde durmakta olan hanım kızımız :)
Böyleyseniz de giymeyin. Vallahi daha zayıf durmuyorsunuz bu şekilde. Kendimizi sevelim, kilolarla barışık olalım, özgüven felan da bir yere kadar kardeşim.
Böyle şekil yapmaya hiç çalışmayın. Üstten göbek pırtlarken alttaki tayt dayanamamış cırtlamış havasından başka bir şey vermiyor.
Çok istiyorsanız üzerine uzun bir tunikle efendi gibi giyin kardeşim. Bozmayın göz zevkimi benim.
Şimdilik bu kadar daha sonra üstten göbek pırtlayan düşük beller, çömelince görülen iç çamaşırları, moda diye önü sokuşturulup gerisi bırakılmış abuk tişörtler, üç beden küçük çekmiş kot altına çıplak ayak giyilen makosenler konularına da geçerim belki.
Ha arka ceplerinize de eşek kadar cep telefonlarını tıkmayın. Adı öyle kaldı ama onlar cep telefonu değil artık .
Dur bişi daha diyeceğim .Topuklu ayakkabı cidden çok güzel gösteriyor . Ama böyle yürürken değil.
O iç sesim hiç mi susmaz, birini de eleştirme ,yok. Car car car konuşuyor.
Aynen bu moddayım.
Hayır kendim modadan falan anlasam diyeceğimki konunun üstadıyım,eleştiririm. Hiç haberim yoktur. Zaten iki kot pantolonum var dönüp dönüp onları giyerim. Toplam beş ayakkabım var mı bilmem. Sporu, çizmesi, sandaleti dahil :)
Ama olsun, serde müfettişlik var. Hem ben terazi burcuyum, biz estetikten anlarızzz :)
Neyse konuya geleyim.
Dün sabah yürürken önümden bir delikanlı geçti. Erkeklerde taytı baletler de dahil sevmem :) Bir de çok zayıf ve çarpık bacaklıysa hiç sevmem. Aynaya bakmıyor musun yavrum sen diyeceğim geldi.
Aynı şey bayanlar için de geçerli.
Sevgili bayanlar
Aşırı zayıf olunca tayt giyilir diye bir şey yok, gövdeye sokuşturulmuş iki kürdan görüntüsü veriyorsanız tayt giymeyin. Parantez bacaklar da giymesin, zaten çok zayıf olup bir de iki beden küçük tayta sığılınca otomatikman parantez görünümüne giriyor.
Bakınız iki sopa üzerinde durmakta olan hanım kızımız :)
Böyleyseniz de giymeyin. Vallahi daha zayıf durmuyorsunuz bu şekilde. Kendimizi sevelim, kilolarla barışık olalım, özgüven felan da bir yere kadar kardeşim.
Böyle şekil yapmaya hiç çalışmayın. Üstten göbek pırtlarken alttaki tayt dayanamamış cırtlamış havasından başka bir şey vermiyor.
Çok istiyorsanız üzerine uzun bir tunikle efendi gibi giyin kardeşim. Bozmayın göz zevkimi benim.
Şimdilik bu kadar daha sonra üstten göbek pırtlayan düşük beller, çömelince görülen iç çamaşırları, moda diye önü sokuşturulup gerisi bırakılmış abuk tişörtler, üç beden küçük çekmiş kot altına çıplak ayak giyilen makosenler konularına da geçerim belki.
Ha arka ceplerinize de eşek kadar cep telefonlarını tıkmayın. Adı öyle kaldı ama onlar cep telefonu değil artık .
Dur bişi daha diyeceğim .Topuklu ayakkabı cidden çok güzel gösteriyor . Ama böyle yürürken değil.
8 Şubat 2018 Perşembe
Elric -2
İlkinden sonra ikincisini okumak için öyle aşırı bir hevesim yoktu ama kış okuma şenliği için mek mak lı başka kitap bulamadığımdan haydi bu da okunsun dedim.
Dağıttı kitap beni.
İçinde Elric gelene kadar bayağı bekledim. Alâkasız hikâyeler vardı. Kimini dönüp yeniden okudum ben bir şey mi atladım diyerek. Iıh, yine anlamadım.
Derken olay elinde Kaos kılıcıyla dolanıp onun çektiği ruhlarla beslenen albino Elric'ten çoklu evrenlere ,zamanın sonuna falan dönüştü. Ne nerede ne yapıyor hepten oynadı.
En sonunda yarım kaldı konu ama devamını okumak için hiç acelem yok, hiç :)
"Yanılıyorsunuz hiçlik Düzen'dir. Hiçlik Düzen'in amacıdır. Düzen onun nihai durumuna, hiçlik haline giden yoldur."
......
"Hiçbir şeyin olmadığı bu yerde " dedi Rackhir ürpererek "ne tür tehlikeler olanilir ki? "
"En yalnız deliliğin tehlikesi" dedi Lamsar.
........
"E tabi en güzel şaka gerçeğin basit bir şekilde zikredilmesidir."
........
"Bu tanrılar ve şeytanlar muhabbetinden bıktım. İnsanlar neden yalnızca insanlara inanıp bir talihsizlik karşısında bunu görünmeyen tanrılar değil, kendi başarısızlıklarından dolayı kaynaklandığını düşünemiyorlar? Hayat kolay değil, iyi ve onurla yaşamak zor iş, ama hades adına bu ilahlar ve su perileri ile daha da karmaşık hale getirmeyelim! "
.........
"Saflar arasındaki farkı bazen anlamak mümkün olmuyor" diye mırıldandı von Bek Elric'e dönerek. O kadar uzun zamandır savaşıyorlar ki neredeyse aynı hale geldiler."
Elric
Tanelorn'u Kurtarmak
Michael Moorcock
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













