26 Aralık 2018 Çarşamba

Dün Matematiksel Yılbaşı Kartı Yaptık


Bir sınıfın matematik dersine misafir olduk.
Ölçtük, biçtik, kestik, yapıştırdık, hesapladık, süsledik.












25 Aralık 2018 Salı

Kitap Salı

Fazla vaktim yoktu ama yine de birazcık kitap okumayı başardığım için mutluyum :)

 
Annemin doğumgünümde aldığı kitabı nihayet okuyabildim.

Akıcı ve içinde bir çok bilgi barındıran, herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.


" 'Evren matematik diliyle yazılmıştır. Evrenin harfleri üçgenler, daireler, geometrik biçimlerdir. ' diyordu."

"Cumhuriyet ahlâki fazilete dayanan bir idaredir. Sultanlık ise korkuya ve tehdite dayanan bir idaredir.  Cumhuriyet idaresi namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık ise korkuya ve tehdite dayandığı için korkak, alçak, sefil ve rezil insanlar yetiştirir."

" Kadın insan değildi. 

Eşit eğitim hakkı yoktu , meslek edinme hakkı yoktu, boşanma hakkı yoktu, velayet hakkı yoktu,  kendisine miras kalan mallar üzerinde bile tasarruf hakkı yoktu, seçme hakkı yoktu, seçilme hakkı yoktu, doğum izni yoktu, çalışma hayatında eşit hakkı yoktu, eşit işe eşit ücret hakkı yoktu, kürtaj hakkı yoktu, gebeliği önleme hakkı yoktu, kızlık soyadını kullanma hakkı yoktu."

"Salona baktı hıncahınç doluydu, hepsi erkekti. "Cemil neden hiç kadın yok ?" diye sordu. "Paşam kadınlara yalnızca salı günleri sinema gösteriyoruz " cevabını alınca yaverine döndü "Salonun yarısı boşaltın, bizi karşılamak için dışarıda biriken kadınları davet edin " dedi. Kadınlar alkışlayarak ve ağlayarak salonu doldurdu. Koridorlar bile tıklım tıklım kadın oldu. Hep birlikte Şarlo İdama Mahkûm filmini seyrettiler. Milâttı, kadın erkek bir arada,  tarihimizde ilk kez işte böyle film izledi."


Bu kitabı yeğenimden ödünç alıp okudum. Değişik bir külkedisi masalıydı. Macerasını çok sevdim. Serinin geri kalanını da okumak istiyorum.



Evin hangi köşesinde çekeceğimi bilemediğim bu kitabı da daha bitirmedim. Şu anda okuyorum.


Ev kadınlarının ruhunu yazmış. Hem kahkahayla hem hüzünle okumaktayım. Çok sevdim.


"İlgi ve uzmanlık alanım beyazlarla renklileri ayırmak, hamur yoğurmak, kırışıklıklara buhar püskürtmek, aş otu çorbası yapmak, toz alırken şarkı , duş alırken türkü söylemek. "

" Şiarım : Dünya yansın ama yemek yanmasın. Lavabonun içinde bulaşık kalmasın. Hep derim delirmek öyle toptan, öyle peşin,  öyle birden olacak iş değil. Bir bakmışsın kıyamet kopmuş umrunda değil. Hoş kıyamet kopsa, Sur'a üflense muhtemelen elektrikli süpürge sesinden duymam."

"Bütün kadınlar hızla deliriyordu, birinciliği ev hanımlarına verdiler."

"Hakkıyla delirirsen inan bana hayatta kalarak da ölebilirsin ve herkes yaşadığını sanır. Hayatta kalmayı bir çeşit yaşam belirtisi sanan ahmaklar var. Ben diyeyim, yaşayan insan diye bir şey yok. Ölüler ve hayatta kalanlar var."

"Gördüğünüz gibi yaşıyorum ve yazıyorum canlarım, ne demişler. Öldürmeyen Allah öldürmez, ama eklemeyi unutmuşlar, öldürmez de süründürür be anam!
.....
Ne demişler?  Çıkmadık candan ümit kesilmez, evet ama eklemeyi unutmuşlar, ümit kesilmez de ümid edenin iflahı kesilir be anam !"

Bu haftalık salda birikenler bu kadar. Bakalım koşturmacalı haftamda kitap okuyabilecek miyim :)

21 Aralık 2018 Cuma

Geleneksel Ağaç Süsleme Gecemiz

Geleneksel şeylerimiz olmasını çok seviyorum.

Meselâ bayram geleneğimiz hep aynıdır. Annemde kahvaltı, mezarüstü ziyareti, aile büyüklerini görmeye gitmek, lego mağazasına uğramak. Tatile gitmek falan yoktur.

Meselâ Cumhuriyet Bayramı'nda yürüyüşe gideriz, okulda kutlama varsa muhakkak oradayız.

Kart hazırlama geleneğimiz, bir akşam hep birlikte oturup kartlarımızı yazarız.

Dünya saati geleneğimiz. Işıkları kapatıp kitap okuruz. Misafirimiz varsa onlar da karanlıkta geçirirler o bir saati :D

Yılbaşı gecesi annemdeyizdir. Ailece birlikte vakit geçiririz. Tombala oynarız, hediye çekilişi yaparız.

Şubat tatilinde mutfakta yeni bir şey denediğimiz gün olur.

Gelenekler güzeldir.

Bu gece de ağaç süsleme günümüz.

Üstelik de Nardugan . Aslında ilk dolunay ama biz onu da bugün kutluyoruz :D Türklerin yeniden doğuş bayramı. Ak çam süsler, altına hediyeler koyar, evlerini temizlerlermiş. (Bakınız)

Bu akşam , hepimiz yemekten sonra süslerimizi çıkartıp başına geçtik. Arada çektiğim fotoğraflar dışında kimse telefona uzanmadı, bilgisayar açılmadı. Birlikte bol kahkahalı bir gece geçirdik.

Erkeklerimi seyrederken bu mutluluğu bu sene de yaşadığımız için şükrettim.


Komikler bu gençler anacım :)


Büyük bir ciddiyetle ışıklar takılıyor. Tabi nasılsa seloteyplerle anne boğuşup camı o silecek :D



Birileri ağaç olmuş :D




Tabii ki Buz Devri'nin Yılbaşı Hikâyesini de izlememiz gerekiyordu en sonunda.


İyi geceler hepinize .

Kışın ilk günü, yılın en uzun gecesi sizi korkutmasın.

Güneş en sonunda hep galip gelir :)

Soğuk, Yağmurlu ve Fırtınalı Havada Cami Gezmek Pek Akıl Kârı Değildi Ama :)

Hele de otuz kişi bir arada girmeye çalışıyorsan , kocaman botlar çıkartırken sorun, giyerken sorun, naylona sığdırmaya çalışırken bile sorun :)


Ama bu bizi vazgeçirdi mi ? Hayır.

Karaköy'de buluşan ekibimizin ilk durağı Yelraltı Camii 'ydi.

Bu camiyi hep görüyor ve merak ediyordum ama hiç içine girmemiştim.


Vakti zamanında , Haliç'in önüne gerilen zincirlerin bir ayağı burasıymış.

Sonradan neden camiye çevirmişler anlayamadım doğrusu. Zira burası binanın mahzeni.


Basık ve kemerli. Aslında oldukça büyük ve ilginç ama yine de neden cami yapma gereği duymuşlar bilmiyorum.


İçinde üç mezar var. Deniz Som'un Hey İstanbul kitabında okuduğum kadarıyla pek de dedikleri kişiler olmama ihtimali yüksek.

Zaten Osmanlı zamanında birileri rüyasında gördü diye evliya mezarı diye kabul edildiğine göre her yer, gerçeği bilmemize imkân yok.

Aslında benim için fark etmez, mezarda yatan kim olursa olsun bir duayı hakkediyor. Gidip de mezardan dilek dilemeyeceğime göre. Dileklerimi dileyeceğim tek bir yüce varlık var, gerisi boş.

Bu caminin çinileri de İstanbul çinisiymiş. (Geçen sefer anlatmıştım, nerenin çinisi de öyleydi bakiim, ilk bilene hediye var benden :)

Kadir gecesinde cami gezmeye ilk buradan başlarlarmış.


Oradan çıktıktan sonra Kılıç Ali Paşa Camii 'sine geçtik.

O ne zarafet, ne güzellik.

Kılıç Ali Paşa aslen Doinigi Galeni isimli bir İtalyan, Napoli'ye papaz olmak içim giderken Osmanlı korsanlarının eline düşüyor. Forsa oluyor. Kaptanından dolayı ismi Ali, korsanlığından dolayı Uluç. (Hikâyesi şurada var , Bakınız)

Mimar Sinan'ın son dönem eserlerinden . Ayasofya'dan esinlenilerek yapılmış.

Yapımında Cervantes'in de çalıştığı söylentisi var.


Her köşesi başka güzeldi.





Caminin yanında bir de hamamı var. Hamam özel bir şirket tarafından işletiliyor. Kapıdan şöyle bir baktığımız kadarıyla pek şık ve güzel. Saati 270 liraymış. Ben hiç hamama gitmedim ama oraya gidip bakabilirim.


Yolun hemen karşısındaki Tophane-i Amire'ye gidiyoruz şimdi.

Burası İstanbul'un fethi sonrasında top döküm merkezi olarak kullanılmış. Sonraları silah sanayisinin merkezi haline gelmiş.


Şu anda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne ait sergi merkezi.


Hem binayı hem sergiyi gezmiş olduk böylece : )


Kolajların isimlerini de çok sevdim. Meselâ yukarıdakinin adı İçimdeki Karanlığa Yürüyorum.


Kolaj da gerçekten kolajdı. Katmanları görebiliyor musunuz ?


Ciddi bir emek.





Sergimizi de gezdikten sonra artık turumuzun son camiine gidebiliriz.

Bu cami benim için özel, annemle gideceğiz bir gün. Annemin doğduğu, bebekliğinin geçtiği bina buranın avlusuna bakıyormuş.


Tünelden devam ederken sayısız dükkanın arasında , sağdaki bir ara yolda minaresi gözüküyor.


Bilgileri yukarıdaki fotoğraftan okuyabilirsiniz.



Aslında bir kiliseymiş. Sonradan camiye çevrilmiş. Çok zarif bir cami. Sade ve ahşap hali huzur veriyor.


Evet şimdilik burada bırakayım. Daha sinagog, kiliseler, mevlevihane falan var anlatacağım.

Arkadaşımla dolaşırken İstanbul bir dünya diye düşündük.

Bir mahallesinde bütün günü geçirebiliyorsun, üstelik her yeri de gezemiyorsun. Bir sokak İtalyan  , bir sokak Avusturya, diğer taraf Fransız. Hepsine ait harika yerler var.

Başka bir ülkede olsa ,koskocaman harika bir müze yaparlardı bu şehri .