Hele de otuz kişi bir arada girmeye çalışıyorsan , kocaman botlar çıkartırken sorun, giyerken sorun, naylona sığdırmaya çalışırken bile sorun :)
Ama bu bizi vazgeçirdi mi ? Hayır.
Karaköy'de buluşan ekibimizin ilk durağı Yelraltı Camii 'ydi.
Bu camiyi hep görüyor ve merak ediyordum ama hiç içine girmemiştim.
Vakti zamanında , Haliç'in önüne gerilen zincirlerin bir ayağı burasıymış.
Sonradan neden camiye çevirmişler anlayamadım doğrusu. Zira burası binanın mahzeni.
Basık ve kemerli. Aslında oldukça büyük ve ilginç ama yine de neden cami yapma gereği duymuşlar bilmiyorum.
İçinde üç mezar var. Deniz Som'un Hey İstanbul kitabında okuduğum kadarıyla pek de dedikleri kişiler olmama ihtimali yüksek.
Zaten Osmanlı zamanında birileri rüyasında gördü diye evliya mezarı diye kabul edildiğine göre her yer, gerçeği bilmemize imkân yok.
Aslında benim için fark etmez, mezarda yatan kim olursa olsun bir duayı hakkediyor. Gidip de mezardan dilek dilemeyeceğime göre. Dileklerimi dileyeceğim tek bir yüce varlık var, gerisi boş.
Bu caminin çinileri de İstanbul çinisiymiş. (Geçen sefer anlatmıştım, nerenin çinisi de öyleydi bakiim, ilk bilene hediye var benden :)
Kadir gecesinde cami gezmeye ilk buradan başlarlarmış.
Oradan çıktıktan sonra Kılıç Ali Paşa Camii 'sine geçtik.
O ne zarafet, ne güzellik.
Kılıç Ali Paşa aslen Doinigi Galeni isimli bir İtalyan, Napoli'ye papaz olmak içim giderken Osmanlı korsanlarının eline düşüyor. Forsa oluyor. Kaptanından dolayı ismi Ali, korsanlığından dolayı Uluç.
(Hikâyesi şurada var , Bakınız)
Mimar Sinan'ın son dönem eserlerinden . Ayasofya'dan esinlenilerek yapılmış.
Yapımında Cervantes'in de çalıştığı söylentisi var.
Her köşesi başka güzeldi.
Caminin yanında bir de hamamı var. Hamam özel bir şirket tarafından işletiliyor. Kapıdan şöyle bir baktığımız kadarıyla pek şık ve güzel. Saati 270 liraymış. Ben hiç hamama gitmedim ama oraya gidip bakabilirim.
Yolun hemen karşısındaki Tophane-i Amire'ye gidiyoruz şimdi.
Burası İstanbul'un fethi sonrasında top döküm merkezi olarak kullanılmış. Sonraları silah sanayisinin merkezi haline gelmiş.
Şu anda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne ait sergi merkezi.
Hem binayı hem sergiyi gezmiş olduk böylece : )
Kolajların isimlerini de çok sevdim. Meselâ yukarıdakinin adı İçimdeki Karanlığa Yürüyorum.
Kolaj da gerçekten kolajdı. Katmanları görebiliyor musunuz ?
Ciddi bir emek.
Sergimizi de gezdikten sonra artık turumuzun son camiine gidebiliriz.
Bu cami benim için özel, annemle gideceğiz bir gün. Annemin doğduğu, bebekliğinin geçtiği bina buranın avlusuna bakıyormuş.
Tünelden devam ederken sayısız dükkanın arasında , sağdaki bir ara yolda minaresi gözüküyor.
Bilgileri yukarıdaki fotoğraftan okuyabilirsiniz.
Aslında bir kiliseymiş. Sonradan camiye çevrilmiş. Çok zarif bir cami. Sade ve ahşap hali huzur veriyor.
Evet şimdilik burada bırakayım. Daha sinagog, kiliseler, mevlevihane falan var anlatacağım.
Arkadaşımla dolaşırken İstanbul bir dünya diye düşündük.
Bir mahallesinde bütün günü geçirebiliyorsun, üstelik her yeri de gezemiyorsun. Bir sokak İtalyan , bir sokak Avusturya, diğer taraf Fransız. Hepsine ait harika yerler var.
Başka bir ülkede olsa ,koskocaman harika bir müze yaparlardı bu şehri .