22 Ağustos 2016 Pazartesi

İyi ki İl Milli Eğitim Müdürlüğü Sultanahmet 'teymiş :)

Aksi halde tam iki gündür müze gezmeden durduğumdan içimde bi boşluk olacağıdı 😜

Metehan'ın denklik alması için bilimum belgeyle başvurması gerekiyormuş.  Güya sormuştum bizim yapacağımız birşey var mı diye, yok cevabı almıştım.

Neyse madem iş için yollara düşmek zorundayız bari içine biraz keyif katalım dedim.

Hahaha keyif de şu şekilde.

-Ben gelmek zorunda mıyım,siz gidin.  Gelmek istemiyorum.
-Oğlum hep beraber bir tur atıp öğlene ladar döneceğiz.
-Neden ben de geliyorum ki.
- Hep birlikte olmak için. Bir müze  gezeriz belki.
-Offf.
- İyi istemiyorsan gelme Bilgehan, ama biz gelene kadar bilgisayar oynamak, video izlemek yok.
-İzleyebilirim,karışamazsın.
-Hem de nasıl karışırım. Ben dışarı çıkıp gezmeyi siz zombi gibi ekran karşısında durmayın diye yapıyorum oğlum, bıraksam 24 saat ordasınız

Buradan sonra sevgili ergenimizin ne dediği karışık. Homur humur arası bişeyler işte :)

Tabi bunun bir de sabah postası var.

Allah sizi inandırsın dil döktüğüm zamanda beş kere gider gelirdim.

Neyse en sonunda küçük hazretleri de bize katılmaya karar verdi. Metehan'ın mızıldanmamasının tek nedeni onun işi dolayısıyla gidiyor olmamız aksi halde planları çıkardı.

Sonunda dokuza doğru evden çıktık. Belgeleri bıraktık. Pazartesi açık bir müze bile buldum. Makus talihlerine küsmüş benim gibi anaları olması bahtsızlığına alışmış oğluşlarımla oraya gittik :)


Meydandaki bu dikilitaşın fotoğrafını çekmeden geçemedim yine.


Konu mankenlerime poz verdirtmeden olmaz:)


Arasta Çarşısı'nın içinden geçtik. Arasta üstü kapalı çarşı demekmiş. Bizans döneminden kalan çarşı 1930 larda yanmış. Bizim geçtiğimiz seksenlerde yapılmış.

Gözüme kestirdiğim müze de buradaydı.  Büyük Saray Mozaikleri Müzesi.

Sultanahmet'te gezecek o kadar yer var ki insan hepsine yetişemiyor.

Oysa insan yolu düştüğünde küçük kaçamaklar yapsa hem yorulmadan keyif alabilir hem de gününe bir başkalık katar.

Mozaikler beni hep büyülemiştir. O minicik parçalarla yapılan kocaman tasvirleri hayran hayran gezdim.



Doğadan ve mitolojik yaratıklardan esinlenilmişti. Tablo gibi. (Biraz kanlı bi tablo gerçi. Neyşınıl ceografik kanalın vahşi hayat bölümlerinin eski çağ versiyonları :)


Mozaik tanelerinin büyüklüğünü görebilmemiz için parmağımla çektim bu fotoğrafı.


Burası kocaman bir salonun tabanı.


Bu fotoğrafta büyüklüğü daha belirgin


Sanırım asılı olanlar içinde en büyük ve eksiksiz olanı buydu.








Müze hediyelik eşya dükkanında bu mozaik kutuları satılıyordu. Biraz daha küçük olsaydı alabilirdim. Elli lira vermek fazla geldi. Bir de yaptıktan sonra koyacak yer ara :D


Yeniden meydandayız.


Yürüyerek  marmaraya gittik. Öğle sıcağı tam bastırmadan evimizdeydik :)



Sürekli birbiriyle didişen iki oğlan yüreğimi tüketse de bu geziyi de aklımı kaçırmadan tamamlamanın haklı gururunu yaşamaktayım şu an :)

21 Ağustos 2016 Pazar

Güya Sadece İşlerimi Halledip Kalan Zamanda Tembellik Yapıp Dönecektim

Pöh. Ben sadece evimde tembellik yapabiliyorum,  bakınız şekil A. Ya da bakamayınız, hayal ediniz, dünden beri tek bir çöpü ellememiş ağrıyan ayak ve bacaklarını uzatıp oturan bir ben.

Neyse işte, aslında gezdiğimiz çok bir yer de yok ama her tarafa yürüyerek gidince gün yollarda geçti.

Kısa bir Kordon turu atmak isteyenler gelsin.

Canım bişey yazmak istemedi anacım, bu da böyle bir fotoğraf yığını olsun :)

























20 Ağustos 2016 Cumartesi

Bu Yaz Günbatımı ve Gündoğumlarıyla Kalacak Aklımda Sanırım


Evime gelip yorgun bacaklarımı uzattım. Fotoğraf makinamdakileri döktüm önüme.


İki İzmir var benim için.

Birincisi çalışırken gittiğim İzmir.


Ege Palas Oteli, otelde her haftasonu çıkış yaptıktan sonra dönüşte yeni oda vermeleri, artık değişen odalardan kafamın iyice karışıp resepsiyondakilere otelde bir sapık var dedikodusu çıkmasını istemiyorsanız bana aynı odaları vermeye çalışın demem. Zira eski odalarımın kapısını zorlamaya başlamıştım yeni anahtarlarla :)


Denize bakan odaların keyfi, Venedik Restorant'ı keşfettiğimizdeki mutluluk,  telefon kartı satan adamın gıcıklığı, sinemaya girme teşebbüslerimiz...


Bir de yaşadığım İzmir.


Ayda bir rüyalarıma giren ilk evim. Çocuklarımın doğumu. Onların ilkleri. Bambaşka bir dünya.

Bu hem ziyaret, hem oğluş alma hem doktor randevusu hem arkadaş buluşması hem de yeni tanışmayla ( Hoş sevgili Çenebaz'la yeni tanışmışız gibi hissetmedim hiç, ama nihayet buluşabildik çok şükür :) geçen iki günde tam bir nostalji yaşadım.  Bir tek evimizi görmeye gidesim gelmedi, belki bir gün dördümüz birlikte gideriz.

Hayatının bir döneminde ( ki on yıl dile kolay) yaşadığın yerde turist olmak hem hüzünlü hem mutluluk verici bir şey.


Ailesinden ayrı ilk doğumgünümü kutlayan yirmi beş yaşındaki Handan'a, akşam eve kaçta döneceğiz telaşındayken evli olduklarını hatırlayan yirmi yedi yaşındaki Handan'la Can'a, bebekleriyle eve döndükleri o gün hayatları boyut değiştiren yirmi dokuz yaşındaki hallerine, iki odanın kapısı önünde durup iki çocuğumuz mu var diyen otuz iki yaşındaki şaşkınlara gülümsedim.


Hayat ne çabuk geçiyor. Onlar hâlâ orada duruyorlar bense on yedi yaşımdaki oğlumla anıları paylaşıyorum.


O da bir gün gittiğinde Kordon'da gezerken, annemle iki gün boyunca arada yeme molaları vermemiz dışında sürekli yürüdüğümüz yer diyecek olabilir :)

Öyle birşeyler işte..

Ben İzmir'e ilk kez babamla gitmiştim, bütün hüznüm bundandır belki de...