Metehan'ın denklik alması için bilimum belgeyle başvurması gerekiyormuş. Güya sormuştum bizim yapacağımız birşey var mı diye, yok cevabı almıştım.
Neyse madem iş için yollara düşmek zorundayız bari içine biraz keyif katalım dedim.
Hahaha keyif de şu şekilde.
-Ben gelmek zorunda mıyım,siz gidin. Gelmek istemiyorum.
-Oğlum hep beraber bir tur atıp öğlene ladar döneceğiz.
-Neden ben de geliyorum ki.
- Hep birlikte olmak için. Bir müze gezeriz belki.
-Offf.
- İyi istemiyorsan gelme Bilgehan, ama biz gelene kadar bilgisayar oynamak, video izlemek yok.
-İzleyebilirim,karışamazsın.
-Hem de nasıl karışırım. Ben dışarı çıkıp gezmeyi siz zombi gibi ekran karşısında durmayın diye yapıyorum oğlum, bıraksam 24 saat ordasınız
Buradan sonra sevgili ergenimizin ne dediği karışık. Homur humur arası bişeyler işte :)
Tabi bunun bir de sabah postası var.
Allah sizi inandırsın dil döktüğüm zamanda beş kere gider gelirdim.
Neyse en sonunda küçük hazretleri de bize katılmaya karar verdi. Metehan'ın mızıldanmamasının tek nedeni onun işi dolayısıyla gidiyor olmamız aksi halde planları çıkardı.
Sonunda dokuza doğru evden çıktık. Belgeleri bıraktık. Pazartesi açık bir müze bile buldum. Makus talihlerine küsmüş benim gibi anaları olması bahtsızlığına alışmış oğluşlarımla oraya gittik :)
Meydandaki bu dikilitaşın fotoğrafını çekmeden geçemedim yine.
Konu mankenlerime poz verdirtmeden olmaz:)
Arasta Çarşısı'nın içinden geçtik. Arasta üstü kapalı çarşı demekmiş. Bizans döneminden kalan çarşı 1930 larda yanmış. Bizim geçtiğimiz seksenlerde yapılmış.
Gözüme kestirdiğim müze de buradaydı. Büyük Saray Mozaikleri Müzesi.
Sultanahmet'te gezecek o kadar yer var ki insan hepsine yetişemiyor.
Oysa insan yolu düştüğünde küçük kaçamaklar yapsa hem yorulmadan keyif alabilir hem de gününe bir başkalık katar.
Mozaikler beni hep büyülemiştir. O minicik parçalarla yapılan kocaman tasvirleri hayran hayran gezdim.
Doğadan ve mitolojik yaratıklardan esinlenilmişti. Tablo gibi. (Biraz kanlı bi tablo gerçi. Neyşınıl ceografik kanalın vahşi hayat bölümlerinin eski çağ versiyonları :)
Mozaik tanelerinin büyüklüğünü görebilmemiz için parmağımla çektim bu fotoğrafı.
Burası kocaman bir salonun tabanı.
Bu fotoğrafta büyüklüğü daha belirgin
Sanırım asılı olanlar içinde en büyük ve eksiksiz olanı buydu.
Müze hediyelik eşya dükkanında bu mozaik kutuları satılıyordu. Biraz daha küçük olsaydı alabilirdim. Elli lira vermek fazla geldi. Bir de yaptıktan sonra koyacak yer ara :D
Yeniden meydandayız.
Yürüyerek marmaraya gittik. Öğle sıcağı tam bastırmadan evimizdeydik :)
Sürekli birbiriyle didişen iki oğlan yüreğimi tüketse de bu geziyi de aklımı kaçırmadan tamamlamanın haklı gururunu yaşamaktayım şu an :)







































