10 Mayıs 2012 Perşembe

Dünyanın Sonu Ne Zamanmış, Hah...

Kıyamet günü, dünyanın sonu gibi abuk subuk şeylere insanların kafa yormasını anlayamıyorum.

Kıyamet gününde ne var? Bir varmış bir yokmuş...

Asıl dünyayı her geçen gün cehenneme dönüştürmek için uğraşan insanoğlundan korkmalı.

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Neden Tenisi Bu Kadar Seviyorum ?

Spor karşılaşmalarının çoğunu izlemeyi severim ama tenisin yeri başkadır bende.

O öyle bir dünyadır ki :



Zaman zaman inanılmaz şeyler olur, yok artık dersin.



Zaman zaman duygusal anlar olur. Kazanan bile kazandığına sevinemez.



Zaman zaman komik şeyler olur gülümsersin :)



Romantik anlara bile şahit olabilirsin zaman zaman..



Zaman zaman başka yetenekler çıkar ortaya.



Zaman zaman tiribünlerde öyle sahneler olur ki keşke bizde de görsek böyle şeyleri diye düşünür insan.



Son ana kadar, bitmemişse bitmemiştir, hâlâ umut var demektir.Heyecanlıdır.

Seviyelidir.

E, daha ne olsun :)

8 Mayıs 2012 Salı

Haydi Bilgehan'ın Bloğuna :)

Şurada heyecanla sorularına cevap bekleyen bir Bilgiç var :) Bakalım çözebilecek misiniz :D

Not: Bu arada herkesin bloğundaki kelime doğrulamayı kaldırtmak için uğraşan ben kendi oğluşumunkine hiç bakmamışım :) Düzelttim artık :)

...

Bir hevesle açtım yeni kayıt sayfasını, bakıyorum bakıyorum bakıyorum. Tık yok. Hayır aklımda birşeyler var ama benden gizliyor mikrop. Öyle bir hal içerisindeyim.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Gurup Terapimsi Birşey:)

Bu sefer pek umudum yoktu. Ne rejim yapmaya halim vardı, ne isteğim. Belki eklem ağrılarım ayyuka çıkıp Sürahi Hanım gibi yürümeye başlamasam öyle devam edecektim. Aylar geçip ağrılar geçmeyince, hatta ve hatta doktora gitmeyi başarıp ondan da hım hum dışında cevap alamayıp kas gevşeteci ve ağrı kesicilerle eve gönderilince, bir ucundan işe el atmak durumunda kaldım. Önce on kilo vereyim sonra bir daha bakarım halime diye karar verdim.

Can'a dedim ki " Hayatım on kilo verirsem beni Roland Garros'a götürür müsün?" Can bana acayip acayip bakmakla yetindi ama inatla istemeyi sürdürdüm :) Ne yapalım hayatta çok da fazla uğrunda kilo vermeyi isteyeceğim şey kalmamış. Canım ölmeden canlı bir tenis maçı izlemek istiyor. Tercihen toprak kortta, çünkü onu izlemesi daha keyifli. Değilse Wimbledon da olur :) Tamam belki Paris, Venedik gibi bir yere gitmek istesem daha normal olacaktım, aman canım Roland Garros da Paris'te zaten. Bir taşla iki kuş :) Ondan bir evet cevabı hâlâ almış değilim , yine de bu sene olmasa da seneye umutluyum :D

Motivasyon işini bu şekilde hallettikten sonra, sıra geldi başlamaya. Bir an önce başlamalıydım çünki en fazla kiloyu rejime başlama öncesi moduna girince almaktayım hep.

İlk günler sürekli yedim. Midemi küçültebilmek için azar azar yedim ama hep yedim. Yediklerimin çok fazla kalorili olmamasına dikkat ettim sadece.

Bol bol su içtim. Özellikle akşamları. Çünki saat sekizden sonra yemek yememek için çok uğraştığımdan sürekli suya yüklendim :)

Meyvaların hiçbirisinden ödün vermedim. Tatlı krizlerimde muz en büyük yardımcım oldu.

Beyaz leblebiyi çok sevdiğimi keşfettim. Yemek sonrası çayla birlikte beni bir iki saat oyalıyormuş.

Çikolataya elimi sürmedim. Ki sağolsun her gittiği yerden dev gibi çikolata getiren bir Can'ım var. Sırf beni Rolland Garros'a götürmemek için yapıyor biliyorum :)

Her sabah yarım saat zaten yürüyordum ama bu sefer ağrıları görmezden gelip yine eskisi gibi hızlanmaya çalıştım. Megadeth, Manowar, Metallica benim en iyi antrönörlerim oldular. Radyoda çalan ağır tempolu şarkıları dinlemeyi bıraktım.

Akşam yemeğim biter bitmez masadan kalktım.

Sabah kahvaltılarında kendime light ekmeğe sandviç yaptım ki fazladan birşeye elimi uzatmayayım.

Bol bol simit yedim. Bayılırım simite. Hem beni mutlu etti hem de yoğurtla harika öğlen yemeği oldu.

Kardeşimin hatırlatmalarıyla et yemeye çalıştım ki kaslarım güçlensin.

Bir de o gün içinde yiyeceklerimi sabahtan planlayıp, sürekli hali hazırda sebze yemeği ya da yıkanmış yeşillik falan bulundurdum ki gözüm döndüğünde onları hemen yiyebileyim.

Ay çok uzun bir yazı oldu bu.

Herkes nasıl verdin diye soruyor beni gördükçe de öyle aklıma gelenleri yazayım dedim.

Bence herkesin kendi doğrusu var.

Nasıl verdinin cevabı çok basit : çok yemedim :)

Ben Handan. 41 yaşındayım. Oburum. Bunca ay midem bir damla bile küçülmedi. Her an yemek düşünmekteyim :D

Toplamda 7 kilo verdim.

Paris'e 3 Kg uzaklıktayım :D

Sen de yapabilirsin.

Hadi :)

Gençleşmek :)

En son ne zaman seksek oynamıştın? Bundan beş altı sene önce bizimkilere göstermek için oynayayım dedim, ne zor şeymiş tek ayak üzerinde zıplayıp hem de taşı ilerletmek. Bir kere yaptım, öldüm :)

Peki yakartop? İnsanoğlunun nasıl bir beyin yapısı vardır ki dün giydiği kıyafeti hatırlamazken, beyin otomatikman oyunu son oynadığın halini hatırlayıp ona göre tepki verebiliyor? Tabi en son oynadığın halinden santimlerce geniş bir vücudun olunca öyle hafifçe sağa sola kaçarak olmuyor bu iş, vuruluyorsun :)

Salıncağa binip uçmaya ne zaman çalıştın en son? Geçen hafta bindim ben. O nasıl bir kol, karın, bacak çalıştırıcı faaliyettir. Hiç dikkatimi çekmemişti daha önce :)

Peki ip atladın mı son zamanlarda? İki sene önce denedim de ipi ayarlayıp atmayı başarmam bir haftamı falan aldı :)

Pikniğe falan gidiyoruz ya bu sıralarda. Ne bileyim parka götürüyoruz çocukları mesela. Bahçeye iniyoruz en azından.

Bu sefer kenarda oturup izlemeyip biz de katılsak oyunlarına.

Hani geçenlerde gençleşmekle ilgili yazı vardı ya, tam o etkiyi yaratmaz mı sizce de?

Bizimkiler badmington raketi almışlar, anne hadi sen de gel deyip duruyorlar.

Bahaneleri bırakıp ilk fırsatta katılacağım onlara.

Kim bilir bir gün lastik bile oynarım belki :)

6 Mayıs 2012 Pazar

Hıdırellez

En sevdiğim kutlamalardan birisidir :)

İzmir'deyken bahçemdeki gül ağaçlarına hemen dileklerimi bağlıyordum :) Yalova'da da bahçemiz gül ağaçlıydı, orada da devam ettim.

Ama bu apartmanda gecenin bir yarısı 4 kat aşağı inip gül peşinde koşarsam sitenin bekçileri beni yakalar mı bilemediğimden kendimce çözüm buldum :)


Önce annemin bahçesinden mis kokulu gül ve filbahar topladım. Gece bütün güzel dileklerimle üzerlerine kurdele bağladım :) Zaten ben ağaca dilek olarak genelde gülümseyen yüz çizer de asarım. Bütün herşeyin asıl amacı o değil mi?

Bu sabah da misafirimiz vardı. Salon ortası hıdırellez pikniğimizi yaptık :)



Bizim evin balkonu da yeterince yeşil değil mi zaten?

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Bir Enerji Topu Gelse

Beni vursa.

Oturduğum yerden kalkıp işlerimin peşinde koşturmaya başlasam.

Puffff....

3 Mayıs 2012 Perşembe

Handan Hanım'ın Moda Sırları

Başlık çok güzel oldu di mi ? Ama okumaya başlamadan önce en yeni elbisemin 10 yıllık olduğu gerçeğini bilin ona göre son moda şeyler beklemeyin benden :)

Handan Hanım ve modanın yanyana geldikleri pek bir yer yok aslında :)

Benim için pantolon dediğin yüksek belli, dar kesimli olmalıdır. Paçası dar veya bol olabilir bak. O kadar marjım var.

Etek mi? Ya diz üzerinde dar ya bileklerime kadar bol olmalıdır.

Bulüzler hantal göstermeyecek kadar dar ama yağ tabakalarını gizleyecek kadar dökümlü olup muhakkak ama muhakkak pamuktan üretilmelidir. (Onun için de ütüle dur ütüle dur)

Keten hiçbirşeye bakmam. Daha giydikten iki dakika sonra kırıştıklarından dolayı. Sentetiklerden uzak dururum , naylon torba giymişim gibi hissederim onlarla :)

Ayakkabılarım küt uçlu ya da sivri uçlu asla olmaz. Zaten asıl olan 12 ay mümkün olduğunca spor ayakkabıyı ayaktan çıkarmamaktır. Yaz geldiğinde siyah, beyaz ve kahverengi üç tane sandalet dolapta yerini alır. Hepsi de topuksuzdur ama incecik düz tabanlı değildir. Yürüyemem öyle.

"Şapkasız çıkmam abi" benim için de geçerlidir. Yıl boyunca başımda şapkasız ya bir ya iki kere rastlarsınız. Renk renk kasketlerim vardır :)

Bu anlattığım gibi şeyler bulursam alırım, aksi halde yeni modaymış diye başka şeylerle hiç işim olmaz.

Onun için de hâlâ büyük bir keyifle 15 yıl öncesinin pembe pantolonunu giyebilirim.

Önemli olan üzerimdekilerin birbirleri ve benim vücut tipimle uyumudur.

Haa bir de üzerinde İstanbul yazan ne kadar kıyafet varsa bayılıyorum :)

Tişörtlerim genelde Mavi, pantolonlarım Marks N Spencer. Eşofman gibi şeyleri de -bir sürü spor markasına büyük beden üretmedikleri için teessüflerimi sunarak- Tchibo'da buldum bu sene.

Bitti :)

Not: Bu çok ulvi post benim 3000. yazımmış :) Vavvv...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Parti Hazırlıkları

Yok, daha başlamadım ama yardıma ihtiyacım var :)

Bu sene Bilgiç'e Ptt partisi yapmayı düşünüyorum. Kartlar hazırlayacağız, telefon yapacağız, mors alfabesi ile kodlar çözeceğiz.

Bu arada bir de kart ya da mektup alsak, o gün açıp okurduk, ne güzel olurdu diye düşündüm ki burada devreye siz giriyorsunuz :)

Bize mektup yazıp , pullayıp yollamaya üşenmeyecek arkadaş varsa mail atsın bana, çok seviniriz :)