7 Mayıs 2018 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Dört sene önce çok uzun bir tatil yapmıştık. Antalya'dan Fethiye'ye gezmediğimiz yer kalmamıştı neredeyse. İşte o tatilden bir gece bugünkü nostaljimiz. Yoksa siz de ağaç ev hayalini kuranlardan mısınız ? Önce bu yazıyı okuyun o zaman :)

27 Haziran 2014 Cuma

Bir Türk Ailesinin Ağaç Evle İmtihanı :)

Şöyle bir sürpriz düşünmüştük bizimkilere :)


Dur daha aydınlık bir pozunu da vereyim :)


Ağaç ev :) Saklıkent'in girişinin hemen yanında George Clup diye bir yer :)

Bir gecelik macera yaşayalım dedik ama ne macera :)


Suyun hemen yanında konuşlanmış ağaç evimizin hafif yamuk hali çocukları korkuttu azıcık :) Yamuk yatak sendromu olan Can ise yatağı nasıl düzelteceği derdindeydi :)


Çok güzel ama di mi :)


Hava kararıyor :) Harika ışıkları seyrediyorum keyifle..


Derenin üzerindeki platformlarda akşam yemeğimizi yiyoruz.


Şimdi tek sorunum ağaç evde tuvalet olmaması ve benim sabaha kadar zıttırı pıttırı oraya gidiyor olmam. Bir de içerde dolaşan at kadar kangal köpekleri falan birleşince gece suyu çayı fazla içmezsem sabaha kadar tutabilirim her halde şeklinde bir yorum yaptım kendi kendime. A ha ha :)

İlk yattığımızda sıcaktan bunalarak pencere açmaya çalışan Can, önce açtığı camları kapattı.. O ara dalmışım ben ama tabi odada sürekli devinim halinde olan Can'ın hareketlerinin de etkisiyle tuvaletim gelmiş bir şekilde uyandım. Eeeee, saat henüz bir buçukmuş.. Bir buçuk mu? Neyse , dayan Handan..

Pencereleri kapatmak yetmeyince eşofman üstünü giyen eşim bir de tek tek oğluşlara giydirdi. Arada dalıyorum ama adam hâlâ kıpır kıpır.

Haa, bu arada odada sanki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyormuşçasına sürekli bir su sesi var.. Ay hava soğuk, su sesi, ama bu kadar da zulüm edilmez ki bir insana..

Can şortunun üzerine bir şort daha çekti :)

Derken odada olup da suratına bakmadığımız battaniyeleri keşfetti... Parmağımın ucuyla bile dokunmayacağım battaniyeleri ( Otellerde en tiksindiğim şeydir bunlar) mutlulukla üzerimize çekip nihayet ısınırken sabah da bir şey kalmamıştı zaten.

Bu arada durup dururken mesanemi patlatıp hastanelere gitmemek için artık bir tuvalet turu yapalım diyerek dışarı çıktık nihayet...

Ve mutlu son.

Yok yok, camdan bize gülümseyen bu güzelliğin fotoğrafını çekmeden uyunmaz...


Şimdi mutlu son :)




Sabahın ilk saatlerinde penceredeki manzara..


Bu da gece boyu bizi uyutmayan yaramaz dere :)

Neyse, ağaç evde de yatmadık demeyeceğiz artık.. Uyuduk diyebilir miyiz orası karışık :)

6 Mayıs 2018 Pazar

Ankara'da Bir Gün :)

Dün kuzenimin oğlunun nikâhı için Ankara'daydım.

Sabah beş gibi kalktım, sekiz uçağına bindik. Sabahın erken saatlerinde Kızılay'daydık.

Nikâh Kurtuluş Parkı'nda olacaktı, öğlen bir buçukta .

Biz de biraz vakit geçirmek için Dost Kitabevi'ne girdik.


Ne ferah ve gezmesi keyifli bir yer. Fantastik kitaplar reyonuna bayıldık, gayet kapsamlıydı. Kitaplar da rafa sıkışık durmadığından rahatça görülüyor.


Oradan Kurtuluş Parkı'na geçtik. Yemyeşil,  çok keyifliydi. Bir cumartesi sabahı İstanbul'un ortasında olsa bu park oturacak yer bulamazdınız. Ankara ne kadar sakin bir yer.

Baktık daha hâlâ vakit var kendimize bir yer bulalım yemek yiyelim dedik. Tabi üç adımda bir kafe görmeye alışkın bünye hemen yakında yer bulamayınca şaşırdı. (Parkta kafeler var ama gözleme yemek istemiyorduk)


Bu arada güneşli ve yazdan kalmış havada yüzümüze damlalar gelmeye başladı. Ama hâlâ güneş var. Derken gitgide karardı hava.


Biz oturacak bir yer bulduk yağmur başladı. Ama ne yağmur. Nikâha bir saat kalmış, biz on beş dakika uzaklıktayız salona ve kapıdan çıksak anında iliklerimize kadar ıslanacağız.

Dedim sakin olalım Kürşad, daha vakit var, bizim çıkacağımız saatte geçer bu yağmur :)

Neyse ki geçti. Aksi halde felâketim olurdu ağlardım :)


İstanbul, Ankara, Antalya bir araya gelince selfi kaçınılmaz oluyor haliyle :)


Ferhan Abla'mı biliyorsunuz, onunla hasret giderdik. Uzun uzun oturup sohbet ettik. Çok özlemişiz .


Damadın annesini de yakaladık. (Keşke babası da olsaydı aramızda.)

Gelin damat fotoğrafımız yok. Onlara da hadi selfi diyemedik o kalabalıkta tabi :) Fotoğrafçıdan alacağız sonra .


Bu abla benim ablam :) Derdi Metehan. Bakınız kan çekiyor, aynı eldivenlerden giymişiz :)

Keyifli bir günün ardından akşam hızlı trenle geri döndük.

Arada hızlanan yavaş bir tren olarak kırk dakika rötar yapması yorgun bünyelerimize ağır geldi. Hayır beş saatte gidecek deseler umursamayacağım, zaten tren severim ama açıklamasız bir şekilde tam zamanında yola çıktığımız halde bir türlü varamamak sinir etti.


Bir de dört saatlik yolculuğa yirmi dakikalık bir programı döndüre döndüre yayımlamak nedir yahu ? Ekran açık olunca bakıyor da insan . Kapasalardı bari.


Trenden inince de iş bitmiyor tabi. Pendik nereee İstanbul 'un merkezi nere. Taksiyle metro durağı, oradan kırk dakika metro, on beş dakika yürüyüş, eve vardığımda geceyarısı olmuştu.

Yoruldum ama olsun. Keyifli bir gün geçirdim. Ve sevdiklerimin özel anlarında yanlarında olmak her şeye değer :)

4 Mayıs 2018 Cuma

May The Forth Be With You :)


Çok seviyorum böyle esprili günleri :)

Kayaların Arasında Hayat

Bu sefer daha önce hiç dinlemediğim şarkıları seçtim, çoğu da animasyonlu, çok şeker. İstediğiniz fotoğrafa tıklayıp alın :)












3 Mayıs 2018 Perşembe

Kanlıca'dan Küçüksu'ya Yürüyüş

Yapmasak da olurmuş.

Üsküdar'dan motora binip geze geze Anadolukavağı'na kadar gidilebilmesi çok güzel. 2,60 TL ye boğaz turu gibi bir şey.

Bizim çok vaktimiz olmadığından Kanlıca'da inelim dedik. Oranın da sahilinde yol çalışması vardı (Ne hikmetse her yerde yol çalışması var ama yolda giderken içimiz dışımıza çıkıyor kasisten) geze geze Anadolu Hisarı'na gitmeye karar verdik.

Ne geze geze ne geze geze. Zaten Anadolu Yakası'nda sahil diye bir şey yok, deniz kıyısı evlere ait, orasını biliyoruz da zaten bit kadar kaldırımlar otlarla işgal olmuş. Kaldırımın biraz genişlediği yerler tabiii ki arabalar park etsin diye, yayalar için değil. Oldukça virajlı yolda arabalar otobüsler hızla giderken yola inip oradan ilerlemek zorunda kaldık sık sık.

Neyse en sonunda Göksu'ya ulaştık.

Bir de Küçüksu Kasrı'nın kapalı olduğu güne denk düşmeseydik iyiydi.

Neyse haydi sizi de gezdireyim biraz.


Motorda her köşeyi çekmek istiyor insan. Kendimi tutuyorum artık :)


Erguvanlar bitmek üzere, her şey erken açınca mevsimleri çabuk bitti.


Karşı kıyıda Rumeli Hisarı. Bir poz almadan duramadım yine :)


Kanlıca İskelesi'ndeki ağaç insanı hem büyülüyor hem hüzünlendiriyor.



İçine beton dökecekler sanırım, aksi halde kırılabilir.


Yol boyunca merdivenler ve kayalıklara meydan okuyan çiçekler güzeldi. Onları da başka yazıda yayımlarım.


Anadolu Hisarı'nın ortasından cadde geçiyor olsa da hâlâ çok güzel.



Ve Göksu Deresi. Buraların çayırlık olduğu zamanları görmek isterdim.


Burası da Küçüksu Kasrı. Gezemediğimize göre bir daha gelmek farz oldu :)





Ve Küçüksu'ya da bakıp geri dönüş yolumuza gidiyoruz.

Geçen gün buluştuğum arkadaşım emekli olur olmaz İstanbul'dan ayrılsam diyordu. Dedim ki emekli olduğunda asıl İstanbul keyfi çıkıyor. Hafta içi tadını çıkartarak, kalabalıklara karışmadan geziyorsun.

Ve bütün sene gezsen aynı yere tekrar gitmezsin. Her daim sana göre bir köşe çıkar karşına, mutlu olursun.

Bir de beton dikmeyi bıraksaydık artık.

Bizim Can'ın Beni Çileden Çıkartan Halleri :)

Üç günlük eğitimi var. (Alahım sabah çıkıp akşam gelen bir eş ne büyük nimetmiş :) Dün akşam sohbet ediyoruz. Uzun sürdü bayağı dersler, daha erken gelirsin sandım dedim.Hocalardan birisi derse geç kalmış. "İki kadın trafik kazası yapmışlar" da ondanmış.

Bir tepem attı. Bana baksana sen diye söylendim , niye iki kadın kaza yapmışlar diyorsunuz da trafik kazası olmuş demiyorsunuz? Erkekler hiç kaza yapmıyor sanki!

Yok efendim kadınlar trafikte berbatlarmış.

Valla siz de evde berbatsınız ama kapı dışarı edip aşağılamıyoruz, bir şekilde idare ediyoruz . Çok konuşmayın dedim.

Sustu.

Yirmi yılda sigara paketini geri dönüşüm kutusuna atmayı öğretememişim,her şeyi her yerde dağınık, mutfağa girse çıkışını bulamaz, üstüme gelmemeliydi :D

Yoksa Siz Anneler Günü Hediyesi Bekleyenlerden misiniz?


İşimi şansa bırakmam ben.

En son Can vitamin hapı alıp vermişti. Sağolsun ince düşüncelidir kocam ama vitamin hapı yav. Yok artık :D

Neyse en azından tencere tava almadı. Gerçi kafasına geçireceğimi biliyor olmalı.

Sevgili yetkililer anneler günü hediyesi olarak ev aletlerinden almak yasaklansın. Bak valla her babalar gününde gidip ütü falan alırım sonra haberiniz olsun .

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Kimse Yok mu Huuu?

Bugünlerde pek bir sessiz blog alemi. Gelen giden yok gibi gözüküyor.

Bakiim kaç kişi kalmış buralarda. Yazıyı okuyan sağdan saysın :)

Bir de ben gidip yorum yazdıkça gelip karşılık yazan arkadaşlar,  yorum yapmadan özellikle bekledim, hahaha, bir kere yazan olmadı. Çok hoşsunuz.

Bir de ben video izleyemiyorum ya, hele kitap için çekilenleri hiç izleyemiyorum, o kadar zaman kaybı geliyor ki onları izlemek. Videoluk bir şeyi yok ki kitabın.

Bir de yakında on üçüncü yılım bitecek blogda. Küçük sürprizlerim var. Ama bir taraftan da on dördüncü yıla devam etmesem mi modundayım. Ya da sadece kendime etsem.

Bir de . Hehehe yok bir şey daha. Sağdan saymayı unutma .

1 Mayıs 2018 Salı

Kitap Salı

Okuma şenliği için içinde bahar geçen bir kitap aramaktayken annemin kütüphanesinden çıktı bu kitap . Doğrusu hakkında hiçbir şey bilmediğim ve 530 sayfa olduğundan dolayı okur muyum emin olmamıştım.

Neyse ki listemdeki kitaplar neredeyse bitmek üzere olduğundan geçen hafta elime aldım.

O kadar çok sevdim ki. Elimden bırakamadım .



Ne yazık ki 1974 baskısı olduğundan sanırım şu anda yeni basım hali yok. İngilizcesini gördüm ama. (Şurada)


"Dünya kötülük dolu bir yer değildir. Öldüğünü söylerlerse inanma. Ömrün süresince savaşlara, hilelere, aldatmalara tanık olacaksın. Ama kötü olan dünya değil, sadece insanlardır. Bazı insanların içinde kendilerini tatmin edecek iyi hiçbir şey bulunmadığı için hayvanlar gibi başkalarına saldırarak isteklerine kavuşmaya yeltenirler. Yaşadıkça bir kötünün on iyiden daha çok ses çıkardığını anlayacaksın."

" Dişsiz 'eğer'le başlayan cümleleri hiçbir zaman bitirmezdi. Oysa düşkünlerevinde 'eğerli' cümleler pek geçerliydi. Bu cümleler sonbaharda dökülen ölü yapraklar gibi holü doldururdu."

"Düşkülerevinde en kötü mevsim bahardır. Oradakiler canlanan toprağa bakıp şimdiki hallerini geçmişteki umut ve istekleriyle karşılaştırırlar. Akşam üstleri duvarlara çıkıp yemyeşil tepeleri seyrederler. Ve seyrederken, kaybolmuş gençliklerinin anılarıyla sarsılırlar."

"İnsanların böyle şiddetli tutkularla kıvrandıktan sonra nasıl olup da yetmiş  yaşlarına kadar yaşayabildiklerini merak ediyordu. Fakat çocuğun bilmediği bir şey vardı. İnsan içindeki İlkbahar ateşleri yavaş yavaş sönüp, yerini küllere bıraktığı için yaşamaya devam edebiliyordu."

" Isıran kitaplar herşeyi olduğu gibi gösteren, okuyanın zihninde gerçeklerin gelişmesini sağlayan kitaplardır derdi. Isıran Romanlar genellikle çirkindir."

" David eski kitapları okudukça onura önem verenlerin zayıflar değil, güçlü kimseler olduğunu keşfediyordu."

"Çünkü tek gerçek öğrenimin, önceden edindiğimiz yanlış değerler ve zevkleri yok etmek olduğunu anlamıştı."

" Bence sanat, değeri tartışılabilecek saçma bir kavramdır, dedi. Sanat sizin kalbinize seslenebildiği vakit bir anlam taşır! Yoksa değerli ya da değersiz olması hiç bir şey ifade etmez."

" İnsan anılarının esiriymiş meğer. Bütün ömrünü gördüklerinin, kokladıklarının, ellediklerinin, duyduklarının, tattıklarının anısını biriktirmekle geçirirmiş. Yaşlandıkça da bütün bunları özlem ve üzüntüyle anarmış."

" Ve o kritik anda David; aşk , uluslararası barış, dürüstlük, kardeşlik hayalleri kuran, ama bu hayallerini bencillikle içine gömüp, yararsız hayat yaşayan milyonlarca insandan biri oldu."

"- Evet ama ben zayıf ve korkak bir erkekle evlenemem Mrs Buckett.
- Fakat kızım bütün erkekler korkak ve zayıftır. Onları kuvvetli yapan kadınlardır."

" Sonunda yuvama dönmüş, kendimi bulmuş gibiyim diye düşündü. Çünkü insanların yaptığı yolculuğun amacı budur: Kendilerini bulmak. Bunu başaramazlarsa başka ne bulurlarsa bulsunlar neye yarar?"