Her sene bunu bir düşünürüm. Emekçi kadınlar günü yazısını gördükçe kendim araya yamanıyormuşum da aslında benim hakkım değilmiş gibi hissediyorum.
Çok şükür dünyanın şanslı kadınlarından biriyim. Babam hep kızı olsun istiyormuş bir kere, daha ne olsun?
Hayatımdaki kadınlar da erkekler de hep çok özel insanlar. Sevip seviliyorum.
Hani kadınlar gününü kutlama deseniz ben her gün insan olduğumu kutluyorum zaten diyeceğim diyeceğim de.
Evinde canını dişine takmış herkese yetişmeye çalışan, adam yerine konmayan, gizli özne şeklinde yaşayıp bir de üzerine dövülen sövülen evdeki kadınların da günü olsun yav. Emekçi olmayan kadın mı var ?
7 Mart 2018 Çarşamba
Çalışkan Çarşamba
Bu haftaki konumuz ansiklopediden değil. Sabah televizyonda gözüme ilişen ilginç kertenkeleyi sizlerle paylaşmak istedim .
Dikenli kertenkele, dağ şeytanı gibi isimleri olan bu kertenkele (thorny devil ) Avustralya'nın çöllerinde yaşıyormuş.
Gördüğünüz gibi yanından geçsek çalı falan zannedeceğimiz şekilde kamuflajlı bir gövdesi var. On beş santim kadar boyuyla ele bile sığabilir. Gayet yavaş hareket eden bir canlıymış.
İki özelliği beni şaşırttı.
Birincisi sadece karınca ile beslenen bu hayvanın karıncaların yolu üzerine gidip orada bekleyerek karnını doyurması. En aşağı üç bin tane falan yediği düşünülürse çok akıllıca bir taktik :)
Diğeri de su içme şekli.
Aşağıdaki videoda görebileceğiniz üzere su birikintisi içine geçip durduğunda, derisi o suyu ayaklarından itibaren çekip ağzına kadar ulaştırıyor. Bu şekilde gecenin nemi de dahil olmak üzere bütün su damlacıklarını kullanıyor. İnanılmaz, değil ?
Dikenli kertenkele, dağ şeytanı gibi isimleri olan bu kertenkele (thorny devil ) Avustralya'nın çöllerinde yaşıyormuş.
Gördüğünüz gibi yanından geçsek çalı falan zannedeceğimiz şekilde kamuflajlı bir gövdesi var. On beş santim kadar boyuyla ele bile sığabilir. Gayet yavaş hareket eden bir canlıymış.
İki özelliği beni şaşırttı.
Birincisi sadece karınca ile beslenen bu hayvanın karıncaların yolu üzerine gidip orada bekleyerek karnını doyurması. En aşağı üç bin tane falan yediği düşünülürse çok akıllıca bir taktik :)
Diğeri de su içme şekli.
Aşağıdaki videoda görebileceğiniz üzere su birikintisi içine geçip durduğunda, derisi o suyu ayaklarından itibaren çekip ağzına kadar ulaştırıyor. Bu şekilde gecenin nemi de dahil olmak üzere bütün su damlacıklarını kullanıyor. İnanılmaz, değil ?
6 Mart 2018 Salı
Epeydir Fotoğraf Makinamla Çıkmamıştım
Şubat tatilinden sonra üzerime çöken evimde durmak istiyorum hali ufaktan depresyona doğru ilerlerken kendimi evden atmalıyım artık dedim.
Dün mahalledeki arkadaşım Canan'ı aradım. On dakika mesafede ama ne zamandır buluşamamıştık. Haydi yarın buluşup bir yerlere gidelim çağrıma tamamdır dedi.
Dedi, dedi de sabah bir yağmur bir yağmur.
Canım kapalı yer istemiyordu. Filmlere baktım, ııh, hiç cazip geleni yoktu. Çok uzak olmayan ama her zaman gitmediğim için havamı değiştirecek yer düşündüm, bir kaç sene önce bahçesine gidip içine giremediğimiz Beylerbeyi Sarayı geldi aklıma. Taaa ortaokuldayken, okul gezisiyle gitmiştim.
Ama yağmur hâlâ çok yağıyordu, Canan'ın yeğeni de halasını bırakmak istemiyordu. Haydi onu da al bize gelin dedim en sonunda.
Derken hava açtı, güneş pırıl pırıl parlamaya başladı, yeğeni Canan'a izin verdi, biz kendimizi dışarı attık.
Oh, ne iyi yapmışız.
Bahçesinde bol bol fotoğraf çekip hayran hayran sarayı gezdikten sonra bir de denize sıfır kafeye oturup martıların bakışları altında çayımızı yudumladık.
İnsan hayatta başka ne ister :)
Sabahki yağmur bize harika su birikintileri bırakmıştı .
Başından ayrılamadık.
Sarayın dış cephesi ne kadar zarif.
Burası da kayıkların çekildiği bir yerdi. Şimdi sitesine bakınca Deniz Köşklerinden birisi olduğunu gördüm.
Camlar buğuluydu içerinin güzelliğini tam çekemedim.
Kenarda oturan ördekleri simitle kandırıp suya sokmuş olabiliriz :)
Işık, su yansımaları ve sandalyelerin zerafeti :)
İçeride fotoğraf çekmek yasaktı. Kapının dışından içeriyi alabilirsiniz denilince aralıktan bir bakış getirdim size.
Bunu da görevli teklif etti. Herkes inmişti, biz kalmıştık en son, şu merdivende bir selfi çekin isterseniz dedi. Zaten o merdivenlerin fotoğrafı içimde ukde kalmıştı, bu kadarcık aldık :)
İçerideki sedefli dolaplara, yazı masalarına ve konuk odasındaki sade karyolaya bayıldım. Yazı masasını bana verselerdi başka bir şey istemezdim herhalde :) (Bakınız)
Saray girişi 15, öğrencilere 5 TL. Müzekart geçmiyor.
İçeride bir kafeteryası var. Bahçesine bakıyor. Bahçe duvarları yüksek olduğundan deniz gözükmüyor ama havuzu ve yeşili ile yine de güzel.
Bir de hediyelik eşya mağazası var çıkışta. Pek beğendiğim bir şey olmadı.
Üsküdar'dan otobüsle on dakika varılan bu güzel saraya bir ara siz de uğrayın . Fotoğraf çekmek yasak olduğundan insan kulağındaki elektronik rehberi dinlerken bir yandan da ortamı içine çekiyor.
Şimdi evim temiz, yemeklerim hazır, havada kurabiye kokusu varken kıvrılıp kitabımı okuyabilirim, değil mi :)
Dün mahalledeki arkadaşım Canan'ı aradım. On dakika mesafede ama ne zamandır buluşamamıştık. Haydi yarın buluşup bir yerlere gidelim çağrıma tamamdır dedi.
Dedi, dedi de sabah bir yağmur bir yağmur.
Canım kapalı yer istemiyordu. Filmlere baktım, ııh, hiç cazip geleni yoktu. Çok uzak olmayan ama her zaman gitmediğim için havamı değiştirecek yer düşündüm, bir kaç sene önce bahçesine gidip içine giremediğimiz Beylerbeyi Sarayı geldi aklıma. Taaa ortaokuldayken, okul gezisiyle gitmiştim.
Ama yağmur hâlâ çok yağıyordu, Canan'ın yeğeni de halasını bırakmak istemiyordu. Haydi onu da al bize gelin dedim en sonunda.
Derken hava açtı, güneş pırıl pırıl parlamaya başladı, yeğeni Canan'a izin verdi, biz kendimizi dışarı attık.
Oh, ne iyi yapmışız.
Bahçesinde bol bol fotoğraf çekip hayran hayran sarayı gezdikten sonra bir de denize sıfır kafeye oturup martıların bakışları altında çayımızı yudumladık.
İnsan hayatta başka ne ister :)
Sabahki yağmur bize harika su birikintileri bırakmıştı .
Başından ayrılamadık.
Sarayın dış cephesi ne kadar zarif.
Burası da kayıkların çekildiği bir yerdi. Şimdi sitesine bakınca Deniz Köşklerinden birisi olduğunu gördüm.
Camlar buğuluydu içerinin güzelliğini tam çekemedim.
Kenarda oturan ördekleri simitle kandırıp suya sokmuş olabiliriz :)
Işık, su yansımaları ve sandalyelerin zerafeti :)
İçeride fotoğraf çekmek yasaktı. Kapının dışından içeriyi alabilirsiniz denilince aralıktan bir bakış getirdim size.
Bunu da görevli teklif etti. Herkes inmişti, biz kalmıştık en son, şu merdivende bir selfi çekin isterseniz dedi. Zaten o merdivenlerin fotoğrafı içimde ukde kalmıştı, bu kadarcık aldık :)
İçerideki sedefli dolaplara, yazı masalarına ve konuk odasındaki sade karyolaya bayıldım. Yazı masasını bana verselerdi başka bir şey istemezdim herhalde :) (Bakınız)
Saray girişi 15, öğrencilere 5 TL. Müzekart geçmiyor.
İçeride bir kafeteryası var. Bahçesine bakıyor. Bahçe duvarları yüksek olduğundan deniz gözükmüyor ama havuzu ve yeşili ile yine de güzel.
Bir de hediyelik eşya mağazası var çıkışta. Pek beğendiğim bir şey olmadı.
Üsküdar'dan otobüsle on dakika varılan bu güzel saraya bir ara siz de uğrayın . Fotoğraf çekmek yasak olduğundan insan kulağındaki elektronik rehberi dinlerken bir yandan da ortamı içine çekiyor.
Şimdi evim temiz, yemeklerim hazır, havada kurabiye kokusu varken kıvrılıp kitabımı okuyabilirim, değil mi :)
Kitap Salı
Hımm, bu hafta yememiş içmemiş okumuşum demek isterdim ama ne yazık ki çılgınca yiyip içip okudum :\
Bahar Okuma Şenliği 'ne hızlı başladım sayılır. Ama yakında film festivali falan gelir ben de bahar keyfiyle sokaklara dökülürüm. Bir de bu çok okuma dönemlerinin peşinde uzun bir süre kitaplara hiç dokunasım gelmez. Teraziyim ya, hep bir şeye yüklenemem, dengeleyeceğim illaki :)
Neyse, bakalım kitaplara.
İlk kitabım şiir kitabıydı. Edip Cansever'in Masa da Masaymış dışında pek fazla şiirini bilmiyormuşum.
Bol bol instagramda yazdım dizelerini.
İkinci kitabım biraz kafamı dağıtmak istediğimden polisiyeydi. Polis olmayanlara da öyle deniyor değil mi :)
Doğrusu Metehan'la merak edip almıştık ama kitabın kabını içeriğinden daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Tam kitabımı okurken sipariş ettiğim dünya haritasının gelmesi pek hoştu. Bu haritada gittiğimiz yerleri kazıyacağız. Ama şöyle bir bakınca moralim bozuldu , gittiğimiz yerler minicik kaldı yav :)
Bu kitap etkileyiciydi. Bütün anne babalar okumalı bence. Okurken insanlar kendilerini tamamlamadan çocuk sahibi olmasalar keşke diye düşündüm.
Akıcı bir dili ve güzel bir konusu vardı. Çok sevdim .
Bu kitapla ilgili düşüncelerimi yazmıştım zaten.
" Lala o günlerde Şemsettin'i manevi olarak bazı şeylere hazırlamak için bir çok kez korkuyla bulandırılmış bir ruh halinin , umudun sarı başaklarla dolu tarlasında asla yeri olmayacağını söylemişti. ' Korku, içinde sadece karayılanların, yalan, döneklik ve alçaklığın göründüğü bir vahadır' demişti "
" Herhalde yine sabahtan beri kadın, erkek, yaşlı , genç demeden kandırdıkları kişilerin günahını çıkarmak için mescide üşüşmüşler. İmama sorular sormaya ve anlamını kendilerinin de bilmediği bir kaç Arapça ibare kullanarak yağcılık yapmaya, sonra da huzurlu bir kalple geri dönüp halkı yağmalamaya devam edecekler galiba." (Kitabın tercümesi de pek iyi değil sanırım, kimi cümleler ucundan kurtarıyor kimi tamamıyla manasız)
Bu Selçuk Altun'un okuduğum üçüncü kitabı. Diğer ikisi novella sayılabilecek kitaplardı ve birbirini tamamlıyorlardı.
Çok sevmiştim onları.
Bunu da çok sevdim . Sürükleyici hikâyesi, çözümlenecek gizemi , Tirebolu'dan Urfa'ya, Paris'ten İstanbul'a geniş coğrafyası ve derin sanat tarihi bilgisi ile insanı etkiliyor .
Kahramanımızla kendisi arasında o kadar benzerlikler var ki insan yoksa kendi hikâyesi mi diyor, sonra içinde geçen insanlardan birisinin fotoğrafı da olunca meraklanıyor iyice.
Kitabın kurgusuna gerçek insanlar öylesine yedirilmiş ki bir yandan bir çok kişinin gerçek hikâyesi de öğreniyorsunuz .
Aslında biraz Dan Brown havası var diyebilirim. Evet evet, bunu diyebilirim.
Diğer kitaplarını da okuyacağım. Neyse ki annemde var çoğu :D
"Nefes aldığın her anın keyfini sür, en azından etrafındakilerin salaklıklarını izle"
"Ağaçları ve yıldızları ıskalayan hayatı ıskalar."
"Belki de rüyada gerçek hayatımızı yaşıyor ve şu anda teferruatla uğraşıyoruz."
Kesin tavsiye ettiğim kitaplardan birisi oldu bu da.
Bakalım gelecek hafta salımıza neler yüklenecek :)
Bahar Okuma Şenliği 'ne hızlı başladım sayılır. Ama yakında film festivali falan gelir ben de bahar keyfiyle sokaklara dökülürüm. Bir de bu çok okuma dönemlerinin peşinde uzun bir süre kitaplara hiç dokunasım gelmez. Teraziyim ya, hep bir şeye yüklenemem, dengeleyeceğim illaki :)
Neyse, bakalım kitaplara.
İlk kitabım şiir kitabıydı. Edip Cansever'in Masa da Masaymış dışında pek fazla şiirini bilmiyormuşum.
Bol bol instagramda yazdım dizelerini.
İkinci kitabım biraz kafamı dağıtmak istediğimden polisiyeydi. Polis olmayanlara da öyle deniyor değil mi :)
Doğrusu Metehan'la merak edip almıştık ama kitabın kabını içeriğinden daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Tam kitabımı okurken sipariş ettiğim dünya haritasının gelmesi pek hoştu. Bu haritada gittiğimiz yerleri kazıyacağız. Ama şöyle bir bakınca moralim bozuldu , gittiğimiz yerler minicik kaldı yav :)
Bu kitap etkileyiciydi. Bütün anne babalar okumalı bence. Okurken insanlar kendilerini tamamlamadan çocuk sahibi olmasalar keşke diye düşündüm.
Akıcı bir dili ve güzel bir konusu vardı. Çok sevdim .
Bu kitapla ilgili düşüncelerimi yazmıştım zaten.
" Lala o günlerde Şemsettin'i manevi olarak bazı şeylere hazırlamak için bir çok kez korkuyla bulandırılmış bir ruh halinin , umudun sarı başaklarla dolu tarlasında asla yeri olmayacağını söylemişti. ' Korku, içinde sadece karayılanların, yalan, döneklik ve alçaklığın göründüğü bir vahadır' demişti "
" Herhalde yine sabahtan beri kadın, erkek, yaşlı , genç demeden kandırdıkları kişilerin günahını çıkarmak için mescide üşüşmüşler. İmama sorular sormaya ve anlamını kendilerinin de bilmediği bir kaç Arapça ibare kullanarak yağcılık yapmaya, sonra da huzurlu bir kalple geri dönüp halkı yağmalamaya devam edecekler galiba." (Kitabın tercümesi de pek iyi değil sanırım, kimi cümleler ucundan kurtarıyor kimi tamamıyla manasız)
Bu Selçuk Altun'un okuduğum üçüncü kitabı. Diğer ikisi novella sayılabilecek kitaplardı ve birbirini tamamlıyorlardı.
Çok sevmiştim onları.
Bunu da çok sevdim . Sürükleyici hikâyesi, çözümlenecek gizemi , Tirebolu'dan Urfa'ya, Paris'ten İstanbul'a geniş coğrafyası ve derin sanat tarihi bilgisi ile insanı etkiliyor .
Kahramanımızla kendisi arasında o kadar benzerlikler var ki insan yoksa kendi hikâyesi mi diyor, sonra içinde geçen insanlardan birisinin fotoğrafı da olunca meraklanıyor iyice.
Kitabın kurgusuna gerçek insanlar öylesine yedirilmiş ki bir yandan bir çok kişinin gerçek hikâyesi de öğreniyorsunuz .
Aslında biraz Dan Brown havası var diyebilirim. Evet evet, bunu diyebilirim.
Diğer kitaplarını da okuyacağım. Neyse ki annemde var çoğu :D
"Nefes aldığın her anın keyfini sür, en azından etrafındakilerin salaklıklarını izle"
"Ağaçları ve yıldızları ıskalayan hayatı ıskalar."
"Belki de rüyada gerçek hayatımızı yaşıyor ve şu anda teferruatla uğraşıyoruz."
Kesin tavsiye ettiğim kitaplardan birisi oldu bu da.
Bakalım gelecek hafta salımıza neler yüklenecek :)
5 Mart 2018 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi
Bugünkü yazımız 2013 ten. Şimdilerde herkesi dolaşan mime benziyor. İnsan kendisini mutlu eden şeyleri sıraladığı zaman mutlu oluyor, o yüzden sık sık yapmalı :)
18 Kasım 2013 Pazartesi
√
Hava soğukken derin bir nefes almayı çok seviyorum.
Bir de güneş vuran sarı yaprakları seyretmeyi.
Ve kuş seslerini.
Balkona çıkıp polar bir battaniyeye sarılıp çayımı içmeyi.
Ya da mandalina yemeyi.
Sonra sımsıcak evime girip şükretmeyi seviyorum.
Evime gelen misafirlerimle koskocaman sofralara oturup yemeğin tadını birlikte çıkartmayı.
Ufak, saçma sapan ayrıntılara gülmeyi.
En bunaldığım zamanlarda sanki bir daha hiç göremeyecekmişim gibi etrafıma bakarak sahip olduklarımı tekrar fark etmeyi.
Karşıki evin penceresinden kendi evime bakmayı.
Ve kurumuş yapraklara basmayı.
Ve aydedeyi seyretmeyi.
Gecenin bir yarısı uyandığımda yataklarındaki çocuklarımı izlemeyi.
Sessiz odalarda gezinmeyi ..
Ve sabahın ilk ışıklarını, dinginliğini, bir önceki günün yorgunluğundan arınmışlığını ve yeniden başlama hissini çok seviyorum....
Bir de güneş vuran sarı yaprakları seyretmeyi.
Ve kuş seslerini.
Balkona çıkıp polar bir battaniyeye sarılıp çayımı içmeyi.
Ya da mandalina yemeyi.
Sonra sımsıcak evime girip şükretmeyi seviyorum.
Evime gelen misafirlerimle koskocaman sofralara oturup yemeğin tadını birlikte çıkartmayı.
Ufak, saçma sapan ayrıntılara gülmeyi.
En bunaldığım zamanlarda sanki bir daha hiç göremeyecekmişim gibi etrafıma bakarak sahip olduklarımı tekrar fark etmeyi.
Karşıki evin penceresinden kendi evime bakmayı.
Ve kurumuş yapraklara basmayı.
Ve aydedeyi seyretmeyi.
Gecenin bir yarısı uyandığımda yataklarındaki çocuklarımı izlemeyi.
Sessiz odalarda gezinmeyi ..
Ve sabahın ilk ışıklarını, dinginliğini, bir önceki günün yorgunluğundan arınmışlığını ve yeniden başlama hissini çok seviyorum....
4 Mart 2018 Pazar
Ortaya Karışık :)
Tembel ve huzurlu bir pazar günü yaşıyorum. Evimi süpürmek dışında hiçbir şey yapmadım :)
Hava inanılmaz değişken. Bir an dolu yaparken bir saat sonra pırıl pırıl güneş açıyor. Pazara gitmeyi düşünüyordum tam karar veriyorum simsiyah oluyor etraf :)
Bilgiç sonunda evde fındık ezmesi yaptırttı bana. Kavrulmuş fındıkların kabuklarını o soydu. Sanırım balkonda duran kabuklu fındıkları da bu bahaneyle ona kırdırabilirim :) Biraz fazla yağlı oldu sanırım, bir dahakine yağ eklemeden deneyeceğim. Aslen bizim çocukken yediğimiz çekilmiş fındık içerisine şeker katılmış tozdan çok da farkı yok :)
Dün gece inatla bu kitabı bitirdim. Ne diye yazılmış anlayamadım, Mevlâna da Şems de antipatikti. Mevlâna 'nın üvey kızı Kimya Hatun'nun ağzından dinlediğimiz hikâye ilginçti ama ne kadar gerçekti bilemedim. Sonlara doğru tercümeden de olabilir ne dediğini anlayamadım yazarın.
Gerçi okurken daha önce de aklıma gelen fikir yine dolandı kafamda. Eski zamanın hayran olduğumuz düşünürleri biz kadınları hiç adam yerine koymuyorlarmış sanırım. Meselâ Aurelius meselâ Montaigne, tüm o harika şeyleri hep erkekleri düşünerek yazmışlar. Bir kere daha dünyaya geldiğim zamana şükrettim. Eh, geldiğim yere de şükretmeliyim, hâlâ da bakış açısı her yerde düzeldi diyemeyiz.
Bugün dördüncü kitabıma başladım. Sanırım kitaplara kaçarak kafamı dağıtıyorum şu sıralar. Evden çıksam diyorum ama canım bir yere gitmek de çekmiyor. Bugün de dinleneyim en iyisi.
Dün çektiğim mini mini yağmur videomla yazıyı sonlandırayım.
Hava inanılmaz değişken. Bir an dolu yaparken bir saat sonra pırıl pırıl güneş açıyor. Pazara gitmeyi düşünüyordum tam karar veriyorum simsiyah oluyor etraf :)
Bilgiç sonunda evde fındık ezmesi yaptırttı bana. Kavrulmuş fındıkların kabuklarını o soydu. Sanırım balkonda duran kabuklu fındıkları da bu bahaneyle ona kırdırabilirim :) Biraz fazla yağlı oldu sanırım, bir dahakine yağ eklemeden deneyeceğim. Aslen bizim çocukken yediğimiz çekilmiş fındık içerisine şeker katılmış tozdan çok da farkı yok :)
Dün gece inatla bu kitabı bitirdim. Ne diye yazılmış anlayamadım, Mevlâna da Şems de antipatikti. Mevlâna 'nın üvey kızı Kimya Hatun'nun ağzından dinlediğimiz hikâye ilginçti ama ne kadar gerçekti bilemedim. Sonlara doğru tercümeden de olabilir ne dediğini anlayamadım yazarın.
Gerçi okurken daha önce de aklıma gelen fikir yine dolandı kafamda. Eski zamanın hayran olduğumuz düşünürleri biz kadınları hiç adam yerine koymuyorlarmış sanırım. Meselâ Aurelius meselâ Montaigne, tüm o harika şeyleri hep erkekleri düşünerek yazmışlar. Bir kere daha dünyaya geldiğim zamana şükrettim. Eh, geldiğim yere de şükretmeliyim, hâlâ da bakış açısı her yerde düzeldi diyemeyiz.
Bugün dördüncü kitabıma başladım. Sanırım kitaplara kaçarak kafamı dağıtıyorum şu sıralar. Evden çıksam diyorum ama canım bir yere gitmek de çekmiyor. Bugün de dinleneyim en iyisi.
Dün çektiğim mini mini yağmur videomla yazıyı sonlandırayım.
3 Mart 2018 Cumartesi
Öyle İşte
Hayaller : Tek başıma bir kaç günlük tatile gidip biraz uzaklaşmak her şeyden.
Gerçekler : Dağlar gibi ütü.
Kaçamaklar : Günde bir kitap bitirmek.
Ruh Hali : Her türlü sendroma açık.
Genel Uyarı : Hiç bulaşmadan sessizce uzaklaş.
Bilgisayarına da dvdsine de ben haklıyımına da ergenine de büyüğüne de bir başlıycam en sonunda kimse durduramayacak.
Neyse ben azıcık daha uyuyayım. Sonra da keyifli bir ütü filmi bulayım.
Her türlü mutluluk verici film önerisi kabul edilir.
Gerçekler : Dağlar gibi ütü.
Kaçamaklar : Günde bir kitap bitirmek.
Ruh Hali : Her türlü sendroma açık.
Genel Uyarı : Hiç bulaşmadan sessizce uzaklaş.
Bilgisayarına da dvdsine de ben haklıyımına da ergenine de büyüğüne de bir başlıycam en sonunda kimse durduramayacak.
Neyse ben azıcık daha uyuyayım. Sonra da keyifli bir ütü filmi bulayım.
Her türlü mutluluk verici film önerisi kabul edilir.
2 Mart 2018 Cuma
Bu Sabah Gözüme Takılanlar
Sabah nasılsa uykumu almış kalktım. Hatta saat beşten itibaren her on dakikada bir uyanınca altıda çıktım artık yataktan.
Çocuklara peynir kızarttım. Metehan'a makarna ısıttım, hamburger hazırladım.
Sonra bulaşık yıkarken gözüme takıldı silikon kapak. AA bundan blogda bahsettim mi ki hiç dedim.
Silikon mutfak eşyalarını pek almıyorum. Nedense çok sağlıklı gelmiyor bana. Bilimsel bir açıklaması yok,araştırıp bakmadım yani . Ama plastikten kaçan bünyem bunu da sevmiyor.
Tavaların üzerine kapatabildiğim bu kapak hariç. Kızartmalarda patlayıp çatlayan şeylerde eskiden kullandığım tel kapağa göre hem daha geçirmez hem de yıkanıp temizlenmesi daha kolay. Çok sıcakta gördüğünüz gibi kenarları biraz karardı ama (yenisini aldım o yüzden, yine de eskisi elimden düşmüyor :) herhangi bir deformasyon olmadı.
Kapak görevi dışında musluğun üzerine oturtup yıkadığım şeyleri üzerine koyabiliyorum .
Tchibo'dan almıştım. Aklınızda olsun.
Çocukları yolcu ettikten sonra yürüyüşe bile çıkmayı başardım . Hava dünün aksine oldukça ısınmış. (Yazının bu aşamasında , hava ısınmış, çamaşır yıkanır, e zaten yıkamıştım, aaa onları asacaktım ben düşünceler silsilesinden geçen yazar koşarak balkona gider ;)
Eve döndüğümde ekmek kabındaki yeni keşfim geldi aklıma. Hımm dur ondan da bahsedeyim dedim.
Dün gece karnım acıkmış ve akşamdan yaptığım tonbalıklı (ne denir ona yaaa) şeyi sürecek yer ararken ekmek kabında lavaş gözüme çarptı. Hemen el attım ama o da ne, kurumuş. Yazık, buna da bir şey sürülmez derken fark ettim ki tıpkı tako olmuş bu. Hemen bir tabağa kırdım, sosuma bandırarak yedim. Benim gibi mısır cipsi delilerine nispeten sağlıklı olduğunu düşündüğüm bir seçenek çıktı. Gayet de lezzetli . Tabi tonbalıklı sosum hariç. Hayır efendim o çoook lezzetli ama mayonez içerdiğinden sağlıklı konusu biraz sallantıda.
Merak edenlere tarifini vereyim. Kerevizin yeşil yaprakları ve iki üç tane yeşil soğanı minik minik doğruyorsunuz. Ton balığı ve mayonezle karıştırıyorsunuz. Kim yese çok beğeniyor . Aslen mayonez olmasa sağlıklı bir salata diyebiliriz :)
Son olarak da sabah instagramda gördüğüm şu harika küpeyi de buraya bırakıyorum. Karahindiba tohumu var içinde. Gören olursa bana hediye etmek için alabilir, aklınızda bulunsun :)
Eh instagrama koyduğum fotoğrafı da şuraya iliştireyim madem.
Bakın bir yazı da beş yazılık konu geçtim, beşi bir yerde oldu :D
Unutmayın , bugün yaşasın cuma.
Her şey gönlünüzce olsun. Olmuyorsa da üzülmeyin, daha güzeli geliyordur kesin :)
Çocuklara peynir kızarttım. Metehan'a makarna ısıttım, hamburger hazırladım.
Sonra bulaşık yıkarken gözüme takıldı silikon kapak. AA bundan blogda bahsettim mi ki hiç dedim.
Silikon mutfak eşyalarını pek almıyorum. Nedense çok sağlıklı gelmiyor bana. Bilimsel bir açıklaması yok,araştırıp bakmadım yani . Ama plastikten kaçan bünyem bunu da sevmiyor.
Tavaların üzerine kapatabildiğim bu kapak hariç. Kızartmalarda patlayıp çatlayan şeylerde eskiden kullandığım tel kapağa göre hem daha geçirmez hem de yıkanıp temizlenmesi daha kolay. Çok sıcakta gördüğünüz gibi kenarları biraz karardı ama (yenisini aldım o yüzden, yine de eskisi elimden düşmüyor :) herhangi bir deformasyon olmadı.
Kapak görevi dışında musluğun üzerine oturtup yıkadığım şeyleri üzerine koyabiliyorum .
Tchibo'dan almıştım. Aklınızda olsun.
Çocukları yolcu ettikten sonra yürüyüşe bile çıkmayı başardım . Hava dünün aksine oldukça ısınmış. (Yazının bu aşamasında , hava ısınmış, çamaşır yıkanır, e zaten yıkamıştım, aaa onları asacaktım ben düşünceler silsilesinden geçen yazar koşarak balkona gider ;)
Eve döndüğümde ekmek kabındaki yeni keşfim geldi aklıma. Hımm dur ondan da bahsedeyim dedim.
Dün gece karnım acıkmış ve akşamdan yaptığım tonbalıklı (ne denir ona yaaa) şeyi sürecek yer ararken ekmek kabında lavaş gözüme çarptı. Hemen el attım ama o da ne, kurumuş. Yazık, buna da bir şey sürülmez derken fark ettim ki tıpkı tako olmuş bu. Hemen bir tabağa kırdım, sosuma bandırarak yedim. Benim gibi mısır cipsi delilerine nispeten sağlıklı olduğunu düşündüğüm bir seçenek çıktı. Gayet de lezzetli . Tabi tonbalıklı sosum hariç. Hayır efendim o çoook lezzetli ama mayonez içerdiğinden sağlıklı konusu biraz sallantıda.
Merak edenlere tarifini vereyim. Kerevizin yeşil yaprakları ve iki üç tane yeşil soğanı minik minik doğruyorsunuz. Ton balığı ve mayonezle karıştırıyorsunuz. Kim yese çok beğeniyor . Aslen mayonez olmasa sağlıklı bir salata diyebiliriz :)
Son olarak da sabah instagramda gördüğüm şu harika küpeyi de buraya bırakıyorum. Karahindiba tohumu var içinde. Gören olursa bana hediye etmek için alabilir, aklınızda bulunsun :)
Eh instagrama koyduğum fotoğrafı da şuraya iliştireyim madem.
Bakın bir yazı da beş yazılık konu geçtim, beşi bir yerde oldu :D
Unutmayın , bugün yaşasın cuma.
Her şey gönlünüzce olsun. Olmuyorsa da üzülmeyin, daha güzeli geliyordur kesin :)
1 Mart 2018 Perşembe
Bahar Okuma Şenliği
Sanırım kitapları okumak kadar listeye kitap uydurmaya çalışmayı da seviyorum . Çok eğlenceli.
Sevgili Nilgün yeni kategorileri yayımlamış. Şimdi listeyi kapıp kitaplığımın önüne oturacağım :)
1.Kategori (10 puan): İsminde BAHAR mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların Bahar'da geçtiği bir kitap.
İlkbahar Yangınları / James A Michener / Milliyet Yayınları / 530 sf
2.Kategori (10 puan): OTOBİYOGRAFİ veya BİYOGRAFİ türünde bir kitap.
4.Kategori (10 puan): Kitabın isminde bir HAYVAN adı geçen bir kitap.
5.Kategori (10 puan): BEYAZPERDE ye aktarılmış bir kitap filmi de izlenecek.
Simyacı / Paulo Coelho / Can Yayınları / 188sf
6.Kategori (10 puan): En Az İKİ yazar tarafından yazılmış bir kitap.
8.Kategori (10 puan): Adında Kadın kelimesi geçen veya KADIN'a dair bir kitap.
Küçük Trampetçi Kız / John le Carré /Altın Kitaplar / 451 sf
10.Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilgili bir kitap
11.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Türk yada Dünya KLASİK lerinden iki kitap.
12.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): İŞ BANKASI yayınlarından herhangi iki kitap.
Ardıç Ağacının Altında /Selçuk Altun /İş Bankası / 270 sf
Bizans Sultanı/ Selçuk Altun / İş Bankası / 237sf
Toprak Ana/ Fazıl Hüsnü Dağlarca/ Varlık /124 sf
Toprak Ana / Cengiz Aytamov / Varlık / 126 sf
14.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kapağındaki baskın rengin PEMBE olduğu iki kitap.
16.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Şimdiye kadar HİÇ kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. [Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı]
Sevgili Nilgün yeni kategorileri yayımlamış. Şimdi listeyi kapıp kitaplığımın önüne oturacağım :)
Kategoriler;
İlkbahar Yangınları / James A Michener / Milliyet Yayınları / 530 sf
2.Kategori (10 puan): OTOBİYOGRAFİ veya BİYOGRAFİ türünde bir kitap.
Anılar Akın Akın / İsmet Kabaağaçlı Noonan/ Bilgi / 380 sf
3.Kategori (10 puan): İsminde ÇİÇEK kelimesi geçen yada kapağında ÇİÇEK olan bir kitap.
3.Kategori (10 puan): İsminde ÇİÇEK kelimesi geçen yada kapağında ÇİÇEK olan bir kitap.
Karahindiba Şarabı / Ray Bradbury / İthaki / 355 sf
4.Kategori (10 puan): Kitabın isminde bir HAYVAN adı geçen bir kitap.
Martı ve Vişne Bahçesi / Anton Çehov /Cumhuriyet / 175 sf
5.Kategori (10 puan): BEYAZPERDE ye aktarılmış bir kitap filmi de izlenecek.
Simyacı / Paulo Coelho / Can Yayınları / 188sf
6.Kategori (10 puan): En Az İKİ yazar tarafından yazılmış bir kitap.
Yalnız Kalpler / C.D.Bowen - D.V. Meck / Hürriyet Yayınları /440 sf.
7.Kategori (10 puan): Kitabın isminde -LER- LAR eki almış bir kelime geçen bir kitap.
7.Kategori (10 puan): Kitabın isminde -LER- LAR eki almış bir kelime geçen bir kitap.
Mülksüzler / Ursula K Le Guin / Metis / 335 sf
8.Kategori (10 puan): Adında Kadın kelimesi geçen veya KADIN'a dair bir kitap.
Kimya Hatun / Saide Kups / Sonsuz Kitap / 299 sf
9.Kategori (10 puan): Adında Çocuk kelimesi geçen veya ÇOCUK'lara dair bir kitap.
Küçük Trampetçi Kız / John le Carré /Altın Kitaplar / 451 sf
10.Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK ile ilgili bir kitap
Atatürk'ü Özleyiş 2/ Ruşen Eşref Ünaydın /Cumhuriyet / 122 sf
11.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Türk yada Dünya KLASİK lerinden iki kitap.
Mrs Dalloway / Virginia Woolf / Kırmızı Kedi / 208 sf
Tanrılar Susamışlardı /Anatole France /Morpa Kültür Yayınları /312 sf
12.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): İŞ BANKASI yayınlarından herhangi iki kitap.
Ardıç Ağacının Altında /Selçuk Altun /İş Bankası / 270 sf
Bizans Sultanı/ Selçuk Altun / İş Bankası / 237sf
13.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Adı AYNI yazarları farklı olan iki kitap. (kelime türemiş yada çekim eki almış olabilir)
Toprak Ana/ Fazıl Hüsnü Dağlarca/ Varlık /124 sf
Toprak Ana / Cengiz Aytamov / Varlık / 126 sf
14.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kapağındaki baskın rengin PEMBE olduğu iki kitap.
Kendi Gecesinde /İnci Aral /Kırmızı Kedi / 355 sf
Ölüm Korkusu / Arthur Koestler / Halk Kitabevi / 160 sf
Ölüm Korkusu / Arthur Koestler / Halk Kitabevi / 160 sf
15.Kategori(her kitap 10 puan, ekstra 20 puan): Kapağındaki baskın rengin YEŞİL olduğu iki kitap.
Elflerin Yaşamı /Muriel Barbery / Kırmızı Kedi / 269 sf
Yetişkinler Ejderhalardan Neden Korkar? / derleyen Ishak Reyna /Günışığı Kitaplığı / 199 sf
Yetişkinler Ejderhalardan Neden Korkar? / derleyen Ishak Reyna /Günışığı Kitaplığı / 199 sf
16.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Şimdiye kadar HİÇ kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. [Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı]
Haritalı Adam / Geoff Nicholson / Olimpos / 383 sf
Sana Söyleyemediğim Her Şey / Celeste NG / Martı /336 sf
Geriye Kalan /Makbule Abalı /Ozan Yayıncılık /244sf
Geriye Kalan /Makbule Abalı /Ozan Yayıncılık /244sf
Halat Gösterisi / Toprak Işık / İletişim / 198 sf
17.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Dört kitaptan oluşan bir seri yada bir serinin dört kitabı
Doğruluk Kılıcı Serisi / Terry Goodking / Pegasus
Büyücünün İlk Kuralı (Kısım1) / 537 sf
Büyücünün İlk Kuralı ( Kısım2) / 515 sf
Gözyaşı Taşı ( Kısım1)/ 551 sf
Gözyaşı Taşı ( Kısım2) / 558sf
17.Kategori (her kitap 10 puan, ekstra 40 puan): Dört kitaptan oluşan bir seri yada bir serinin dört kitabı
Doğruluk Kılıcı Serisi / Terry Goodking / Pegasus
Büyücünün İlk Kuralı (Kısım1) / 537 sf
Büyücünün İlk Kuralı ( Kısım2) / 515 sf
Gözyaşı Taşı ( Kısım1)/ 551 sf
Gözyaşı Taşı ( Kısım2) / 558sf
İlk defa bütün kategorilere kitap buldum ve bulduğum bütün kitapları da okudum. Sanırım kendi rekorumu kırdım bu sefer :)
Okunan Kitap Sayısı: 28 / 280 puan
Okunan Sayfa Sayısı : 8857 / 88 puan
Ekstra Puanlar / 180 puan
Toplam 548 puan ile bahar okuma şenliğini bitirdim :)
Okunan Kitap Sayısı: 28 / 280 puan
Okunan Sayfa Sayısı : 8857 / 88 puan
Ekstra Puanlar / 180 puan
Toplam 548 puan ile bahar okuma şenliğini bitirdim :)
Herkese iyi okumalar :)
Stranger Things'i Neden Çok Sevdim?
Netflix'e üye olalı bir kaç ay geçti. Can çılgınlar gibi dizi izliyor ben hemen hiçbirine bayılmadım. Outlander hoşuma gitti ama ilk sezon bittikten sonra devam edesim gelmedi bir türlü. Sürekli entrika sürekli gerilim daraltıyor beni.
Stranger Things'i öncelikle seksenlerde geçmesinden dolayı sevmiş olabilirim. Nostaljik bir film havasındaydı. Müzikleri harikaydı. (Ki baktım spotifyda var ,hemen indirdim.)
Winona Ryder güzel bir oyuncu, rolünün hakkını vermiş. Diğer oyuncular da iyiler . Çocuklar zaten tatlılar . Şerif de kahramanım benim :)
Macerası her bölümde nefessiz devam ediyor . Ama talihsiz serüvenler dizisi şeklinde sürekli yeni korkunç bir şey çıkmıyor, bir olay var, onun peşinde geçiyor. Sezon sonlarında da abuk yerde kalmamış, olayların tamamlanıp sona kavuşma hissini yaşıyoruz.
Sonuçta bir baktım iki sezonu bitirmişiz bile.
Zamanda yolculuk yapıp seksenlere dönmek isterseniz ve nefes nefese bir fantastik macera yaşamayı severim diyorsanız bu diziyi izleyin.
Stranger Things'i öncelikle seksenlerde geçmesinden dolayı sevmiş olabilirim. Nostaljik bir film havasındaydı. Müzikleri harikaydı. (Ki baktım spotifyda var ,hemen indirdim.)
Winona Ryder güzel bir oyuncu, rolünün hakkını vermiş. Diğer oyuncular da iyiler . Çocuklar zaten tatlılar . Şerif de kahramanım benim :)
Macerası her bölümde nefessiz devam ediyor . Ama talihsiz serüvenler dizisi şeklinde sürekli yeni korkunç bir şey çıkmıyor, bir olay var, onun peşinde geçiyor. Sezon sonlarında da abuk yerde kalmamış, olayların tamamlanıp sona kavuşma hissini yaşıyoruz.
Sonuçta bir baktım iki sezonu bitirmişiz bile.
Zamanda yolculuk yapıp seksenlere dönmek isterseniz ve nefes nefese bir fantastik macera yaşamayı severim diyorsanız bu diziyi izleyin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















