8 Şubat 2018 Perşembe

Sosyal Hayat Detoksu Yapıyor Gibiyim

Çamaşır yağmur yağmadan kurudu, ütü bitti, yerine yerleşti, yemek hazır, ev süpürüldü. Eh artık uzanıp kitap okumayı hakkettim bence.

Akşam kuru fasülye pilavı gören Metehan yanına da portakal suyu sıkınca bu meydan okuma işinin hep sürmesine karar verdi :) Yavrum o meydan okumadan değil, annenin evde oturmasından olan bir şey diyemedim :D

Bugünün mönüsüne turşu kavurması ekledim. Soğanı sarartıp içine fasülye turşusunu ekliyoruz. Böylece turşu tuzlu diye balkonda çürümekten kurtarıyoruz.


Yapbozum da sona erdi. Artık ay sonuna kadar kitap okuma şenliği kitaplarıma öncelik vereyim .


Şu ev ve bahçe benim olsaydı keşke.


7 Şubat 2018 Çarşamba

Meydan Okuma Halleri :)

Aslında meydan okumamla ilgili bir sorunum yok zira tam pazar ve market alış verişi üzerine yapıyorum. Ama patates alsaymışım iyiymiş :) Süt de az. Aylardır dolapta duran soya sütünü deneyeceğim galiba sonunda :)

En zoru kahvaltı. Ve Metehan'ın yanında götürdüğü yemekler. Daha çok ekmek arası değişik peynirler falan koyarım. Kaşar peynirim küçücük bir paket. (Hoş çok az , sonraya kalsın derken haftayı onu açmadan bitirmekten de korkmuyor değilim :) Yumurta da hızla azalıyor tabi.

Ben de bugün vegan keki yapıp bir deneyeyim dedim. Vegan değilim ve sütsüz yumurtasız kek yaptıklarını duyduğumda çok şaşırmıştım :) Ama bak, evde kalmayınca işe yarıyor :)


Renginin sebebi Can'ın aldığı tam buğday unu. Ne hikmetse ne zaman un al desem gidip onu alır. Kırk yılda bir aldığı için bir dahaki sefere gittiğinde yine unutuyorum hangisini istediğimi söylemeyi ,yine gidip tam buğday alıyor. Uleyn o kadar açıklama yapmıştım ben sana geçen sefer,alma bunu diye.

Neyse dün de onunla normal kek yapmıştım. Düşündüğüm gibi sert bir şey olmadı. (Hep misafir geldikçe böyle şeyler yaptığımdan deneyememiştim hiç :) Kullanılabilirmiş elemeden de.


Konuya dönersek vegan kek böyle bir şey oldu. 180 derece diyordu tarifte, bir dahakine 150 derecede pişireceğim.  Bir de çok tatlı gibi geldi,şekeri azaltabilirim. Normal keke de o kadar şeker koyuyordum ama süt yumurta yok diye mi bilmem daha tatlı.

Ama yenilebilir. Metehan beğendi ki gurmedir kendisi kolay kolay beğenmez.  Can'a ne olduğunu söylemeyeceğim, mızıldanır, yeniliklere açık değildir :D



Bu fotoğrafın kekle bi alakası yok. Brokoli çorbası pişirirken çektim. Benim brokoli çorbalarımı herkes beğenir. İşte sırrını açıklıyorum .(Heehhe asla tarifi seneler önce interneten bulmadıydım) şu gördüğünüz tencerenin dibine sardırdığım kısım. Soğanı karamelize oluyor patates kavrulurken. Sonra biraz su ekleyip dibini kazıyorum. Tabi brokoli koymayı unutmayın sonradan :D Brokoliyi de buharda pişirip koyuyorum, çiğden atınca kokusu çok baskın geldi.

İşte böyle anacım.

Çamaşır deterjanım bitiyor. Geçen gün koltuk yüzlerini yıkamasaydım keşke.

Onun dışında daha ekmekleri bile bitiremedim. Bu sabah yumurtalı peynirli ekmek yaptım , yarın da yumurtalı ekmek yaparım belki.

Bu hafta evden dışarı çıkmadım .Sanırsın yıllık izine çıkmış çalışan bir kadınım. Dışarılarda dolaşıp misafir ağırlayıp durmayınca ev işleri kolaymış yav.

Şimdi gidip yapbozun son parçalarını koyayım. Hemen hemen bitti.

Bir de ütü yapmalı. Hımm ütü yapmama çelıncına mı girsem ne :D

Bu Hafta da Pek Anılarda Dolaştım

Dün uçak fotoğrafı bulmak için bilgisayarın başına geçmişken  fotoğraf albümüme bakayım dedim. On sene önce şubat ayını açtım. Benden size tavsiye geriye doğru sene sene gidin, bir anda on sene insanı çarpabiliyor.


On sene önce Yalova'daymışız, bizimkiler karnelerini almışlar.


Tatilde İstanbul 'a gelmişiz, arkadaşlarımla buluşmuşuz.


Son halimizin fotoğrafı şuradaydı, hatırlamak isteyenler bakabilirler.


Haydarpaşa'da hâlâ  trenler çalışıyormuş.


Dayılarıyla sinemaya gitmişler.


Ve teyzeme gitmişiz.


Teyzeciğim hâlâ hayattaymış.


Kuzenler,kuzen çocukları hep birlikte buluşmuşuz.


İyi ki fotoğraflar var. Biraz hüzünlü olsa da ,zamanda yolculuk yaptırıp o güzel anları yeniden yaşatıyorlar bize.

6 Şubat 2018 Salı

Bizim Can'ın Müzelik Halleri (Yaşlanmışız Yav)

İstanbul'a geldiğimizden beri Havacılık Müzesi'ne gidelim deriz bir türlü denk düşmemişti. Cuma günü Can evde olunca plan yaptık nihayet.

O gün de bir soğuk bir rüzgâr daha kötü gün olamazdı sanırım. Donduk :)


Müze askeri kart sahipleri ve öğrencilere bedava,  büyüklere 8,5 TL.


Kapıdan girişte pilotların büstleri karşıladı bizi.


Bahçede Can'ın rehberliğinde gezdik. Bu uçak F5, bizzat kendisini meydanda görmüşlüğüm var ama o bundan eski gözüküyordu :) Çok severim ben bu uçağı. Çok zariftir. Artık sadece gösteri uçağı olarak kullanılıyor.


Tabi bütün uçakları anlatamam, aklımda kalanları söyleyeyim. Böyle önü açık modellere kuş çok giriyormuş.


Müze sanki çok büyük değilmiş gibi geliyor ama bahçede uzun zaman geçirdik.







İçeride bol miktarda maket ve fotoğraf vardı. Havacılık tarihi ile ilgili bilgi edinmek için güzeldi.




Bu ise bizim evde küçük bir replikası olan şey. Yanında insan çekemediğim için (havada asılıyken biraz zor tabi :) büyüklüğü anlaşılmıyor ama uçağın yarısı kadar var. (Bakınız şurada bir fotoğrafı var uçakla birlikte. Hem de güzel bir hikâye)

Bu bir dart. Hava hava muharebelerine çalışmak için önden bir uçak bunu çekiyor, diğerleri atış yaparak vurmaya çalışıyorlar. İşte Can da bu şeyi ipinden vurmayı başararak bir ödül kazanmıştı. Hahaha, ondan başka ne olduğunu anlayan yoktu ama olsundu :)

Ama müzelik olduğunun hikâyesi bu değil.


Kıyafetler,komutanların büstleri, uçak motoru, iç kısım da oldukça doluydu ama sanırım biz zaten senelerce içinde yaşadığımızdan sizlere daha ilginç gelecektir :)


İşte Can'ı yıkan an bu andı sayın okuyucular. Bu uçak, kendisinin bizzat neredeyse bin saat uçtuğu uçak olup, müzede yerini almış olmasıyla dünya üzerinde geçen senelerimizi bize sorgulattı. Yaşlandık mı yoksa yav...

Son olarak bu uçaklarla jübile günümüze ait fotoğrafları da buraya eklemek istiyorum.

On bir yıl geçmiş dile kolay.




Zalimsin seneler :)

5 Şubat 2018 Pazartesi

Oh Bir Başıma Bir Pazartesi :)

Sabah hem oğlanları hem de Can'ı postalayınca mutlu mutlu evde yalnız kaldım :) Allah kimseyi yalnız bırakmasın ama arada tek başına kalmazsam psikolojim bozuluyor benim.

Altıda kalkıp dokuza kadar herkesi yolcu ettikten sonra bulaşık makinasını ve dünkü deli yağmurlar hiç yağmamış gibi parlak havayı görüp çamaşır makinasını çalıştırıp son sürat yatağa attım kendimi. Anında uyumuşum zaten :)

Postacı kızımızın ziliyle uyandım. Sürekli Aliexpress'ten sipariş veren adamım sayesinde kızla arkadaş olduk zaten artık. Telefonla konuşuyoruz bol bol :)

Bugün dünden yemeğim olduğundan çocukların tatil boyunca neredeyse yirmi dört saat kullanıp domuz ağılına çevirmiş oldukları bilgisayar odasına dalmaya karar verdim. Hâlâ da tam çıktım sayılmaz. Koltuğun yüzünü de yıkayayım bari deyince olay uzadı. Onu astım, kurumasını bekliyorum.

Bilgehan geldi bu arada. Çorba içti, aç değilmiş.

Onu japonca kursuna yazdırdım bugün. Ağabeyi geçen sene gitmişti. Bu sene dersaneden fırsatı yok. Bilgehan da robotik çalışmalarından uzaklaştığından haftasonu boşaldı. O da öğrensin madem. Zaten sonunda kendilerini oraya atacaklar herhalde. Annelerinden kurtuluş yok baktılar, araya mesafe koyalım demekteler :)

Bu akşam çerez bir film bulup ütü yapmalı.

Yalnız ben böyle çamaşır yıkarsam haftasonuna kadar deterjan dayanmayacak, sırf bu yüzden çamaşır yıkamamalıyım :D


Balkon kapısı açık, güneş mutfak camından gelip salonda oturuken gözüme girmeyi başarıyor, bahçeden topladığım papatyaları duvarıma astım. Bu kış nerde kaldı kardeşim?

Son olarak yarın küçük beylerin odasına girsem miii hiç bulaşmasam mııı sorusu aklımda dolaşırken bu çok önemli yazımı sonlandırıyorum.


Nostaljik Pazartesi

Yaklaşık sekiz sene öncesinden bugünkü nostaljimiz. Kendi fotoğraflarım ve Eddie Vedder'ın harika müziğiyle slayt gösterisi yapmışım. Haftaya güzel bir başlangıç olabilir.


3 Mayıs 2010 Pazartesi


Haftasonu Metehan'ın sene sonu balosundaki slayt gösterisiyle uğraşırken öğrendim. Hemen kendi fotoğraflarıma da uygulamalıyım dedim.
Bunca zamandır neden öğrenmediydim ki :)
Haydi, bırakın herşeyi, ikibuçuk dakikayı kendinize ayırın, ruhunuz dinlensin :)
Herkese günaydın.
Güzel bir haftaya açılsın sabahımız...

4 Şubat 2018 Pazar

Kendime Meydan Okuma :)

Ben bu hafta kendi kendime meydan okumaya karar verdim.

Pazar ve market alış verişi yapıp eve döndükten sonra dedim ki hadi bir hafta alış veriş yapma. Ekmek ve süt gibi önemli şeyleri alacağım tabi ama şu sıralar küpüne düştüğümüz abur cuburlar, fast foodlar bir hafta uzaklaşsa, evde ne varsa onlardan bir şeyler uydursak fena olmayacak.

Bizimkiler peki bundan bizim kazancımız ne dediler. Uleyn sizin kazancınız ne olacak, kabak benim başıma patlayacak dedim tabi ama neyse abur cubur paralarını onlara vermeye karar verdim.

Haftaya pazartesi gününe kadar mutfakta daha çok vakit geçirip evdeki şeyleri bitireceğim. Hem her şey tazelenir, hem evde kek poğaça kokuları olur :)

Hadi bakalım.

Takoyaki Peşinde

Perşembe günü çocuklarla Japon restoranı peşine Taksim'e gittik. Orada deneyip çok sevdiğimiz takoyakilerden bulabilecek miyiz heyecanı içindeydik.

Japon restoranlarının öğlenleri iki saat açık olduklarını öğrendim bu arada, iyi ki gitmeden fark ettik. Aksi halde isyanları oynayacaktık gittiğimizde.


Masaya oturur oturmaz ilk sorduğum takoyakinin (İçinde ahtapot parçası olan kızartılmış hamur topu.) olduğunu öğrenince ağzımız kulaklarımıza vardı :D


Sonrasında spariş verirken biraz (!) abartmış olabiliriz.

Taksim'de Point Otel'in (Bknz) giriş katındaki Udonya'yı (Bknz)  japon yemekleri sevenlere veya merak edenlere tavsiye ederiz. Öğlen on iki ile iki arası, akşam da yediden sonra açık olduğunu unutmayın yalnız.

 

Yemekten sonra Metehan'ın laptopunu servise götürmek üzere Şişli'ye doğru yürümeye başladık. Zaten yürümesek hastanelik olabilirdik :)


Yolumuzun üzerindeki İstanbul Radyosu beni bambaşka zamanlara götürdü.


Bu yoldan geçerken (üniversite yıllarımda Maçka Taksim arasında dolaşıyorduk zaten hep)  babama uğradığım, konser kayıtlarını izlemeye girdiğim günler geldi aklıma. Kapıdan beni görmesiyle gözlerinin içi gülen, sevgi dolu bakışlarıyla beni sarıp sarmalayan babacığıma şimdi torunlarıyla uğramak vardı. Ne mutlu olurdu kim bilir.


Bu duygu yüklü anları geride bırakıp yolumuza devam ederken, asıl gezmeyi düşündüğümüz binaya ulaştık: Atatürk Müzesi.

Şişli'deki bu üç katlı şirin müze ücretsiz. Gezmesi fazla vakit de almıyor. Ana cadde üzerinde, önünden geçerken yarım saat ayırıp içini gezmenizi öneririz.


En çok da kütüphenesini sevdim. Raflarda Atatürk kitapları ortada da kocaman bir masası var.

Gezimizin bundan sonraki kısmı Şişli'de zannettiğimiz servisin Okmeydanı'nda olduğunu keşfedip uzun uzun uzun yürümeye devam etmemizle geçti. Neyse ki metrobüs durağının yanındaymış da dönüşümüz kolay oldu .


Aa, o arada girdiğimiz bir oyuncakçıda rastladığım şu oyuncakla yine nostalji moduna girdiğimi eklemeden geçmeyeyim. Bu setten bende de vardı. Ne severdim.

İşte bir günlük maceramız bu kadar.

Bir müze daha var gezdiğimiz, o da bir dahaki yazıda anlatılsın. Pışııık instagramda sorduğum soruya burada cevap vermem tabiii :D


3 Şubat 2018 Cumartesi

Kimse Dokunmasın Bana :)

Bu hafta her gün ama her gün dışarıdaydım. Bugün tek istediğim bir köşede koltuk minderi gibi durmak. Patates çuvalı gibi de diyebiliriz zira ona daha yakın hissediyorum kendimi.

Ama kalkıp evime el atmam lâzım, her gün dışarıda olunca ev evlikten çıkıyor haliyle.

Ben bu ev hanımlığı konusunda pek iyi değilim. Hemen yoruluyorum, kalkıp iş yapana kadar bir sürü vakit geçiyor. Kalkıp tüm işleri bitirip oturmuyorum , zırt pırt mola veriyorum. Sanırım bıktım üç pasaklının peşini toplamaktan.

Güya çocukların hiçbir işini ben yapmadım, onlara söyledim yapmaları için ki öğrensinler. Peki sonuç? Annem demediyse yapmaya gerek yok. Nasıl yaaa? Öğrensinler derken kukla mı yetiştirdim ben?

Hayır yaptıklarını da bıraktılar.

Yataklarını kendileri yapıyorlardı, artık yapmıyorlar. Kıyafetler her yerde. Oyuncaklar her zaman toplanırdı, şimdi onlar da dağınık. (Oyun kartları her yerde) Masadan tabaklarını kaldırmayı bile öğretemedim.

Her yer dağınık anlayacağınız.

Bu bağlamda sürekli söylenmekten bıktığıma göre bir çözüm bulmam gerek.

Kendim sessizce yapabilirim.

Bırakırım evi mok götürür.

Temizlikçi bulurum, on günde bir gelir.

Hımmm.

Neyse konu nereye geldi böyle.

Onu bunu bırakalım da benim rejim yapmam gerekiyor gene :(

Neyse kalkıp işlerime bakayım.

Sonra gezdiğimiz yerlerin fotoğrafını koyacağım. Nerelere nerelere gittiiik :)

1 Şubat 2018 Perşembe

Oy Veren Herkese Teşekkür Ederiz :)

Hepinizin yazdığı üçlüyü sıralamasız topladım. Üç tane yazmayanları da kattım sadece Zülâl'in ikinci üçlüsünü eklemedim..

Buna göre birinci sırayı Metehan'ın üç numaralı fotoğrafı aldı.


İkinci sırayı benim on dört numaralı fotoğrafım aldı.


Üçüncülüğü Bilgehan'ın sekiz numarası ile Metehan'ın iki numarası paylaştılar.



Bu son iki fotoğraf benim de en sevdiklerimdi. Bilgehan'ınki patika ve ağacıyla çok hoşuma giderken Metehan'ınki de üzerinde harcadığı çabaya değdiğini düşündüğüm bir kareydi. Sabırla o duvarın önünde kıpırdamadan bekledi. Cep telefonuyla çekilmiş olduğunu hatırlarsak zum falan kullanmadan kertenkele yakalamanın zor olduğunu anlayabiliriz.

Buraya koyduğum fotoğraflar öncekilerden biraz farklı, diğerleri hiç ellenmemişti bunların renklerini canlandırdım biraz.

Biz çok eğlendik, umarız sizin de hoşunuza gitmiştir.  Fotoğraflarımıza seçtiğimiz şarkıları koyduk. Hediyemiz olsun :)