Henüz çoğu yeri toprak altında. Hamam, çarşı gibi yerler kazılarda şekillenmeye başlamış.
Vakti zamanında İpek Yolu üzerinde kurulmuş kocaman bir şehir Ani.
Kitaro'nun Silk Road'ını dinleyerek dolaşmak, o sessizliğin ortasında o kadar güzeldi ki.
Kapıdaki güvenlik görevlileri isterseniz rehberlik yapıyorlar.
Hem bu koskocaman şehirle ilgili okuduklarım aklımda kalmadığından hem de o soğukta orada görev yapanlara da yardım olması için biz de rehberlik istedik.
Tabi ben uzun uzun anlatmayacağım, internette bulunuyor zaten bilgiler. Sadece bana ilginç gelen bir kaç şeyden bahsetmeyi düşünüyorum.
Şehrin üç tarafı uçurum tek bir tarafı surlarla çevrili. 970 lerde yapılmış.
Girdiğimiz kapının üzerindeki swastikaya dikkat çekiyor rehberimiz.
Eski dönemlerde, eski dinlerde bu işaret ateş,hava,su,toprak döngüsünü simgeleyen iyi şans işaretiymiş. Zaten gamalı haçın ters istikametinde.
Saat on gibi henüz hava buz, ah fotoğraf makinam olsaydı ne güzel kareler çıkardı buradan.
İşte bu ortamda İpek Yolu'nu dinlediğinizi düşünün. Çocuklar daha önceden bilmiyorlardı ama onlar da çok sevdiler. Gezmek çocuklarımızın ufkunu açıyor. Sadece gördükleriyle değil, bizim aklımıza gelip paylaştığımız şeylerle de.
Sırp Pırgiç Kilisesi 'ne 1050 lerde yıldırım isabet edip yarısı yakılmış.Soldaki tentenin altında yıkılan parçalar var. Hepsinin yeri saptanmış, yapılacakmış yeniden. Hoş ülkemde restorasyon deyince tüylerim diken diken oluyor, hiç ellemeseler mi diye düşünüyorum bazen. Bu kilise kutsal haç kilisesiymiş. Yani İsa'nın çarmıha gerildiği haçın bir parçası bu kilisenin temelindeymiş. İsa'nın bu kutsal haç kiliselerden birisinde yeniden canlanacağına inanılıyormuş. Kilisenin boyu İsa'nın çarmıha gerildiği yaşı olan 33 ten dolayı 33 m 33 cm imiş. İnternette var mı bilmiyorum, bizim rehber böyle anlattı :D
Çevrede büyük mağara yerleşim yerleri de var. Yazın gelmeli diye boşuna demiyorum ben.
Aslında arkeolojik çalışmalara gönüllü katılsam. Gelenlere yemek falan yapardım. Bir de fotoğraf makinamla dikilirdim başlarına :)
Burası hamam. Aslında şehrin hemen yanında Arpaçayı Nehri var ama tabi o aşağıda. Dolayısıyla şehre su dağ tarafından kil borularla getirilmiş.
Eski şehirlere baktıkça insanoğlunun azmine hayran olmuyor değilim. Ama aşırıya kaçmasaymışız iyiymiş.
En sağlam kalmış yapı bu kilise. En son yapılanlardanmış zaten. Dikran Honentz Kilisesi.
Bizimkiler nereye bakıyorlar?
Duvardaki güneş saatine :) Sabah altıdan akşam altıya kadar gösteriyordu sanırım. Hoş saatler ileri alınmış, hımm, dur bakim :)
Burada bizimkilerin durdukları yer aslen klisenin içinde giriş kısmıymış. Soldaki kemer kapısı oluyor.
İçerdeki yazıları görmezden geliyoruz tabi.
Oradan gelelim Ani Katedraline.
Türkler bu şehri ilk aldıklarında burayı cami olarak kullanmışlar. Sonra cami yapıldığında burayı yeniden hristiyanlara bırakmışlar. Rehberimiz öyle dedi. Cami olduğuna dair yegane emare tek bir duvarda yer alan fresklerin sıvanmış olması. Geri kalan yapıları ahşaptan yapıp sonradan sökmüşler.
Bu da Türklerin Anadolu'daki ilk camisi
Mahucehr Camii.
Aşağıda şimdi yıkılmış olan İpek Yolu köprüsünü görebiliyoruz. Köprünün öte tarafı Ermenistan. Zaten bu şehir Ermenilerin kutsal şehri gibi birşeymiş.
Burası da yine toprak altında kazılan çarşı. Karşılıklı dükkanlar belli.
İnsan o sessizlikte kalabalığı ve koşturmayı hayal edebiliyor.
Çarşı'dan camiye bakış.
Katedrale artistik pozlar :)
Orada uzakta gezecek daha çok yerler var ama geri dönerken sesimi çıkartmıyorum artık. Nasıl olsa yine geleceğim hem :)
Bu arada gökyüzünün maviliği dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Ben bir hafta hayran hayran o maviliği izledim :)
Sana yeniden döneceğim Ani, görüşmek üzere :)




















































