7 Kasım 2016 Pazartesi

Ağaçların Arasında :)

Beş yüze yakın fotoğrafı yarı yarıya indirdim ama daha da toparlamak gerekecek.

Zoom objektifi takmış olduğumdan daha çok yakın plan fotoğraflar mevcut. Hafif bulanık gibi de hissedebilirsiniz yakınlaştırdığı yere odaklandığından kalanı öyle olabiliyor.

Açılışı ağaçların arasına dalıp yapalım dedim.

Sonrasında yılın ilk karlı fotoğrafları, göller, dereler, şelaleler, basamaklar, insanlar, böcekler gelecek :)














Bu Bilogda Pek Yakında Harika Fotoğraflar Olacak :)

Yani öyle olacağını umuyorum. Densizin biri şarj olsun diye taktığım pilimi çıkarttığından henüz fotoğraf makinama ulaşamadım. Aslında densize çok da kızamıyorum şarj ederken sabit yeşil ışık yanan şarj cihazı  mı olur, dolmuş diye çıkartmıştır.

Neyse konuya dönersek. Dün bir çılgınlık yapıp Yedigöller'e gittik. Bir daha yapar mıyım, kramp giren bacağım ve üzerimden tır geçmiş gibi halimle ııh yapmam derim şu anda ama tabi kendimi de biliyorum, belli olmaz anacım.

Zavallı erkeklerim de peşimden sürüklendiler tabi. Hoş sürekli söylenip kızan Bilgiç ne denli zavallı erkeğim denir bilemeyeceğim.

Bütün hafta sonraya attığı ödevlerini bitiremediği için kızsa yine bir şey demeyeceğim ( Denecek şey çok da) hayır, beyfendi bilgisayar oynayamadığı için söylenmekteydi  .Gecenin on buçuğunda eve girerken biz büyük çadır alalım mı anne demesin mi? Eh oğlum dedim, bütün gün doğaya gittik diye bi ton laf söyledikten sonra çadırı ne yapacaksın, salona mı kuracağız onu!

Şimdi onları yolcu ettim. Kramp giren baldırımı gerdirmeye çalışıp kafamı dinlemekteyim. Pilim de şarj olursa deymeyin keyfime.





Cep telefonumdaki bir kaç kareyi paylaşayım bu arada.

Yanınıza sandviçinizi içeceğinizi ve fotoğraf makinanızı alıp gidin anacım. Yağlı boya bir tablonun içindeymişsiniz gibi hissedeceksiniz.

Ama İstanbul'dan günübirlik yapmak pek yorucu, siz bir gece kalmalı gidin, bungalovlar var içerde.

Bir de pazar öğleden itibaren pek kalabalık oluyor,  doğada kaybolmak istiyorum diyorsanız daha sakin bir gün seçin.

Ben ilk defa kalabalıktan çok sıkılmadım, haberi olmadan bana poz veren bir çok insanı keyifle çektim çünkü  .

İşte böyle.

Hepinize günaydın.

Ruhunuzu dinlendirip kendinize geldiğiniz büyüleyici bir haftaya açılsın sabahınız :)

5 Kasım 2016 Cumartesi

Harika Bir Anne miyim? Ha ha ha ha :)

Normal doğurmak çok istemiştim. Metehan dokuz buçuk ay sonunda hâlâ çıkmaya niyetli olmayınca doktorum rest çekti ya sezaryen yaparım ya da kendine yeni doktor bul diyerek. Haklıydı tabi kadın, paşa paşa sezaryen oldum.



Akşam doğurup sabah hastaneden çıktım. Gelenlere kapı açtım.

Emzirmek çok istemiştim. Dört kilo iki yüz gram doğurduğum çocuklarıma sütüm yetmedi. Metos on beş gün uyumadıktan ve ben on beş günde normal kiloma döndükten sonra bir mama yaptım çocuğuma,ilk defa uyudu. Zavallım açmış. Biberonla mama içti diye memeyi de bırakmadı. Keyif kahvesi gibi aldı. ama bir buçuk ay. Safrakesesi ameliyatı olmam gerekti, döndüğümde süt müt hak getire. Bilgiç'i günde yirmi dört saat emzirdim. Yanımda çektikçe süt gelir diyen olursa çok pis yaparım. İki ay sonunda pes edip mamaya geçtim. Dört aylıktı o da istemedi memeyi.


Olmadı. Bol miktarda mamalara para harcamış olduğumuz dışında kaybettiğimiz çok büyük bir şey de olmadı. Oldukça sağlıklı büyüdü çocuklarım.



Yoğurt mayalayıp sütçü sütü peşinde koşmadım. Bilgiç zaten direk bizim yemeklerden yedi, bebek maması gibi yemekleri ağzına sürmedi. Yemek konusundaki yegâne takıntım her gün sulu bir yemek yemeleriydi.



Fast food restoranlardan kaçmadım. Oturup benimle hamburgerleri götürdüler. Bilgiç ilkokula gidene kadar sebze yemeklerini robotta çekip verdim. Çiğnemesinde sorun yoktu et yerken, sebzeleri de öyle yesin dedim. Pırasa, semiz otu ne varsa püre yaptım.


Çay pek içirmemeye çalıştım. Kahve zaten bizim evde yüzüne bakılan bir şey değil. Biri çaycı biri kahveci kesildi başıma :)

Bahçede bisküvi yerken yere bırakıp sonra alıp yemeye devam ettiler. Aman hijyen falan diye aklımı yemedim. Aksine küçükken ne kadar çok mikropla tanışsalar iyi olur diye düşündüm.

Evim hiçbir zaman çok sıcak olmadı.


Kar kış her gün dışarı çıktık. Onlar da nezle oldular. Olsunlar,napalım.


Aynı odada aynı yatakta hiç yatmadım. Ayağımda sallamadım. Kendilerini sevgisiz hissettiklerini de sanmıyorum.  Her ağladıklarında yanlarına koştum, sakinleştirdim ve muhakkak uykuya dalmadan yanlarından ayrıldım. Bazen onlarca defa peşpeşe yaptım bunu. Bırak ağlasın demedim çünkü ilk aylarda çocukta güven duygusu gelişmesi için ağlar ağlamaz yanında olmalısın. Ama yanımda yatsın da demedim :)


Gördüğünüz gibi hiçbirşeyi ideal olarak yapmadım.

Çocuklar da telef olmadı.

Derin bir nefes alıp keyifle büyütün çocuklarınızı,  tabii ki en idealini düşünün ama olmuyorsa da olmuyordur,  kendinizi yiyip bitirmeyin anacım :D




Eskiye Rağbet Olsa.. Ah Keşke Olsa...


Modern ve harika evleri kaçırmamamızı söyleyen reklâmlara rastladıkça içim acıyor. Sizin modern, harika dediğiniz evlerin karınca yuvasından farkı yok diye söyleniyorum kendi kendime.


Gözünü seveyim eski evlerin. Yıkıldı yıkılacak hallerine bile hayranım.


Biz nasıl zerafeti, güzelliği ve sıcaklığı bırakıp kibrit kutularını üstüste dizer hale geldik.


Üçüncü katta bahçe keyfi diye yeşil halı üzerine bir bank ve plastik bitkiye tav olup dalga mı geçiyorsun benimle demeden gidip oralara yerleştik...

En büyük hayalim kendime bir köy kurmak. Teknolojiden faydalanıp eskinin güzelini bozmadan. Kocaman bahçeli evleri, tarlaları, hayvanlarıyla. Çocukların mutlulukla gittiği okullarıyla. Sineması,tiyatrosu güzel sanatlarıyla. Yeşilliğin içinde,  kendine yeten bir köy. Turistlere de evleri olacak. Gelenler ister bahçeden toplayacak meyvesini sebzesini ister sadece çardak altında çayını yudumlayacak. İşte öyle birşey...

Bu da benim hayal mimim olsun bir taraftan.

Hepinize günaydın.

Hayallerinize bir adım daha ulaştığınız güzel bir güne açılsın sabahınız.

4 Kasım 2016 Cuma

Bir Saat Ekstradan Uyumuşum, Ha Ha Ha


Sabah saatin alarmını açmayı unuttuğumdan servisin araması ile uyandım. Bigiç on dakikada evden çıkmayı başardı, büyümüş benim oğlum.


Metos kahvaltısını edip hızla yola koyuldu. Can sekiz buçukta kalkacaktı ama hengâmede o da uyandı :)


Ben şimdi güzel bir film açıp karşısında ütü yaptıktan sonra kitabımı alıp bit köşeye kıvrılmayı planlıyorum.


Herkese günaydın.

Derin bir nefes alın. Bugün Yaşasın Cuma, sakın unutmayın :)

3 Kasım 2016 Perşembe

Hadi Gel Bu Akşam Masal Alemine Dalalım


Çatıdaki pencere bizim odamız olsun. Duvarlarında posterler, yerde minderler. Ah ilk gençliğimize dönelim bütün pervasızlığımızla.

Kapıdaki karavana atlayıp küçük maceralara çıkalım. Yeşilin arasında küçük bir kahkaha gibi dolaşalım.


Çok yorulduğumuzda dinlenelim şu bankta. Bir simit bir parça peynir. Çiçeklerin arasında mükellef bir sofra oluverir.


Bu masal evlerde yaşayanlar  acaba farkındalar mı çitlerin dışından nasıl göründüklerinin?


Günün ışıkları alçalırken gölgeler uzar. Hayat kısa, dünya güzel, doğa huzur dolu, herkese yetecek kadar yer var.  Bir görse insanlar..


Ah mutlu masallar daha mı hüzün veriyor ne?


Hayatın güzel sürprizlerle dolu olduğunu unutmayalım yine de..

Gökten üç elma düşsün. Biri sana biri bana biri de hiç umudu kalmayana...

Not: Fotoğrafları Can Zürih'te çekmiş.
Not2: Hepsinde bir Dido şarkısı gizli :)

Hiç Aklımdan Çıkmıyor ki.

Ülkenin en başarılı olan çocuklarının gittiği okulun ( En zengin  en aristokrat falan değil bak, ülkemin her yanından her yöresinden, çok çalışmış çocukların gittiği) vakti zamanında sınavla alınan öğretmenleri bir kalemde tayin istemeye zorlanmış. Bu öğretmenler senelerini bu okullara vermiş öğretmenler.

Haydi bunu geçtim diyelim. Tayini normal zamanında da bildirilmemiş  ,sene başlamış,okul açılmış, o hafta bir sabah haber verilmiş.

Bu öğrenciler daha derslere başlayıp okula alışırken ne olduğunu anlayamamış.

Bu öğretmenler bir anda istek bile yapamadan bir yerlere yollanmış. Evleri  ,kurulu düzenleri hiçe sayılmış. Çocukları   onların okulları hep ayarlanmış, yeni bir sene için en uygun düzen kurulmuşken bir anda -meselâ Kadıköy yerine Şile 'de bulmuş kendisini  .

Sorarım sana, şimdi bu öğretmenlerden diğer okullar da faydalansın diyen bir kişi böyle mi yapar?  Okul açıldıktan sonra yapılan bir düzenleme iyi niyetli olabilir mi? Yollarda enerjisini tüketen, hukuksuz bir şekilde tayini çıkan küskün bir öğretmenden ne bekleyebilirsin?

Yeni gelen öğretmenlere bakarsak. Onların da düzenleri bir anda bozulmuş. Üstelik bu okullara gelmekle fazladan para kazanılmıyor fazladan çalışılıyor yalnızca. Üstelik kimisinin yabancı dili yeterli değil.  Hiçbiri gidenler gibi sınava tabi olmadı. Hiçbiri kesin tayinle gelmedi. Müdürün onayı halinde kesinleşecek bu tayinlere kadar ne kadar kendisi olur ne kadar bağımlı olur?

Peki bunun seninle alakası ne?

Pek yakında çocukların gitmek için can attıkları devlet okulu kalmayınca,  Erzurum'dan, Artvin'den parasız yatılı gönderebileceğin güzel yerler olmayınca, nerelere gideceksin?

Haydi çocuğun çalışkan, burs kazanır özel okur diyorsun,  neden ülkemin güzel devlet okulları, kurulu düzenleri  harika başarılara imza atan öğretmenleri varken bu şansın elinden alınıyor ki?  Neden ülkemin bir sürü standartların altında zor şartlarda eğitim yapmaya çalışan okulları iyileştirilmeye çalışılmıyor da güzellere el atılıyor ki?

Hele bir de teog sınavı olmadan mülakatla almaya başlasınlar, bak gör o zaman ağzınla kuş tutsa çocuğun o okullara giremez artık. Bir çocuğa  adil bir ortam veremezsen ondan çalışma bekleyemezsin de. Neden çok çalışarak bir şey elde edemeyeceğini görünce çalışsın ki?



1 Kasım 2016 Salı

Oyuncakları Toplarken


Minik misafirlerimizin keyifle oynadıkları oyuncakları yerlerine kaldırırken oğluşlarımla oynadığım günleri hatırlayıp hüzünlendim.

Bir sürü sahne geldi gözümün önüne.

Bu arabaların ismi dede arabaları.  Aslında çoğunu anneanneleri almıştır ama ismi dede arabaları kaldı ilk alınan paketten dolayı.


İşte bu arabanın da içinde olduğu paket.

Dedeleri çocuklarıma oyuncak alamadı hiç. Kendisi harika oyuncak yapardı.  Bana ahşap barbi evi, Kürşad'a uzaktan kumandalı otobüs.  Hep çocuklarıma da yapmasını istemiştim,kısmet değilmiş.

Neyse,  bir gün markete gittiğinde -ki pek ender bir durumdu bu- orada gördüğü araba setini Kürşad'a, seni seviyorum yazan kalp taşıyan peluş ayıyı da bana almış babam. Biz o zaman büyümüştük ama çok sevmiştik hediyelerimizi. Şimdi düşünüyorum da sanırım onları görünce benim şu anki duygularımı hissetmişti belki de :)

O arabalar paketinde duruyordu. Derken Metehan oyun yaşına geldi  artık yanımızda olmayan dedesinden kalan bu hatıra arabalar onun oldu.

İşte oğlumun ilk arabaları dede arabasıydı. o yüzden isimleri öyle kaldı.

Artık şu kutuyu yerine kaldırayım. Ve kaldırırken teşekkür de edeyim sessizce bana hatırlattığı güzellikler için.

Hepinize günaydın.

İleride içinizi sıcacık yapan hatıralar yaratacağınız bir güne açılsın sabahınız.