Şimdiki halimle bir alâkası yok ama bir zamanlar ben banka müfettişiydim. He valla.
Üç sene süren eğitim ve sınavların sonunda tam müfettiş olduğum sırada evlendim. Tabi benim işim Istanbul'da, Can ve evimiz Izmir'de olunca Izmir'deki bütün şube teftişlerine beni gönderiyorlardı sağolsunlar.
Ve fakat arada olayı o kadar abartıyorlardı ki.
Izmir'de bir şubede işim başımdan aşkın uğraşıyorken telefon çalar..
-Alo.
-Handan Hanım ... Bey' bağlıyorum.
-Tamam
-Merhaba Handan
- Merhaba üstad
- Orada bir firmanın birşeyi gerekiyor, onları arayıp söylemeni istiyorum.
-(Allah allah, ben niye buradan arıyorum, beni arayana kadar onları arasaydınız ya diye bağıran bir iç ses..) Tabi üstad.
Bu da nereden geldi şimdi aklıma hiç bilmiyorum valla. Ama epeydir bir anı köşesi yapmak istiyordum, böylece açılışı yapmış oldum :)
Bak bir de şunu anlatayım.
Teftişteki ilk günüm, şubedeyim. Yanımdaki üstad "Yeşil kalemin var mı?"diye sorduğunda ona manasızca baktım. Ne bileyim müfettişler -ve bankada sadece onlar- yeşil kalem kullanırlarmış meğer. Sonraları pek haşır neşir oldum tabi yeşil kalemlerle.
7 Mart 2013 Perşembe
Derin Yeşil
"Anne?" Merakı iyice artmıştı. "Eğer bir kuyuya bozuk para atıp dilek tutacak olsaydın , ne dilerdin?"
"Nereden çıktı bu? Hayatımda hiç öyle birşey yapmadım, ne bileyim?"
"Elbette yapmamışsındır, öyle ya. Hayatta coşkuyla ilerleyip, kendi dileklerini kendin gerçekleştirmekle meşgulsün çünkü."
Ryan annesine yorgun bir gururla baktı.
Hayatta coşkuyla ilerleyip kendi dileklerimizi kendimizin gerçekleştirmesini diliyorum hepimize :)
6 Mart 2013 Çarşamba
Yorum Yok...
Meselâ ben eskiden kendisini yere atmış tepinen çocuklar gördüğümde ister istemez ailelerini suçluyordum . Sonra ne oldu ? Benim oğlum onu tutan annesinin ellerinin ve paltosunun arasından sıyrılıp kendini yerlere atmayı başardığında vazgeçtim bu düşüncemden tabi... Beyefendi hiçbir isteğine bu şekilde nail olamamıştı ama bu onu kendini yere atmaktan alıkoymuyordu .
Meselâ ben yanımda güzel güzel duran, her dediğim açıklamayı anlayan çocuğumu gördükçe pek matah bir anne zannediyordum kendimi. Bir kaç sene sonra beni hiç umursamadan giden bir çocuğun ardından saç baş dağılmış vaziyette bağrınıp bütün karizmayı yerle bir edince bu olayda benim rolümün pek küçük olduğunu idrak ettim.
Meselâ ben, güzel güzel açıklayınca, hadi o da geçsin, en azından söylediklerim başlarına gelince dediklerim dikkate alınır diye düşünüyordum. Ne kadar tırnaklarının altında iltihaplar toplanıp dolamalar çıksa da hâlâ "Ellerinizi yıkayın" söylemi olmadan kimsenin gidip el yıkadığı falan yok ve peşinden "Sabunlaaa.." diye höykürmezsem sabuna el süren de yok...
Meselâ ben çocuklarını hiçbir şeyle korkutmazsan onlar da bir şeyden korkmaz sanıyordum. Ne öcü, ne kedi köpek, ne doktor ne bir şey, ağzımdan bir tane bile korkutma sözcüğü geçmemiş bir anne olmakla övünmekle birlikte akşamları dişini fırçalamaya yalnız başına gidemeyen çocuğuma lâf anlatmakla uğraşıyorum sürekli. Banyonun kapısı da hani neredeyse oturduğumuz odaya bakıyor, durum o derece vahim yani :(
İşte 14 yıllık anneliğim sonunda artık gıkımı çıkartmıyorum, hiç yorum yapmamaya çalışıyorum.
Bu benim de başıma gelmesin diye dua ediyorum o kadar...
Meselâ ben yanımda güzel güzel duran, her dediğim açıklamayı anlayan çocuğumu gördükçe pek matah bir anne zannediyordum kendimi. Bir kaç sene sonra beni hiç umursamadan giden bir çocuğun ardından saç baş dağılmış vaziyette bağrınıp bütün karizmayı yerle bir edince bu olayda benim rolümün pek küçük olduğunu idrak ettim.
Meselâ ben, güzel güzel açıklayınca, hadi o da geçsin, en azından söylediklerim başlarına gelince dediklerim dikkate alınır diye düşünüyordum. Ne kadar tırnaklarının altında iltihaplar toplanıp dolamalar çıksa da hâlâ "Ellerinizi yıkayın" söylemi olmadan kimsenin gidip el yıkadığı falan yok ve peşinden "Sabunlaaa.." diye höykürmezsem sabuna el süren de yok...
Meselâ ben çocuklarını hiçbir şeyle korkutmazsan onlar da bir şeyden korkmaz sanıyordum. Ne öcü, ne kedi köpek, ne doktor ne bir şey, ağzımdan bir tane bile korkutma sözcüğü geçmemiş bir anne olmakla övünmekle birlikte akşamları dişini fırçalamaya yalnız başına gidemeyen çocuğuma lâf anlatmakla uğraşıyorum sürekli. Banyonun kapısı da hani neredeyse oturduğumuz odaya bakıyor, durum o derece vahim yani :(
İşte 14 yıllık anneliğim sonunda artık gıkımı çıkartmıyorum, hiç yorum yapmamaya çalışıyorum.
Bu benim de başıma gelmesin diye dua ediyorum o kadar...
◘
Nihayet yükleyebildim bu slayt gösterisini... Aslında büyük ve net bir şekilde yapmıştım ama tabii ki o yüklenemedi, bu küçük halini paylaşıyorum sizinle.
Bu şarkı son günlerde en çok sevdiğim şarkılardan birisi. Tekrar tekrar dinliyorum. Müziği de sözleri de çok güzel ..
Şurada sözlerini ve çevirisini bulabilirsiniz...
Şimşek fotoğrafları Can'ın objektifinden. Belki hatırlayanlarınız olur bir Erdek tatilinde havai şimşek gösterisi yaşamıştık. (Tıkınız)
Neyse uzatmayayım, beş dakikanız varsa eğer fotoğraf ve müziğe bırakın kendinizi :)
Bu şarkı son günlerde en çok sevdiğim şarkılardan birisi. Tekrar tekrar dinliyorum. Müziği de sözleri de çok güzel ..
Şurada sözlerini ve çevirisini bulabilirsiniz...
Şimşek fotoğrafları Can'ın objektifinden. Belki hatırlayanlarınız olur bir Erdek tatilinde havai şimşek gösterisi yaşamıştık. (Tıkınız)
Neyse uzatmayayım, beş dakikanız varsa eğer fotoğraf ve müziğe bırakın kendinizi :)
5 Mart 2013 Salı
*~*~~**~~*~*
Sen de birisinin mucizesini gerçekleştirebilirsin aslında
Apartmana yeni taşınan birisine kek yapıp götürebilirsin meselâ
Bilirsin
Insana o en yorgun anında nasıl güzel gelir kekin kokusu
Hasta olduğunu bildiğin bir arkadaşına
Birşey istersen çekinme söyle demeyip
En sevdiği çorbayı pişirebilirsin meselâ
Taze ekmek de alıp yanına verebilirsin
Bilirsin
Insan hastayken canı hiçbir şey istemez
Ama sımsıcak bir yemek gelince önüne ne güzel olur
Bahçenin çimlerini biçerken güneşten yanmış görevliye bir bardak buz gibi içecek ikram edebilirsin
Ne bileyim her sabah rastladığın yaşlı teyzeye günaydın diyebilirsin gülümsemeyi unutmadan
Sana çay getiren çaycıya teşekkür edebilirsin gözünün içine bakarak
Çok fazla birşey değil aslında
Hayat kurtarmak gibi, önemli birşeyler icat etmek gibi kocaman olması gerekmez ama
Topladığın bir buket çiçek yeter bazen
Içten bir telefon
Yolladığın bir kart
Hatırladığın bir doğumgünü
Sen de birisinin mucizesi olabilirsin
Unutma.
Apartmana yeni taşınan birisine kek yapıp götürebilirsin meselâ
Bilirsin
Insana o en yorgun anında nasıl güzel gelir kekin kokusu
Hasta olduğunu bildiğin bir arkadaşına
Birşey istersen çekinme söyle demeyip
En sevdiği çorbayı pişirebilirsin meselâ
Taze ekmek de alıp yanına verebilirsin
Bilirsin
Insan hastayken canı hiçbir şey istemez
Ama sımsıcak bir yemek gelince önüne ne güzel olur
Bahçenin çimlerini biçerken güneşten yanmış görevliye bir bardak buz gibi içecek ikram edebilirsin
Ne bileyim her sabah rastladığın yaşlı teyzeye günaydın diyebilirsin gülümsemeyi unutmadan
Sana çay getiren çaycıya teşekkür edebilirsin gözünün içine bakarak
Çok fazla birşey değil aslında
Hayat kurtarmak gibi, önemli birşeyler icat etmek gibi kocaman olması gerekmez ama
Topladığın bir buket çiçek yeter bazen
Içten bir telefon
Yolladığın bir kart
Hatırladığın bir doğumgünü
Sen de birisinin mucizesi olabilirsin
Unutma.
Zaman Zaman Şöyle Bir Ruh Halinde Olabiliyorum
-Issız bir adaya düşsen yanına ne alırsın Handan?
-Başka hiçbir şey istemem dostum, başka hiçbir şey istemem...
:)
-Başka hiçbir şey istemem dostum, başka hiçbir şey istemem...
:)
2 Mart 2013 Cumartesi
Bahar Gelmiş :)
Not :Bir daha tomurcuk fotoğrafı çekmek için manuel fokus yapabildiğim diğer makinamı götürmem gerektiğini iyice anlamış bulunmaktayım. Bununla netlik ayarı yapılmıyor bir türlü. Bir takla atmadığım kaldı ama ancak bu kadar oldu....
1 Mart 2013 Cuma
Demek ki Neymiş
Fotoğraf makinasının pilini görmeden paçaları sıvamayacaksınmış.
Sevgili Bilgiç oğlum şu sıralar lego filmleri çekmekle meşgul olduğundan pilini bitirmiş makinanın. Tabi bunu son anda fark ettim. Sonrasında okulun kapısının önünde işe yaramayan makinam ve ben yarım saat çocukların çıkmasını bekledik. Pek verimli bir gün olmadı yani :)
Neyse elimizdekilerle yetinelim şimdilik.
Papatyalar açmış bile her tarafta.
Su damlacıkları neden her baktığından mutluluk verir ki insana acaba :)
Sitemizin yıkılıp da yerini kocaman manasız binalara dönüşmesinden çok korkuyorum, İstanbul'un ortasında kapıdan içeri girer girmez boyut değiştiriyorsunuz. Keşke insanların gözünü hırs bürümüş olmasa...
Kimi dallar yavaş yavaş çiçeklenmeye başlamış. Aslından boydan boya çiçeklenenler de var ama pilim yetmedi oralara :)
Keyif yapıyor birileri...
Hâlâ sitenin içindeyiz :)
Okul yolundaki bu iki şirin evin muhakkak fotoğrafını çekmem gerekiyordu. Çünkü bu evlerin hepsi satıldığında yıkılıp büyütülüyorlar. Pek fazla kalmadılar bu yüzden. Şu köşedeki benim olabilirdi oysa. Ne güzel yapardım onu ben. (1.200.000 TL civarında oluyor bunların değerleri, hep iş yerlerine satıldıklarından pek pahalılar :( Mısır'daki henüz tanımadığım zengin amcam ölmeden olmaz bir hayal benimkisi :)
Bu da yeni evlerden güzel olan bir tanesi.
Sokakta yürümeye devam. Her sabah bu sokaktan okula götürürken çocukları şükrediyorum böylesi güzel bir yolum olduğu için. Her sabah...
Bahar dalları coşmuş..
Mimozalar da öyle.
Bu ev de satılıkmış, mavisi ve pembesiyle pek hoş duruyor doğrusu :)
İşte buraya kadar gelebildim. Daha başka bir güne kaldı devamı artık :)
Sevgili Bilgiç oğlum şu sıralar lego filmleri çekmekle meşgul olduğundan pilini bitirmiş makinanın. Tabi bunu son anda fark ettim. Sonrasında okulun kapısının önünde işe yaramayan makinam ve ben yarım saat çocukların çıkmasını bekledik. Pek verimli bir gün olmadı yani :)
Neyse elimizdekilerle yetinelim şimdilik.
Papatyalar açmış bile her tarafta.
Su damlacıkları neden her baktığından mutluluk verir ki insana acaba :)
Sitemizin yıkılıp da yerini kocaman manasız binalara dönüşmesinden çok korkuyorum, İstanbul'un ortasında kapıdan içeri girer girmez boyut değiştiriyorsunuz. Keşke insanların gözünü hırs bürümüş olmasa...
Kimi dallar yavaş yavaş çiçeklenmeye başlamış. Aslından boydan boya çiçeklenenler de var ama pilim yetmedi oralara :)
Keyif yapıyor birileri...
Hâlâ sitenin içindeyiz :)
Okul yolundaki bu iki şirin evin muhakkak fotoğrafını çekmem gerekiyordu. Çünkü bu evlerin hepsi satıldığında yıkılıp büyütülüyorlar. Pek fazla kalmadılar bu yüzden. Şu köşedeki benim olabilirdi oysa. Ne güzel yapardım onu ben. (1.200.000 TL civarında oluyor bunların değerleri, hep iş yerlerine satıldıklarından pek pahalılar :( Mısır'daki henüz tanımadığım zengin amcam ölmeden olmaz bir hayal benimkisi :)
Bu da yeni evlerden güzel olan bir tanesi.
Sokakta yürümeye devam. Her sabah bu sokaktan okula götürürken çocukları şükrediyorum böylesi güzel bir yolum olduğu için. Her sabah...
Bahar dalları coşmuş..
Mimozalar da öyle.
Bu ev de satılıkmış, mavisi ve pembesiyle pek hoş duruyor doğrusu :)
İşte buraya kadar gelebildim. Daha başka bir güne kaldı devamı artık :)
Soğuk ve Güneşli
Hava tam benlik:) Daha ilk gününden mart, asıl kış şubat değil benim dercesine buz gibi. Ama güneş var ya güneş... Dışarı çağırıyor.
Fotoğraf makinamı alıp kendi mahallemde turistlik yapmaya gidiyorum :)
Bakalım neler yakalanacak objektifime :)
Fotoğraf makinamı alıp kendi mahallemde turistlik yapmaya gidiyorum :)
Bakalım neler yakalanacak objektifime :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



