İnsan oturduğu yerden düşünüp duruyor haliyle. Bakıyor, görüyor, sinirleniyor, kimilerine dua kimilerine beddua ediyor.
Ağzımı açasım gelmedi.
Neye üzüleceğimi de bilemedim, ölenlere mi ,kalanlara mı , pisi pisine , göz göre göre yapılan ya da yapılmayanlara mı, kaybolan şehirlere, tarihe, güzelliklere mi, korkuyla bakan diğer canlara mı, en çok da çocuklara mı ?
İlk haftanın çaresizliği geride kalırken önümüzde yapılması gerekenlerin çokluğuna baktım. Bunca beceriksizlikle nasıl yapılacak bu işler dedim. Malum daha yeni bir ev yapmaya çalışıp nasıl şalap şulup işlerle, sıkıntı yoklarla, hasır altına sürülüp ne kadarını yapmasak kaç lira kurtarırız zihniyetiyle uğraştık.
Deprem bölgesinde yaşayan biri olarak eve bir daha baktım. Daha sabitlenecek mobilyalar var. Nereye kendimizi atsak diye göz gezdirdim. Alt katlardayız, o alt katlar hep yok oluyorlar . Sokağa çıkmalı becerebiliyorsak diye düşündüm. Hatta balkona merdiven mi koysam dedim. Ama bütün apartmanlarda olduğu gibi bizim apartmanın da zemin katı küçük, benim camlarımının hepsi dışarı çıkıntı, altları boş. Çok cam yanında da durmamak lazım gibi geldi. Deprem çantamız Bilgehan'ın yatağının altında ama kim aklına gelip oradan alır onu bilemedim. Herkesin yatağının yanına su şişesi ve düdük koysam daha manalı belki de . Bir de yatarken telefonumu salonda bırakıyorum hep. Yatmadan şarj edip kapatıp yanıma almak daha akıllıca olabilir. Ama asıl karavana gidip onun içindekileri kontrol edeyim dedim. Sitedekilere inat hâlâ bahçede tuttuğumuz Sincapımızı alırken depremi de düşünmüştük. Su doldurayım, yedek kıyafet koyayım, kuru bakliyat falan ekleyeyim. Sonra tüplerini doldurayım. Hatta evdeki küçük tüpü yeni almıştım, onu da oraya götüreyim dedim. Zaten yedek şarj aletlerimiz orada . Elektriği var. Deposunu da boş tutmak yerine dolu tutmak daha mantıklı olabilir .
Başka ne yapabilirim ki ?
Birilerinin deprem senaryosuna hazır olduğunu umud etmekten başka. Tek tesellim annemin de kardeşimin de bizim de evlerimizin yüksek katlı olmaması. Bu ev meselâ gecekondu gibi olmasına rağmen duvarlarında tek çatlak yoktu, çivi çakmak için canımız çıkıyor.
Şans meselesi de aynı zamanda tabi ama insan kafasında plânlarsa en azından o şok ânında otomatiğe bağlar ,işe yarar.
Çok şeyler düşündüm , çok.
Küçücük çocuklar yıkıntılardan kurtarılırken, zaten hiç tanımadıkları adamların arasındalar, öyle hep birlikte Tekbir diye bağırmak korkutmaz mı onları, her ezan okunduğunda içleri titremez mi diye düşündüm .
İlk günlerde elektrikli ısıtıcı niye istiyorlar ki soba , küçük tüp falan daha mantıklı değil mi, elektrik yoktur ki oralarda diye düşündüm.
Geçen ay ihtiyaç sahiplerine diye ayırdığım kıyafetleri gönderdim ama ilk aşamada gönderilenler çok olur, biraz durup bekleyeyim de bizim balık hafızalar devreye girince neler yapabileceğime bakayım diye düşündüm.
Okullar neden kapatılıyor yine, başka hiç yer yok mu öğrenci yurtlarından başka, gençler yeterince çekmediler mi online eğitimden diye düşündüm .
Yazmadım o sırada, çok üzüldüm diye ortaya atılıp asıl önemli yazışmaların arasına dalmayayım diye düşündüm. Niye hepimiz üzüldüğümüzü yüksek sesle belirtmek zorundayız, söylemeyince üzülmemiş mi oluyoruz diye düşündüm.
İnsanların ölesiye dövülmeleri mantıklı mı, o kargaşa da masum birilerini nasıl koruyacağız diye düşündüm.
İşte böyle.
Yine yazasım yoktu, Metehan niye yazmıyorsun anne deyince silkeledim kendimi.
Kayıpları olan bütün arkadaşlarıma sabır diliyorum. Bir varmış bir yokmuş yaşam. Yanımızda kalanlara sarılalım kocaman. Bizi ancak o sevgi sağaltır.