Efendim bendeniz otuz küsür yaşımda ilk defa kayakla karşılaştım. Kamptayız Can'ın devre arkadaşı Sabri, gel sabah sana öğreteyim ben dedi. Metos iki yaşında falan o uyanmadan gidip bi öğrenip dönücem yani :) Sabah erkenden telesiyej de çalışmıyor kayağı yüklenip dik bir yokuşu çıkıp oracıkta derslere başladık.
Kayak yapanlar bilir. Azap mıı keyif mi hâlâ karar verebilmiş değilim. Giyinme faslı ve ayağını saran beton gibi ayakkabılarla yürümesi falan tam eziyet. E kendi malzememiz de olmadığına göre kan ter içinde ayağına tam oturan bir ayakkabı denersin. Tam oturma kısmı çok önemli, biraz bile küçük ya da bir milim büyük olsa kaymak zor. Bizim kayak yerinde bir de ayakkabı giydikten sonra merdiven çıkmamız gerekiyordu ki tam evlere şenlik. Yani ayağını betona gömdüler dizine kadar sen de o şekilde yürüyorsun daracık merdivende kıvrılmayan bileğinle komik hareketler eşliğinde aşağı kadar yuvarlanma korkusuyla ilerliyorsun. Allah o ayak bileğini bi sebeple yarattı her halde di mi :)
Neyse ne azim varsa bende, sanırım izlerken gaza geldim, kan ter içinde tırmanıp kayma dersine başladım. Sabri de olup olabilecek en iyi öğretmen, bir rahat bir rahat.
Kar sapanı diye bişey var arkadaşlar, sanırım bacağı çarpık olanlar intikam amacıyla icad etmiş. Ayakları açıp dizleri büküp böööle abuk bi şekilde kayakların önü bitişik aşağı doğru iniyosun. Bakınız üstteki resim.
Eee, ben televizyonda böyle spastik tipler görmüyordum ki onlar pek havalıydılar.
Neyse, bizim kayak yerinin bir özelliği de en son yokuşun en dik olması. E telesiyej daha açılmamış tepeye kadar yürüyecek halimiz yok, o dik yerde bacakları yamultarak inmeye çalışıyorum, düşüyorum tabi. Aslen kayakla düşmek kötü değil de kalkmak fena. Yılda bir defa kar görüp kayıcam diyen yurdum kadını bir anda atletik olup ayağa kalkamıyor tabe. Kaldı ki ben o aralar aerobik yapıyordum (Ay yeni nesil bu efsanevi sporu da bilmez şimde, gugulla anacım uğraştırma beni :) esnektim güya ama düşünce kayak çıkmadan kalkamıyorsun. Kayak zor çıkıyor. Haydi çıkarttın bunun bir de yokuşta dururken yeniden düşmeden giymesi var.
E dedim ben akıl kârı iş değil diye :)
En sonunda düşmeden o yokuşu inebildim, mutlulukla durdum. Sanırsın yeni bi element falan buldum, gururluyum :) Derken fark ettim ki durduğum yer dümdüz değil, benim kayakların önü açılmış bacaklarım yavaş yavaş birbirinin ters yönüne gitmekte. Gidiyor. Gidiyor. Yere bir karış kaldı. Bak dediğim gibi esnekmişim o ara ama balerin de değilim. Bir yere bir bacaklarıma bakıyorum, derken içimdeki ses Handan bişey yap bu şekilde daha fazla devam edemez senin vücudun dedi ki ben de kendimi öne attım.
Kuş bakışı halim şu çizdiğim sanat harikası gibiydi. Ve takdir edeceğiniz üzere bu şekilde düşmeyi başarırsa bir insan ölene kadar o şekilde kalabilir.
Neyse ki yalnız değildim. Gerçi beni izlemekte olup olaya müdahale etmeyen kayak hocama çemkirmesem daha ne kadar yatacaktım bilmiyorum. Bir de iyi ki fotoğraflı cep telefonları instagramlar felan yoktu. Vallahi fenomen olurdum :D
İşte böyle sevgili arkadaşlarım. Bugün Allahüekber Dağının zirvesinden aşağı yarım saat kayarken kendi kendime dedim bak Handan nerdeen nereye.
Ay kaydım dediysem hâlâ kar sapanından halliceyim ama bulaşmayın anacım taam mı :)
Hem şu anda sürahi nine gibi yürüyüp ah uhlarla oturup kalktığımı da söylemiycem işte :)