6 Nisan 2020 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Bugün de açık hava müzesi görmeye gidelim. Caponya'ya :) İlk gittiğimiz açık hava folklorik ev müzesi buydu. Sonra Oslo'dakine gittik. Bir de Stokholm'dakine. Stokholm'daki  bu müzelerin ilkiymiş. Nitekim bilahare Nils Holgersson'un Serüvenleri'ni okurken bu müzeden bahsedildiğini gördüğümde şaşırdım. Kitap 1906 da yazılmıştı. Ama konumuz o müze değil :D Haha onu merak edenler sağdaki etiketlerden Stokholm'ü tıklasınlar. Biz Tokyo'yo gidiyoruzzz.

14 Temmuz 2017 Cuma

Açık Hava Folklorik Evler Müzesi (Tokyo, 2. Gün)

Bu müzeyi nasıl keşfettim bilmiyorum ama internette ilk rastladığım an bayıldım.

Tam benlik :)

Metroya binip aktarma yapmamız gerekmesi bile gözümü korkutup gitmekten vazgeçirmedi.

Baktık o gün yağmur gözükmüyor, ikinci gün hemen orayı görelim dedik. Hoş otele ilk giderken yağan yağmur dışında bir daha da yağmur görmedik ama bunu o sırada bilmiyorduk tabi :)

Londra'da da hiç yağmamıştı, ballıyımdır, söylemiş miydim :) Metehan kendisinden dolayı olduğunu söylüyor. Kanada'da da bile kış çok soğuk geçmemiş o gittiğinde . (Yani eksi kırkı bir kaç defa gördüler , ne ülke ama :)

Konuyu dağıttım. Topluyorum.

Burası şehir dışında bir kasabada.  Trenle indi bindi yaklaşık bir saat uzaklıkta. Büyük bir yeşil alan içine kurulu 23 tane  evden oluşuyor. Evler orjinal eski evler. Kendi bölgelerinden alınıp buraya kurulmuşlar.

O sıcak havada ağaçların arasındaki patikalarda yürüyüp evleri dolaşmak çok güzeldi.Havada karadeniz bölgesi kokusu vardı, memleketime gitmiş gibi oldum :)

Her bir evin nereden geldiği, kimlere ait olduğu, o ailenin geçimini nasıl sağladığı hakkında uzun bilgiler vardı. Tam ortadaki restoran da hayalimizdeki gibi yere oturup  geleneksel şekilde yediğimiz ve çok lezzetli soğuk sıcak noddle yapan harika bir yerdi :)

Artık ben susayım, siz yola koyulun yavaş yavaş..





Sandalyeye gerçekten güldüm :)




Burasının ne olduğunu kimler hatırlıyor ? Masanın üzerindeki alet ipucu  :)




Mutfağa bir el atayım ev sahibine yardım olsun :)


Kuzinenin büyükannesi :)





İşte yeni yerleştirilmekte olan bir ev. harıl harıl çalışıyorlardı.







Tanabata en çok bu ağaca yakıştı bence :)







Bazı evlerde yine gönüllüler vardı. Kimi rehberlik ediyordu kimisi de ocağı yanık tutuyordu. Bu evdekiler ingilizce bilmediklerinden karşılıklı gülümseyerek oturduk bir müddet. Çok tatlılardı :)


Metos'un ben Japonya'daydım pozu. Bu gezi onun isteği üzerine ayarlandı zaten. Geçen sene anne ben orayı görmeyi çok istiyorum demeseydi benim aklımın ucuna bile gelmezdi oraya gitmek.










Bu ağacın meyvesi çok güzel gözüküyordu. Hemen ağzıma atasım gelmedi değil. Ne olduğunu bilmeyince yenen bir şey  olsaydı burada durmazdı mantığıyla ellemedim tabi :)






Neredeyse sabahtan akşama kadar süren çok güzel bir gezinti oldu.

Akşama bir müze daha sıkıştıracağız ama önce bunun tadını çıkartalım :)

4 Nisan 2020 Cumartesi

Haftasonu, Haftabaşı, Karantina Marantina da Keyfinizi Yerine Getirecek Filmler :)

Beni gülümseten filmleri sizinle paylaşmak istedim. Kimisi çok bilinen filmler olsa da eminim izlemedikleriniz de vardır.

Ben komedi filmleri çok sevmiyorum. Zira gülmüyorum çoğunu izlerken. Bir de en komik filmler listelerinde Ölü Ozanlar Derneği gibi isimler çıkınca şaşırıyorum.

Bu filmler gerçekten güldüklerim. Umarım beğenirsiniz siz de :)

Bu iyiliğimi de unutmayın bak :D











































3 Nisan 2020 Cuma

Bu Sabah


Sabah erkenden uyandım.  Gün içinde yapmam gereken önemli bir işim yoksa erkenden boncuk boncuk bakarım zaten, eğer varsa kaldır beni kaldırabilirsen.

Balkona çıkıp karanfil kokladım. Minik ağaçlarım yapraklanıyor, onlara baktım.


Koltuğuma gömülüp kitabımı bitirdim. Bu fotoğrafı iki gün önce çekmiştim ama,  kitap aynı, kıyafet aynı, ben de hâlâ nane mollayım,  güncel diyebiliriz :)


Yeni kitabımı seçtim. 36 yaşındaki beyin cerrahının akciğer kanseri olduğunu öğrenmesinin ardından yaşadıklarını yazdığı bu kitabı okuken ağlayacağıma eminim.


Keyifsiz, sıkılmış zamanlarımda böyle beni ağlatan filmler,  kitaplar iyi geliyor.


Yapbozun en kolay kısmı bitti, artık gerisi ile ne kadar uğraşırım bakalım :)

Dün akşam Kızıl Serçe'yi izledik. Kesinlikle aşırı derecede 18 yaş üzeri, hele ilk kısımları,  bir de Metos'la izlemeye başlamıştık, en sonunda sen istersen izleme dedim çocuğa. Ailece izlenecek bişey değilmiş. Ama okul kısmı bittikten sonrası oldukça güzel ve sürükleyiciydi. Beğendim.

Bugün tatlı acı soslu tavuk yapmak istiyorum. Hoş malzemelerin çoğu yok, tavuk da sote doğranmış, neye benzer bilmiyorum :)

Sporsuz üçüncü günüm. Çatlama moduna giriyorum sanki. Ruh halimi koruyormuş spor. Yarın başlarım belki. Bugün ilaç ve vitaminlere gömüleceğim. Almıyordum iki gündür,  ilaç içip de kendime gelince divildeyip işlere sarıyorum diye.  Yemeği yapıyorum, bulaşığı yıkıyorum ( bak evelsi gün Metos yıkadı bir sürü tencere, hakkını yemeyeyim) ,  ütü yapıyorum (herkes evde olunca azalan tek işim ütü oldu gerçi :), alışverişleri yerleştiriyor, evi siliyorum. Pencere silmeye kalkışmadığım sürece (bu yağmurda beyhude bir çaba olduğundan henüz niyetim yok) zaten vitamin de alsam yapacağım daha fazla bir iş yok sanırım.

Hahaha, üstteki cümleyi okuyup anlayana bravo valla.

Leyla ben yazıyı yayımlamadan gitmişim.

Bu arada balkondaki alış veriş çantalarını yerleştirdim. Balkonları yıkadım. Yağmur ve polenden leş gibi oluyorlar hemen.

Bugün sanki hava biraz kırılmış gibi. En azından rüzgâr yok. Balkona çıkıp otururum belki.

Kuş sesleri geliyor dışarıdan. Serçeler, kargalar, kumrular, baştankaralar, saksağanlar, martılar. Ben yazarken hepsi sırayla seslendiler, bizi unutma der gibi :)

Şükredecek o kadar çok şey var ki.

Çok şükür, çok şükür.

2 Nisan 2020 Perşembe

Kilosal Haller

Benimkinde tabii ki tık yok. Neyse şubat tatili sonrası uğraş didin eylül ayındaki kiloma dönmeyi başardım. Evde durduğum sürece son iki günü saymazsak kalorilere dikkat edip sporumu yapmaya çalışıyorum. Harcadığım kalorinin üzerine çıkmazsam belki kilo almadan bitiririm şu dönemi. Göreceğiz.



Asıl Bilgiç'ten bahsedecektim.

Şubat tatili sonunda ikimiz de oldukça kilo almıştık. Tatildi şuydu buydu derken abartmışız. Tatilden sonra abur cuburları sağlıklılarla değiştirdik. Biraz daha dikkat ettik. Geçen ay tartıldı yaz sonundaki kilosuna dönmüş, mutlu olduk.


Bugün perşembe. Okulların kapanacağının duyrulmasından beri üç hafta geçmiş. Bizim oğlanlar en son bugün sokağa çıkmışlardı, üç haftadır burunlarını dışarı çıkartmadılar. Vayyy.


Bu süreçte öğlene doğru kahvaltı ettik genelde. (Şimdi eğitim başladığından düzen bozuldu ama) Sonrasında  akşam yedik.  Bazen de üç hafif öğün yaptık.

Bugün Bilgiç'e tartılsana dedim.  Kesin kilo almışımdır anne dedi. Çıktı tartıya.  Bir kilo daha vermiş. 


Üç haftadır evde ve sürekli birşeyler yiyor ama hiç fast food,  hazır yemek sipariş etmedik. Ki bizim için bir rekor bu, her daim birisinin canı bişey çeker çünkü. Sanırım ev yemeklerinin faydası başka hiçbir türlü bu kadar anlaşılamazdı. Üstelik rejim yemeği de yapmadık, pizza, kek, tatlı, çıtır tavuk,patates kızartması, pilav, makarna, hepsini yemişti.


İşte böyle. 

Sizde durumlar nasıl bakalım?

Çocukken En Sevdiğim Çizgi Filmler

Sevgili Kadriye beni ebelemiş :)




























Bunlar benim çocukluğumdan aklıma gelenler.

Anne olarak bir de 2000 lerin başında bol bol çizgi film izlemişliğim var. Onlardan da bir iki tane koyuyorum.

En sevdiğimden başlıyorum :) Bu aile harika. Çok komik.Mesajları da güzel.



Kötü kahraman Jack. Nereden tutsan elinde kalır.




Felsefik kahraman.



1 Nisan 2020 Çarşamba

Oradan Buradan


Bu sabah sporumu yapmadım. On beş gündür aralıksız yapıyordum oysa ki. Nezle gibi olmuşum. Baktım pek halim yok,  zorlamayayım kendimi dedim. Tabi yemek, bulaşık, temizlik, ütü gibi şeyler için zorlayabilirim,  o başka. Zira yapma demek dışında bir şey yapmayan hayat arkadaşım var. Zaten eminim yemek yapmasa da dışarıdan sipariş etsek modundadır, alışık değil bu kadar ev yemeğine.


Sabah kasaba sipariş verdim. Evde günlerdir zırnık et kalmamıştı. Malum benim evde buzluk köftelik ekmek için ayrıldığından :D

Migros siparişim yarın gelecek ama gördüğüm kadarıyla listemin yarısı elimizde  bulunmamaktadır şeklinde, bakalım yarın neler gelecek.


Yeni yapboza başladım. Bu diğeri kadar rengârenk olmadığından pek çabuk bitmez diye düşünüyorum.


Evde öyle çok yapboz stoğum var ki, beni aylarca götürür sanırım.

Niye mi yapmadığım yapbozları alıp alıp duruyorum. Ben almıyorum ki :) Annem çılgınca yapıyor. Onun yaptıklarının arasından sevdiklerimi bozup bana veriyor. Bir kaç senedir gözlerimden pek rahat göremiyordum masa mesafesini, şimdi hipermetropum artmış, dolayısıyla masayı gözlüksüz görebiliyorum. Üstelik de sürekli misafir gelmediğinden salon masasına da raat rahat yayılabiliyorum.

Evde durmak henüz sinirlerimi bozmadı. Tek sinir bozucu olan neredeyse 20 gündür hep nane molla olmam. Ateşim hep 37,5 larda. Can haftasonu hastalandı. Boğazı iltihaplanmış. Antibiyotikle düzeldi. Bende görünürde birşey de yok.  Neyse.

Nisan geldi. Şimdi benim bir sürü festival filmi biletimle haftasonunu bekliyor olmam gerekirdi. Festivalle okul tatili aynı haftaya denk düşüyordu. Tatile girmek mi festival mi ikilemi içindeydim. Hahaha,  bir nisaan, ikisini de yapamıycaksın dedi hayat. Napalım.

Dün akşam Brad Pitt'in şu uzayda babasını aradığı filmi izledik.Yıldızlara Doğru. Iyk. Ne iç sıkıcı filmdi. Sanatsal bişi yapmaya çalışmışlar. Amaan aksiyonu bassaydınız bari. Üç satırlık felsefe için iki saat daralmazdık :)

Şimdi çayımı alıp, sıkı sıkı giyinip balkona çıkayım biraz. Açık havada derin nefes almak iyi gelecek gibi.


Güneşiniz olsun gönlünüzde, yaza azzz kaldııı :)