9 Nisan 2018 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Bu haftaki nostaljimiz gezmeyi özleyenlere gelsin. Sizi Sakız Adası'ndaki Mesta Köyü'ne götürüyorum bir kere daha.

Hepinize günaydın.

Masal gibi bir haftaya açılsın sabahınız :)

Mesta Köyü

Bu köye girebildiğiniz bir kaç kapı var. Onlar da kapatıldığında kale halini alıyor.


Masal gibi bir yer olduğu daha girişinden belli değil mi? 


Bir varmış bir yokmuş


Kimi yollar daracıkmış


Kimileri sanki bir tabloymuş.


Çocuklara fark etmezmiş hiçbirisi, aslolan içindeki oyunmuş.


Kimi insanlar kalabalıklara kaçarmış kendinden.


Kimileri kendine kaçarmış kalabalıktan.


Yolların hiç ummadığın yerde ışığa çıktığını unutmazmış bazısı.


Onlar için hayat mucizelerle dolu bir armağanmış.


Yeter ki paylaşmayı bilelim derlermiş, kara kedi sarman kedi kardeşmiş.


Hepimize yer varmış aslında,  keşke herkes bunu görseymiş.


Bir varmış


Bir yokmuş..


Işığın olduğu yerde gölgeler de olurmuş...


Ta ki o her yeri sarıp sarmalayana kadar.


Masallar hep mutlu sonlansın.

Büyülü güzellikler herkesin ruhuna ulaşsın...

8 Nisan 2018 Pazar

İstanbul Film Festivali 2 / Paris ,Texas

1984 yapımı bu filmi ne zamandır izlemek istiyordum.(Film Ekimi'nde Harry Dean Stanton filmi izlediğimden beri, o film son filmiydi ve çok güzeldi )  Festivalde olduğunu görünce çok sevindim. Üniversite arkadaşlarımla da buluşma bahanemiz oldu.

Sabah kahvaltısıyla başlayan günümüzde, öğleden sonra erkeklerimizi ekerek Beyoğlu'na çıktık. Okul yıllarımızı anarak kakara kikiri filme gittik. Atlas Sineması'nda hâlâ yer gösteren amcalar aynı :) Daha nostaljik ne olabilir ki.


Film güzeldi. Kendisini kaybetmiş,dört yıldır kimsenin haber alamadığı bir adamın öyküsünü adım adım ilerleyerek öğreniyoruz film boyunca.  Nastassia Kinski o kadar güzeldi ki. Ve oyuncuların hepsi rollerinin hakkını vermişlerdi. Eski filmleri sinemada izlemenin keyfi de başka oluyor.



Yol filmlerinin en içlisi, işlevsiz aile filmlerinin en kalp acıtıcısı, atsız bir western... Olağanüstü güzellikteki yalın görüntüleri ve Ry Cooder’ın klasikleşen müziğiyle başyapıt niteliğindeki bu kült film, ilk gösteriminden onyıllar sonra, hâlâ etkileyiciliğini koruyor. Belleğini yitirmiş bir adam Texas Çölü’nde dolaşıp durur. Onu bulan kardeşi, belleğinin canlanmasına, dört yıl önce ardında karısını ve oğlunu bırakarak çekip gittiği yaşama geri dönmesine yardım eder. Yönetmen yardımcısı koltuğunda tanınmış Fransız yönetmen Claire Denis’nin oturduğu Paris, Texas yalnızca Wim Wenders’ın değil, başrolündeki, Eylül’de kaybettiğimiz Harry Dean Stanton’ın da tartışmasız en iyi filmlerinden. (İksv sayfasından)



7 Nisan 2018 Cumartesi

İstanbul Film Festivali 1 / Sergio & Sergei

Bu filme ailece gitmek istedim. Çocukların da seveceğini düşündüm. Ve haklı çıktım :)

Küba'daki öğretmenle uzaydaki Rus astronotun bir telsiz sinyalinde yollarının kesişmesinin öyküsünü izlerken dönemin hikâyesini de görmekteyiz. Çocuklar için hem eğlenceli hem de bilgilendirici oldu. Güldüren, düşündüren ve bilgilendiren bir filmdi, müzikleri çok güzeldi, biraz heyecan da barındırıyordu. Daha ne olsun :)



2015’te festivalin açılış filmi olan Behavior / Hal ve Gidiş’in Kübalı yönetmeni Ernesto Daranas’ın en yeni filmi Sergio & Sergei, sınırların ve farklılıkların bir anlamının olmadığını gösteren bir hikâye sunuyor. Kübalı Sergio zar zor geçinen, telsiz meraklısı genç bir öğretim görevlisidir. Bir gün Sergio’nun telsiz sinyalleri, yakıtı biten uzay istasyonunda tıkılı kalmış Rus astronot Sergei’inkiler ile tesadüfen kesişir ve sıra dışı bir arkadaşlık başlar. 1990’ların başında, SSCB’nin dağılma döneminde geçen film, Küba ’nın günlük hayatı ile uzaydaki yaşamı zarafetle birleştirirken tarihin dönüm noktalarından birine mizahi bir açıdan bakıyor. (İksv sayfasından)

6 Nisan 2018 Cuma

Cuma Gelmiş Bile, Ne Çabuk Geçiyor Zaman

Eveeet, hâlâ ilaçlarla ayakta duruyor olmama bir mânâ veremesem de yarından itibaren istesen de istemesen de iyileşmiş olacaksın vücudum diyerek iyice şımarmasını engellemeye çalışıyorum.. Bugün beşinci gün oluyor yav, altı üstü gripsin sen.



Festival öncesi son hazırlıklarımı tamamladım. O da ne ki derseniz, filmlerin fragmanlarını, afişlerini ve konularını bulmak  canlarım.

Bir yandan filmleri izleyip bir yandan ev işlerine yetişmeye çalışırken o kısım zor geliyor. Şimdi hepsinin temeli var, bana sadece izledikten sonra sevdim veya nefret ettim demek kısmı kaldı. Planlamacılık konusunu biraz abartıyor olabilirim :) Ama ben planlama yapmazsa tamamen dağılanlardanım. Ve korkarım ki zaman ilerledikçe bu dağılma kısmı artıyor.


Size de oluyor mu bilmiyorum, hastayken uyuyasım da kitap okuyasım da film izleyesim de gelmiyor. Ayağım sakatken bir buçuk ay yatıp hiç kitap okumadan vakit geçirmiştim. Akıl oyunlarına sarmıştım o ara. Şimdi de zorla bir kaç sayfa okuyup (Kitap çok sarmamış da olabilir tabi:) evde yapacak şey arıyorum.


Kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkarttım bu arada . Biraz giyilmeyen tişörtlerden ayırıp geri dönüşüm kutusuna attım. Kadıköy Belediyesi'nin bu kutuları harika. düzgün olanları ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyorlar, yırtık ve verilmeyecek gibi olanlar da dönüşüme gidiyor. Bizde sürekli büyüyen oğlanlar olduğundan pırıl pırıl bir sürü kıyafet çıkıyor, doğru oraya :)


Çaykovski'nin hayatını okuyorum. (Bitmedi de bir türlü :)  Kırk beş yaşlarında (Kitapta inatla yaşlı kadın deyip duruyor, paralayacağım yazarları :) on iki çocuklu ( bu açıdan bakıldığında yaşlı da olabilir, beni bir çocuğum yirmi yaş yaşlandırdığına göre :) dul bir hanım , müziğine hayran olduğundan itinayla desteklemiş adamı. O kadın olmasa her halde erkenden ölüp giderdi ya da akıl hastanesine kapatırlardı.

Dedikodumuzu da yaptıktan sonra şimdi gidip biraz daha yatabilirim.


Unutmayın, bugün yaşasın cuma.

Enerjik, eğlenceli, sevdiklerinizle birlikte harika bir hafta sonuna açılsın sabahınız :)

5 Nisan 2018 Perşembe

Sabah Çayına Gelin :)


Bazen şu nezle denilen şeyin fazla hızlandığımda beni yavaşlatıp dinlendirmek için olduğuna inanmıyor değilim .

Bu hafta mecburi dinlenme modundayım. (Hehehe yani sadece yemek yapıp, ev süpürüp, mutfak toparlayıp o arada yazlıkları çıkarttım, ütü ve çamaşır, alış veriş ,bilgisayar masası temizliği falan :)

Cumartesi gününe kadar toparlanmam lâzım, film festivali başlıyorrr :)

He canım sonraki on gün filmden başka bir şey konuşamayacağım :)

Günün şarkısı için nereye tıklayacağını biliyorsun.

Günaydın :)

4 Nisan 2018 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Bu hafta değişik ansiklopedilere bakayım dedim ama hiçbir şey ilgimi çekmedi. Yine AnaBritannica'yı aldım. Saatlere bakmak istedim.


İlk zamanlarda saat günün karanlık ve aydınlık sürelerinin on ikide biri olarak alınıyor , bu yüzden de mevsimden mevsime saatin süresi değişiyormuş .

Hımm. Anlamadığım o zaman gece saati ile gündüz saatinin de farklı olması gerek miyor mu ?

Şimdi internette baktım, şöyle bir yazı gördüm.

Güneş saatlerinde zamanın uzunluğu bir mevsimden ötekine değişiyordu. Mısırlılar günü 24 parçaya bölmüş olsalar da bu şimdikinden farklıydı. Güneşin doğumundan batımına kadar geçen zamanı ona bölüyorlardı, ancak bu birimler yazları daha uzun oluyordu. Geçen yıllarla ve her mevsim kayan gün doğumlarıyla gündüz ve gece saatleri tamamen değişiyordu. Daha sonraları gündüz ve gece süreleri 12 saat uzunlukta hesaplanmış olsa da, bu yine mevsimden mevsime değişmekteydi..

(Şu siteden aldım, oldukça uzun açıklamalar var orada, bakabilirsiniz.)


İlk saat, MÖ 3500 lerde geliştirilen "Gnomon" muş.

Tabi hemen o nasıl bir şey diye merak ettim. Bildiğiniz sopa :D



Sonradan geliştirilen güneş saatinin dikine olan kısmına da deniyor.



İnsanoğlu zamanı ölçmeye hep çok meraklıymış. Kolunda saati yoksa kendisini boşlukta gibi hisseden birisi olarak keşke bu kadar bağımlı olmasaydım, uyandığımda uyansam, uykum geldiğinde uyusam, acıktığımda yeseydim diye düşünürüm hep. Ne zenginlik :)

3 Nisan 2018 Salı

Kitap Salı

Karahindiba Şarabı , Fahrenheit 451'in yazarı Ray Bradbury tarafından yazılmış olduğundan hiç düşünmeden aldım.


Yazarını bilmeseydim de sanırım hem isminden hem de kapak resminden dolayı yine de almayı düşünebilirdim.


Kitaba başlamadan gerçekten de böyle bir şarap var mı diye baktım. Ama Türkçe sayfalarda sadece kitap hakkında yazılanlar vardı. Birisini okudum. Hayal kırıklığına uğramış bir okurdu, diğer kitapla hiç alâkası yok, fena değil gibilerinden yazmış.

Hımm dedim . Zaten kitabın arkasında konusu yazıyordu, bir distopya beklememekteydim.

Sonra ilk sayfayı açtım. Yazarın önsözünü okurken mutlu oldum.

Hikâye başladı . Evet cümleler ilk bakışta kopuk ve karman çorman gibiydi. Kesinlikle hızlı okunacak bir kitap değildi bu . Ama yavaş yavaş , gözümde canlandırarak okurken bin dokuz yüz yirmilerde bir yaz mevsiminin ilk gününe gidiverdim.

Ah, öylesine çok, ama öylesine çok yaz tatilinde bir çocuk olmayı istedim ki birden. En büyük teknoloji pikaplar ve radyo olsun. İnsanlar akşam sıcağından kaçmak için verandalara dökülüp sohbet etsin . Çocuklar onların yanında kendi oyunlarına dalsın.

Henüz kitabı bitirmedim. Bugün de günlerden cuma zaten. Ama hızlaca geçmeyeyim diye Bilgehan'ın yaptığı kurabiyelerden yerken yazmaya başladım.

Daha şimdiden bir sürü altı çizili yerim birikti zaten.

" Trenler, furgonlar, kömür ve ateşin kokusu çocuklar için çirkin değildir. Çirkinlik sonradan rastladığımız ve ondan utanç duyduğumuz bir kavramdır. "

"Tom... acaba dünyadaki herkes .. canlı olduğunu biliyor mudur ?"

" Bill, benim yaşıma geldiğin zaman,  küçük tatların ve küçük şeylerin , büyük olanlardan daha önemli olduğunu anlayacaksın. Bir bahar sabahında yapılan yürüyüş,  saat yüz yirmi kilometre hız yapan güçlü bir otomobille yapılan gezintiden daha iyidir, neden biliyor musun ?  Çünkü kokularla doludur, büyümekte olan bir sürü şeyle doludur. "

" 'Ve sonra, dürüst olalım Leo, bir günbatımına ne kadar uzun süre bakabilirsin ? Bir günbatımının sonsuza kadar sürmesini kim ister? Kusursuz bir hava sıcaklığını kim ister ? Havanın sürekli güzel kokmasını kim ister ? Yani bir süre sonra kim farkına varır?  Birkaç dakikalık bir günbatımı daha iyi . Ondan sonra da başka bir şey yapılır. İnsanlar böyledir Leo, nasıl unutabilirsin ?'
'Unuttum mu?'
'Günbatımları her zaman hoşa gider, çünkü sadece bir kez olur ve hemen giderler.'
'Ama Lena, bu üzücü.'
'Hayır. Eğer günbatımı kalsaydı sıkılırdık, bu da gerçekten üzücü olurdu.'  "

" Savaş asla kazanılan bir şey değildir Charlie.  Sadece her zaman kaybedersin ve en son kaybeden şartları ortaya koyar."

" Çünkü siz koşarsanız zaman da koşar. Bağırırsınız, çığlık atarsınız , koşarsınız,  yuvarlanırsınız, düşersiniz ve bir bakarsınız ki güneş gitmiştir ,evden ıslık çalınmaktadır ve yemek için eve uzun dönüş yolundasınızdır. Bakamdığınız zaman güneş arkanızdan dolanır! Her şeyi yavaşlatmanın tek yolu,  her şeye bakmak ama hiçbir şey yapmamaktır."

"Bitin bildiğim geceleri yatağa giderken kendimi iyi hissettiğim Doug. Bu da günde bir kere mutlu son demek." 

"Douglas diye fısıldadı, eğlenceli olmadığı sürece kimsenin damı aktarmasına izin verme. 

Peki efendim.

Nisan gelince.etrafına bak ve de ki 'Damı kim tamir etmek ister? ' Ve hangi yüz aydınlanırsa istediğin yüz odur."

"Bugün gerçekten ölmüyorum. Bir ailesi olan biri asla ölmez. Uzun süre etrafta olacağım. "

Ve en son olarak ingilizce sitelerde hindiba şarabına baktım.


Hatta merak edenler için tarifi de şurada :)


Evet bu hafta salımızda bir kitap vardı. Bana zamanda yolculuk yaptırıp eski günlere götürdü. Çok sevdim o yüzden bu kitabı.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Ne Zamandır Şarkı Falı Yapmamışım

En sevdiğin fotoğrafa tıklayıp şarkını al :)







Nostaljik Pazartesi

Bu haftaki nostaljimiz beş sene öncesinden. Gerçekleşen gerçekleşmeyen dileklerim üzerine :)


19 Nisan 2013 Cuma

Bütün Dileklerim Gerçekleşir Benim

Gerçekleşmeyenleri de o kadar düşünmem zaten. Ya vakti vardır daha ya da hayırlı değildir hakkımda diye umursamam pek. Böyle bakınca gördüğünüz gibi gerçekleşmeyen dilek olmuyor.

Kafamı bozan şeylerle ilgili elimden gelen birşey yoksa unuturum. Her anımı zehirlemesine izin vermem. Meselâ burada hep güllük gülistanlık bir hayatım varsa bir nedeni de budur. Olumsuzlukları yazmayı sevmem, ne gerek var, moralimi yükseltecek şeylere bakarım.

Çok sıkılmışsam yapacak iş bulurum kendime. Doğumgünü partisi planlamaya başlarım. Veya yaz tatilinde yapacaklarımızı . Haftasonu gezi rotası ya da.Kafam güzel şeylerle meşgulken içim açılır.

Bütün bunların yanında moralimi düzeltemediğim zamanlarda bırakırım bir müddet dağınık kalsın :-D Her zaman mükemmel olmamın mümkünü yok değil mi?

Hayat son hızla geçiyor.

Ne kadar gülümsersen, ne kadar sarılırsan sevdiklerine, ne kadar çiçek koklarsan, gün doğumu izlersen, öpersen çocuklarını yanına kâr kalır.

Ve biliyor musun, sen çok güzelsin... Sakın unutma :)

(Yok anacım son cümleleri kimseye özel yazmadım, üstüne alınabilirsin :)


Herkese günaydın. Bugün Yaşasın Cuma :) Harika bir güne açılsın sabahımız. Hem onun niyeti yoksa bile belki günü biz harika hale getirebiliriz :)

1 Nisan 2018 Pazar

Pazara Gitmek Hadi Neyse de Onları Yerleştirme Kısmı Beni Her Sene Daha Yoruyor

Geriye değişmedik kalan tek beyaz eşyamı da büyük bir modelle değiştirsem,  neyi nereye koyacağım sorununa son verip bütün çantaları içine tıksam mı acaba :D

Kışın rahat, at meyveleri balkona , ya da sığmayan ne varsa koy balkona, istediğinde oradan al. Ama şimdi..

Neyse gidip şunlara bakayım, dolabımı da düzenleyeyim.

Şu herkesin hayran olduğu ama benim nedense hiç göremediğim enerjim yine nerelerde acaba. Bi kere de işime yarayacağı zaman zorla çekiştirmesem de kendi gelse.

Pufff kumpir  yapacağım demeseydim keşke bizimkilere, iki dakkada pırasayı pişirirdim hallolurdu yemek :p