7 Eylül 2016 Çarşamba

Yıllar Önce Bu Zamanlar

Evdeydim kuaför saçlarımı yapıyordu. Günsu son anda bana saç spreyi yetiştirmişti. Ev cıvıl cıvıldı, ben geç kalan kuaförden dolayı gerilmiş olsam da yine de anın tadını çıkartıyordum.

Yıllar önce bu zamanlar Can bir türlü bulamadığımız beyaz üstü açık jipi süslüyordu bana sürpriz olarak. Bütün yaz boyunca yağan yağmur açmış güneşli bir gündü.

Yıllar önce bu zamanlar, altı seneden sonra nihayet cesaretimizi toplamış, olmazsa da boşanırız diyerek evleniyorduk.

Saat tam on üçte :)

Geç kaldığımız nikahımıza yetişmeye çalışırken yol sorduğumuz bize eskortluk eden polis arabası eşliğinde :)

Yıllar önce bu gün biz çok önemli işler yapıyorduk :)




Ve evet, gelinin gözlüğü vardı. Niye gören herkes çok şaşırmıştı ki bilmem :)

6 Eylül 2016 Salı

Mutlu Gölgeler


Gölgeleri seviyorum.


Gölgenin olması ışık var demek :)


Siyah beyaz iz düşümü hayatın.

Buradaki gölgelerde kahkahalarla geçen harika bir akşam yemeği, neredeyse otuz yıllık dostluk, nostalji, gelecek heyecanı, dart tahtası, sihirli oyuncakçı, çay,tatlı,açık havada film keyfi var ve mutluluk :)

5 Eylül 2016 Pazartesi

Çocuklar Masaya Yayılmış Kartlarıyla Oynarlarken Kendimle Gurur Duymaktayım

Sor bi sor, niye gurur duymaktayım ?

Efendim aslında oldukça disiplinli bir anne olmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Biz terazi anneleri öyle olurmuşuz biraz. Hoş benim yükselenim yay olunca disiplin ve hadi yağmurda çıplak ayak bahçeye koşalım arasında gidip gelen ruh halimle başa çıkmaları gerekiyor çocukların ama neyse konumuz bu değil :)

Bizim evde bilgisayar sürelidir . Okul zamanı bir saat. Tatilde bu süre son senelerde üç saate kadar yükseldi. Ve fakat ipin ucu sık sık kaçmakta. Tatile yeni girdiklerinde hadi biraz keyif yapsınlar, arada hadi sabahlama macerasına çıksınlar, arkadaşları geldi dokunmayalım, evde olmayacağız özleyecekler falan derken geçen gün bir baktım sabahtan akşama ekran karşısındalar. Bilgisayar yoksa tablet yoksa nintendo yoksa psp hiçbişi yoksa telefon. (Evet saydıklarımın fazlalığının ben de farkındayım ama teknoloji ve alış veriş çılgını bir babamız var , bu benim olayı frenlemiş halim. )

Metos'un erken yattığı bir akşam Bilgiç'i yine tablette bir şeyler izler görünce dedim oğlum buraya kadar. İki saat bilgisayar süren var iki saat de video izleme süren. İyice abarttınız, biraz da başka şeylerle ilgilenin, zombiye döndünüz.

O da, aaa ne kadar haklı söylüyorsun anneciğim , zaten malak gibi bunu izlerken yaratıcılığımın da öldüğünü hissetmeye başlamıştım dedi.

Hahaha.

Anacım, o mantıklı açıklama yapıp da ikna edebildiğin çocuklar kategorisinde sadece bir çocuğum var. Bir anne olarak %50 lik bu şans oldukça iyi farkındayım ama vallahi diğerinin ikna olmazlığı  beş çocuğa değer...

Neyse, aramızdaki konuşma şu şekilde gelişti :

- Bundan sonra bilgisayar sürelerine uyuyoruz, günde iki saatten fazla video izlemek de yok.
-Hayır izleyeceğim.
-Ne demek hayır izleyeceğim. O kadar fazla ekrana bakmak hiç sağlıklı değil. Hele ki senin gibi yetenekli bir çocuk üretmek yerine sadece izliyor.
-Hayır anne, tatildeyim istediğimi yaparım. Sen de bana karışamazsın.

(Beynine kan sıçramış anne geçen on dört yılın deneyimiyle ciyaklamadan ve yakasına sarılmadan derin bir nefes alır.)

- Gayet de karışabilirim ve de karışıyorum Bilgehan. İki saat bilgisayar iki saat video. O kadar.
-Karışamazsın, izlerim ben.

(Bu şekilde bir kısır döngünün içinde hiaaayt diye dalmadan çıkmanın mümkün olmadığının bilincine erişmiş anne bir derin nefes daha alır)

-Demek, istediğini yapacak kadar büyüdüğünü düşünüyorsun. O zaman iki seçeneğin var oğlum. Ya benim dediğimi yaparsın  ya da yarın sabahtan itibaren kendi bildiğini okuyacak kadar büyüdüğüne göre her işini kendin halledersin. Kahvaltındı, çamaşırındı hiç uğraşmama gerek yok o zaman benim.
-Anneeee.
-Anneee neee, hem kafanın dikine git hem anne peşinden koşsun. Yok öyle. İki seçenekten birini seç.

Tabi bu konuşmanın son, hımm öyle mi , çok haklısın anneciğim şeklinde kısa sürede bitmedi ama on gündür bizim bilgisayar süreleri düzgün işliyor. Çok şükür. Dilimi de ısıriim durun :)

İşte şu anda içeriden gelen kart oynayan çocuk sesleri bana harika gelmekte. Gurur duymiim de ne yapayım ha:D

Bu Pazartesinin Nostaljisi Babacığımın Tam On Dokuz Yıl Önce, Evlenmeme İki Gün Kala, Bana Yazdığı Mektup Olsun


4 Eylül 2016 Pazar

Karışık Sonbahar Düşünceleri

Çocukların kitaplığına girdim tabii ki çıkamıyorum. Gerçi evde nereye girsem çıkamıyorum. Zaten ev işleri konusunda tembellik diz boyu üzerine bir de üç pasak erkek.

Neyse eski defterlerin boş yapraklarını kopartırken hüzünlendim biraz. Ara ara elime geçen çocukların eski kompozisyonları, ödevleri miydi buna sebep.

Zaman çok çabuk geçiyor. İki liseli oğlum var benim.

Zaman çok çabuk geçiyor,daha dün liseye giden bendim.

Okul tatil olunca ilk iş defterlerin boş sayfalarını alırdım. Odamda geçireceğim uzun yaz tatillerinde o boş sayfalar kimi zaman kâğıt bebeklere kıyafet dizaynlarıyla kimi zaman aşk hikâyeleriyle ya da şiirlerle dolardı.

Bir teypli radyom vardı. TRT 3 dinlerdim. Sevdiğim şarkı çıkınca teybe kaydederdim. Şarkıların çoğunun giriş kısmı olmazdı tabi :) Silip yeniden kaydetmekten kaset de gitgide işe yaramaz hale gelirdi.

Sadece şarkılar kaydolmazdı tabi. Mikrofonu alıp kendi programlarımızı da yapardık bazen.

Mahallede arkadaşım yoktu, üniversiteye giderken şimdi sabahları yürüyüş yaptığım park açılana kadar tatillerim hep odamda geçerdi.

Annemle babamın kütüphanesi tam bir hazineydi. Hey ve Blue Jean dergileri dünyayla tek bağlantımdı. Ah eski şarkıların sözlerini hâlâ bilmem. Enigeçivolki gibi bir şey derdi Michael Jackson. Madonna odamın duvarında tam boyutlu haliyle sürünürken tavanda Rick Springfield bana bakardı.

Ne uzundu o yazlar. Eylül gelince okul açılacak diye mutlu olurdum. Okul kitaplarını Gençlik Kitabevi'nden alırdım. Kitaplar da kitaptılar hani, başka kaynağa ihtiyacımız olmazdı.

Kap kâğıtlarının çok fazla seçeneği yoktu belki silgilerin kokulusunu bulursak dünya bizim olurdu. Büyülü gibiydi oynattıkça içindeki resim hareket eden televizyonlu kalemtraşlar. Çakmaktaşların çıkartmalarını düşünmek bile içimi sıcacık yapıyor şimdi.

Ah Eylül sen ne yaptın bana böyle. Sıcak çayımı alıp hırkamı giyerek balkona çıkayım.

Hayat çok hızla akarken, o uzun yaz gecelerinde yaptığım gibi balkona çıkıp hayallere dalayım. Bir de hayallerin olsaydı eskisi gibi.

Ne yazık ki gitmek için bir yön seçtiğimiz her kavşakta hayallarimizin bir kısmını bıraktık diğer yollarda...


Tadımlık , Yutulmalık , Çiğneyerek Hazmedilmelik Kitaplar Mim

Francis Bacon 'un;
" Bazı kitapların tadına bakılmalıdır
Diğerleri yutulmalıdır .
Ve çok azı da çiğnenip hazmedilmelidir ".

Sözüne istinaden Sevgili Didem  bizden boşlukları doldurmamızı istemiş.

Tadımlık kitap ............
Yutulması gereken kitap .............
Çiğneyerek hazmedilmesi gereken kitap .........

O zamandan beridir de düşünüyorum. Allahım ne zor soruymuş bu :D


En sonunda bu üç kitabı seçtim ama daha başka bir sürü kitap da seçebilirdim :)

Tadımlık: Artık Biliyorum /Oprah Winfrey

Su gibi okunan ve insana umut aşılayan çok güzel bir kitap.
"Hayatımızın en önemli macerası, en yüksek zirveye tırmanmak veya bütün dünyayı yürüyerek gezmek olmak zorunda değil. En büyük heyecan,hayallerinizdeki hayatı yaşamaktır."

Yutulması gereken: Bir / Richard Bach

Bloğumun isim babası olmazsa olmazdı. "Dünyada kaç hayat mı var?  BİR"

Hazmedilmesi gereken: Ermiş /Halil Cibran

Çok şey söylemiş,çok güzel söylemiş.
"Hiç kimse size bilginizin şafağında uykuya yatmış beklemekte olandan başka bir şey açıklayamaz.."

Benden bu kadar :)

Didem'e teşekkür ediyorum kitaplarıma bir daha bakmamı sağladığı için. Tekrar okurum ben şimdi bunları :)

Ben de Şenay'ı (Beyaz Gemi),  Bahar'ı (Maviye İz Süren) ve Özlem'i ( Hayat İzlerim) mimliyorum.

İsteyen yorum kısmına bırakabilir kitap isimlerini :)

Farklı kitaplar seçmeye çalışalım ki dağarcığımız artsın,  değil mi :)

3 Eylül 2016 Cumartesi

Yansımalar


Oysa ben bambaşka bir yerdeydim sevgilim


Yansımamı ben sandın


Elini uzattın,  boş kaldı


Gerçek değilim diye sızlandın.


Gökyüzü suya düşmez ki


Başını kaldırman gerekiyordu, anlamadın...

2 Eylül 2016 Cuma

Yirmi Beş Yıl mı, Olmuş mu O Kadar

Vallahi hikâyeyi her sene her sene anlatmışım neredeyse. ( Şurada ve de şurada ve diğerlerinde de  sanırım :)


Hiç çekilmez olsan da beni hâlâ kahkahalarla güldürüyorsun ya işte o yüzden,  sırf o yüzden bence :)

Yoksa yirmi beş yıl ha, yok canım artık :D

1 Eylül 2016 Perşembe

Barış Şarkıları Söylesek Hep Birlikte.

Tıkla bakalım bir fotoğrafa sana hangisi çıkacak :)





 





Her günü barış içinde yaşayacağımız güzel bir dünya dileğimle...

Rengârenk


Hala ışık ve çiçeği yanyana gördüğümde fotoğrafını çekmekten bıkmadım :)


Bir kere boşversem üç kere denklanşöre basıyorum :)


Ne çok güzellik var dünya üzerinde.


İyi ki varlar, aklıma mukayyet olmamı sağlıyorlar.

Hepinize günaydın.

Bugün sonbaharın ilk günü :)

Benim mevsimim geldi.

Aradığınız şeyi bulduğunuz,kaçanı yakaladığınız, yakalayamadığınızı da bırakıp huzura erdiğiniz bir güne açılsın sabahınız :)