Şimdi cancağızlarım geçen yıllar boyunca öğrendiğin en önemli şeylerden biri budur, istediğin şeyi söyleyeceksin. Dolayısıyla dün akşam ertesi gün şımartılmak istediğimi gayet açık ve seçik bildirdim:-) Neyse bu sefer neden olduğunu uzun uzun açıklamak zorunda kalmadım:-) ( Bknz)
Can dedi ki o zaman sabah seni kahvaltıya götüreyim. Fikir güzeldi ama Bilgiç okula gideceğinden gelemeyecekti. O zaman başbaşa gidelim dedi. Eee, o da iyi de ben sabah kalkıp iki çocuğuma kahvaltı hazırlarken zaten bizim kahvaltıyıda aradan çıkartıveririm dedim. Ooo.. Benim istediğim düşünmemek, plan yapmamak, boş kafayla bir gün geçirmek:-)
Neyse sonunda bana kahvaltı hazırlamaya karar verdiler:-)
Bu sabah çocukların sesleriyle uyandım:-) Birazdan babaları da yanlarına gitti.
Oy severim ben onları:-)
Bilgiç oğlum krep hazırlamış, babası pişirmiş. Metos kahvaltılıkları çıkartmış, domates doğramış, yumurta haşlamış:-) Yumurtaların ikisi çiğ kalmış ama onları kırdık sucuk tavasına:-) Diğer ikisi de rafadan olmuş, nostalji yaptık Can'la:-)
Ekmek almak kimsenin aklına gelmemiş ama kreplerimiz olduğundan ihtiyaç duymadık zaten. Bir de simit dekorumuz vardı, buzluktan çıkıp fırına atılmış, kurutularak dekor elde edilmiş:-)
Kahkahalar eşliğinde yaptık kahvaltımızı..
Şu anda Bilgiç okulda, Metos tv karşısında, Can uyumaya geri döndü, bilin bakalım savaş alanı şeklinde mutfak kime kaldı:-)
Ha ha ha:-)
Neyse şu gün bitmeden oğlanlara odalarını toplatıp Can'a da gıcırdayan yerleri tamir ettirebilirsem ne âlâ:-)
Ah bir de ütü yapabilselerdi:-)
8 Mart 2014 Cumartesi
Günümüz Kutlu Olsun Kızlar:-)
Belki ilk kadın cerrah değilsin , ama bebeğinin burnuna soktuğu boncuğu çıkartmayı başardığında öyle hissettin:-) Belki ilk kadın pilot değilsin ama annen gözlerinin içine bakıp seninle nasıl gururlandığını söylediğinde ayaklarının yerden kesildiğini hissettin:-) Belki ilk kadın orkestra şefi değilsin ama bütün işleri birbirine karıştırmadan büyük bir beceriyle halledip günü akşam ettiğinde tam bir maestro gibi hissettin:-)
Nerede, ne yaptığın hiç önemli değil.
Sen, iyi ki varsın bu çivisi çıkmış dünyada...
Bütün zarafetin, duygusallığın, fark edilmemişliğin, sıradanlığın, kırılganlığın ve karşı koyulamaz kuvvetinle, iyi ki varsın..
Kadın...
Kendini küçük görme sakın.
Her şey senin ellerinde şekilleniyor..
Nerede, ne yaptığın hiç önemli değil.
Sen, iyi ki varsın bu çivisi çıkmış dünyada...
Bütün zarafetin, duygusallığın, fark edilmemişliğin, sıradanlığın, kırılganlığın ve karşı koyulamaz kuvvetinle, iyi ki varsın..
Kadın...
Kendini küçük görme sakın.
Her şey senin ellerinde şekilleniyor..
6 Mart 2014 Perşembe
Ödünç Aldığı Kelimeleri Topladı Eteklerine
Sanki yazabilecekmiş gibi kâğıdı, kalemi hep başucuna koydu. Bir başlasa kendini bulacağını umdu satırların arasında. Arada bir kaç cümle kurduğu olurdu. Bir kaç cümle, o kadar...
Sanki gidebilecekmiş gibi uzun seyahatler plânlayıp durdu. Sırt çantasını takıp yollara düştüğünü hayal etmek bile gülümsetti onu. Fotoğraf makinası, defteri, kalemi ve kitabı, o kadar... Olabildiğince hafif olabildiğince sade... Derin bir nefes çekti her defasında içine. Başka hiçbir şey değil ama sevmek, en büyük tutsaklıktı bu dünyada. Onun için asla özgür olamayacağını biliyordu.
Hayat... Biraz aşk, biraz ışık... Hayat... Biraz umut, biraz hasret...
Kırkikindi yağmurlarına katarsan gözyaşlarını ağladığını bilmezler diye düşündü.. Hem anneler ağlamaz. Bu adaletsiz, ne tarafa baksan akıl tutulması yaşanan, bu çılgın dünyada, anneler aşk olur, yağmur olur, hayat olur, nefes olur, umut olur, ışık olur, koskocaman yürek olur,ecele bile meydan okuyup dimdik durur...
Başucunda boş sayfaları. Önünde hiç gidemeyeceği yolları. Kapının önünde durup melâlini gizlediği bir gülümseyişle yolcu eder herkesi. Ardından dönüp hiç atmadığı çığlıklarının sessizliğine gömülür...
Hayret.. Bu kadar aşina olup da bu kadar bilinmemek..
Sanki gidebilecekmiş gibi uzun seyahatler plânlayıp durdu. Sırt çantasını takıp yollara düştüğünü hayal etmek bile gülümsetti onu. Fotoğraf makinası, defteri, kalemi ve kitabı, o kadar... Olabildiğince hafif olabildiğince sade... Derin bir nefes çekti her defasında içine. Başka hiçbir şey değil ama sevmek, en büyük tutsaklıktı bu dünyada. Onun için asla özgür olamayacağını biliyordu.
Hayat... Biraz aşk, biraz ışık... Hayat... Biraz umut, biraz hasret...
Kırkikindi yağmurlarına katarsan gözyaşlarını ağladığını bilmezler diye düşündü.. Hem anneler ağlamaz. Bu adaletsiz, ne tarafa baksan akıl tutulması yaşanan, bu çılgın dünyada, anneler aşk olur, yağmur olur, hayat olur, nefes olur, umut olur, ışık olur, koskocaman yürek olur,ecele bile meydan okuyup dimdik durur...
Başucunda boş sayfaları. Önünde hiç gidemeyeceği yolları. Kapının önünde durup melâlini gizlediği bir gülümseyişle yolcu eder herkesi. Ardından dönüp hiç atmadığı çığlıklarının sessizliğine gömülür...
Hayret.. Bu kadar aşina olup da bu kadar bilinmemek..
Türkçe Dublaj Sevmem...
Ben küçükken dublaj konusunda çok iyi olduğumuz düşünülürdü.. Adamların ağzına birebir uyuyor ya.. Dublaj sanatçılarımız zaten çok iyilerdi.
Fakat bazı filmlerde kafam çok karışır anlayamazdım. Kendi cahilliğime verirdim. Şimdi o kadar da emin değilim. Cahilliğimden kesin eminim de anlayamamam ondan kaynaklanmıyordu bence:-)
Sonradan örneklerine rastladıkça bunu fark ettim.
Meselâ, The Quick And The Dead'i ilk defa türkçe dublajlı izlemek zorunda kalmıştım. Bir yerde adam neden haydutluğu bırakıp rahip olduğunu anlatıyordu. Çamaşır asan bir kadını vur demiş ona lideri, falan filan. Sonra orjinaline rastladığımda vurulduklarında kendilerine bakıp iyi eden rahibin yanından ayrılırken onu vurmaları üzerine haydutluğu bıraktığını öğrendim. Çeviriyi yapan kendisi yazmış resmen. Sonra bütün film boyunca adamın oğlundan neden nefret ettiğini anlayamadıydım. Meğer kendi oğlu olmadığını düşünüyormuş, onu da orjinalinde anladım.
Bu konu nereden mi geldi aklıma?
Dün akşam bir anlığına bir kanaldaki Two Weeks Notice filmine rastladım. Kadın "Ben çok güzel yaşarım, yaşamayı bilirim , yaşamayı bilirim" diye bozuk plak gibi tekrar edip garip hareketler yapıp dururken ne dediğini hatırladım tabi. "Ben çok güzel sevişebilirim, esneğimdir" demekteydi o sırada...Allah'ım, sansür denilen şey nasıl da her yerde....
Zaten ekranın buğudan görünmemesine gıcık kapıyorum, dublajla kontrol da iyice sinir etti beni...
Neyse...
Filmleri orjinal hallerinde seyretmeye devam edeyim ben. Her ne kadar Er Ryan yerine Özel Ryan diye yazan harika alt yazılarımız olsa da en azından gerçekte ne dediğini biraz daha anlayabiliyorum.
Hem dvdler buğulanmadı henüz....
Herkese günaydın, doğru, dürüst, yasaksız, yalansız, dolansız bir güne açılsın sabahınız. Sadece bu günle sınırlı da kalmasın tabi...
Fakat bazı filmlerde kafam çok karışır anlayamazdım. Kendi cahilliğime verirdim. Şimdi o kadar da emin değilim. Cahilliğimden kesin eminim de anlayamamam ondan kaynaklanmıyordu bence:-)
Sonradan örneklerine rastladıkça bunu fark ettim.
Meselâ, The Quick And The Dead'i ilk defa türkçe dublajlı izlemek zorunda kalmıştım. Bir yerde adam neden haydutluğu bırakıp rahip olduğunu anlatıyordu. Çamaşır asan bir kadını vur demiş ona lideri, falan filan. Sonra orjinaline rastladığımda vurulduklarında kendilerine bakıp iyi eden rahibin yanından ayrılırken onu vurmaları üzerine haydutluğu bıraktığını öğrendim. Çeviriyi yapan kendisi yazmış resmen. Sonra bütün film boyunca adamın oğlundan neden nefret ettiğini anlayamadıydım. Meğer kendi oğlu olmadığını düşünüyormuş, onu da orjinalinde anladım.
Bu konu nereden mi geldi aklıma?
Dün akşam bir anlığına bir kanaldaki Two Weeks Notice filmine rastladım. Kadın "Ben çok güzel yaşarım, yaşamayı bilirim , yaşamayı bilirim" diye bozuk plak gibi tekrar edip garip hareketler yapıp dururken ne dediğini hatırladım tabi. "Ben çok güzel sevişebilirim, esneğimdir" demekteydi o sırada...Allah'ım, sansür denilen şey nasıl da her yerde....
Zaten ekranın buğudan görünmemesine gıcık kapıyorum, dublajla kontrol da iyice sinir etti beni...
Neyse...
Filmleri orjinal hallerinde seyretmeye devam edeyim ben. Her ne kadar Er Ryan yerine Özel Ryan diye yazan harika alt yazılarımız olsa da en azından gerçekte ne dediğini biraz daha anlayabiliyorum.
Hem dvdler buğulanmadı henüz....
Herkese günaydın, doğru, dürüst, yasaksız, yalansız, dolansız bir güne açılsın sabahınız. Sadece bu günle sınırlı da kalmasın tabi...
5 Mart 2014 Çarşamba
Arada Korkutmak Gerek :-)
Vakti zamanında almış olduğum minik çiçeklerle bezeli minik bitki, çiçeklerini döktükten sonra büyüyüp durmaya ama asla çicek açmamaya başlamıştı. Budadım, güneşe koydum, gölgeye koydum.. Iıh, nafile..
İki seneden sonra geçen ay karşısına geçip
- Benim abudik gubudik büyüyen yeşilliğe ihtiyacım yok, gidicisin sen kızım diye söylendim.
Niyetimde çok da ciddiydim de fırsatım olmadı bir daha ona bakmaya.
Geçen gün bir gözüm takıldı... Aaaa, yıllardır çiçek açmayı unutmuş bitki tomurcuklanmış her tarafından...
Baktı kesin kararlıyım tembelliği bıraktı maymun:-)
Günaydın...
En sevdiğim pijamam ve en sevdiğim çay bardağımla sabah keyfi yapıyorum. Hayata küçük bir mola verdim... Ya da diğer ayrıntılara mola verdim hayata yer açmak için, bilemedim şimdi:-)
Bugün dayımın altı haftalık ışın tedavi + kemoterapi süreci başlıyor. Her şey çok güzel olsun diyorum...
Sağlıklı ve çılgın eğlenceli bir güne açılsın sabahınız, neşeniz bana da bulaşsın:-)
4 Mart 2014 Salı
Karıştım Biraz
Dün bahar gibi bir hava vardı, Bilgehan'ı okula bırakıp dönerken etrafıma baktım, şimdi benim bu renk cümbüşünde kaybolmam gerekiyordu dedim. Koşturmacalarda farkına bile varmıyorum.
Koşturmacalar değil de ikilemler, verilmesi gereken kararlar ve ne karar verirsen ver acaba öteki mi olsaydı sorusunun beynini kemirmesi yoruyor ve koparıyor insanı dünyadan.
Dün dünya tenis günüymüş, akşam sevdiğimiz eski tenisçiler maç yapıyorlardı, izleyemedim.
Oscar sonrası kıyafetlerle ilgili dedikodumu da yapmadım. Zaten kimler adaydı bile fikrim yok, kim kazandı bilmiyorum. Ama kaydettim töreni, belki bir ara seyredebilirim.
Dün, Lami dayımın ölüm yıl dönümüydü, gece rüyamda gördüm onu. Hatırlamıyorum pek ama sıcaklığı var yüreğimde.
Kelimelerinizi topladım. Kendimi topladığım bir ara yazacağım.
Hepinize günaydın.
Bir "Oh" çekeceğiniz güne açılsın sabahınız...
Koşturmacalar değil de ikilemler, verilmesi gereken kararlar ve ne karar verirsen ver acaba öteki mi olsaydı sorusunun beynini kemirmesi yoruyor ve koparıyor insanı dünyadan.
Dün dünya tenis günüymüş, akşam sevdiğimiz eski tenisçiler maç yapıyorlardı, izleyemedim.
Oscar sonrası kıyafetlerle ilgili dedikodumu da yapmadım. Zaten kimler adaydı bile fikrim yok, kim kazandı bilmiyorum. Ama kaydettim töreni, belki bir ara seyredebilirim.
Dün, Lami dayımın ölüm yıl dönümüydü, gece rüyamda gördüm onu. Hatırlamıyorum pek ama sıcaklığı var yüreğimde.
Kelimelerinizi topladım. Kendimi topladığım bir ara yazacağım.
Hepinize günaydın.
Bir "Oh" çekeceğiniz güne açılsın sabahınız...
Bir Çift Ayakkabı
2012'deki kitap fuarından almıştım ama hiç okumaya sıra gelmemişti. Son bir aydır çantamda benimle birlikte bütün hastaneleri dolaştı. Nihayet dün bitirdim. Bekleme salonlarında elinde bu kitap kâh gülümseyip kâh gözyaşı döken bir tip gördüyseniz o benim.
1 Mart 2014 Cumartesi
Fazla Kelimeleri Topluyorum...
Yazacak birşey gelmiyor aklıma ama kafamı dağıtmam lâzım... Epeydir oyun oynamadık blogda , belki iyi gelir bana dedim...
Gelen bana kelime bıraksın. Sevdiğiniz, sevmediğiniz, epeydir kullanmadan bir köşede bıraktığınız kelimeleri toplayıp onlardan bir hikâye çıkartmayı düşünüyorum.
Ne kadar çok kelime o kadar iyi malzeme:-)
Şimdi hafta sonu gerçi, buralarda kimse olmaz, neyse benim acelem yok...
Herkese günaydın .... Aklıma iyi bir dilek gelmedi, nasıl istiyorsanız öyle bir güne açılsın sabahınız :-)
Not: İki yüze yakın takipçi gözüküyor en az yirmi kelime görmeden başlamam anacım:-)
Gelen bana kelime bıraksın. Sevdiğiniz, sevmediğiniz, epeydir kullanmadan bir köşede bıraktığınız kelimeleri toplayıp onlardan bir hikâye çıkartmayı düşünüyorum.
Ne kadar çok kelime o kadar iyi malzeme:-)
Şimdi hafta sonu gerçi, buralarda kimse olmaz, neyse benim acelem yok...
Herkese günaydın .... Aklıma iyi bir dilek gelmedi, nasıl istiyorsanız öyle bir güne açılsın sabahınız :-)
Not: İki yüze yakın takipçi gözüküyor en az yirmi kelime görmeden başlamam anacım:-)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



