24 Eylül 2013 Salı

Görelem Ah...

Dur anlatmaya en baştan başlayayım. Cuma gecesi Niğde'den geri döndükten sonra jet
hızla çamaşırlar yıkanıp yeni çantalar hazırlanmaya başladı. Zira ertesi gün, Can Cape Town'a, çocuklar Trabzon'daki Bilim Sanat Kampı'na, ben de Görele'de teyzemin yanına gitmek üzere yola çıkıyorduk :)
 

İşte aşağıdaki evin fotoğrafı Görele'de otobüsten indikten hemen sonra çekildi.

Mebus Şevket Bey Caddesi (Büyük dedem), Fethi Karamahmutoğlu Sokak'taki (Sevgili babacığım) (Lütfen soyadının kısaltılmasına bakar mısınız üç harf fazla gelmiş herhal...) evi geride bırakıp teyzemin evine doğru yoluma devam ettim. Yokuşu aklımda öyle kalmıştır aslında o kadar da dik değildir diye düşünerek ilerdim ama yok anacım gayet yokuşmuş :D

Teyzem, kuzenlerim ve yeğenlerimi görünce hüzünlü havam dağdı....
 

Bu şekerlik tarafımdan epey bir yumuruldu. "Gok komik di miiii?" sözü hâlâ dilime dolanıyor:)


Bu şirineler bana bahçe turu yaptırdılar. Bol bol pozlarını çektim.


Bahçe de bahçe ama :)





Balkonda oturup yorgunluk attım. Görele ayaklarımın altında..

Bir hafta memleketimle hasret giderdim. Hava inanılmaz güzeldi. Teyzemin kızı Asuman'la güneş açsın diye dua ettiğimiz yazları andık birlikte :)


Elimize geçen bir kitaptan bir kaç şey yaptık Sude ile.


Tam yılbaşı süslük değil mi?


Denize bile girebildim o ara :)


Köye gittik ..








Fotoğraf makinasını ele geçiren Sude'den kareler :)


Sürekli sırtımızın fotoğrafı çekilince bir de dönüp poz verelim bari dedik. (Bu arada Sude'nin o harika sırt çekimleri [Ben nazikçe sırt diyorum anladınız siz onu] sayesinde ne kadar kilo almış olduğumu iyiden fark ettiğimden kendimi biraz kötü hissetmedim değil :)

 
Köy yolunda bizim ekip :)
 

Ciciannem ... Sizin de var mı cicianneniz?



Karadeniz'de olup da laz fıkrasız olur mu?


Hadi Newton bunların altında otur da görelim seni :)
 
 
Özlediğim çoğu şeyi tattım. Bizim tirmit dediğimiz bu mantarlar başta olmak üzere :)
 


Uzun zamandır bu kadar güzel taflan yememiştim.

Kahvaltı sofrası yine organik. Bahçeden toplananlar, taze sütten teyzemin yaptığı kaymak, harika reçeller. Zaten aldığım kiloların asıl sorumlusu o yağlı reçelli ekmekler ki ne çıtır ne taze ne güzel :) Bak ağzımın suyu aktı yine :)

 
Bu da odamın penceresinden manzara... Rüya gibi değil mi sizce de ?
 
Trabzon maceram da bir sonraki yazıya kalsın :)
 


20 Eylül 2013 Cuma

Bir Hüzünlü Ev


Kocaman incir ağacı ona destek oluyor gibi... Kalabalık, cıvıl cıvıl yılların ardından bir başına kalmış..


Mahallenin en kocamanıyken aralarda kaybolup gitmiş... Eteklerine deniz gelirmiş seneler önce... Şimdi deniz çook uzaklarda, dalgaların arasından bahçeye gelmeye çalışan çocuklar da yok artık...

Orada, o evde doğan kız, yıllar sonra memleketine ilk geldiğinde, artık tanıyamadığı yollarda elinde bavulu ilerlerken ilk karşısına çıkan bina olmuş. Sabahın çok erken saatleriymiş. Henüz kimsecikler yokmuş etrafta. Kız, gözleri yaşlı çıkartmış makinasını.. Bir daha geldiğinde orada olup olmayacağını bilemediği o güzel, soylu, yıkılırken bile zerafetini elden bırakmayan evi çekmiş.

 En üst katta sağdan ilk pencerenin önünde bebek karyolam varmış bir zamanlar.. Annem bu eve gelin gelmiş. İki yaşıma kadar burada yaşamışız... Sonrasında gelinen tatillerde bu pencereden çok dışarı baktım, camın önündeki sedirde herkesin fotoğrafı var. Duvarlara yazılar yazardık, bizden öncekilerden bizden sonrakilere bağlardık sanki.

Gömme dolapları, yatak odasında hamamcığı, yüksek tavanı, kuzeye bakan kalın duvarı, bir köşede babamın boyamadan bıraktığı rus istilasında karargâh olarak kullanılmasından kalan yazılar, babamın beybabası Şevket Bey'in bahçede bütün kedileri doyurma hikâyeleri....


İnsanlar gelip geçici, orası kesin... Keşke hatıralarını kurtarabilseydik...

19 Eylül 2013 Perşembe

Kısa Kısa

Artık baba memleketine ulaştık.


Düğün evinde salatalar yapıldı. Eee yani yemekler yapılmıştı ben salata yapmaya yetiştiydim :)


Gelinimiz testi kırıp eve geldi.


İlk dans...


Gecenin ilerleyen saatlerinde gelinimiz davulu kaptı anacım :)


Teyze evinde yattık. Can'ın annesi aramızdan ayrılalı bir seneyi geçti ikizi teyzesinin her konuşması, nidası bize onu hatırlattı.


Sabah bahçeden elma keyfi.


Kuzende kahvaltı. Yumurtalar tavuklardan, kaymak, yağ ineklerden, tazecik.



Bizimkiler ilk defa köy evi gördüler.


İnekler, samanlar :)



Tandır.

Başka bir teyzemizin bahçesinde dut keyfi yaptık. Ve kalan 2 teyzeyi daha dolaştıktan sonra (Dur bakayım 1,2,3,4 tamam hepsini saymışım:) yeniden yollara düştük artık..


Kâh mini hortumları izleyerek.


Kâh tuz gölüne bakarak.


Ya da arabayı durdurup tarlalara saldırma iç güdümüzü görmezden gelmeye çalışarak evimize döndük :)

Döndük de ertesi gün yeniden yola çıkılacak. Daha gidilecek çoook yol var çok...

°°°°°°°°°°°°°

Gece yüz bin defa kalkmak zor gelmez de sabaha kadar uyuyan bir bebeğin başında neden kalkmadı ki diye uyku tutmazken zordur annelik.

Elinden tutup bir milyon defa merdivenleri çıkartırken zor gelmez de aşağıda durup çıkmasını izlerken zordur annelik.

Anlattığı binlerce hikâyeyi dinlerken zor gelmez de başkalarıyla konuşurken araya girmemek için susarken zordur annelik

Bir milyon ağlayış bağırışla uğraşırken zor gelmez de bir sessiz göz yaşında zordur annelik

Kar kış demeden her sabah okuluna götürürken zor gelmez de onun gidişini pencereden izlerken zordur annelik


Kalabalığı, gürültüsü zor gelmez de yokluklarının sessizliğinde zordur annelik




16 Eylül 2013 Pazartesi

İşte Yine Başlıyoruz:-)

Kıyafetleri ütülü, hazır. Yanlarına vereceğim sandviçlerin malzemeleri buzdolabında stokta. Yakında yer gök kitap defter dolar kaplanmak için. Kırtasiyelerin yolunu aşındırırız. Bir milyon silgi, kalemtraş alıp bir milyon silgi kalemtraş kaybederiz.

Akıllarının bir köşesinde kalır belki diye öğütlerimi veriyorum bir bir. Yüzlerine bakıyorum, nasıl da büyüyorlar hızlıca. Liselim benimle gelmenize gerek yok diyor. Yemezler diyorum. Biz seninle yaşamak istiyoruz o ilk gün heyecanını. Sen hâlâ bizim oğluşumuzsun, istersen dev kadar ol, hiç fark etmez.

Yepyeni bir yılda her şeye yeniden başlarken gece rüyamda kendimi okulda görüyorum, nasıl mutluyum anlatamam. Sabah onları cıvıl cıvıl bir müzik sesiyle, dans ederek kaldırıyorum:-)  Hepimizin evde olduğu harika sabahlardan biri olduğundan sofrada birlikte keyifle kahvaltımızı yapıyoruz. Anneannemiz uğruyor hayırlı olsun diye.

Birini okula bırakıyoruz. İlk gününün sabahında, çılgın bir açılış yapıyor. Simit atıyor onlara büyük sınıflar, martı bunlar ya. Gülümsüyoruz.

O dönüyor, sıra diğerinde. Sınıf arkadaşları ne kadar büyümüş bir yaz boyunca. İşte şimdi tam ortaokullu olmuşlar diye geçiriyorum içimden. Bırakıyorum sınıfına. Allah emanet ediyorum çocuklarımı önce, sonra da sevgili öğretmenlerine.

Okulun ilk günü anne olmak böyle bir şey işte. Bol gurur, mutluluk, hüzün, telaş, endişe, merak.

Akşam yaklaşıyor. Birazdan okul yoluna düşeceğim yeniden. Eve gelirken sohbet edeceğiz oğluşla. Ben ona başka şeyler soracağım o bana kendince önemli olan bambaşka şeyler anlatacak.

Sonrasında her gün telaş, her gün bir koşuşturma. O geldi bu gitti. Fon kâgıdı bitti, kalem bozuldu derken yorulup her bunaldığımda kendi kendime diyeceğim ki bir gün ziller senin için çalmayacak, şimdi bunun tadını çıkart Handan.


15 Eylül 2013 Pazar

Belimiz Büküldü Kelimenin Tam Anlamıyla :)


Sabah dinlenmiş bir şekilde kalkıp planlarımıza devam ettik. Niğde yolunu bulmaya çalışırken hiç aklımızda yokken bir yerde daha mola verdik.








Bakın burada çok önemli bir ayrıntı var. Dikkatli gözlerden kaçmayacaktır... Buldunuz mu? Evet, benim üzerimde yeşil çizgili gri bluzum dışında bir kıyafet var :D O sabah, gittiğim her yerde o kıyafeti girmiş olduğumu fark ettiğimden bir değişiklik yapayım dedim. (Bakınız Şekil A, B,) (Ne yapalım anacım hem incecik, hem rahat hem de ütü istemiyor yıka giy yıka giy :)


Bu kafeye girmedik ama görüntüsü pek güzeldi.


Bu da uzaktan hali :)





Ağaç ev küçükken hep hayalini kurduğum şeydi, ne yazık ki merdiveni kırık olduğundan çıkamadık üzerine.

Artık en son 15 yıl önce gittiğim, çocuklara en çok göstermeyi istediğim yerlere ulaştık. Yeraltı şehirleri...


Önce Kaymaklı..


En önden indikten sonra mevzilenip iki büklüm iniş fotoğrafı çektim :) Şu şekilde bayağı bir yol yürüdük valla.




Burada yürümek de bayağı zordu. Gerçi Can'a dediğim gibi sıkışıp kalmadık neyse oralarda. Zira biz daha önce gittiğimizde ikimizde yaklaşık 20 kilo kadar daha zayıftık :)



Dinlenip beli doğrultma molası.


Çıkışta satılan bu patates kızartmalarından almasak olmazdı tabi. Helezonik bir şekilde kesip çubuğa takılmış. Metos çok beğendi :)


Geldik Derinkuyu'ya. Girmeden çektiğim bu masada çıkışta gözleme keyfi yapacağız. Salkım söğütler nasıl da güzeller , hele o yaz sıcağında.




İşte bu yolda sıkışırız diye düşünmüştüm :) Kesinlikle klostrofobiklere göre bir yer değil. İnsan inanamıyor oralarda yaşadıklarına.




Orada bir yeryüzü var uzakta, o yeryüzü bizim tam sekiz kat üzerimizdedir...

Evet yeraltı şehirleri muhakkak görülmesi gereken yerler bence. Evet özellikle de bizimkilerin yaşında tam macera havasındayken çocuklar da muhakkak getirilmeli. Ama bir üçüncü defa inmeyi düşünmüyorum oraya :D

Buradan artık Niğde'ye çok yaklaştık.

Babamızın çocukluğunun geçtiği yerler gibi daha yakın tarihimizle ilgilenmek üzere günümüzün geri kalanını geçirip, gecesine de bir düğün sıkıştırdıktan sonra yarın sabah evimize döneceğiz.

Daha Ihlara Vadisi gibi görülecek bir sürü güzellik vardı orada , belki bir dahaki sefere...