14 Eylül 2013 Cumartesi

Güzel Atlar Ülkesi'nde...

60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmış olan Kapadokya bir güne sığdırılabilecek bir yer değil tabii ki..

Ama bizim sadece bir günümüz olduğundan fazla düşünüp araştırmadan bulduğumuz ilk vadiye attık kendimizi. Kızıl Vadi'de yürümüş olduğumuzu düşünüyoruz ama o yorgunluk, uykusuzlukla algı gücüm pek açık olmadığından çok da emin değilim bundan :)


Can'ın arabasıyla daha ileri gidemeyeceğini anlayıp yıkıldığı an :)


O kadar ağır objektifi boynumda saatlerce taşıdıktan sonra elde ettiğim bu görüntüle beni hiç tatmin etmedi doğrusu. Küçük ve hafif makinam da bu kadar çekiyordu - hatta daha net bile çekiyordu- zaten :(

Ağaç da bizimle yürümeye hazırlanıyor ... Hımmm, entler gerçek olabilir mi yoksa :D


Takdir edersiniz ki burada gözüm sadece kafeyi görüyordu :)


Erkeklerimi severim ben :)



Üzüm, elma.. Doğa bizi aç bırakmadı yolda :)





İlk yola çıktığımızda çok sıcaktı fakat ilerledikçe ağaçlar bizi gölgeledi. Arada böyle nefis ışık ve gölge oyunlarıyla da mest etti .


Sonunda kafeye ulaştık. Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerin ortasında buza yatırılmış içeceklerimizi içerken sahibinin burayı sevgiyle yaptığını düşündük. Çiçekler, küçük ayrıntılar pek hoştu.


Böyle bir yerde kalıp yaşayabilir miydim diye sordum kendime. Doğrusu tam da cevabını veremedim bu sorunun :)

 


Uzun ince bir yoldayım :)


Vadiden çıkıp yolumuza koyulduk yeniden. Şu tabelanın güzelliğine bakar mısınız?


 Deve üstü dondurma keyfi :)


İşte Göreme Müzesi'ne geldik.












Müze çıkışı enerji depolama molası.



Aaa burada da seyir tepesi vardı hadi orada da fotoğraf çekelim molası :)


Daha artık tek bir adım atacak halimiz kalmadı derken rastladığımız ilk otele kendimizi atmakla biten uzuuun günün ardından şu terasta yenen güzel bir yemek, jakuzide uzun bir banyo ardından tuş olduk :)



13 Eylül 2013 Cuma

Nerde Kalmıştık?

Güzel bir Ağustos sabahı, bir gece kalıp sevdiklerimizle kısa bir kaçamak yaptığımız Ankara'dan Nevşehir'e doğru yola çıktık. Henüz yorgun değildik, yol kenarında gördüğümüz ayçiçeği tarlalarında birine dalıp çocuklara nasıl bir şey olduğunu gösterecek enerjimiz bile vardı :)
 

 


Bu kadar göz hakkı olur artık :)


Hacı Bektaş'ta mola veremedik sadece yol üzerindeki bu güzel heykeli görüntüleyebildim .


Ben Karadeniz çocuğuyum, sarının arasındaki yeşillikleri arıyor hep gözüm. Orda bir köy var uzakta... Bir dere başında ihtimal, ağaçlar içinde yemyeşil, çatılarına bakıp gülümsüyorum..


Hımm, yol pek çabuk geçti dışarıyı izlerken.



Avanos'a gelmişiz.


Hediyelik eşya dükkanlarında alış veriş yapmaktan çok fotoğraf çekmeyi seviyorum :)

 
İtiraf ediyorum çay içecek yer ararken şu tabela benim aklımı çeldi :)


Daracık bir aradan geldiğimiz kafenin önü küçücük ama pek sevimliydi.


Güzel ayrıntılar ve harika müzik eşliğinde Ankara'da yanımıza verilen azıklarımızı çıkartıp keyifli bir yemek molası yaptık.




İçinde oturmadık ama fotoğraflanmayı hak ediyordu doğrusu.




 
 

Karnımız doyunca artık hediyeliklere bakmaya sıra geldi.



Hayır hayır çok da bakmayalım, insanın her şeyi alası geliyor canım...

Artık yeniden yola çıkabiliriz.

Geceden 3-4 saat uykumuzla, ilk iş bir otel bulup uyusak da akşam üzeri dolaşsak şeklinde ufak bir düşünce de aklımızdan geçmedi değil, herhalde öyle bir şey yapacak olsak bir daha uyanıp da dolaşamazdık. Neyse ki etrafa bakarken uykuyu ve yorgunluğu unuttuk ...

 
 
Şimdilik bu kadar canlarım, yorgun morgun demeden yapılan vadi yürüyüşü, müze gezisi, mini deve turu ve otel bulup yığılma kısmı bir sonraki yazıda artık...


11 Eylül 2013 Çarşamba

Ganimet


Can denizde maske şnorkelle dalıp çıkıp bir şeyler bulmaya bayılır. Genelde toka çıkar. Bir senesinde de para bulmuştu o günkü harcamalarımızı çıkartmıştık:-)

Bu sefer de fotoğraftaki  pareoyla geldi. Belli ki yepyeniymiş, denize uçmuş ruzgârda . Seneye kullanırım artık :-)

Not: Uzun süre evde olmayınca biriken işlerle boğuşuyorum, bir de okul koşturmaları var. Bu gidişle benim tatil fotoğraflarına kar yağarken bakacağız. Yok yok o kadar sürmez tabi de daha bilgisayara yükleyip bakamadıklarım bile var:-)

7 Eylül 2013 Cumartesi

Dün Sabah Güneş Doğarken...










Ortadaki parlama çizgisi görüntüyü bozsa da sahilde gündoğumu izlemeyi özleyenler için olsun bu video :)

O Kadar Mesudum ki

Can 16. evlilik yıl dönümümüzü New York'da kutlayacak :)

Yaaa görüyorsunuz değil mi ne ince bir kocam var : D Kocaman bir biftek yiyecekmiş orada, canıım kıyamam :) Ben de o yoldayken balkonda taze demlenmiş çayımı içerek keyif süreceğim. Bak böylece yıldönümü gününü 7-8 saat kadar uzatmış oluyoruz :)

Ha ha ha, dün yolda gelirken pek güldük ikimiz de buna.

Sanırım evliliğimizin en çok bu yönünü seviyorum. Gülüyoruz bol bol.

Boynum tutulmuş, yüzemem diyorum. Can tek kolunu çırpıp " İik iik yüzersin böyle kendi etrafında dönerek" diyerek hepimizi kahkahaya boğuyor. Bir bakıyorsun omzuna bir sopa atmış mağara adamı şeklinde dolaşıyor etrafta, bir bakıyorsun kocaman bir taşı diş gibi sokmuş ağzına bize bakıyor.

Eh, arada bol bol kahkaha da atamayacaksa insan 22 yıl birbirine niye katlansın di mi ama:-)

3 Eylül 2013 Salı

Tatil Dönüşü




Belki bugün -şu ütüyü bitirebilirsem -  yeniden yollara düşebilirim, ama bu sefer herkese bir tişört alsam yeter diye düşünüyorum :-)

2 Eylül 2013 Pazartesi

Gökkuşağı


Sabahın ilk saatlerinde yürüyüşe giderken sitenin içinde rastlayabilir bir insan bazen gökkuşağına:-)  

Herkese günaydın, harika bir haftaya açılsın sabahımız.

Dün geldim, belki yine gitme ihtimalim var :-) Harika bir tatil daha geçirdim.  Bu gidişle bütün kış tatil fotoğrafı yayınlayacağım :-) 


 Şimdilik bayramda gittiğimiz bu güzel kafenin fotoğrafıyla (Hafsa Sultan Konağı - Trabzon) geçmiş bayramımızı kutlayarak huzurlarınızdan ayrılıyorum :-)