14 Ağustos 2013 Çarşamba

İstanbul'da Turist Olmak İstedim Bugün :)

[***Çoook miktarda fotoğraf içermektedir.** (Sağ olasın fiber internet :)]

Almam gereken küçük hediyelik eşyalar vardı. Onu bahane ederek Mısır Çarşısı ve Tahtakale gezisi ayarladık kendimize. Mekânın bilirkişisi Aynur 'la birlikte yola koyulduk :)


Vapurda yan açıkta oturmayı özlemişim. Ne güzle geldi.



Deniz her haliyle baştan çıkartıcı. Işık oyunları insanın içini aydınlatıyor.


Şehir hatları vapurlarının zarafeti , Kız Kulesi'nin nazlı silüeti, suda güneş parçacıkları... İçinden deniz geçen güzeller güzeli şehrim bir küçük vapur yolculuğuyla bile baştan çıkartıyor ...





Meydana geldik. Çocuklar işte İstanbul Kıyamet Vakti' ndeki yer diyerek tanıdılar hemen. Eee, öğünmek gibi olmasın benim kardeşim modelledi orayı oyun için :)



Ve güvercinler...


İşte Mısır Çarşısı da gözüktü.




Mısır'ın ülkenin isminden geldiğini bugün Kürşad diyene kadar bilmiyordum doğrusu, bir şey daha öğrendim :)


İçerde neler neler var :)


Kuru meyvelerden çıkışta aldım en sonunda, bu kadar mı güzel gözükür :)


Seyretmesi bile güzel :)



İnsanın bütün sabunları alası geliyor.


Hımm, cısss :)


Tahtakale'ye geçiş yapıyoruz...


Kahvecinin önü kuyruk.. Dönüşte alıyoruz , nasıl baştan çıkartıcı bir kokudur bu... Bak iyi aklıma geldi , gidip taze taze pişireyim kendime birazdan bir fincan. Fal isteyen var mı :)


Keçe aldık biraz, biz de süs yapacağız oğluşlarla.


Bu çantaları içine hediye koymadan da verebilirsiniz bana :)



Sabunlar ye beni diyor :)






Bu kuş evleri aklımızı çeldi, Metehan'la boyamak için minik bir tane de biz aldık. Artık neye benzer bitince bilmem :)


Offf ama böyle de yapılmaz ki !


Kuru Kahveci Mehmet Efendi'nin içindeki dev terazi..





Çok yorulduk, karnımız da acıktı...


Karaköy'e geçelim biraz da...




İskelenin hemen yakınında Namport'a giriyoruz. (Bknz) Çocuklar memnun biz memnun :)



Dönüş Kadıköy üzerinden. Yine fotoğraflamadan duramıyorum şehir hatları vapurunu...


Haydarpaşa'da inmeye karar veriyoruz. Kimsesiz, sessiz, kendi başına kalmış hali hüzünlendiriyor bizi...


Anneanneme gidişlerimiz geliyor aklıma. Ve trene binmeden aldığımız Meysu. (Görsel şuradan alınmıştır)




Vapur iskeleden ayrılırken son bir poz.. Hey gidi İlker Karter vapuru, aklına gelir miydi bir gün kocaman kocaman çocuklarımla sana bineyim yeniden. Sen benim ilk gençliğimi bilirsin.



Her zaman bir koşuşturmanın olduğu istasyonun içi boş ...


Cânım duvarlarına, tavanına bakıyorum. Güzel her şeyin elimizin altından kayıp gitmesi acı veriyor içime.. Ben isterdim ki benim torunlarım da buradan binsinler trene, koskocaman harika binayı hayranlıkla seyretsinler...


Son bir bakış atıp peronlara oradan ayrılıyoruz..

Neyse ki çıkışta harika bir rüzgâr ruhumuzu yatıştırıyor biraz evimize dönüyoruz...

Kim bilir belki bir gün yine yolcular uğurlanır, gelenler karşılanır buralardan... Küçük bir umudum var benim hâlâ....

3 yorum:

  1. Oyyy...Istanbul'u nekadar özlemisim...resimlere baktikca bunu iyice farkettim. Artik yolumuz hep Mersin-Kütahya'ya düseli, Istanbul'a vakit ayiramaz oldum tabii (hayatima Erkan gireli)

    Hep birkac günlük de olsa bir Istanbul kacamagi var kafamda nicedir, nezaman gerceklestirebilirim bilemiyorum ama mutlaka istiyorum, bakalim nezaman kismet olacak.

    Bayildim fotolara Handan'cim, sanki oralara gitmis, gezmis dolasmis gibi hissettim, ne iyi geldi yine...sagol...

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel fotoğraflar, ne güzel duygular paylaşmışsın Handan. İstanbul' u böyle görünce, böyle anlatılınca güzel görünüyor gözüme

    YanıtlaSil
  3. Umarım birgün gelirsiniz birlikte gezeriz kızlar :-)

    YanıtlaSil