Ergen sürtüşmesi var hiç keyfim yok anacım. Çaresizlik hissi var çözüm yok. Kaçıp gidesim var kalasım yok. Velhasıl ah bu yangın beni öldürüyor şarkısı çalmakta kafamın içinde. Hadi yüreğim ha gayret hele sıkı dur hele sabret şarkısıyla da kendime gaz vermekteyim.
Neyse konuyu değiştirelim.
Mart normallerinin üzerinde geçen hava sıcaklığı düşüp bulutlansa da gökyüzü, bu sene bahar erken geldi. Şu görüntüden güzel bir şey olabilir mi?
Geçenlerde beyaza boyadığım dikiş kutusunu yeniden elime aldım. Zira beyaz yatak odama hiç mi hiç uymuyordu. Bordo perdelerime denk bir renkle geçtim aralardan. Bitti mi? Iıh. Hâlâ içime sinmiş değil, gidip yenisini alıcam bu gidişle.
Okuma şenliği için kış temalı kitap ararken gördüm bunu. Daha ilk cümlesinden vurdu beni. Ufacık tefecik bir kitaptı ama cümleler yavaş ve sindirirerek okunması gerektiğinden uzun sürdü bitirmem.
Bu da dün akşam trigonometri sorusu çözerken Metos'la benim aldığımız hal. Hahaha, hiç sormaz sormaz gidip trigonometri anlat diyeceği tuttu oğlanın, on yüz bin formül var ooolum onda :D
İşte böyle.
Şimdi Corc Amca'nın en sevdiğim şarkısını dinleyerek biraz huzur bulmaya çalışacağım.
Hepinize günaydın.
10 Mart 2017 Cuma
9 Mart 2017 Perşembe
Ferhan Ablam Halamın Kızı
İlk tanıştığımızda ben salyalı sümüklü bir bebek o da güzeller güzeli bir genç kızmış. Ki o güzeller güzeli genç kız hali hiç değişmedi. Neyse ki ben salya ve sümükten kurtulmuşum :D
Harika çiçekler yapar. Çok yeteneklidir. Evine girdiğinizde içiniz açılır. Öyle güzel yerleştirir ki, sizde bohçalarda kapalı duran ya da eskidi diye attığınız bir çok şey onun evinde yaşamaktadır. Bir çerçeveyle duvarda, vitrinde ya da sehpanın üzerinde yanıbaşınızda yerini bulmuştur.
Okumaklara doyamaz. Kaç okul bitirdi vallahi sayamadım. On parmağında on marifet.İşte şurada anacım, merak edenler baksınlar :)
Her zaman mı şık olur bir insan. Küpesi kolyesi,fuları, şapkası velhasıl bir atraksyonu muhakak vardır. Ama giydiği şey ona değil o giydiği şeye hava verir bence :)
Gözleri hep ışıl ışıldır. Gülümsemesi hep sıcacık.
Velhasıl o benim canım Ferhan Ablamdır. Bugün gelmiş dünyaya. İyi ki de gelmiş.
Daha nice sağlıklı, huzurlu, mutlu ve güzel yıllara...
İyi ki doğdun Herhan Abla :) Bu şarkı senin için..
8 Mart 2017 Çarşamba
Çok Güzel Kutladık :)
Can bizi yemeğe götürdü, çiçeklerimizi aldı, fotoğrafımızı da çekti, daha ne ister bir insan:)
Ah bütün kadınlar bizim kadar şanslı olsa.
Annemin çok sevdiğim şiiri ve ailemin bütün kadınlarıyla hazırladığım bu kolaj bir kere daha yayımlanabilir bence :)
Ah bütün kadınlar bizim kadar şanslı olsa.
Annemin çok sevdiğim şiiri ve ailemin bütün kadınlarıyla hazırladığım bu kolaj bir kere daha yayımlanabilir bence :)
7 Mart 2017 Salı
Yolculuk- 1
Kasabanın marketinden aldığı ekmek ,peynir ve kocaman bir şişe kola ile biraz ötede yol kenarında duran kocaman ağacın altında oturdu. Bunaltıcı sıcak buraya uğrayamamıştı henüz, sık ve kocaman dallara bakarak teşekkür etti içinden.
Yavaşça kendisine sandviç hazırlarken çok yorgun olduğunu düşündü. Bir sene kendisini yollara vurma hayali , hayalken daha heyecanlı ve keyifliydi sanki. Hayalindeki gibi çılgın hikâyeler de yakalayamamış, hayatın içine dalmadan yüzeyden geçip gitmekteydi yalnızca. Eve mi dönsem acaba diye geçirdi aklından. Cebindeki iyice suyunu çekmiş cüzdanı da bunu onaylamaktaydı sanki..
Yemeğinden ilk ısırığını almıştı ki ağacın dallarından gelen sesler ve dal çıtırtılarıyla yerinden sıçradı..
Kaşla göz arasında oradan yanına atlayan kıza bakakaldı. Yoksa bir kadın mıydı , ufacık tefecikti ama bakışlarındaki yaşı büyük gibiydi sanki .Saçları kısacık kesilmiş, bir tayt üzerine kısa kollu salaş bir tişört giymiş, ayakları çıplak kadın da- evet kadındı o - ağacın altına oturuverdi. Bir an oradan uzaklaşmakla yeniden oturmak arasında kararsız kalan kız hikâye yok derken önüne düşene arkanı mı döneceksin diye kendisine söylenerek yerleşti yerine..
Elindeki ekmeğin yarısını bölüp davetsiz misafirine uzattı. Karşısındaki biraz baktıktan sonra alıp kocaman ısırdı. sessizce yemeğe koyuldular.
- Bardağım olsaydı içecek de verirdim sana.
Kafasını kaldıran kadın kola şişesini görünce geldiği gibi hızla ağaca çıktı yeniden. Hareketlerini izlerken hayranlık duymaktan kendini alamadı. İnanılmaz seri ve estetik bir şekilde daların arasında kaybolduktan bir dakika sonra elinde bir plastik şişeyle geri döndü.
- Ooo bu işimizi görür.
Diyerek boş şişeye içecek aktarırken konuşmaya devam etti.
- Sirk cambazı gibi tırmanıyorsun ağaca, inanılmaz bir şey. Ben de kendimi sıra dışı zannediyordum. Sırt çantamı kapıp yollara düşmek pek zavallı bir yetenek. aslında yetenek mi ona da emin değilim. Yola çıkarken aklımda bambaşka şeyler vardı.
Yanlarına yaklaşan ayak sesleri ile susup gelene baktı.
- Harika, ben evde bir parça peynir iki kaşık çorba yemen için beş takla atayım, burada kıtlıktan çıkmış gibi tanımadığın insanların yemeklerine dal. Tira !
Tira ağacın arkasına geçip yemeğe devam etti umursamazca. Adam gelip karşılarına oturdu.
-Merhaba, adım Gerare, bu maymun kadının ağabeyiyim. Umarım sizi rahatsız etmemiştir. Doğrusu en son ne zaman duşa girdi onu bile bilmiyorum.
-Merhaba, ben Çiçu. Hayır hiç rahatsızlık vermedi. aksine kendimi çok yalnız hissettiğim bir sırada arkadaş oldu bana.
- Sabah treniyle mi geldin?
- Evet.
-Buralarda turistik çok bir şey yok aslında. Bol bol toz toprak ve nehir kıyısındaki bahçeler.
- Aslında hangi trene denk düşersem ona biniyorum, gittiğim özel bir yer yok. Buralarda kalabileceğim otel,pansiyon falan var mı?
- Sanmam, bir durak sonra inseydiniz merkeze varmış olacaktın, orada bulabilirdin.
Biraz durduktan sonra tereddütlü bir şekilde devam etti.
-Eğer istersen bizim bahçemizde küçük bir kulübemiz var, orada kalabillirsin. Doğrusu yıllardır içine pek girmedik, bilmiyorum ne durumda ..
- Çok fazla param yok.
- Paraya gerek de yok zaten, orada boş duruyor dedim ya. Gel bak , kalınabilir gibiyse istediğin kadar kal. Görünüşe göre Tira seni sevmiş, aksi halde ağaçtan başına birşeyler atardı.
- Hahaha, gerçekten mi?
- İnan bana, gerçekten.
Not: Uzun zamandır yine hikâye yazmak istiyordum ama bir türlü konu gelmemişti aklıma. Çıtır çerez,atıştırmalık, beyaz dizimsi bir hikâye ile yine karşınızdayım efeem.
Yazının altındaki hikâye etiketine tıklarsanız eski yazdıklarıma ulaşabilirsiniz. Boşluk hafif gerilim ve soru işaretleriyle doluydu. Belki bir gün yeniden yazarım onu :) Diğer ikisi kısaydılar.
Bloğumu yeni okumaya başlayanlar için bu açıklayıcı notu yazdıktan sonra umarım bu sefer sürekli yazabilirim diyerek noktayı koyuyorum :)
Yavaşça kendisine sandviç hazırlarken çok yorgun olduğunu düşündü. Bir sene kendisini yollara vurma hayali , hayalken daha heyecanlı ve keyifliydi sanki. Hayalindeki gibi çılgın hikâyeler de yakalayamamış, hayatın içine dalmadan yüzeyden geçip gitmekteydi yalnızca. Eve mi dönsem acaba diye geçirdi aklından. Cebindeki iyice suyunu çekmiş cüzdanı da bunu onaylamaktaydı sanki..
Yemeğinden ilk ısırığını almıştı ki ağacın dallarından gelen sesler ve dal çıtırtılarıyla yerinden sıçradı..
Kaşla göz arasında oradan yanına atlayan kıza bakakaldı. Yoksa bir kadın mıydı , ufacık tefecikti ama bakışlarındaki yaşı büyük gibiydi sanki .Saçları kısacık kesilmiş, bir tayt üzerine kısa kollu salaş bir tişört giymiş, ayakları çıplak kadın da- evet kadındı o - ağacın altına oturuverdi. Bir an oradan uzaklaşmakla yeniden oturmak arasında kararsız kalan kız hikâye yok derken önüne düşene arkanı mı döneceksin diye kendisine söylenerek yerleşti yerine..
Elindeki ekmeğin yarısını bölüp davetsiz misafirine uzattı. Karşısındaki biraz baktıktan sonra alıp kocaman ısırdı. sessizce yemeğe koyuldular.
- Bardağım olsaydı içecek de verirdim sana.
Kafasını kaldıran kadın kola şişesini görünce geldiği gibi hızla ağaca çıktı yeniden. Hareketlerini izlerken hayranlık duymaktan kendini alamadı. İnanılmaz seri ve estetik bir şekilde daların arasında kaybolduktan bir dakika sonra elinde bir plastik şişeyle geri döndü.
- Ooo bu işimizi görür.
Diyerek boş şişeye içecek aktarırken konuşmaya devam etti.
- Sirk cambazı gibi tırmanıyorsun ağaca, inanılmaz bir şey. Ben de kendimi sıra dışı zannediyordum. Sırt çantamı kapıp yollara düşmek pek zavallı bir yetenek. aslında yetenek mi ona da emin değilim. Yola çıkarken aklımda bambaşka şeyler vardı.
Yanlarına yaklaşan ayak sesleri ile susup gelene baktı.
- Harika, ben evde bir parça peynir iki kaşık çorba yemen için beş takla atayım, burada kıtlıktan çıkmış gibi tanımadığın insanların yemeklerine dal. Tira !
Tira ağacın arkasına geçip yemeğe devam etti umursamazca. Adam gelip karşılarına oturdu.
-Merhaba, adım Gerare, bu maymun kadının ağabeyiyim. Umarım sizi rahatsız etmemiştir. Doğrusu en son ne zaman duşa girdi onu bile bilmiyorum.
-Merhaba, ben Çiçu. Hayır hiç rahatsızlık vermedi. aksine kendimi çok yalnız hissettiğim bir sırada arkadaş oldu bana.
- Sabah treniyle mi geldin?
- Evet.
-Buralarda turistik çok bir şey yok aslında. Bol bol toz toprak ve nehir kıyısındaki bahçeler.
- Aslında hangi trene denk düşersem ona biniyorum, gittiğim özel bir yer yok. Buralarda kalabileceğim otel,pansiyon falan var mı?
- Sanmam, bir durak sonra inseydiniz merkeze varmış olacaktın, orada bulabilirdin.
Biraz durduktan sonra tereddütlü bir şekilde devam etti.
-Eğer istersen bizim bahçemizde küçük bir kulübemiz var, orada kalabillirsin. Doğrusu yıllardır içine pek girmedik, bilmiyorum ne durumda ..
- Çok fazla param yok.
- Paraya gerek de yok zaten, orada boş duruyor dedim ya. Gel bak , kalınabilir gibiyse istediğin kadar kal. Görünüşe göre Tira seni sevmiş, aksi halde ağaçtan başına birşeyler atardı.
- Hahaha, gerçekten mi?
- İnan bana, gerçekten.
Not: Uzun zamandır yine hikâye yazmak istiyordum ama bir türlü konu gelmemişti aklıma. Çıtır çerez,atıştırmalık, beyaz dizimsi bir hikâye ile yine karşınızdayım efeem.
Yazının altındaki hikâye etiketine tıklarsanız eski yazdıklarıma ulaşabilirsiniz. Boşluk hafif gerilim ve soru işaretleriyle doluydu. Belki bir gün yeniden yazarım onu :) Diğer ikisi kısaydılar.
Bloğumu yeni okumaya başlayanlar için bu açıklayıcı notu yazdıktan sonra umarım bu sefer sürekli yazabilirim diyerek noktayı koyuyorum :)
Bu Sabah Havada Çocukluğum Kokusu Var
Hani yataktasındır, uyanmış ve mutfaktan gelen sesleri dinlersin. Annen bir türkü söylüyordur, tabak çatal seslerine karışıyordur türkü. Yatak sıcacıktır, ekmekler kızarmıştır. İşte o koku.
Hani sofradadırsın. Çayın paşa çayıdır. Gözlerin yarı açık bir yudum alırsın. Ekmeğine yağ reçel sürülmüştür. Daha ısırmadan gelir burnuna, annen pişirmiştir hormonsuz çileklerden, işte o koku..
Hani sırtında çantan elinde beslenmen yola düşersin. Bütün çocuklar da senin gibi yola düşer,henüz servis icad olmamıştır. Gökyüzü aydınlanmıştır yavaş yavaş, kuş sesleri cıvıldamaktadır. Sokağın birinde görmediğin bir gül karşılar seni, işte onun kokusu.
Hani sınıfa girersin. Kara tahta, tepeşirler. Kenardaki askıya el örügüsü hırkanı asarsın. Hemen üzerinde mevsimler panosundaki kardan adam göz kırpar sana. Atatürk bakıyordur karşıdan. Gürültü ve koşuşturma arasında öğretmen gelir ayağa kalkarsın. Bir arkadaşın bir dal mimoza getirmiştir, onun kokusu.
Kantinde üç çeşit bisküvi bir çeşit kaşarlı tost vardır. Beslenmene salam sucuk koymaz annen, muz koymaz, alamayan vardır canı çeker diye. Kekten bir dilim de öğretmenine ayrılmıştır. Sıralara serilir renk renk örtüler. Birisi elma çıkartır, üzeri mumlanmamıştır henüz, eteğine sürüp parlatır, ısırır kocaman, işte onun kokusu.
Eve dönersin koşa koşa. Ah çanta bir yanda sen bir yanda. Kurdelen düşer, cebine koyarsın. Bir arkadaşınla vedalaşırken sokağın iki ucundan bağıra çağıra konuşursun. Yerde bulduğun gazoz kapağını alırsın hemen. Kapıyı açar annen. İşte o ev kokusu.
Yumurta kırar hemen yağda, ekmeği banarsınız karşılıklı. Meltem ne yapmış, Özlem hangi kalemini kaybetmiş, öğretmen kime aferin demiş anlatırsın bir taraftan. Hayatının en mutlu çağında annene bakarsın, ne kadar güzel olduğunu düşünürsün, işte o anne kokusu.
Kardeşin peşinde geziyordur. Ödevini bitirince onun yanına gidersin. Sandalyeleri ters çevirip arabacılık oynarsınız biraz. Sonra üzerlerine pike serip ev yaparsınız. Bir pötibör bisküviyi suyla itinayla ezip özel yemek yaparsın, yersiniz karşılıklı, sütle karışık bol öpmelik kardeş kokusu.
Akşam baban gelir, kapıda karşılarsınız. Sofra hazırdır, hemen hep beraber oturursunuz karşılıklı. Sohbetler, kahkahalar..Yatmadan önce öpersin babanı. Saçını okşar, yanağından makas alır, sımsıcak bakışlarıyla sarar, işte o baba kokusu.
Bu sabah havada çocukluğum kokusu var.
Doya doya içime çektim özlemle...
Hani sofradadırsın. Çayın paşa çayıdır. Gözlerin yarı açık bir yudum alırsın. Ekmeğine yağ reçel sürülmüştür. Daha ısırmadan gelir burnuna, annen pişirmiştir hormonsuz çileklerden, işte o koku..
Hani sırtında çantan elinde beslenmen yola düşersin. Bütün çocuklar da senin gibi yola düşer,henüz servis icad olmamıştır. Gökyüzü aydınlanmıştır yavaş yavaş, kuş sesleri cıvıldamaktadır. Sokağın birinde görmediğin bir gül karşılar seni, işte onun kokusu.
Hani sınıfa girersin. Kara tahta, tepeşirler. Kenardaki askıya el örügüsü hırkanı asarsın. Hemen üzerinde mevsimler panosundaki kardan adam göz kırpar sana. Atatürk bakıyordur karşıdan. Gürültü ve koşuşturma arasında öğretmen gelir ayağa kalkarsın. Bir arkadaşın bir dal mimoza getirmiştir, onun kokusu.
Kantinde üç çeşit bisküvi bir çeşit kaşarlı tost vardır. Beslenmene salam sucuk koymaz annen, muz koymaz, alamayan vardır canı çeker diye. Kekten bir dilim de öğretmenine ayrılmıştır. Sıralara serilir renk renk örtüler. Birisi elma çıkartır, üzeri mumlanmamıştır henüz, eteğine sürüp parlatır, ısırır kocaman, işte onun kokusu.
Eve dönersin koşa koşa. Ah çanta bir yanda sen bir yanda. Kurdelen düşer, cebine koyarsın. Bir arkadaşınla vedalaşırken sokağın iki ucundan bağıra çağıra konuşursun. Yerde bulduğun gazoz kapağını alırsın hemen. Kapıyı açar annen. İşte o ev kokusu.
Yumurta kırar hemen yağda, ekmeği banarsınız karşılıklı. Meltem ne yapmış, Özlem hangi kalemini kaybetmiş, öğretmen kime aferin demiş anlatırsın bir taraftan. Hayatının en mutlu çağında annene bakarsın, ne kadar güzel olduğunu düşünürsün, işte o anne kokusu.
Kardeşin peşinde geziyordur. Ödevini bitirince onun yanına gidersin. Sandalyeleri ters çevirip arabacılık oynarsınız biraz. Sonra üzerlerine pike serip ev yaparsınız. Bir pötibör bisküviyi suyla itinayla ezip özel yemek yaparsın, yersiniz karşılıklı, sütle karışık bol öpmelik kardeş kokusu.
Akşam baban gelir, kapıda karşılarsınız. Sofra hazırdır, hemen hep beraber oturursunuz karşılıklı. Sohbetler, kahkahalar..Yatmadan önce öpersin babanı. Saçını okşar, yanağından makas alır, sımsıcak bakışlarıyla sarar, işte o baba kokusu.
Bu sabah havada çocukluğum kokusu var.
Doya doya içime çektim özlemle...
6 Mart 2017 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi
Bu hafta komik etiketlerime şöyle bir göz attım :)
Aklımdan geçen bilimum abudik konuyu şurda sıralamışım.. Gözlük numaramdan açken içeri almayan lokanta fikirlerime bir sürü alanda sizi aydınlatıyorum :)
Emine Bacı'nın reklâmsal yazısını tam on iki yıl önce şöyle cevaplamışım. Babababa geleceği mi görüyorum, nedir :D (Yazının altındaki Kürşad'ın yorumunu da okumayı unutmayın :)
Son olarak da cehennem işinin nasıl ucuza çıkacağıyla ilgili ilgili merciiye yazmış olduğum mektup var, işte şurada :)
Yürüyüş yaparken odaklamayı becerememiş olsam da üçüncü cemreyle baharın geldiğinin minik kanıtlarını sunarak bu yazıyı bitiriyorum :)
Hepinize günaydın.
Yüreğinizde bahar çiçekleri açan bir haftaya açılsın sabahınız. Böööğ bu da çok çiçek böcek oldu beaa :)
Yeniden alıyoruz :)
Ayaklarınız sıkı bassın, aklınız hızlı çalışsın ve yüreğinizin götürdüğü yere gidin..
E tamam, gidin dedim ama, eski yazılara link verdik o kadar. Oraya tıklayın felan ben ütü yapıcam şimdi.
Çüüz :)
Aklımdan geçen bilimum abudik konuyu şurda sıralamışım.. Gözlük numaramdan açken içeri almayan lokanta fikirlerime bir sürü alanda sizi aydınlatıyorum :)
Emine Bacı'nın reklâmsal yazısını tam on iki yıl önce şöyle cevaplamışım. Babababa geleceği mi görüyorum, nedir :D (Yazının altındaki Kürşad'ın yorumunu da okumayı unutmayın :)
Son olarak da cehennem işinin nasıl ucuza çıkacağıyla ilgili ilgili merciiye yazmış olduğum mektup var, işte şurada :)
Yürüyüş yaparken odaklamayı becerememiş olsam da üçüncü cemreyle baharın geldiğinin minik kanıtlarını sunarak bu yazıyı bitiriyorum :)
Hepinize günaydın.
Yüreğinizde bahar çiçekleri açan bir haftaya açılsın sabahınız. Böööğ bu da çok çiçek böcek oldu beaa :)
Yeniden alıyoruz :)
Ayaklarınız sıkı bassın, aklınız hızlı çalışsın ve yüreğinizin götürdüğü yere gidin..
E tamam, gidin dedim ama, eski yazılara link verdik o kadar. Oraya tıklayın felan ben ütü yapıcam şimdi.
Çüüz :)
5 Mart 2017 Pazar
Siyah Beyaz Rengârenk :)
Koruda Küçük Bir Yürüyüş
Üzerimde bir hırkayla dışarı çıktım ve her yerde piknik yapanlar vardı.. Bahar gelmiş sanırım arkadaşlar :)
Piknikçilerle siyah beyaz fotoğrafları başka yazıya bırakalım, biz kuşlarla kuş yuvalarına verelim dikkatimizi :)
Yani siz verin, benim misafirlerim var, akşam yemeği hazırlamaya gidiyorum :)
Bu Gece Gökyüzü Işıl Işıldı

Yıldızlar hiç olmadıkları kadar parlak gözüküyorlardı yanlarında ay olduğu halde.

Işık kirliliğine inat ortaya dökülmüşler..

Ve ay, her hali başka güzel ay.
Karanlık yüzünü bile aydınlatmıştı sanki.
Büyüleyici..
Çamaşır toplamayı bile unutmuşum makinamın peşinde koşarken.
Ah dünya... Sen var ya sen..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























