10 Ekim 2011 Pazartesi

Sevdiğim 41 Kitap



Etiketlerden kitap bölümüne bakarsanız buradaki çoğu kitaptan alıntı bulabilirsiniz :)

Sevdiğim 41 Film



İlk aklıma gelenler. Sıralama yapmadım. Eminim "Aaa o da vardı" diyeceğim bir çok film daha çıkacaktır :D

Giuseppe Verdi (10 Ekim 1813– 27 Ocak 1901)

8 Ekim 2011 Cumartesi

Duyuru :)

Metehan'dan sonra Bilgehan da kendisine blog açtı :)

Ben blog yazmaya başladığımda birisi üç birisi altı yaşındaydı. Nasıl da geçiyor zaman.

Bilgehan'dan bloğumuza da bekliyoruz efendim :)

Çok Hoşuma Gitti

Hasta, Pasta

He canım o kadar gezip dolaşıp üzerine de domateslere gömülürsen hasta oluverirsin işte böyle. Dün bütün gün yattım. Bugün için de öyle düşünüyordum ama Bilgehan'ın haftasonu okulu için git onu bırak gel, git al gel şeklinde iki saatim yollarda geçti. Neyse evdeyim. Yapmam gerekenlerden önce biraz dinlenebilirim sanırım.

7 Ekim 2011 Cuma

~~~~~~~~

Bundan tam 69 yıl önce Şevket ve Ayşe Nazmiye çiftinin 3. çocukları dünyaya gelmiş. Mavi gözlü bir oğlan. Gördüğüm en derin mavi bakışlara sahip, akıllı, düşünceli, duygusal, sevecen. Daha küçücükmüş "Kar Baba"'ya yazdığında ilk şarkısını, yıllar yıllar sonra herkesin dilinde dolaşacak "Hiçbir şeyde gözüm yok" demeden önce. Becerikli elleri en güzel oyuncakları yaparmış. Eline hangi enstrümanı alsa çalarmış ustalıkla. 1969'da sevdiğine kavuşmuş. 1970'te hayalindeki gelmiş kucağına. (Her ne kadar mavi gözlü olmasa da :D)1977'de de "sevgili küçük yaramaz" katılmış aralarına.Onları kucağına oturtmuş sabırla öğretmiş herşeyi. Saatlerce teybe almış seslerini. Binlerce fotoğraf çekmiş. Kendisi tab etmiş. Evde hiçbirşeyin bozulmasına izin vermezmiş. Şişe kırıldığında bile babam tamir eder anne dermişim. O derece yani. Her zaman müzik olurmuş bu evde. Her zaman ud sesi, keman sesi, rebab sesi.

Bundan tam 12 yıl önce dün sabah iş yerime gitmiştim. Henüz üç gün olmuştu orada çalışmaya başlayalı. Annem telefonda babamın iyi olmadığını söylemişti. Gel demişti. Ağlamaya başlamıştım . Şube müdiresi bana izin vermişti hemen. Can da işinden izin almış, bakıcımız 6 aylık bebeğimizi ve çantamızı hazırlamış, hemen yola çıkmıştık. İzmir'den İstanbul'a en uzun yolculuğumdur benim. Oğluşum "de de de de" demekteydi sanki bilircesine gittiğimiz yeri. Günün sonlarına yakın ulaşmıştık hastaneye. Babacığım torununu görünce mutlu olmuştu. Vakit gece yarısına yaklaşıyordu, ben babamı son defa gördüğümü bilmeden ertesi sabah ona doğum günü pastası getireceğimi söyleyerek yanından ayrılıp eve döndüm. Minik bebeğimi uyuttum. Onun başında otururken bir anda odanın penceresi açıldı. Rüzgârsız sakin bir geceydi. "Acaba babacığım mı geldi" diye düşündüm ve hemen korktum bunu düşünmekten. Bir saat sonra gerçekten de öyle olduğunu öğrendim. Benim canım babam tam o zamanlarda yummuştu gözlerini hayata. Bana hoşçakal demeden gitmemişti sanki.

Bundan tam on iki yıl önce benim  sevgi dolu bakışlı, düşünceli, çalışkan, yaratıcı, müzik dolu, şiir dolu, güzel, becerikli , akıllı, canım babam öldü. Doğduğu gün.

Onu çok özlüyoruz. Çoook özlüyoruz...