26 Temmuz 2014 Cumartesi

London Transport Museum (Ulaşım Müzesi)

Doğrusu girerken bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim. Sanırım geçmişe ait her şey hoşuma gidiyor benim. Müze hem çok cazibeli hem de bilgilendiriciydi. Metro ve otobüslerle epey haşır neşir olarak geçirdiğimiz tatilimizde, her yere farklı gözle bakmamızı da sağladığını söyleyebilirim.

Müzenin web sayfası şurada. Ben €15 ödedim, Bilgiç'e bedava.

Haa, başlamadan söyleyeyim bu post aşırı fotoğraf içermektedir anacım :)


Müzeye ilk girişte metro haritasına benzer bir alan karşılıyor bizi - ki görüntüsü pek hoş :)


Ve dünyadaki metroların haritalarının ve videolarının olduğu bir yoldan geçiyoruz. 


Hımmm, etraf metro dolu ama bu yıl kırmızı otobüslerin yılıymış :)


Doğru söze ne denir :) ( Sabit kalan tek şey değişim :)


Yolumuz bir asansöre uzanıyor ki bir ayrıntı çok hoşuma gidiyor. Asansör yukarı çıkarken katları gösteren numaratör günümüzden geriye yılları sayıyor :)









İnsanların çektiği arabalardan, atların çektiği otobüsler olan omnibuslere tarihte yolculuk yapıyoruz bu katta.

O kadar çok yazı var ki nereyi okuyacağımızı şaşırıyoruz. Arabaların yanlarında hangi yıllarda hangi hatlarda çalıştıkları, en son ne zaman sefer yaptıkları, sürücülerin bilgilerine kadar her şey belirtilmiş.



Maketler de başka güzel.


Yıllar ilerliyor geliyoruz metronun , onların deyimiyle "tube"un yapımına. (Metroya ya underground ya da tube deniyor. Subway yeraltı yaya geçitlerinin ismi)


O kadar derinde olan ilk metronun ne koşullarda yapıldığı inanılmaz. Üstelik hâlâ da kullanılıyor.


Bu da o zamanın haritası :)
















Trenleri de unutmayalım bu arada :) Bu hatunların konuşmaları bile duyuluyordu :)






Ve çekmeceler dolusu küçük ayrıntılar. Bilet koleksyonum pek zavallı gözüktü gözüme bakınca bunlara :)



Binanın eskiden çiçek hali olduğunu anlatan yazı.


Çocuklar için bir bölüm. Kalemler, boyamalar ve Bilgiç'le yaptığımız bu bulmaca vardı.


Ama ama ama, bu biletler ne güzel gözüküyorlar...


Bunlar da eskiden otobüslerde olan durak yazıları. Rulo halinde yerleştiriliyormuş sanırım.


Metrodaki şiirler :)


Işıkla yere yansıtılmış bu logolar çok güzel duruyordu.



Bir tane de benim fotoğrafım olsun canım :)


Bir bölüm de savaş zamanına ayrılmış.


Örgü ören ulaşım personeli. Bunlar daha sonra askerlere gönderiliyor..


Yine çocuklar için bir alan, üzerine basınca cızırdayıp lambası yanan bölüm. Sanırım hiç bir çocuğun aklından çıkmaz :)



Biraz da oyun haliyle :)


Bütün otobüslerin içindeyiz :)


Günde en az iki saatimiz metroda geçince, her durakta işite işite bu söz yüreğimize kadar işlemiş durumda :) Londra deyince "Mind the gap" sözü kulaklarımızda çınlıyor :)




Bu da bizim otobüs :) 















Günümüze kadar geldikten sonra biraz da geleceğe yönelik fikirlerin, hayallerin olduğu kısım :)



Ve son sözü Robert Noyce söylesin... Anladığım kadarıyla geçmişin yükü altında kalma, çık ve harika şeyler yap diyor. Bunun gibi bir şey işte...

25 Temmuz 2014 Cuma

Day 1 - Covent Garden

Yanına kalmaya gittiğim arkadaşım Zehra bana şuraları gör diye bir liste yaptı. Biz de Bilgiç'le gezebildiğimiz kadar gezdik. Sanki bir haftada çok yer gezilirmiş gibi geliyor ama gittiklerimizi bile tam bitirebildiğimizi söyleyemem.

İlk gün ilk durağımız Covent Garden'dı. Cıvıl cıvıl çok eğlenceli bir yer. Metroda unuttuğumuz çantanın burukluğunu bile unutturdu bize...

Şurada harika fotoğrafları var, ben o kadar çekmemişim.


Metrodan indiğimizde bu caddeye çıktık. Her tarafta heykel gibi duran, para verdikçe hareket eden ya da fotoğraf çektirilen insanlar vardı :) Ki hemen her meydanda gördük bu gösterileri. Hepsini de keyifle izledik.


Telefon kulübesini gören Bilgiç, anne benim onunla fotoğrafımı çekmelisin diyerek hemen ona koştu :)


Covent Garden (Allahım sonunda ismini öğrendim. Sürekli unutuyordum orada:) sebze meyve pazarı olarak kurulmuş vakti zamanında şimdi dolaşması çok keyifli dükkanlar ve tezgâharla dolu. Mest olmuş biçimde dinlerken çekmemişim ama (Yukarıdaki linkte var) alt katta bir köşede sürekli birileri şarkı söylüyor. Akustik de çok güzel :)


Bu da benim de çok hoşuma giden bir oyuncakçı. Sanki zaman tünelinden geçmiş gibi oluyorsunuz içine girince. Benjamin Pollok's Toyshop'da öncelikle kartondan modeller var. Ayrıca bize çocukluğumuzu hatırlatan bir çok küçük ayrıntı :) (Bknz)


Bilgehan'ın kendinden geçtiği yer. Sağ alttaki fotoğrafın sağ üst kısmındaki karta bakarsanız (İskâmbil kartı kadar yaklaşık) askerlerin ne kadar minyatür olduklarını anlarsınız :) Dayıları bizimkilere de almıştı, bu minicik şeyler önce boyanıyor ki bayağı ustalık gerektiren bir iş. Sonra da kutu oyunu gibi oynanıyor. Biz bir şey almadık daha boyanacak olanlar var evde diye, ama ağabeyimizin aldığını öğrenince bayağı bozulduk. Oyyy, iki arada bir derede kalmaktan bir hal oluyorum valla :)


Etraf renk cümbüşü, kendinden geçmemek mümkün değil :)


Satın almadım ama bu tabela bence harika :) Herkes evinin bir köşesine asmalı :)

Karnımızı doyurduktan sonra Transport Museum'a rastladık.Eskiden çiçek pazarı olan bir binaya kurulan bu müze ikimizin de çok hoşuna gitti... O da bir sonraki yazıya kalsın, düzenlemem gereken çok fotoğraf var zira :)