Bu Sabah Kahvemi Özel Bir Fincanda İçtim

 


Dün çok tatlı bir misafirim vardı. Ben ne zaman tanıştığımızı hatırlayamıyorum bile, sanki hep biliyorduk birbirimizi gibi geliyor. Blog arkadaşlığı böyle bir şey işte. Yüzyüze hiç görüşmesen de başı sonu olmayan bir dostluğa dönüşebiliyor ruhlar birleşince. Değmesin Yağlı Boya idi bir zamanlar şimdi Kiremithanem ile bizimle. Çektiği harika fotoğrafların içinde kaybolabilir, sözlerinin arasında kendinizi bulabilirsiniz. 

Ne zamandır istiyorduk balkonumda oturmayı, çayımızı içmeyi karşılıklı. Geçen hafta dedi ki "Handan ben geliyorum sana ". Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Handan ben geliyorum sana dediği yer Yunanistan bu arada. Ülkeleri, kıtaları aşıp geldi arkadaşım . 

Hava buz gibi olmasına rağmen balkona çıktık, içtik çaylarımızı. Bu fincan onun hediyesi, masadaki lokumla kurabiyeyi de getirmiş. Benim ev maceralarımı dinledi uzun uzun :) Kaldığımız yerden devam edercesine sohbet ettik keyifle.

Bu evde bi güzellik var gerçekten de bak yıllardır buluşamayanları buluşturdu. Darısı diğer arkadaşlarımın başına. 

Yalnız Ankara'daki buluşmaları kıskandığımıza karar verdik, bi kafede biz de toplansak da buluşsak ne güzel olur diye hayaller kurduk. Neden olmasın, değil mi?

Sevgicim, iyi ki geldin, ayaklarına sağlık. Tatlı kızlarına ve sana öpücük yolluyorum buradan da. 



Ev Özeti Geçiyorum

Sonunda yerleşmiş olmamıza çok az kaldııı. Yeni aldığımız kitaplık ve şifonyeri kurduğumuzda sanırım her şeye bir yer bulunacak. Gerçi yetmeyebilir de ama yetecek umarım. 

Bakalım neler olmuş şu iki ayda. Anlatırken sondan geriye gittim sanırım :D

Buzdolabının kapağı kendiliğinden kapanmıyordu. En sonunda Can altına bir tahta yerleştirdi. Ama her yerinden oynattığımda tekrar yapması gerekecek o işlemi :D

Fırın tezgâhtan dört parmak aşağıda kaldı. Can altına tahtadan tekerlekli bir yer yaptı, boyunu yükseltti.

Çamaşır makinası çok ileride duruyordu, usta musluğun yönünü değiştirdi biraz daha düzgün oldu.

Bulaşık makinası su boşaltmaya çalışırken bozulacaktı az kalsın. Gider hortumunun yeri değişti.

Doğalgaz için ilk geldiklerinde borularda kaçak çıktı, ikinci geldiklerinde balkon kapısına menfez koyulmadığı için açılmadı, üçüncüde ancak izini koparttık .

Ama şofbeni hemen çalıştıramadım zira tüm kabloları sökülmüştü. Zaten balkondaki prizde elektrik de yokmuş.

Sonunda hepsi düzeldi duş alabiliyor ama mutfakta sıcak suyu açtığımda şofben çalışmıyordu. Servis geldi, parça değiştirdi.

Banyo kapılarına standart kapı kulbu alındı ama standart kapıya uymadı. Can kesti biçti bişiler yapıp uydurdu sonunda.

Kablolu tv alalım dedik, kurmaya gelen adam asasör boşluğundan kablo çekmem siz çekerseniz gelip kurarım diyerek gitti. E niye kurulup parası veriyoruz biz yapacaksak her şeyi.

Dsmartı çağırdık, aktarın hesabımızı buraya diye. Dalaverecinin önde gideni bi adam geldi, söylene söylene iş yaptı. Eski lnbye bağlayıp yeni parası istemek mi dersin, yaptıklarını dsmarta göstermeyip parayı cebine atmak mı dersin. Tüm kanallar da çalışmıyor.

Duşakabinin kapağının altındaki tekerlek düşmüş, takılması gerek.

Zaten camları da sipariş ettiklerimizden gelmedi. Geri gönderdik. Uzun bekleyiş sonunda bizim istediğimiz bir türlü gelemeyince ellerindeki bir taneyi takın artık dedik .

Anten kablosu gelsin derken tuvaletteki menfez sökülmüş yeniden takılması gerek.

Mutfak balkon kapısı camlarını iki kere aldık. Biri takıldıktan sonra çatladı. Diğeri menfez delikli olması için yeniden sipariş verildi.

Bilgehan'ın masası kısa kalmıştı ek yapıp getirdi usta.

Mutfak dolabı çekmeceli olmamıştı, gidip tekrar çekmecesi geldi.

Davlumbazı takmaya gelen adam mutfak dolabından ve fayanstan takamamıştı. Fayanslar kırıldı, dolap çıkartıldı, davlumbaz takıldı. Dolapları bilahare Can'la davlumbaza uygun hale getirip taktık.

Ha takan usta davlumbazı iki santim sola takmış , dolaplar sığmayınca anladık, onu söküp tekrar taktık kendimiz.

Ada ünitesinin uzatma kısmı fazla geldi, söktük.

Ölçüp biçtikleri mutfak dolabı yerine oturmayınca gidip düzeltilip geldi.

Duşakabin yamuk , ona yapacak bişey bulamadık, özgün takılıyor.

Bir ay beklediğimiz banyo dolabı üstü kahverengi altı beyaz geldi. Taşınmadan bir gün önce doğrusunu getirdiler.

Salonun kapısındaki alçıpanı yıktık, usta yerine bir sanat eseri yaratınca yeniden alçıpan yaptırdık.

Yerleri sistire yapmaya gelen adama sistire makinası parası ödediğimiz halde gözümüzün önünde el makinesiyle sistire yapmaya kalktı, bu ne deyince iki gün sonra büyük makina geldi.

Su sistemi düzgündü Allahtan, Yunus Usta şansımız oldu.

Elektrik sistemi düzgündü, onu Can ağabeyiyle birlikte yaptı.

Boya badana rezalet. Duvarlar mağara duvarından hallice ne yazık ki. Bir ayın sonunda gidiyorum artık dediğinde hâlâ banyolar boyanacaktı. Adama lâf anlatmaktan yorulduğumuz için onu yolcu edip biz boyadık kalanını. Ama alttaki sıvalar berbat.

Bütün bu işlemler birbirleriyle de alâkalı olduğundan yapılan şeyleri tekrar yapmak, biri olmadığından diğerini de bekletmek, ustalara lâf anlatamayıp delirmek felân sonunda hâlâ keyfimizin yerinde olmasını evin bize verdiği pozitif enerjiye bağlıyorum. 

Bir de karavanımıza vızvız yapmayıp, bir köşecikte durmasına ses çıkartmasalar ne iyi olacaktı ama neyse , vardır her işte bir hayır.








Ev Yerleştirmeyi Bırakıp Gezmeye Çıkmak Bir Alışkanlık Oldu Bende :D

Ne zamandır gitmek istiyorduk.  Aynur 'la Kürşad seneler önce orada köfte yemişler , gidip birlikte yiyelim diyorlardı, bir türlü denk düşmedi. Bir kere tüm ayarlamaları yaptık, o gün sel oldu, Meriç taştı, gidemedik. 

Geçen hafta okullar tatilken bizimkiler iki gecelik kaçamak ayarlamışlar, gelir misiniz siz de dediler. İlk gün Can'ın uçuşu vardı ama sonraki iki gün boştu, ev işi bitmez haydi gidelim dedik.

Seneler öncesinden gitmek istediğim yerler sıralıydı. Tabi kısa sürede ne kadarını gezebilirsek diyordum. Doğrusu fena performans göstermedik.


Arabamızı Selimiye'nin yakınındaki bir otoparka bıraktık. Öğlen bir buçuktu vardığımızda akşam yediye kadar 35 lira tuttu ücreti. Hahaha, biz İstanbul'da bir saat bırakmaya bile bazı yerlerde daha çok veriyoruz. İlk olarak köfteciye attık kendimizi. Köfteci Osman , çarşıda. Gayet lezzetli bir köftesi vardı, keyifle yedik.

Oradan çıkışta gezmeye başladık. İlk durak Eski Cami. 


Oradan Selimiye Camii'ne geçerken nihayet Edirne 'ye gelmeyi başardığımızı belgeledik :)

Caminin önündeki alanda neler olduğunu anlayabilmemiz için internete bakmamız gerekti zira tabelalarda yürüyüş yolu dışına çıkmayın yazısı dışında açıklayıcı hiçbir şey yoktu.


Arasta'dan geçip (Arasta: Üstü kapalı, tek tür ürün satan çarşı demekmiş, ama günümüzde kapalı çarşı gibi her çeşit hediyelik eşyanın olduğu yer ) dükkânlara bakarak alış veriş yaptık.


Selimiye Camii tam bir hayal kırıklığı oldu. Restorasyondaydı, yukarıdaki kısım dışında görebildiğimiz yeri olmadı. 2022 Edirne yılı ilân edilmişken en önemli simgesinin görülememesi çok tuhaftı.


Neyse biz de yanındaki medresedeki müzeyi, sonrasında da Edirne Müzesi 'ni gezdik uzun uzun.


Ardından kalacak yer arayışına geçtik. Can nasılsa bir gece kalacağız dandik yer de olsa olur modundaydı. Ben de nasılsa bir gece kalacağız güzel bir yer olsun modundaydım :D

Onun bulduğu dandik yerle benim bulduğum beş yüz yıllık Mimar Sinan tarafından yapılmış han arasında 100 lira fark olunca topu topu Taşhan Otel'e geçtik. Odası uzun kalacak olsak , ya da iş için falan girmiş olsak pek kullanışlı değildi. Yatak daracık bir köşedeydi ayak koyacak yer yoktu yanında. Işık yetersizdi, yatak başında hiç yoktu. Duş açıktı, tüm banyo ıslanırdı duş alsaydık. Ama gıcırdayan ahşam merdivenleri, derin pencere pervazları, tarih kokan yapısı ile bir gece için bize çok güzel geldi. Avlusundaki sabah kahvaltısı da bol çeşitli ve özenliydi. Keyif aldık oradan.


Otel arama işi uzun sürünce o arada Meriç 'e bir kaçamak yaptığımızı atlamışım. Günbatımı çok güzelmiş deyince Aynur, hava kararmadan oraya yetiştik.


Manzara harikaydı ama tabi halimize pek güldük. Bahsi geçen güzel günbatımı yaz aylarında görülüyordu ihtimal, bizimkisi nehirde değil ağaçların arasında battı.


Yine de nefis .

Akşam Gazibaba Meyhanesi'ne gittik. Ne yazık ki üst katında bir grup olduğundan aşırı yüksek müziğe maruz kaldık ama onlar başlayana kadar sakin, huzurlu bir havası vardı.


Gazibaba'nın oğlu İsmail Bey sahibiymiş şu anda burasının. Benim biten kolamı almak için bakkala gitmesinden ısındım ortama. Bilahare bizim yemekler bitip de kalkmamıza yakın gelip masamıza oturdu. Sanırım üç saat konuştuk sonrasında. Biraz monolog konuşma oldu ama hoşumuza gitti onu dinlemek :)


Ertesi sabah şu manzaraya uyandım. Kahvaltı sonrası yirmi dakikalık bir yürüyüşle 2. Bayezid Külliyesi'ne gittik. 20 lira bilet ücreti. 




Bir tarafında imarethane kısmının müzesi vardı, diğer tarafta sağlık müzesi. Ortasında camii. 

Gerçekten etkileyic bir ortamdı. Sağlık müzesi kısmında şu anda basitçe halledilen sorunları için o zamanlarda nasıl uğraşıldığını görünce insan teknolojiye şükrediyor.

Bu arada orada şimdiki modern çiçek aşısı bulunmadan önce bizde çiçek aşısı uygulandığını veo yöntemin buradan Avrupa'ya gittiğini öğrendim. Bildiğin aşıymış. Kola çizik atılıp o yaraya çiçek hastasının cerehati konuluyor, üzeri ceviz kabuğu ve bişilerle sarılıyormuş. Bir hafta sonra ateşlenen çocuklar ölümcül olmadan atlatıyırlarmış hastalığı.


Müze sonrası Karaağaç 'a gittik.


Arkadaşlar, sonbaharda Karaağaç'ı gidip görmelisiniz. Bir an bambaşka bir ortama ışınlandık. Ben hiç bilmiyordum buraların bu kadar güzel olduğunu. Diğer mevsimlerde de güzeldir eminim ama sonbaharda bambaşka.


Yine bilmediğim Eski Karaağaç Garı'nın şu anda Güzel Sanatlar Fakültesi olduğuydu. O nasıl güzel bir okul. Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi deseler bana sıradan bir okul gibi gelirdi ama bıraksalar okurum dört sene.

İçeride Lozan Müzesi ( Hem yorgunluktan sanırım hem de her yerin sadece uzun yazılarla dolu olmasından ve benim o yazıları her yerde okuyabilecek olmamadan dolayı çok sevmedim o müzeyi) ve İlhan Koman Heykel ve Resim Müzesi vardı ( ki o beni benden aldı :) . Vaktimiz olsa kasabada başka gezilecek yerler de vardı. Sadece oraya gidip iki gece kalıp o resimleri sergileri gezip, uzun ağaçlı yol kenarındaki kafelere oturmak, sakince vakit geçirmek isterdim doğrusu.



Dönüşte çarşıya inip meşhur ciğeri yemeye gittik. Bir gece önce İsmail Bey bize Kâzım'dan bahsetmişti. Küçük tam bir esnaf lokantası. Duvardaki çerçeveli fotoğraflar dışında en ufak bir albenisi yok. Sahibi ciddi amca masaları dolanıp mercimek çorbası ve ciğerden oluşan menüyü söylüyor. Yok böyle ciğer. Hem gözümüz hem midemiz doldu.


Çarşıda peynir ve kurabiye aldıktan sonra üşenmeyip tekrar Meriç kıyısına gidip manzaraya karşı çayımızı içtik. 


Oradan da güneşi arkamızda bırakarak evimize döndük.


Bu yazıya tam 22 fotoğraf koydum. Bir ara kalan fotoğraflarla şarkı falı yapacağım.

Hepinize keyifli haftasonları olsun.