14 Ekim 2020 Çarşamba

Çok Mööm Duyuru

İki saattir yorum cevaplıyorum arkadaşlar. Yahu ne ara bu kadar birikmiş, ben napıyordum da cevaplamamışım bilmiyorum. Çok meşguldum herhal. Üç yazım haricinde (Yoruldum artık onlarda, baktım kimseye cevap yazmamışım öyle bıraktım.)  ay başından bu yana Handan cevaplamamış dediğiniz her yoruma baktım, duyurayım dedim. 




Şimdi artık kitabıma dönebilirim. Ya da yapbozuma mı baksam. Ütüler de beni bekliyor. Ay, seç beğen al :D



13 Ekim 2020 Salı

Mükemmelliyetçi Olmam İyi Değil Azizim

Hahahah. Yav kim nazar değdirdi bana. Aynı anda midemi ağrıtıp, barsakları bozup, dirseğimi sakatlayıp, boğazımı tahriş edip hafif ateşlenmeyi başarmış bulunmaktayım :D 

Elemtere fişşşş. 

Neyse, ben pazar günkü sürpriz doğumgünümden bahsedeyim de çarpılmaya devam edeyim :D

 Bu sene madem elli oluyorum azıcık şımarıklık hakkım var diye düşünüp doğumgünü partimle ben ilgilenmeyeceğim, siz üçünüz ayarlayın dedim. 

Günler geçtikçe baktım bişey yapamıyorlar,  direktifler vermem gerektiğii anladım. Neyse heekes rahatladı :)


Cumartesi günü geyik buydu :D


Pazar günü bahçede nefis pastalarım ve ne zamandır yemediğim risotto ile partimizi yaptık.


Eve dönünce sağa sola atılmış çantalara bakıp, onları ben kaldırdıktan sonra ne işe yaradı dememle bulaşıklar makinaya girdi.


Çekirdek ailem bütün kaprislerimi çekti :D

Üflüyormuş gibi poz bile verdik. Elimizle yelpazeleyip söndürdük mumları.

İşte böyle bir partim oldu.

Dün ise komediydi.

Partiyi yaptığımız için işlem tamamdı. Doğumgünüm bitmişti.

Sabah anneme uğradım, anne olma gününü kutladım, yarım saat oturduk balkonunda.

Oradan koşturarak eve döndüm, pilates için. Dönüşte kendime çiçekçiden papatya aldım.


Kürşadların hediye ettikleri matla birlikte spor malzemelerim tamamlandı. Ağırlık ve lastik bantım da var. Bizim evde asla rastlanmayan şeyler :D


Spor sonrası Can bana kahvaltı hazırladı.  Hahaa. Yani soymam için şeftaliyi dolaptan bana uzattı. Kahvaltılıkları balkona götürdü. Ya böyle anlatırken pek nankör gözüküyorum ama birine kahvaltı hazırlıyorsan 1 :öğlen on ikide olmaz o (sabah yedide kalkmışsa hele), 2 :kendisine hazırlanan kişi iş yapmaz hazır masaya oturur, 3 :masa gündelik görünümde şalap şulup olmaz. 

Tamam sustum. 

Dün de nane mollaydım. Biraz uzanacağım dedim. 

Biraz uzandım,  kalktım (pardon odaya dalıp üzerini değiştiren Can'ın sesiyle uyandırıldım).  Ay adam beni gezdirecek mi ne :)

İçeri gittim yok bizimkisi. Arkadaşını davet etmiş,  arka bahçede oturuyorlar. Evdeki kalan pastaları götürmüş. Sanırsam asıl sürpriz parti bu oldu bana.

Lütfen biri doğruyu yüzüme söylesin. Ben mi alınganım. Yoksa gerçekten de bu abuk bi davranış mı?

Hayır ben artık bir şey bekleme Handan, söylenip durup beni sinir etme Handan diye kendimi eğitmeye çalışırken ters köşeye yatıyorum böyle.

Ya tamam Allah razı olsun, ne istesem yapıyorsun,  çok şükür bir şeye ihtiyacım yok ama ne bileyim doğumgünümde gidip başkasıyla buluş. Peki.

Tabi evde zırnık pasta olmadığından akşam söylendim.

Neyse şu görmüş olduğunuz nesne ile mum üfletti sevgilim bana. O bantın içine maytap ve mum iliştirilmişti. Lüks şeyler aramam ama yahu sofraya yoğurdu kabıyla koyduğum bile olmamıştır, azıcık zariflik ve şıklık severim. Bari bantı düzgün çekeydin üzerine :D


Gecenin ilerleyen dakikalarında Kürşad'la Aynur beni güldürdüler.


Gerçek sürpriz parti :D :D Hahaha. Çok tatlılar yaaa. Bir de özenle hazırlanılmış. 

İşte böyle bir gündü. Azzz kalsın unutıyordum yav, durun durun daha bitmedi.

Gece yarısına on kala kocam çılgın bişey yaptı. Kalbimi kaptı.

Çöpe dönmüş mutfağa gidip bulaşık yıkadı, oraları topladı, tezgâhı açtı. 

Bunu da gördüm ya dünya üzerinde, artık daha ne diyeyim :)

Sanırım seneye kadar pandemi biter de,  bizimkiler de restorana gidip beni doyurup dönmenin dayanılmaz hafifliği ile mutlu olurlar :D

Gidip bi pastil buliim kendime şimdi. Sonra oturup bi liste hazırlayacağım kendime. İyice saldım, liste yapmam lâzım ki günlerim boş boş geçmesin.

Meselâ evin duvarlarının acilen silinmesi lâzım.

Ay onlar için de ayrı bi liste yapmalı. 

Kem gözlere şişşşşş.

12 Ekim 2020 Pazartesi

Blog Tarihinde Bugün :)



15 sene önce bugün bir şarkı tutturmuşum :) Sadece onunla da kalmamışım gerçi bütün gün bir sürü yazı yazmışım. (Tık) 

14 sene önce bugün bloğum kapalıymış.

13 sene önce bugün değil de dün yazmışım,  bayrammış. (Tık) 

12 sene önce bugün yıllık döküm yapmışım.  (Tık) 

11 sene önce bugün 29 un onuncu yıldönümüymüş (Tık)

10 sene önce bugün İstanbul'a taşındığımızdan üç gün geç yazmışım. (Tık) 

9sene önce bugün 41 kere maşallah :) (Tık)

8 sene önce bugün kutlama bahanelerini asla kaçırmayacağımı duyurmuşum. (Tık)

7 sene önce bugün pek sessizmişim (Tık)

6 sene önce bugün dört dörtlük olmuşum. (Tık)

5 sene önce bugün kaç tane var saymışım. (Tık)

4 sene önce bugün eylemlerdeymişim. (Tık)

3 sene önce bugün yine bir döküm yapmışım.  (Tık) 

2 sene önce bugün yok canıııımmm. (Tık)

Ve geçen sene bugün ışığa dönmüşüm yüzümü. (Tık) 

 Ve bugün. Yarım asırlık oldum ben ya. Aaaaaaaaaa :D



Bu sene bu marş benim için çalsın, Erdiiiii Handan elliiii şeref yaşınaaaaa :)


50 sene önce bugün




10 Ekim 2020 Cumartesi

Hayatın İçinde

Önce şu müziği açınız.

Bugün hayatıma odaklandım.   Sadece kendime. Evde kim ne yapmış  ne yapmamış bakmadım. Yerdeki peçeteyi niye kimse bunları görmüyor diye sinirlenmeden kaldırdım.  Neden bu çanta ortalık yerde duruyor demeden çektim kenara. Birine sakince balkonu yıkar mısın dedim. Yok, şalap şulup yıkanmış balkona söylendim azıcık. Bir günde olmuyor tabi, yavaş yavaş ulaşıyorum nirvanaya,  bi günde olmaz bunlar. Diğerine alış veriş çantalarını yerleştirir misin dedim. O torbaları görüp de neden düşünmüyorsun bunu diye kızmadım. Düşünmüyorlar. Bilgisayara komut verir gibi söylemek gerekiyor. Akşam yemek pişti dediğimde beş dakika arabaya gidip geliyorum diyen Can yarım saat dönmeyip her şeyi soğutunca da patlamadım. Tabağımı alıp yemeğimi yedim onun yüzüne bakmadan. Anlamadı tabi. Anlasa da bişey değişmiyor, boşuna carlamiim dedim. 



İşte böyle günlükcüm. 

Haa, haftalar önce doğumgünümde sizden parti istiyorum, söyleyeyim diyerek işimi garantiye aldım. Ve fakat,  bilgisayara eksik komut oldu tabe, baktım erör veriyorlar ne yemek istediğimi söyledim, herkesle (yani 3 kişi ile) konuşup gün,  saat ayarlamalarını hatırlattım, çiyzkeyk malzemelerini alıp dolaba koydum felan. 




Bir de bu sabah kalktım, sadece kendime kahvaltı hazırlamaya odaklandım. Sonra annemi aradım, hava çok güzel haydi dolaşalım dedim. Çiçek böcek dolaştık. Değişiklik yapıp koruya gittik . O arada Adile Sultan Kasrı'nın tarihçesini okuduk, meşe palamutu topladık, o arada üzerime düşen peygamberdevesi ile sıçradım yerimden. Karınca yuvalarını izledik. Kuş seslerini dinledik. Aklımız başka yerlerde değil sadece oradaydı. Toplam bir saat tur atmışız çok daha uzun gibiydi.


Eve döndüğümde duş aldım. Bizimkileri kaldırdım. Yine sadece o ânı düşünerek sofra hazırladım. Bilmem anlatabiliyor muyum?  Benim elim çok hızlıdır ve hep bir koşturma içinde işleri yaparım. Bugün koşturmadım. Koşturduktan sonra oturup internete gireceğim diye mi bu telaş diye düşündüm. Hayatım manasızca koştururken geçiyor oysa geçen bu zamanlar benim hayatım dedim kendi kendime. Domatesi doğrarken domates doğradım. Sucuk pişip içine yumurta kırarken tavayı seyrettim. Bir filmde bir kadın şunları yapıyor olsa,  sen için sıcacık izlerdin de neden içinde yaşarken tadını çıkartmıyorsun diye söylendim kendime.  

Şu anda bunları yazarken Metos mutfakta çiyzkeyk yapıyor,  Bir yandan da çok güzel bir şarkı açmış. (Dinlediğin şarkı)  Can yanımda ihtimal sinirimi zıplatacak birşeyler satın alıyor internette. Bilgiç bilgisayarda, arkadaşlarıyla oyun oynuyor. Koltuğumu bir dergi, iki kitap ve bir tabletle paylaşıyorum. Akşam serini çöktü. Kollarım üşüdü. Battaniyemi çektim omzuma. 


Çok şükür.


Kendime Hatırlatma

Geçsin diye baktığın her dakikanın hayatın olduğunu unutma. Bitsin diye baktığın günler, haftalar hayatın.  


Şimdi,  tam burada,  avuçlarının arasında. Yalnızca şimdi mi? "Yarın"lar bugünün içinde. "Sonra"lar da bu anda. 


O bitsin bu geçsin diye bekleme. Otomatiğe bağlayıp geçirme günü. Akşam olduğunda hiçbir şey hatırlamadığın bir çöp olmasın.



Yaptığın her iş senin hayatın. Aceleye getirme, tadını çıkart. Tadını çıkart elinin kolunun, tadını çıkart seslerin, tadını çıkart kokuların. Bak, gör. 


Akşamı,  sabahı, gelecek ayı, bir sonraki seneyi hayal etme, ümit etme. Onların hepsi, hepsi bugünde.

Not: Fotoğraflara şarkı sakladım, tıkla al :)

8 Ekim 2020 Perşembe

İnanmayacaksınız Ama Ben Bugün İlk Defa Markete Gittimmm

Bir kaç gündür depresif hallerimdeyim. Artık bu halleri iyiden iyiye menapoz belirtilerine bağlıyorum. Hatta iki yumurtalığımdan sadece biri mesul.  Zira aylardan biri lay lom lay lom keyifle geçiyor. Diğeri ilk günden başlıyor sıkıntılara, daralmalara, depresyona. İlk günden başlamayaydın bari.


Evelsi gün teyze kızlarım geldiler arka bahçede toplandık. Aslında dün toplanırız diye düşünmüştüm zira annem kalabalık duaları yapmayı bıraktığından beri her sene toplanırız babamın yaş gününde. Ama Hülya Ablamın salı günü boş günü olunca o güne aldık.


Salı sabahı hazırlıklarla geçti ama halimi göreceksiniz bezgin bekir şeklinde dolanıyordum mutfakta.  Bulgur vıcık oldu kısırı patates salatasına çevirdim. Pizza yaptım. Sonra vıcık bulguru da kısır köftesine çevirdim. Nasılsa Anadolu'nun bi yerinde kesin vardır böyle bir tarif dedim :D

Onlar gittikten sonra paso yattım evde diyebilirim. Neyse ki o arada ikinci bir pizza hamuru mayalamıştım da akşama onu fırına sürmek dışında bir şey yapmadım.

Dün sabah da süklüm püklüm kalktım. Spora katılmasam mı modundaydım ki spor akşama kaldı. Kendimi yatağa attım. Ama uyuyamıyorum da kalkamıyorum da. Ben öyle şabalak şabalak dururken Kürşad aradı abla müsaitsen balkonuna geliyorum diye. 

Abla kardeş balkon keyfi yaptık. Scrabble oynadık. Öyle verimsiz bir oyundu ki daha torbanın çoğu doluymuş ben sonlara geldik moduna girmiştim.


Oyunu bir yerde bırakıp mezarüstüne gittik. Dönüşte akşam da spor yapamadığımızı öğrendim. Akşam yemeğine yumuldum dolayısıyla. 

Biraz tenis maçı izleyip,  az biraz yeni yapbozumun parçalarını ayırdım. Sonra candy crash tarzında bir harry potter oyunu indirip onunla zaman öldürdüm.

Gelelim bu sabaha. Yine süklüm püklüm kalktım. Artık üçüncü günde olayı biyolojime bağlamaya karar verdim . Hava kapalıydı. Dolu alarmları çalıyordu . Ki hiç umursamaktayım. En son fırtına da bir şey söylemeyen meteoroloji böyle aylarca felaket tellallığı yaptıydı sonra. Şimdi yine geçen haftaki doludan sonra o moda girmiş. O kadar bi işe yarıyor olsalardı geçen hafta söylerlerdi dolu olacak diye.  Hava durumu tahmini yapılamıyor, ben bunu kabul ettim artık.



Saat dokuz gibi Can gitti. Ne zamandır Carrefour'a gitsem mi diye düşünüyordum. Sevdiğim kısırlık bulgur orada var, pirinç de. Ama internetten siparişi hiç güzel değil. Bu bulgur da çok sevdiğimiz nachoslar da gözükmüyor online sitede. Sabah ilk saatlerde gidip bakayım diye düşünüyordum. Sonuçta kocaman market, dipdibe gelmez insan kimseyle. Ama sabahki ruh halim boş veeer yat gitsin demekteydi. Kendi kendime kızdım. Bana bak Handan evde de mutlu mutlu durmayacaksın, bari kalk da bir işe yara diye söylenip ikinci bir düşünme moduna girmeden kendimi dışarı attım. Yirmi dakika yürüme mesafesinde market. Sırt çantamı takıp müzik dinleyerek gittim. İçerisi bomboştu. Rahatça alacaklarımı aldım. Tabi fazlasını da aldım. Yalnız eldiven, tüy toplayıcı falan alınca iki çanta şeye verdiğim para inanılmazdı. 

Eve döndüğümde kan ter içinde kalmıştım (hava çok sıcaktı) hemen duşa girdim. Çıktığımda bunalım bunalım oturma moduna girmeden önce ben yokken çalışan bulaşık makinasını boşaltıp, dünden suda duran tencereleri falan yıkadım,  aldıklarımı yerleştirdim, velhasıl zombi gibi mutfaktaki işlerimi hallettim. Zaten sıkkıncım bir de onların sıkıntısı birikmesin dedim. İyi yapmışım. 

Birşeyler yiyip biraz uzanmaya gittim. Gözlerimi açıp kitap okuyamıyordum ama uyudum mu uyumadım mı onu da anlamadım.

Birşeyler hazırladım,  çocuklarla yedik. 

Şimdi de gidip kendime çay koyacağım.

Dün hocamın verdiği spor ödevini de bir ara yapsam iyi olacak. Zaten haftada üç güne düştü yaptığım spor onu da atlamamak lâzım ama pek de kendimden emin değilim, bakalım.

Yine çeneme vurdu. Şimdi bakayım Rolan Garros'ta kimlerin maçı var. Nadal'ın bir maçını izleyemeden turnuvanın sonu geliyor. 

Hepinize iyi akşamlar.

Çay alın gitmeden     :)




7 Ekim 2020 Çarşamba

Ufûlünün 21. Yılı’nda Fethi KARAMAHMUDOĞLU

 (Babamın 1995 yılında dergide çıkan bir yazısından ilhamla onun en sevdiği dostlarından Zarif Amca'nın yazdığı yazı. Okunur mu bilmiyorum ama benim için burada dursun istedim) 

Aşağı yukarı her gece bir telefon muhabbetimiz vardı onunla… Çalan telefonun ahizesini kaldırdığımda sıcak ve tatlı bir ses “Alo” demezdi hiçbir zaman, daima “Benim ben, nasılsın? Aile kadronuz nasıllar?” diye başlardı… Yaz sıcağında bir gün İstanbul Radyosundaki odamda misafir etmiştim onu… Galiba kendisine tahakkuk eden telif ücretlerini almaya gelmişti. “Hoşbeş”ten sonra: “Vallahi dün gece hiç uyuyamadım doğrusu, uykum kaçtı” demişti elan  üzerinden atamadığı mahmurluğu içinde hissettiren sesiyle, “Tabii hocam yaz gecelerinde uykular kaçar” demiştim ona gülerek. Bir an bu cevabıma anlam veremeyerek sormuştu: “Niçin kaçar ki?”… Gülmekten kendimi alamayarak sürdürdüm konuşmamı: “Bunu bir Kürdîlihicazkâr şarkınızda siz söylüyorsunuz efendim, ben de oradan öğrenmiştim…” ve bu defa gülmek sırası
O’na gelmişti: “O zaman kaçmasının sebebi başkaydı, şimdiyse bambaşka!” diye tamamladı düşüncesini… Çok özlüyorum Yesâri Asım Arsoy’u….

O’nun Görele Lisesi’ndeki makam odası, yorgun akşam saatlerimizi müzikle dinlendirdiğimiz bir sığınaktı adeta… O kemanını alır, ben udumu… Ali’nin demlediği çaylarımızın birer yudum aldıktan sonra başlardık Tanbûrî Cemil’in Muhayyer Peşrevine ve daha sonra karşılıklı taksimlerimizi yine Cemil Bey’in aynı makamda saz semaisiyle bütünlerdik.
Günün son saatleriyle ayrılırdı yollarımız… Çünkü o geceleri kendi rind iklimine, Hayyam meclisine dalardı… Ben ise onun nazarında süt çocuğu idim. Bir süt çocuğunda müziğe alâka olacak şey değildi ya. Nice yıllar çalıştık, çabaladık, üzüldük, güldük birlikte. Hayata erken veda
için ne gerekiyorsa yaptı ve geçen yıl bırakıp gitti bu dünyayı. Çok özlüyorum Sabri Özdemir’i…

Bağdat Konservatuarını kurmak için 50’li yıllarda Mesut Cemil ve Necdet Varol’la
gitmişlerdi Irak’a. Orada Mesut Cemil’in isteğini kırmayarak, İstanbul kokan Acemkürdî bir saz semaisi bestelemişti. Eserin dördüncü bölümü, bestenin temasını en güzel yansıtan bölümdü. Zira bu bölümün motifleri üstadın dilinden hiç düşmeyen bir İstanbul Türküsünden alınmıştı: “Aksaray’da çevirdiler yolumu” Bir gün kendilerinden bu eseri yine bizzat icrâ etmelerini rica ettim. Kendisine kanunuyla refakat etmesini Sayın Hüsnü Anıl’dan rica ettim… Kayıt yapacağı
günün sabahı benden önce radyoya geldiklerini ve nota kütüphanesinde provaya başladığını hayretle gördüm. Oysa daha sesin kaydına beş-altı saat vardı. Nihayet stüdyoya girildi… Büyük bir dikkatle ve ilerlemiş yaşıyla boğuşarak kaydı tamamladı… “Ancak bu kadar olabiliyor Fethi Bey kusura bakmayın” dedi… Her yaştan her seviyede insana sevgiyle eğilen, sevgiyle yaklaşan
bu çok çalışkan, üretken insan, adeta iş ahlâkının abidesiydi… Cevdet Çağla’yı çok özledim…

Kışın Moda’daki mektepte, yazları Panorama Kıraathanesinde buluşurduk her hafta. Fötr şapkası ve dudağından eksilmeyen sigarasıyla gerçekten ihtiyar delikanlıydı… Önce Fenerbahçe İşkembecisinde tuzlama ve Arnavut Ciğeri yerdik. Sonra kahvelerimizi içerken yeni bir güftesini okurdu bana. Mızrap Dergisi’nin içeriği hakkında görüşlerimizi karşılaştırır ve mutlaka üretirdik.Tam dokuz yıldır aramızda olmayan şirin delikanlıyı, Şadi Kurtuluş’u çok özlüyorum…

Her defasında sitem ve eleştirilerle girerdi odama. Son günlerin gündemleriyle ilgili
düşüncelerini sert, kararlı fakat asla incitici olmayan hanımefendi üslûbuyla dile getirirdi. H.Sadettin Arel’in sağ kolu olmakla daima müftehir ve mesuliyetini her zaman müdrik bir hayat çizgisi üzerinde, doğru bildiği istikametindeydi. Fikirlerinden hiç taviz vermezdi… Hak
bellediğini her zaman, her mekânda, herkese karşı söylemekten çekinmemişti… Türk Musikisi Dergisi’ni yıllarca tek başına çıkarmış, Arel-Ezgi-Uzdilek sisteminin, daha doğrusu Türk  Geleneksel Müziğinde sistemli çalışmanın bıkmaz teşvikçisi ve yılmaz savunucusu olmuştu…Laika Karabey’i çok özlüyorum.

Bir kış günü, geç saatlerde biz genç stajyerlere solfej dersi verdiği akşamki hüznünü hiç unutamam. Ders odasındaki otuz kadar kişiyi hiç görmeden piyanosunun başına geçmesini, iki
saat kadar süreyle bütün etüd parçalarını sırayla hepimize -istirham ederek- okutuşunu hiç unutmuyorum. Çünkü o an yıllarca bir yastığa başını baş koyduğu eşini toprağa vermiş, avunabilmek için en sıcak ortamı biz talebelerinin arasında bulabileceğini düşünmüştü… Halil
Bedii Yönetken’i çok özlüyorum.

Bir kış günü, bir başka güzel insan girmişti odama, ağlıyordu. Bir yıl önce genç oğlunu
trafik kazasında yitirmişti. Acısı o günden sonra hiç dinmemiş, giderek onun boşluğunu daha çok hisseder; daha çok üzülür olmuştu. Bu yüzden hayata dönük şen şakrak eserlerin yer aldığı programlara katılmak istemiyor, daha doğrusu saz çalmak içinden gelmiyordu: “Fethi’ ciğim,
bundan sonra oyun havaları da dâhil her programın saz kadrosuna yaz beni” diyordu ağlayarak… Güzel yüzü kıpkırmızıydı ve gözlerinden akan yaşlar dinmek bilmiyordu… “Ben Oğlumun ölümünü ve acısını suiistimal ediyormuşum, böylece programlardan
kaytarıyormuşum” diyordu… Az önce ikimizin de üzerinde bir idareci kendisini ikaz etmiş, güya böylelikle görevini yerine getirmişti! O gün, günlerden pazartesiydi… Hiç unutmuyorum müteakip Perşembe günü zaten çoktan küsmüş olduğu hayata veda etti… “Burası baş başa kaldığımız yer” diyor; Sadettin Öktenay’ı çok özlüyorum.

Radyodan ayrılalı yıllar olmuştu fakat bu kuruma çok hizmetlerde bulunmuş yılların
sanatçısıydı. Son zamanlarda sesi soluğu pek duyulmuyordu. Küçük kızını kaybetmiş ve evlât acısıyla çökmüş bir baba da oydu… Bir gün repertuvar kurulunca kabul edilen iki şarkısıyla geldi… Amacı, bu iki eseri sazlarla birlikte seslendirerek nihayet kendisini hatırlayan bir televizyon yapımcısının programına katılabilmekti… O gün ne olduysa kimse ilgilenmedi kendisiyle… “Sen artık bizim elemanımız değilsin” gibi bir vefalı (?) yaklaşımla ses kayıt ustaları ona iki şarkıcığını seslendirme imkânını çok görür oldular… Nihayet program müdürünün delâletiyle zar zor bir kayıt yapılabildi… Aman ne özürler dilemişti benden, başıma bu işleri
açtığı için… Oysa ben onu “Bu kurum vefalıdır, mutlaka sana istediğin imkânı yaratacaktır” diye rahatlatmaya çalışıyordum… O buruk teşekkürü ve vedaı gerçekten onu son görüşüm oldu… Taner Şener’i çök özlüyorum…

Ah… Bu yaz gününde, bu özlemlerde neyin nesi, diye sormayın değerli okurlarım; yaz
gibi güzel mevsimler de dâhil, tüm güzellikler paylaşılmaksızın nasıl mutluluk verebilirler ki… Gelenler gidenleri aratmasalardı daha kolay tesellî bulabilecektik. Ama ben özlüyorum işte; böyle zaman zaman takılıp kalıyorum “hayâli cihan değer” noktalarda… Edebiyat âleminden Ali Nihat Tarlan’ı, Reşit Rahmeti Arat’ı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Mehmet Kaplan’ı, Faruk K. Timurtaş’ı, Sadettin Buluç’u, Ahmet Caferoğlu’nu, Fahir İz’i, Faruk Akün’ü, Muharrem Ergin’i; müzik
dünyasından Mustafa Nafiz Irmak’ı, Ulvi Erguner’i, Radife Erten’i, Emin Ongan’ı, Halil Aksoy’u, Şekip Ayhan Özışık’ı, Ali Rıza Avni’yi, Sevim Deran’ı, Özdal Orhon’u, Fuat
Türkelman’ı, Faik Dramalı’yı, Turgut Aksoy’u özlüyorum… Her birinden kalan sonsuz enstantaneler arasında süren yolculuğumun bıraktığı yorgunluğu giderecek odaklar bulmakta zorlanıyorum ve bir Nihavend şarkıyla Yahya Kemal ile Üsküdarlı Şekip Memduh Bey yetişiyorlar çok uzaklardan imdadıma:

Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde / Sen nerdesin ey sevgili yaz günleri nerde
Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde / Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde
Akşam güneş artık deniz ufkunda silindi. / Hülya gibi yalnız gezinenler koya indi
Ben kaldım uzaklarda günün sesleri dindi / Gönlümle hayalet gibi ben kaldım o yerde.

Ağustos1995 de “Size” dergisinde özlemlerini “ÖZLEYEN” başlıklı yukarıdaki yazısında böyle anlatmıştı, Fethi KARAMAHMUDOĞLU…

1942 yılının 7 Ekim’ inde doğuşundan 57 yıl sonra 1999 yılının yine 7 Ekim’ inde fâni âlemden batışı ile bâki âleme doğdu,,,

Mevlânâ Celâleddin Rûmî der ki;

“Batmayı gördün, doğmayı da seyret…
Hangi gün güneş battı da yeniden doğmadı ki…”

Can dostum, mesai arkadaşım, Bestekâr, Şair, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni merhum Fethi KARAMAHMUDOĞLU’
nu ben de özledim:

Kadıköy Kız Meslek Lisesi’ nde aynı odada karşı karşıya yıllarca Müdür Yardımcısı olarak görev yaparken rebabı ile Itrî merhumun dillerden düşmeyen ‘Tekbir’ ini seslendirerek gönlüme dokunuşunu; evimize iftar için teşrif ettiği bir Ramazan gününde akşam namazı için kamet getirip
müezzinlik yapışını özledim… “Buradan ayrılırsak beraber ayrılacağız” ahitleşmemizi hatırlatarak “TRT den iyi bir teklif aldım, senin de Okul Müdürü olman söz konusu. Gitmeyi düşünmüyorsan ben de teklifi red edeceğim” derken vefasını… Notası olmayan bir eseri birkaç kez dinleyerek notaya almasını ve Kur’an-ı Kerîm’ in musikî üslubu üzerine yaptığımız yarım kalan ortak çalışmamızı… Liseler için hazırlayıp tüm hak ve gelirlerini TSK Güçlendirme Vakıflarına armağan edeceği taahhüdüyle Milli Eğitim Bakanlığı’ na gönderdiği “Bizim Edebiyatımız I-II-III” isimli ders kitapları “ders kitaplarının yarışma yoluyla yazdırıldığı” gerekçesiyle iade edildiğinde yüzündeki öfkeyi özledim… Ağırlığı 10 kg dan fazla olan üçer
nüsha kitapları Kadıköy PTT den zor zahmet postaladığım için ben de o öfkeye ortak olmuştum.

O günlerdeki ismiyle Kadıköy Kız Meslek Lisesi’ ndeki Edebiyat öğretmenliğinin yanı
sıra, dur durak bilmeden, usanmadan musikimizi sevdirerek yeşerttiğin öğrencilerin de özledi öğretmen arkadaşların da… Okulda düzenlediğin Türk Musikîsi Konserlerini özledim. O
konserlerde sahne alan öğrencilerin musikî alanında boşlukları doldurdular ve çevrelerine ışık saçan yıldızlar oldular… Hocalarım merhum Ziraat Y. Mühendisi İsmail Baha SÜRELSAN, Avukat Ahmed HATİBOĞLU ve Dr. Alâeddin YAVAŞÇA gibi bir koltuğa sığdırdığın iki karpuzun da hakkını verdiğin için özledim…

TRT de her ay beğeni ile izlenen Hoş Sadâ’ nın metin yazarı olarak “Önümüzdeki program Şeb-i Arûs’ a rastlayacak. Mevlânâ hakkında neler anlatabiliriz?” diye danıştığında, Mevlânâ’nın kendisini “men bende-i Kur’ân’ em” diye başlayan mısralar ile tarif ettiğinden söz ettim. Not almak için tekrar etmemi istediğinde; “hocam kendini yorma, denetimden geçmez” demiştim. “Nasıl geçmezmiş, bunlar Mevlânâ’nın sözleri değil mi?” sualini “evet Mevlânâ’nın
sözleri ama, siz Mevlânâ’ yı hümanist, herkese kucak açmış biri olarak anlatabilirsiniz zira, kurumun anlayışı böyle” diye cevapladım. Hiddetle masayı yumruklayıp “bu sözler denetime takılırsa oranın altını üstüne getiririm” dedin ve dediğini yaptın… O programda Mevlânâ’ yı;
Ben yaşadığım müddetçe Kur’ân’ ın bendesiyim.

Ben, Muhammed Mustafa'nın yolunun toprağıyım.
Her kim benden bundan başkasını naklederse,
O’ndan da şikâyetçiyim, o sözden de şikâyetçiyim.

anlamına gelen kendi sözleriyle anlatışını hayranlıkla izledim. Nasıl yaptığını anlatmadığın için bilemiyorum ama Hoş Sadâ programının sözleşmesi uzatılmadığı için tahmin etmek zor olmadı; maddî ve manevî kayıplarını göze alarak ilkeli davranmanı özledim…

İstanbul Radyosu Türk Musikisi Bölüm Müdürü iken ziyaretlerimde şahid olmuştum:

Hicaz makamında program yapmak isteyen adını vermeyeceğim ünlü bir sanatçımızı
“kimse evc makamında program yapmak istemiyor; ablacığım sen yapmazsan kimse yapamaz” sözlerinle motive edişini;ses kayıtlarının bulunduğu dolap raflarının arka bölümündeki tozlanmış kayıtları bana gösterişini, onları öne çıkartıp sürekli tekrar edilen programları azaltma gayretini
özledim… Şaşkınlıkla izlemiştim tabureye çıkıp ses kayıtlarının bulunduğu dolapların üstünü temizlerken hizmetlinin “hocam lütfen bırakın bu bizim işimiz” diyerek yalvarışını… “Ben size iki defa söyledim, yapmadınız, siz efendisiniz elbette yapmazsınız, bu bizim işimiz” diyerek
personeli eğitişini özledim…

“Meyve veren ağaç taşlanır” ya da “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözleri
boşuna söylenmemiş olacak ki peşin hükümlü bir uyduruk soruşturma ile İzmir Radyosu’ nda Uzman olarak görevlendirildin. Daha doğru bir deyişle sürgün edilmekle de onurlandırıldın… O
kadar çok ki özleyiş sebeplerim; Allah (cc) ömür verirse onları gelecek yıl ki 7 Ekim’ e
bırakıyorum. Zira maalesef uzun yazıları okuyanlarımız azaldı, canım Hoca’m.

Karacaahmet’ te, kitabesinde kendine ait “Emreyledi Ma’bud Gitti” diye başlayan mısraların bulunduğu kabrine konulduğunda sevgili Ahmed ŞAHİN kardeşimin yürekten okuyarak gönlümüze
dokundurduğu Sûre-i Yasin’ i özledim… Sultanahmet Camii’ nde vefatının yedinci gününde haddim olmayarak sevgili Amir ATEŞ ile birlikte okuduğumuz Mevlid-i Şerîf’i de aile efradı ve sevenlerinin her yıl
kabrinin başında ve evinde seni duâlarla yâd edişlerini de Ö Z L E D İ M …

Rabbü’l- Âlemîn sana, seni
sevenler ile sevdiklerinden ahirete
irtihal eden mü’minlere mağfireti,
Ru’yet-i Cemal’ i ve Cennet’ i ile
ikram eylesin.

Zarif Zeyrek

Fethi Karamahmudoğlu



Bugün günlerden babam...


Her gün günlerden babam..


Benim onsuz geçen tek bir günüm olmadı. Sevgi dolu bakışlarını görmediğim, yumuşacık sesini duymadığım, sımsıcak sarılışını hissetmediğim tek bir günüm olmadı.


Bugün günlerden babam. 


Her gün günlerden babam.


Metehan'la konuşurken "deden olsaydı şimdi çeviri derslerinde sana nasıl yardım ederdi" derken babam.


Bilgehan'a " deden sana müziği öğretirdi " derken babam.


Can elektronik aletlerle uğraşırken "babam olsaydı beni anlardı, takdir ederdi " derken babam.


Annemin yanıbaşında babam.


Kürşad'ın sesinde babam.


Açtığım kitabın üzerindeki ismiyle babam.


Dal dal uzanan hanımelleriyle babam.


Başım dik, yüzümde gülümseme,  kendimden emin her uyandığım gün babam...


7 Ekim 1942 - 7 Ekim 1999

6 Ekim 2020 Salı

Kitap Salı

İtiraf ediyorum okuma şenliğinde meyve sebzeli kitap ismi olmasa ve annem de bana bu kitabı buldum okurmuş muydun demese Gazap Üzümleri'ne elim gitmezdi. Hatta öyle deyince bile gitmedi. 

Evet Gazap Üzümleri'ni okumuştum ama son sayfası dışında hatırladığım bir yeri yoktu. Kitap bana hediyeymiş, hiç tarih atmamışız ama sanırım 15 yaşım civarlarındaydım. 

Bir yanım üzgünç olduğundan okuma diyor diğer yanım şöyle bir bakayım. Şöyle bir baktım. Elimden bırakamadım. Hâlâ bakıyorum :)


1939 yılında yazılan roman topraklarını bankalara kaptıran bir ailenin bir traktörle evlerinin yerle bir edilip oradan kovulmaları sonucunda Kaliforniya'dan gelen iş ilanlarına bakarak yola koyulmasını anlatırken arka planda (hatta pek arka da değil gayet ön planda) ekonomik buhranın ülkedeki etkisini gözler önüne seriyor. 


Bir taraftan Joad ailesinin yaşadıkları sıkıntıları izlerken, aradaki bölümlerde etraftaki konuşmalara kulak misafiri olarak dünyadan haberleri alıyoruz. 


Kitapta öyle güzel tespitler ve sözler var ki onları yazmaktan, üzerinde düşünmekten okumaya geçemez oldum :)


🍇Kadınlar evlerden çıkıp erkeklerin 
yanına geldiler. Erkeklerin bu kez de dayanıp dayanamayacaklarını anlamaya çalışıyorlardı. Kadınlar, erkeklerin yüzlerini sezdirmeden incelediler, çünkü başka şeyler yitirilmedikçe,  mısır bozulmuş önemi yoktu. (..)Bir süre sonra,  bakakalmış erkeklerin yüzlerindeki sersemce şaşkınlık yitip yerini öfke,  sertlik ve direnme aldı. O zaman kadınlar korkulacak bir şey olmadığını ve bir çöküntünün olmayacağını anladılar.(..) Kadınlar ve çocuklar,  ta içlerinde biliyorlardı ki, erkekler yıkılmadıkça üstesinden gelinmeyecek felâket yoktur.

🍇Kutsal Ruh'la İsa yolu düşündüm. Neden Tanrı ve İsa'ya her şeyi bağlıyoruz diye düşündüm.  Belki tüm kadınlar ve erkeklerdir sevdiğimiz. Belki de Kutsal Ruh budur. Belki bütün insanların bir tek büyük ruhu vardır ve herkesinki bunun bir parçasıdır. İşte ben öyle oturmuş düşünürken birdenbire...anladım. 

🍇"İnsanın alıştığı yeri bırakması zor olur,"  dedi Casy. "İnsan bir çeşit düşünmeye alıştı mı, ondan da kolayca kopamaz. Ben artık papaz değilim, ama bakıyorum dua etmeye başlamışım, ne yaptığımın farkında bile olmadan."

🍇Yaşamlarını sürdüremeyen insanlara cennet umudu verilir mi? Kendi ruhları ezilmiş ve kederliyken Kutsal Ruh'tan nasıl söz edilir. Yardıma ihtiyaçları var. Ölüme yenilmeden önce yaşamaları gerek.

🍇Tommy onlarla yalnız dövüşmeye kalkma. Seni bir çakal gibi avlarlar. Tommy durmadan düşünüyorum,  düş kuruyorum, bulmaya çalışıyorum. Bizim gibi yerinden olan binlerce kişi varmış diyorlar. Hepimiz birden aynı biçimde çıldırıversek...hiçbirimizi vuramazlar...

🍇" Bak, artık üzülmeyi bırak. Sana cezaeviyle ilgili bir şey anlatacağım. Ne zaman çıkıyorum diye düşünemezsin. Çıldırırsın sonra. O günü, ertesi günü, top oynayacağınız cumartesi gününü düşünürsün. Sen de böyle yapmalısın. (...) İçinde bulunduğun güne bak,  ötesini düşünme."

🍇"Doyurabilir miyiz değil, doyurur muyuz"  dedi sert sert. "İş yapabilir miyize kalırsa,  hiçbir şey yapamayız, ne Kaliforniya'ya gidebiliriz, ne bir şey. Oysa yapabiliriz dersek,  her istediğimizi yaparız. Yapabiliriz dersek..."

🍇Gider lastiği çalar hırsız olursun, ama o senin dört dolarını patlak bir lastik için alabilir. Bunun adı iyi iş olur.

🍇Hayır, korkmuyorum. İnsan böyle düşünmemeli. Ben böyle düşünmem. Bu kadarı fazla olur...birden fazla yaşamı bir anda yaşamaya katlanılmaz. Önümüzde belki de yaşayacağımız binlerce yaşam olabilir, bir tanesine gelip çattık mı artık ondan başkası yoktur. Hepsini birden düşünmeye kalkarsam,  dayanılmaz bir şey olur.

🍇Ben bu ölen yaşlı adam için dua etmeyeceğim. O şimdi rahat. Yapacak bir işi var, o da önünde açık ;tek bir yol var tutacağı. Oysa bizler, bizlerin de yapacak işlerimiz var,  ama tutacağımız binlerce yol var önümüzde, hangisini tutacağımızı bilemiyoruz. Eğer dua edeceksem, ne yöne döneceğini  bilmeyen insanlar için dua ederim.

🍇Kendini zengin hissetmek için bir milyon dönüm toprak istemesi, bsns göre içinin fakir olduğunu gösterir, içi fakirse onu bir milyon dönüm toprak da zengin yapamaz, belki de onu hiçbir şeyin zengin hissetiremeyeceğini anlayıp umutsuzluğa dönüşmüştür.



5 Ekim 2020 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Hadi bu haftaki nostaljide konsere gidelim. 


27 Kasım 2016 Pazar

Dün Akşam Athena Konserindeydik


Kırklı yaşlardan yirmili yaşlara dönmüş bir şekilde zıplayıp dans ederken bir kere daha sanat iyi ki var diye geçirdim aklımdan.

Müzik iyi ki var. Şiir, resim,tiyatro, roman, heykel iyi ki var.

İnsan olduğumuzu hissedebiliyoruz :)

Fotoğraflar Balat'tan şarkılar Athena'dan.

Tıklayın bakalım size hangisi çıkacak.