Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2024 Çarşamba

Arakçılar

Ne zamandır aklımdaydı, nihayet dün izlemeyi başardım.


Her ne kadar çalışsalar da bütün ihtiyaçlarını marketlerden çalarak karşılayan bir ailenin babası , buz gibi havada evinin kapısının önünde duran bir kız çocuğu görünce onu alıp eve getiriyor. Küçük kızın her yeri yara izi içinde, aç ve bakımsız. Doyurduktan sonra evine bırakmaya gidiyorlar ama kapıda içeriden gelen kavga seslerini duyunca bırakamayıp evlerine geri götürüyorlar. 

Bir büyükanne, çok iyi anlaştığı genç kız torunu, inşaatta çalışan baba, okula gitmeyip babasıyla marketlere birşeyler aşırmaya giden kitapları seven oğlan, çamaşır tesisinde çalışan anne, tek katlı tek odalı küçük bir ev. Yavaş tempolu, ince işlenmiş, geeçekten çok güzel bir filmdi. Tam yüreğe işleyen türden. Eğer benim gibi hâlâ izlemeyen varsa kaçırmasın.

Apple TV den izledim ben. Bugünlerde sevdiğim bütün filmleri oradan satın almaya başaldım zira fiyatlar öyle uygun ki , bir ara farkına varıp uzun süredir arttırmadıklarını anlamadan aldığım kadarını kenarını koyayım dedim :)

Not: Şimdi fragmanı izledim de altyazısını bir yerlerinden uydurmuşlar sanırım. Türkçe diye onu seçmiştim. Kız annesinden değil büyük annesinden bahsediyordu. Ve yanılmıyorsam yemeklerinden bahsediyordu.



22 Nisan 2024 Pazartesi

İstanbul Film Festivali 4

Bu da aldığım son biletti. Tek başıma gittim, zira geçen hafta gerçekten de buluşma ayarlamaya çalışırken çok yorulmuştum artık. 

Sanırım festivalindeki Bütün aile filmlerine gitmişim. Bir tanesi baba ve kızı ile ilgiliydi, bir tanesi baba oğul yolculuktu , bugün de baba ve üç çocuğu vardı 

Vahşi ve Hür


Eşinin vefatı üzerine üç çocuğuyla kalan adam hayal ettikleri gibi onları çiftlikte yetiştirip evde eğitim vererek büyütmek istiyor ama tek başına yapmak için zor olan bu amaç çiftliği elinde tutamayıp çalışması gerektiğinde iyice imkânsız hale geliyor. 


Belgesel havasında çekilmiş sıcacık bir filmdi. Ben severek izledim.

Filmden dönerken kendime kolye bakacağım diye bir sürü takı da almış olabilirim :)



Metehan 'a aldığım yılanlı küpe çok şeker değil mi ?


Bunlar da kendime aldığım yüzükler.


Hep şu kıstırma küpelerden istiyordum, gerçi düşüp kaybolur gibi geliyor bana ama zaten atla deve para da vermedim.

İki kolyemden birisine Metehan el koydu. Ejderhalı yüzük almıştım ona bir de yalnız pençe yüzüğümde de gözü kaldı. Te Allam , takılarıma konuyor çocuk.

İşte böyle bir gündü. 

19 Nisan 2024 Cuma

İstanbul Film Festivali 3

Bugün annemle gittik filme. Ben vöyle baharlıkları falan giymişim, hava kışşşş olmuş bir gecede. Neyse.






Erken gidip önce birşeyler yiyip içtik. Oradan da sinemaya geçtik. Yerler numarasız olduğu için önce girip yer kaptık. Üç defa yer değiştirdik. Beyoğlu Sineması geçen sene kapalıydı, hüzünlenmiştim. İstanbul BŞB tarafından yeniden açılmış geöen senenin sonunda. Yalnız çok bozuk koltuk vardı. Bir de sıralar ikişerli basamaklanınca önünde seninle aynı hizada koltuk olan sırada görmek zor olabiliyor. Önümüzdeki hanfendi söylemese her sırayı öyle sanıp oturabilirdik orada. Normal filmlerde idare edilir de , festival filmlerinde filmin alt yazısı sinema perdesinin alt tarafındaki elektronik bir yerde yazıldığından aşağıda kalıyor. 

Gelelim filme.

Cottontail


Hüzünlü bir öyküydü. Ben sevdim. Bol bol ağladım. Öyle duygu sömürüsü yapan yapış yapış bir film değildi ha, zaten öyle filmlerde ben ağlayamıyorum :D

İksv sayfasından alayım konusunu.

Eşi Akiko’nun ölümünden sonra Kenzaburo ile yetişkin oğlu Toshi, neredeyse öbür dünyadan saydıkları bir mektup alırlar. Akiko, eşinden ve oğlundan küllerini çocukken en çok sevdiği yere, İngiltere’deki Windermere Gölü’ne serpmelerini istemektedir. Bu beklenmedik talep karşısında şaşıran iki adam, Akiko’nun son arzusunu yerine getirmek için Tokyo’dan İngiltere’ye giderler. Ancak Kenzaburo’nun yolculuğu tüm ailesinden zorlu olacaktır.


Film çıkışında Ayşe ile konuştuk, baktık o da Beşiktaş'taymış, biz de oraya gidiyoruz, buluşup birlikte çay içtik. O dönmeden bir kere daha birbirimizi görmüş olduk böylece.



Evet bu hafta gerçekten kendi rekorumu kırdım. 

Pazartesi: Annemle alışveriş merkezi 
Salı: Ayşe ve Nuray geldiler. 
Çarşamba: Mahalleden arkadaşım Ayşe ile birlikte sinemaya gittik. 
Perşembe: Aynur ile sinemaya gittik. Dönüşte mahalleden arkadaşım Canan'ın bahçesinde çay keyfi yaptım. Eve geldiğimde de karşı komşumu çağırdım balkonda kahve keyfi yaptık.
Cuma: Annemle sinemaya gittik sonrasında Ayşe ile buluşup çayımızı içtik.

E daha ne olsun maşallah bana :)

İstanbul Film Festivali / 2

Bugün bir Fransız filmine gittik Aynur'la.



Babasının Kızı . Filmin geçmişi anlatan giriş kısmının çekimleri biraz yorucu olsa da günümüze geldiğimizde normale döndü neyse.

İki genç birbirine aşık olurlar, kız hamile kalır. Bebek doğduktan sonra, oğlanın ailesini ziyarete gittikleri bir gün kız arabayı park edecek yer bulayım diyerek gider o gidiş. Baba kız baş başa kalırlar.

Film güldürdü, kahkaha attırdı, ağlattı, zaman zaman gerdi zaman zaman sardı sarmaladı. Baba kız, sevgilileri, futbol, resim, protestoların bol olduğu okul, belediye başkanı, emlâkçı arkadaşı, Portekiz'deki dev dalgalar, kızın araba kullanması, bebekle işe gittiği gün.. Sevdim filmi :)




17 Nisan 2024 Çarşamba

İstanbul Film Festivali/1

Bu sene öyle fazla filme bilet almadım. Pandemide formdan çok düşmüşüm. Bir de internetten bakmak yoruyor beni, kitapçıkla daha keyifli arıyordum. Dört tane filme bilet aldım. Bir taneye de kapıdan şansımı deneyeceğim. Belki canım isterse başka da bakarım.

Bugünkü film çok değişikti. Çünkü film değilmiş :D



Talking Heads grubunun bir konser sırasında belgesel niteliğinde bir filmini beklerken konser izledik :D Grubun da bildiğim tek şarkısı vardı  ama neyse ki müzikleri sevsiğim türdeydi.

İstiklâl Caddesi'nde çalışan bir arkadaşımın öğle tatilinde gelirsin sen diye aklını çelmiştim. Ama sabah Şişli'de bir toplantıda olunca heyecanlı bir geliş oldu :D Hayatının koşusunu yapmış olabilir. Neyse son saniyede girdik içeri.

Yine hiç unutulmayacak bir macera oldu bizim için. Azıcık kendimizi gıpraştırınca ne güzel anlar yaşayabiliyor insan. 

Yarınki film bakalım nasıl çıkacak :)



8 Mart 2024 Cuma

Ben Emekçi Davasına Bi Takılıp Dururum Her Sene

Benim günüm değil mi bu şimdi? Her kadın emekçi değil mi ? Niye bir günde bile ayrıştırma yapıyoruz, niye kadınlar günü demiyoruz?

Neyse, iki saat uğraşıp sevdiğim kadın filmlerini topladım, şuracıkta dursun, aklıma gelen olursa eklerim yine. Sizin de aklınıza gelen varsa söyleyin.



































5 Eylül 2023 Salı

Eylül Meydan Okuma 5

5- Hangi film? Niçin?  

Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim. Orjinal adı Je Ne Suis Pas Un Homme Facile. 

Özellikle erkeklere tavsiye ediyorum biz kadınların hayatını anlayabilmeleri için. 


Yalnız şu filmin adını bulabilmek için blogda gezinirken yeni seyrettim sandığım filmleri 2016 da falan izlediğimi gördüm, ne zaman geçmiş onca zaman yav. 

29 Mayıs 2023 Pazartesi

Uzun Zaman Sonra Film İzledim

Saat beş buçuk gibi evdeki yemekleri yiyesimiz gelmeyince ne sipariş etsek diye bakarken Can hadi dışarıda bir yere götüreyim sizi dedi. 

Ay, içimiz geçmiş, böyle zamanlarda genelde sıkılıp neyse yaaa evde oturalım deriz. Ama aklıma Galaksinin Koruyucuları geldi. Hadi filme gidelim dedim. Bilgehan da aa hadi dedi. Elli dakika sonra varmış film. 

Beş dakika sonra giyinip dışarı çıkmıştık bile.

Önce film üzerine de avm kapanmadan bir fast food çok iyi geldi. 

Galaksinin Koruyucuları 'nı hep çok sevmişimdir. Dengesi güzel, karakterler güzel, espriler yerinde. Ve tabii bir de müzikleri var. Açılışta Creep beni benden aldı zaten .


Oh ya, dişime göre film olunca izliyormuşum :) 

16 Nisan 2023 Pazar

Film Festivali 3,4,5,6 . Filmler İzleyecek Değişik Film Arayanlara Fikir Versin

Ekâbirliğim tutmuş, filmleri anlatmamışım. 

Ama önce dün yaşadığımı anlatayım.

Dün sabah 11.00 de Beyoğlu Atlas'daki bir filme biletim vardı. Benimle gelecek kimse bulamayınca sabah üşendim gitmeye. Zaten oruç oruç zor oluyor falan demekteydim. Neyse ki hâlâ içimde bir deli beni dürtüp yollara düşürüyor. Hadi kalk diye zorladım kendimi. Hava da mis gibi.

Filmi seçmemin tek sebebi yönetmeniydi. God Exists, Her Name is Petrunya . İzlediğim en güzel kadın filmlerindendi. (bknz) Onun ismini görünce gideyim demiştim. Ve bilin bakalım ne oldu. Filmin sonunda yönetmenle söyleşi varmış.


Tüm saçım başım bakımsızlığım ve ben mutluluğuma sarınıp fotoğraf çektirmişim :)

Film çıkışı kulağıma müziğimi takıp Dimash'ın Scream 'i eşliğinde Beşiktaş'a kadar yürürken on sekiz yaşındaki Handan olmuştum. Tek başıma sinemaya gitmeyeli öyle çok olmuş ki. Oysa en sevdiğim şeydi tek başıma gitmek. Elimden alınmış bu özgürlüğüm bir şekilde, ben de karşısına geçip duramamışım. Olur öyle, kadınların ellerinden alınır bir sürü özgürlükleri, sanki onlar bırakmış gibi hissettirilerek üstelik. Neyse bu başka bir yazı konusu olsun.

Gelelim filmlere.

Pazartesi günü 

INGEBORG BACHMANN - ÇÖLÜN KALBİNE YOLCULUK filmine gittik.


(Bknz) İneborg Bachmann'ın kim olduğunu bilmiyordum filmi seçerken, çölün kalbi kısmı etkilemişti beni. Avusturyalı ünlü bir yazarmış. Onun hayatından bir kesiti anlatan film kadın erkek ilişkileri üzerine düşündürüyordu. Erkek boyunduruğuna girmeyi kabul etmeyen kadın olmanın zorluklarını , sevgilisiyle kopuşlarını, bunun onun üzerindeki etkilerini izlerken insan şöyle bir iç çekiyor. 

Gerçekten güzel bir filmdi. Tavsiye ediyorum. Bir kaç +18 sahnesi vardı yalnız, aklınızda bulunsun.

Salı günü Dünyayı Kurtardığında filmini izledik. 

(Bknz) Birbirinden kopuk bir aileyi , özellikle de anne oğulu anlatıyordu. Anne bir kadın sığınma evinde sosyal görevli olarak çalışıyor, toplumsal olaylara yakın, kendisini adamış biri. Oğlu internetten canlı yayın açıp, her akşam bir şarkı çalarak bağışlarla para kazanan, takipçileri olan bu yüzden kendini beğenmiş bir ergen. Bir yandan da okuldaki siyasi olaylarda bilgili ve duyarlı kıza aşık. Sığınma  evine gelen bir kadının annesine şefkatli , yardımsever, çalışkan oğlunu gören anne hayalindeki oğulu görüp ona kol kanat germeye çalışırken sınırlarını zorluyor, aynı anda oğlu da sevdiği kıza ulaşmaya çalışırken kendisini bir sürü komik duruma düşürüyor. Neyse anlatmaya çalışmanın pek anlamı yok, izleyebilirsiniz, güzel bir filmdi . 

Cuma günü ise annemle en fıytırık filme gitmiş olduk :)



Aramızdalar. (Bknz) Fas, Katar, Fransa ortak yapımı bu filmde arap sinemasına yeni bir soluk getirmek istediğini söylemiş yönetmen. Kocasının zengin ailesinin evinde yaşayan aslen alt sınıftan gelen hamile bir kadın aile tarafından aşağılanmaktadır. Hamileliği bahane edip onlarla bir davete gitmeyip evde kaldığı bir gün doğa üstü olaylar başlar. Askerler yolları kapar. Aile eve dönemeyip gittikleri yerde kalır. Kocası onu da yanlarına getirtmek için komşularına para verir ama komşu kadını gitmesi gereken yerden daha da uzakta bir köşede bırakıp ailesiyle kaçar. Tek başına bir kasabada kalan kadın bir şekilde eşine ulaşmaya çalışır. Bu arada köpekler, kuşlar falan bir tuhaf davranmaktadır. İnternet gitmiştir, telefon hattı bile tam çekmemektedir. 

Film sonuna kadar kendisini izlettiriyordu ama ne demek istedi, noldu, bişi anladıysam arap oliim. Ahahaha, arap olsam anlardım belki. Doğa üstü olayda noldu, cinler perilere mi karıştılar.. Topluca kılınan namazda kulaklara giren karıncalar naptı. Kadın nasıl özgürleşmiş olmuş olayların sonunda ben pek bi fark göremedim. Kocasıyla aynı fikirde olmamasını belirtmesi miydi , neydi. İşte öyle bi şekilde bitti. 

İsterseniz izleyin, belki anlar bana da anlatırsınız :)




Son filmim de dün gittiğim 


Dünyanın En Mutlu Adamı . (Bknz)

Konusu pek de cazip görünmemişti aslında, dedim ya yönetmeni Teona Strugar Mitevska ismini görünce (Ay ismini görünce değil tabi, ismini nerden hatırlıycam Petrunya filminin yönetmeninden dediği için ) gitmeye karar vermiştim. Saraybosna'da, bir buluşma etkinliğine gidiyoruz. İlginç bir etkinlik bu, çiftler önce bir örnek gömlek geçiriyorlar üzerlerine. Masada karşılıklı oturup kendileriyle ilgili buluşmayı yönetenlerin sordukları soruları cevaplıyorlar birbirlerine. Sorular en sevdikleri şeylerle falan başlayıp din ırk farklarından etkilenmelerine kadar gidiyor. En kötü gününüz sorusuna kadının verdiği cevaba "Yalan söylüyorsun " diyerek ortamı terk eden adamla konu başlıyor. Sonrasında ortak yemek, oyunlar, danslar ,yarışmalarla falan gün etkinlik devam ettirilirken kızla oğlanın hikâyesi de dökülüyor ortaya ve herkese dokunuyor ucu.

Çok da fazla bilgi vermesem de olur , yine güzel ve düşündürücü bir fimdi. Özellikle esas oğlan harika oynuyordu. Savaş üzerine bir filmmiş . İzleyin bence.

İşte dört yıl aradan sonra , ramazan ramazan festivale gitmeyi başarmanın mutluluğuyla bu yazımı bitirirken, iyi ki sanat var, iyi ki dünyamıza dokunup bizi düşündüren , insan olduğumuzu hissettiren sanatçılar var diyorum bir kere daha. Nisan ayının deli bozuk havalarını çekilir kıldıran şakır şakır yağmurda evden çıkartıp yollara düşüren İstanbul Film Festivali'ni seviyorum. 

İzninizle , evden burnunu çıkartmaya üşendiği halde , kendi kendimi dürten kendime de bi aferim diyeceğim.

Ha bi de şu yazıyı iki saattir yazıyor olmama da aferim. 

Bu kadar uzun yazıyı okuduydanız eğer, size de kocaman aferim :D