Küçük Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Küçük Anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2023 Perşembe

Yazın Son Günü

Aslında mevsimler hep ayın 21 de başlar martın 21 i baharın ilk günüdür haziranın 21 i  yaz ama nedense sonbahar eylülün birinde damlardı. İstanbul'da eylül gelir gelmez yağmur yağıp hava kapatır içimi bir hüzün basardı. O da ilginç aslında. Sonbaharı yazdan çok çok çok daha fazla severim , üstüne üstlük tek başıma evimde geçen tatillerden sonra okula ve arkadaşlarıma döndüğüme hep çok mutlu olurdum ama yine de o ilk yağmurlar hüzünlendirirdi beni. Yarın yağmur yağıp havanın serinlemesi hayal gibi bir şey ama herhalde yağsa sevinçten göbek atabilirim :D

Sabah erkenden pazara gittim. Geçen hafta gitmemiştim bu hafta gitmek farz olmuştu.

Eve dönünce aldıklarımı yerleştirdim. 

Sonra avukat bir arkadaşımla buluştum, ona soracağım mesleki şeyler vardı. Anacım artık miras bölünmesinden kime ne kadar ait bilmediğimiz arsalardan birisine birileri mahkemede paylaştırma davası açmış. Yine o birileri sanırım yok pahasına da almaya çalışıyor. Doğrusu on kardeş olan babaannemden kalanların nerede ne olduğuyla hiçbir alâkam yok ama yine de sinir bastı bana. Neyse şu an yapacağım bir şey yokmuş .

Eve döndüm, Bilgehan'ı feribot iskelesine bırakıp biz de yapı market dolaşalım dedik.Önce  Koçtaş demiştik sonra ondan vazgeçip Bauhaus 'a gitmeye karar verdik, sapağı kaçırmışız abuk bir yerde bulduk, hadi Emaar 'a gidelim bari dedik , onun da sapağını kaçırdık ama peşinden bir şekilde kendimizi önünde bulduk. Girdik. İkimizin de bişey bakası yokmuş. Sanırım geçen sene almak zorunda olduğumuz fayanslar, dolaplar, musluklar felan derken içimiz şişmiş bakmaktan. Üst katına çıkıp yemek yiyip döndük. Güya evde kös kös oturmamış olduk ama hani çıkmış olmak da bir mutluluk vermedi.

Başım ağrıyor gibi, uykum da geldi ama bu saatte uyuma da uyunmaz.

Bilgehan tek başına Yalova 'ya gitti, oradakilerle özlem giderecek.

Metehan bir senedir kaldığı yurttan çıktı otele geçti, bir hafta daha kalıp dans yarışmasına katılıp dönecek. Bugün başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir ama bişi olmaaaz,  genç oooo :D

Yalnız anneliğimi sorgulamaya başladım. Dün bir video gördüm, anneniz hayatınızda gördüğünüz en sinir bozucu insan değilse , o gerçekten de sizin anneniz mi acaba diyordu videoda. Bunu yolladım benimkilere. Bilgehan "Anne ?" diye cevaplamış. Metehan da "Annem değil misin, bunu mu söylemeye çalışıyorsun?" demiş. Biraz bozuldum açıkçası, nasıl yaa, nasıl ben en sinir bozucu kişi olamam hayatlarındaki, iyi anne değilmişim :D :D 

Şu en abuk ruh halimin olduğu zamanlarda iki delikanlım kadar ruhuma iyi gelen şey yok. Allahım onları korusun. Hayatımı bomboş ve anlamsız geçirmişim gibi hissettiğim anlarda beni farkında olmadan sarıp sarmalıyorlar. Hiç bir başarım beni onların ağzından duyduğum kuul annesin sözünden fazla mutlu etmemiştir sanırım. 

Durun, şunu anlatmamıştım . Anlattıysam da he he diyin, valla bunuyorum.

Metehan'ın orada bir birlikte ders aldığı bir Fransız arkadaşının bir alkollü içeceği varmış. Yüksek alkol içeriyormuş, içeceklerin içine bir iki damla karıştırıyormuşsun. Metehan ona takılıyordu, bunu giderken bana bırak diye. Geçenlerde " Anne arkadaşım bana şişeyi bıraktı ama tek bir şartla verdi" dedi. Neymiş şartı. Ben içecek, fikrimi beyan edecekmişim. Oğlum ne alâka, ben nereden girdim olayın için, hayır alkollü içecek de sevmedim gitti , bir ilgim de yok. Olsun, beni biliyorlarmış (artık oğlan nasıl reklâmımı yaptıysa :D) . 

Gençleri seviyorum be blog. Onların heyecanlarını izlemeyi seviyorum. Yaşamı deneyimlerini seviyorum. İlklerini yaşarken yanlarında olmayı seviyorum. Gözlerindeki pırıltıları seviyorum. Hayatlarını sıkıcı ve zor hale getirmeyi değil zorluklarla karşılaştıklarında arkalarında durduğumu bilmelerini istiyorum. 

Yaz bitmesinden buralara nasıl geldik o kısmı ben de bilmiyorum. Bu uzun ,daldan dala konan yazıyı okumayı başardıysanız size bi şarkı hediye edeyim ben. Oğluşlarımı düşünüyorum bunu dinlerken hep :)

Öptüm kocaman .



18 Eylül 2022 Pazar

Anne Olmak


Onlar kendi yollarına gidecekler. Ben hayatlarının içinde bir deniz feneri gibi ışıldayarak durup kendilerini kaybettiklerinde her patikanın yüreklerine çıktığını hatırlatacağım.


Onlar kendi yollarına gidecekler. Ben hayatlarının içinde bir köprü gibi durup üşüdüklerinde çocukluklarını bugünlerine taşıyarak  içlerini ısıtan gülümseyişleri hatırlatacağım.


Onlar kendi yollarına gidecekler. Ben hayatlarının içinde sevgi yumağı gibi durup mutluluklarında üzüntülerinde kazandıklarında kaybettiklerinde koştuklarında düştüklerinde hep ama hep  sarıp sarmalayacağım.


Onlar kendi yollarına gidecekler. 

8 Mayıs 2022 Pazar

Metamorfoz


Önce sarıp sarmalamayı öğreniyorsun anne olunca sonra geri çekilip özgür bırakmayı öğrenmen gerekiyor.

Kimseye muhtaç olmadan ayakları üzerinde duran, çevresine faydalı, çalışkan, huzurlu, mutlu insanlar olduklarını görmek en güzel anneler günü hediyesi. 

Hayatımın iki dikiz aynası, farklı açılardan gösteriyorlar beni. Gördüklerim bazen hoşuma gidiyor bazen gitmiyor. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, dikkat edersem edeyim bir çok yanlış yapıyorum. Doğrusu yanlışı bir ince çizgide gidiyor çünkü. En azından onları ne çok sevdiğimi biliyorlar. 

İyi ki doğurmuşum :)

22 Eylül 2021 Çarşamba

Annelik Üzerine Konuşmalar - Boş Konuşmalar Bunlar :)

Bir sürü madde sıralamıştım aklımdan, bebeklerde akşam yatırma düzeninden iki kardeşe farklı davranmaya, yanında konuşmaktan, anneden önce kendin olmaya bir sürü madde.

Zor geçen bir gecede,  üzerine gelen afakanlarla kendi çocuğunu korkutan bir anne olarak çok da ahkâm kesip durma Handan dedim. Benim ayın muayyen günlerimle onun heyheyleri bir araya geldiğinde hâlâ abuk subuk durumlar yaşıyoruz. 

1. Yanıma bir şey söylemek üzere her geldiğinde yapması gereken bir şeyi hatırlatmayı bırakmalıyım.

2. Yapamıyorum dediklerini  tembellikten yapamadığını kabul edip psikiyatristiyle bu konuyu konuşmalıyım.

3. Sürekli eleştirmemeliyim.

4. Yemek konusuna birlikte çözüm üretmeliyiz.

5. Daha çok keyifli konulardan sohbet etmeliyiz.

6. Olumlu geri bildirimlerde bulunmalıyım.

7. Kendimi düzgün tutmalıyım.

Şimdilik bu kadar.

Son bir şey diyeceğim sadece, başkalarının anneliğini yargılamayın, büyük konuşmayın, ahkâm kesmeyin :) Ve kendinizi de hırpalayıp durmayın, insanız sonuçta. 

Bitti :)

21 Eylül 2021 Salı

Annelik Üzerine Konuşmalar 3 : Akşam Baban Eve Gelince Görürsün

Demek, ben dinlenmeye değer bir şahsiyet değilim, dediklerimin bir önemi yok, baban asıl sözleri dinlenmesi gereken kişi demekle aynı şeydir.

Bu cümleden öyle nefret ederim ki. Hem annenin kendisini küçültmesi sebebiyle hem de akşamdan akşama çocuklarıyla iletişim kurabilecek babanın o saatlerde öcü babaya çevrilmesi sebebiyle.

Benim gibi 24 saat çocuklarınızla birlikteyseniz disiplini siz vermek zorundasınız. Akşam babayı beklemek kadar manasız bir şey olamaz. Yemek mi yemedi, akşam baba, yaramazlık mı yapıldı,  akşam baba. Eee akşama kadar karşılıklı pişpirik mi oynayacağız, ne olacak yani? 

Çocuklar kimin sözünü dinleyeceklerini çok iyi bilirler ve bunun anne ya da baba olmakla bir alâkası yoktur. 

Sözleriniz tutarlıysa

Yaptığı şeyin sonucuna katlanacağını biliyorsa

Ceza gibi değil de yemeği bitmediyse çok doymuş abur cubur yiyemez gibi, eğer çok gürültü yapıyorsa annenin başı ağrıyacağından onu iyi dinleyemez gibi ya da sürekli etrafı dağıttığında annenin toplamaktan onunla birlikte olmaya zamanı yetmeyecek gibi sonuçları biliyorsa

Dediğinizin kesinliğinden ve geri dönmeyeceğinizden haberdarsa (bakınız bir önceki yazı)

Sözleriniz dinlenecektir. Ay öyle miydi, neyse canım bu seferlik, hadi baban görmeden idare edelim gibi abuk subuk durumlara düşüyorsanız tabii ki akıllı bıdıkınız sınırlarını sonuna kadar zorlayacaktır, neden zorlamasın ki :D

Hem bırakın akşam babalarıyla eğlenceli şeyler yapsınlar, babaları hayatlarında korkutucu değil güzel bir figür olsun, annelerin çocuğun gönlünü alması kolaydır ama babalar hele ki her zaman yanlarında olmayınca gitgide uzaklaşıp gidebilirler. Ve her ne kadar yüzde sekseni çocuk büyütmede tam bir yeteneksiz olsa da ( :D)  çocukların o babalarıyla geçirecekleri saatlerde elde edecekleri şey inanılmazdır.




Bu arada küçük bir açıklama, çocuklarınızı yapamayacağınız cezalarla tehdit etmeyin.  

Tamam, ceza yok, ödül yok ideal durumlarını ben de biliyorum,   ama o dünya nerede onu bilmiyorum, dolayısıyla yukarıda saydığım şekilde sebep sonuç etkileşimleri asıl yapılması gereken olsa da arada bazı cezalar tabii ki uygulanıyor,  şimdi hiçbirimiz diğerini kandırmaya çalışmayalım :) 

Diyelim ki bir şekilde çileden çıktınız ve ceza vermeye karar verdiniz. "Bir hafta sana bilgisayar yok" demeyin meselâ,  özellikle küçük çocuklarda bir gün de yeterince uzun bir süre.  Yarım saat şu koltukta otur pek hayalperest olabilir, beş dakika şuraya oturup düşünmeni istiyorum gibi mantıklı, yapılabilir şeylerle gidin.  Çocuğunuza verdiğiniz cezanın sizi de etkileyeceğini, bir müddet sonra sıkılıp uygulamak istemeyeceğinizi, sinirle ağzınızdan çıktığı için had safhada abartabileceğinizi bilip tedbirinizi alın :) 


20 Eylül 2021 Pazartesi

Annelik Üzerine 2 : Sınırlar, Kurallar, Hayır Demek Üzerine

Çocuklar katı kuralları, belirginlikleri severler. Karmaşa onları rahatsız eder. Her ne kadar istekleri doğrultusunda başınızda bıdı bıdı yapsalar da neyin ne olduğunu çok iyi bilirler. Dolayısıyla kararsız, her isteğe boyun eğen bir anne babanın karmaşası onları aslında mutlu etmez,  hırçınlaştırır. 

Metehan'la her günkü sabah maceramızı yapıyorduk. İki yaşındaydı. Lojmanın kantinine gidip ekmek, poğaça alırdık. Dönüşte yolun kenarındaki su kanallarının içinde macera yapar, eğer yağmur yağmışsa içine taş atar, karınca yuvalarına poğaça ufalayıp dönerdik. Bir sabah bana dönüp "Koşabilir miyim anne?"  diye sordu. (O sıralar ne sıra dışı bir çocuğum olduğunun farkındaydım ama bundan dolayı kendime fazla pay çıkartıyordum, derken Bilgehan doğdu :))  "Koş oğlum" dedim. Üç adım atmamıştı ki geri dönüp " Ama sen geçen gün bana yerler ıslakken koşulmaz demiştin ,  şimdi neden izin veriyorsun?  " demez mi?  Haydaaaa. Düşün Handan düşün Handan, ne demiştin neden demiştin?  Neyse ki aklıma geldi. "O sırada yerler kaygan olan bir zemindeydik ,  oysa burası asfalt ve yerler kaymıyor, burada koşabilirsin"  diye açıkladım. Mantıklı buldu. 

İki yaşında. Her şeyin farkındalar. Ağzımızdan çıkan her sözcüğe çok dikkat etmemiz gerekiyor,  çok. Mantık silsilesi bozulunca onlar da dağılıyorlar.

Sabah kalktıklarında bir rutinleri olmalı, yemek rutinleri olmalı, akşam yatma rutinleri olmalı (bu konuya sonra yine değineceğim),  ve bu rutinler çok önemli bir şey olmadığı sürece bozulmamalı. Bozulduğu zamanlarda neden olduğu, bir kerelik olduğu açıklanmalı.

Günde bir dondurma yeme kuralı, sabah kahvaltı bitmeden masadan kalkmama kuralı, yemekten sonra abuc cubur yeme kuralı. Ne bileyim aslında binlerce kuralımız oluyor böyle ama bu kurallar bazen o kadar esnetiliyor ki ipin ucu kaçıyor. 

Bizimkiler yemeklerini bitirmediklerinde sofradan kalkabilirlerdi, bu sorun değildi. Ama kalkar kalkmaz atıştıracak birşeyler istediklerinde cevabım belliydi. "Eğer yemeğini bitiremeyecek kadar doymuşsan tuzlu çubuk nasıl yiyeceksin, yok doymadıysan yemek neden bitmedi?" 

Oyuncak toplama kuralımız vardı meselâ. Bir kutu toplanıp yerine konulmadan diğeri çıkamazdı. Eğer o kutu toplanmadıysa,  ben kaldırırdım, ben kaldırdığımda bir hafta ona ulaşamazlardı. Her defasında bir sorun çıkartırdı Bilgehan ama toplardı sonunda. Zira toplamazsa olacak olanlar kesin, şakası yok annenin.

Çevremde bir çok arkadaşımda görürdüm, birlikte otururken çocuk bir şey istediğinde laflarını bölmemek, keyiflerini bozmamak için "Hayır olmaz"  derlerdi. 

Çocuğa "Hayır demek"  en önemli konudur bana göre. Ki bu konudaki istikrarımın meyvelerini topladım diyebilirim. Zira sınırlarını ileri derecede zorlayıp asla pes etmeyen bir küçük oğlum var ki ergenliğinde kendisini aşabilirdi belki de biz bu kadar katı olmasak.

Birlikte otururken kalkmak zor geldiğinden hayır demeyi anlayabilir çocuk aslında, tek sorun ona neden hayır dediğimizi açıklarsak. Anlayıp da pes eder demiyorum ama en azından yere kilim serilmesi gibi kimseye zararı olmayan, normalde hep yaptığı bir şeye neden hayır dendiğinin belirsizliği kalkar ortadan. Ama açıklamasız bir hayırın ardından gelen ısrarlarla kalkılıp o kilim seriliyorsa çocuk mesajını almış olur : Yeterince ağlar ve ısrar edersem her dediğim olur... 

Çocuğunuza hayır demeden önce şunu düşünün :

Bu, gerçekten yapmasına asla izin vermeyeceğim bir şey mi? Elli defa daha aynı soruyu soruğunda elli defa hayır diyebilecek miyim yoksa sonunda dediğini yapacak mıyım?

Sonunda dediğini yapacaksanız, hiç o kıymetli "Hayır'ınızı harcamayın.  Baştan evet deyin gitsin. Aksi halde uzun ağlama krizleri, kendini yere atmalar, susmayan bıdı bıdılarla geçecek bir çocukluk ardından kendinizi çaresiz hissedeceğiniz bir ergenlik önünüzde. 

Peki Handan, hayır desek ve arkasında dursak da ısrarı devam ediyor. 

Eder.

Kimi insanın huyu öyledir.

Meselâ benim kocam. En sevdiğim huylarından birisi tuttuğunu koparmasıdır. Bu da hayırları umursamaması demek. O en sevdiğim huy aynı zamanda en sevmediğim huydur, bana karşı olduğunda :D

Dolayısıyla onun karbon kopyası oğlum da hayırlara karşı inanılmaz dirençliydi.

Bir gün bir doğumgünü partisinde, çocuğa gelen hediyeyi açmak istediği için bütün akşam ısrar etmişti. En son, bütün konuklar susmuş bizi dinliyorlardı. Bizimkisi merdivenin başından bana sesleniyor "Bi cevap bekliyorum anne!"  ben de "cevap veriyorum zaten oğlum, hayır diyorum"  diye yanıtlıyordum. 

Veya bir akşam dondurma diye tutturmuştu. Bütün akşamımız şöyle geçmişti :

-Dondurma yok, olsa da yiyemezdin bir tane hakkın var günde, ama istersen sana tuzlu çubuk vereyim

- Tamam

Yarım saat sonra

-Şimdi de sıra dondurmadaaa

-Oğlum dondurma yok, olsa da vermezdim. Sakız alır mısın? 

-Tamam

Yarım saat sonra

-Şimdi de sıra dondurmadaaa

O akşam bir şey vermediğimde yerine de bir şey teklif etmemeyi öğrendim :D boşuna bi ton abur cubur yedi. Hâlâ aile içinde birbirimize "Şimdi de sıra dondurmadaaa" diye takılırız.

Çok zordu. Ömür törpüsüydü . Ve çoğu şeye ilk sorduğunda direk evet dememe sebep oldu. Ama ergenlikteki sinir krizleri ve tutturmaları daha da zordu. Ve eğer ben hayır deme konusunda bu kadar uzmanlaşmış olmasam iyice işin içinden çıkılmaz bir hal alacaktı. Kesinlikle hayır dediklerimizden dönmeyerek çok uğraştık,  bazen karşılıklı alış verişlerle orta yola ulaştık,  sonunda artık sınırlarımızı bilen bir oğlumuz var. (Yine de ara ara zorlar o başka :)

Uzun ve karmaşık bir yazı oldu bu.  Ben psikolog değilim, uzman değilim, pedogog değilim. Ahkâm kesiyormuşum gibi olmasın arkadaşlar. Sadece birbirinin tam zıddı iki çocuğu tam zamanlı büyütmüş bir anneyim. Çocuklarımın ikisi de çok zeki, zekâlarının tipi bile farklı :D 

Sadece Metehan 'la kalmış olsaydım şimdi size mikemmel anneliğimden bahsediyor olabilirdim. Çok şükür Bilgehan da geldi hayatıma da anladım anyayı konyayı. Karizmatik anneliğim yerle bir oldu, sınırlarımı çok aştım.

Yaşadıklarımdan,  kendi deneyimlerimden gördüklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Buna cesaret ediyor olabilmemin tek sebebi de benimle vakit geçirmeyi seven iki ergen çocuğumun bir şeyleri doğru yapmışım sanırım hissini vermesi. Gerçi bu his pek kısa sürüp anında uçup gidebiliyor ama yine de her iki oğlum da benimle paylaşırlar her şeylerini. 

Onlara seneler önce benden öğrendiğiniz en önemli şey ne diye sormuştum. Blogda bir yerlerde yazmıştım hatta. İkisine de birbirlerinden habersiz ayrı ayrı sormuştum.  Cevap beni şaşkınlığa düşürmüştü. Çocuklarım bende "sevmeyi"  öğrendiklerini söylemişlerdi.

Her zaman disiplinli bir anne oldum, kurallarımız belliydi,  kendi ayakları üzerinde durmalarını istedim hep, yüksek desibelden bağırmışlığım çoktur, arada mıncırmış da olabilirim. Her dediklerini asla yapmadım, aynı odada hiç yatmadım, emziremedim. Ve çocuklarım benden sevgiyi öğrendiklerini söylediler. Demek ki hayır demek, sınır çizmek, arkadaş değil de anne olmak sevgimizi hissetmelerine engel değil. Arkadaşa ihtiyaçları yok zaten çocuklarımızın, arkadaşları olacak bir sürü, onların anne ve babaya , koşulsuz sevecek, bunu sık sık gösterecek, hep yanlarında olacak anne babaya ihtiyaçları var. 

18 Eylül 2021 Cumartesi

Annelik Üzerine Konuşmalar 1

Dün bir arkadaşıma ziyarete gittim. 6 yaşında pek akıllı bıdık bir yeğeni var. Biz bahçede otururken okuldan döndü. Biraz sonra yanımıza çıktı. Elinde sopa ile sağa sola vuruyor, çiçekleri elliyor, hani yaptıkları bir yere zarar verecek kadar önemli değil ama sıkıntı belirtisi. Sonra halasından telefonuna komik yüzler yapan bir program yüklemesini istedi. Dedim ki ne saçma bir şey,  bence biz çok daha güzel yaparız değişik yüzleri.

Nasıl yüz yapalım seç bakalım. Şaşkın mı, korkmuş mu, kızgın mı?  Gözlerini de şaşı yapıp pek komik suratlar gösterdi. Şimdi neye şaşırdık onu da söyleyelim dedik. Ben eve gitmişim, Bilgiç odasını toplamış meselâ,  ne şaşırırım dedim. O da eve gitsem babam tabletimi verse hemen şaşırırım diye ekledi. Hiçbir şeyle ilgilenmeyen çocukla yarım saat oynadık. Arada halası öğüt verir pozisyona geçince,  dur dedim, hafif mesajlar verebiliriz ama ciddi şeylere geçersen iş oyun olmaktan çıkar. 

Çocuklarımıza müdahale etmemizi gerektiren çok şey var. Öğreteceğiz diye dilimize pelesenk ettiğimiz cümleler. Boşuna ağzımızı yoruyoruz oysa. Kendimizi koyalım yerlerine, bize sürekli birşeyleri ikaz ettiklerinde ne yapıyoruz? Sizi bilmem ama ben duymamaya başlıyorum. 

Eğitim önemli ama bıdı bıdı başlarına kakıp durma eğitimin bir parçası olamıyor. Oysa kakara kikiri oyun oynarken çok daha fazla şey öğreniyor çocuklar. Ve zaten bildiği şeyleri yapması için sözler değil sarılmalar, kucaklamalar, güler yüzler ile onu mutlu hissetirmek daha çok işe yarıyor. 

Okuldan döndüğünde ne yaptın bugün yerine kocaman bir öpücük, ardından haydi hazırlan gel seninle çay, süt, meyve suyu kaçamağı yapalım demek daha etkili olabiliyor.  

Bir bakın bakalım konuşmalarınız sadece öğüt vermek haline mi gelmiş. Ya da komut vermek haline . 

En son ne zaman birlikte hayal kurdunuz, en son ne zaman bir şiir okudunuz, sevdiğiniz kitaptan bir bölüm paylaştınız, sadece sarılıp oturdunuz, birlikte film izlediniz, ona çocukluğunu bebekliğini anlattınız ( asla sıkılmazlar dinlemekten) ,  en sevdiğiniz film kahramanını, kitabı birbirinize söylediniz, şarkı çalıp dans ettiniz, en son ne zaman bütün aile kutu oyunu gecesi yaptınız, ya da salonun ortasında kamp kurdunuz, ya da tüm ışıkları kapatıp karanlıkta birbirinize eski zaman hikâyeleri anlattınız. 

O tableti elinden bırak demek yerine haydi gel şunu yapalım mı diye sormak asıl olan. Hatta bırakın ne yapacağınıza o karar versin, siz de onun dünyasınu öğrenin. Kim bilir ne saklı hazineler var o dünyada, bizim kuru gürültümüzden gün yüzüne çıkamayan. 

8 Mayıs 2021 Cumartesi

Çünkü Sabahın Sekizinde Hortlamam Gerekiyor


Çocukların okulları tatile girmiş sabah artık erkenden kalkmak zorunda değilim diyerek mutlu mutlu yattım. Üstelik bugün onlar da oruç tuttuğundan sabah ezanına kadar oturmuştum. İnsan sekizde niye kalkar. Dön sağa dön sola. Baktım olmuyor çıktım artık yataktan.


Bilgiç zaten uyumamıştı. Bana kart hazırlamış, hayalimdeki evi yapmış. Böyle anlarda onu sarıp içime sokasım geliyor.  

Sabah sabah çenesine de vurmuştu :D Sohbet ede ede bu vakti ettik. Henüz hayata karışıp sinirlerimiz yıpranmadan yapılan bu sohbetler güzel oluyor. O sırada keyfimizi bozacak hiçbir konuyu açmamaya, öğüt vermemeye, kıssadan hisse çıkartmamaya çalışıyorum. Sadece dinleyip incir çekirdeğini doldurmayan konularda o oyundan bu videoya konuşuyoruz. Bir de sarılıyorum bol bol. Çok şükür,  çocuklarıma oda toplamayı,  yatak yapmayı öğretmek için yaptığım çabaların sonucu ergenlikle birlikte uçup gitmiş olsa da sarılmanın o iyileştirici etkisini, sıcaklığını, büyüsünü unutmadılar. Kocaman sarılabiliyorum. Zaten hele bi karşı çıksınlar, moklu bezini değiştirdim istediğim zaman tabii ki sarılıcam da mıncırıcam da kartımı devreye sokuyorum hemen. Keratalar,  bez değiştirmeyi geçtim üstümden aşağı az yapmadıydınız, öpücem deyince öperim :D


Pazara gidecektim, belediyenin instagram hesabında bizim pazar da var gözüküyordu ama sabah Kürşad pazarcıları aradığında izin çıkmadığını söylemişler. Acıbadem'e de çıkmak gözümde büyüdü. Eve getiririz demeleri de bunda etken olmuş olabilir tabi :D



Balkonda asılı çamaşırları topladım. Gidip bir güllaç yapayım. Akşama deniz ürünlü pizza pişireceğim.  Neyse un stoğumdaki en eski unu aldım, son kullanma tarihi geçmemiş, böceklenmemiş, sağlammış :)


Saat on bir olmuş. Bana da bi ağırlık çökmek üzere. Uyuyup kalmadan gidip şu güllacı yapayım. Sebzeler geç kalmasa bari. 


Son olarak aşağıdaki fotoğraftaki gibi ağaç gibi olalım diyerek yazımı bitiriyorum. Neremizi budarlarsa budasınlar inadına sürgün verelim. 


Yorulmak olmaz yorulmak olmaaazzzz :)

11.11 olmuş saat. Bütün güzel dileklerim hepinize ulaşsın. Yüreğiniz sıcacık olsun, hayalleriniz renkli, umutlarınız parlak.

15 Şubat 2021 Pazartesi

Ah Bu Şarkıların...

Lâf aramızda gözü kör olsun da pek amiyane geliyor ama şarkının ana fikrine yürekten katılıyorum.

Yapboz yaparken şarkı dinlemeden yapamıyorum ne hikmetse. Eğer şarkı çalmıyorsa ben söyleyip duruyorum ki hiçbir şarkıyı sonuna kadar aklımda tutmadığımdan ve oradan oraya sürüklendiğimden Düriye'nin güğümlerinden girip what's love got to do with it ten çıkarak kendi başımı da döndürüyorum. 

Bu akşam kar manzaralı yapbozumu açıp yapayım artık dedim. Hazır odada benden başka kimse yokken müziğimi de açtım. Türkçe şarkı listem var spotifyda, dinlememiştim ne zamandır.

Önce kıpır kıpır şarkılarla göbek möbek atıp giderken şarkılar ince telime dokunmaya başladı.

"Ah burda olsan çok güzel hâlâ İstanbul'da sonbahar"  çalarken yine hüzünlendim. Bu şarkıda benim gibi sonbahar çocuğu olan babam gelirdi hep aklıma. Sonra Metos Kanada'ya gittiğinde hem babam hem ona söylediğimi hatırladım. Derken oğlumun seneye de uzak memleketlere gitme plânı geldi aklıma.

Evleniyorsunuz, iki kişi bir arada yaşamaya alırşırken hayatınıza bir bebek giriyor. Tüm dünyanız alt üst oluyor. Sonra iki bebekle tüm hayatınız anneliğe dönüşüyor. Odaları yapılıyor, yatakları büyüyor, okulları değişiyor, kıyafetleri yenileniyor. Nihayet birey haline geliyorlar. Evin düzeni oturuyor. 

Tam oturuyor diyorsun yani,  hooop gidiyorlar bu sefer.

Hadiiii, şimdi de boşlukla uğraş. 

Hayır dünyanın öte ucuna gitme bare di mi? 

Yok.

Yüreğinin götürdüğü yere gitsin diye büyüttüğüme göre insanın özgürlüğünü en çok sınırlayan duygumu bastırmam gerekiyor. Sevgi. Çekip gidemeyen bir anne olarak her zaman gitmelerini destekleyeceğim tabii ki. Ama yaşım ilerledikçe içimi saran telaşeler artıyor, arttıkça kendimi rahatlatacak yollar arıyorum. 

İşte bu gece şu odadayım. Oğullarım kendi odalarındalar, arada sesleri geliyor. Kocam uzun zaman sonra uçuşa gitmiş. Annemle,  kardeşimle konuştum az önce. Dışarıda kar atıştırıyor. Evim sıcacık. Şu ânın tadını çıkartıp şükretmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok. 

Aman çok ciddileştim, ben gidip kitabıma gömüleyim siz de şuradan yapboz yaparken kıvırtan Handan videoma bakın da havanız değişsin :D

19 Ağustos 2020 Çarşamba

Sınava Hazırlık Maceraları 1

Bu öğretim yılı çok uzun geçecek.

 Dün sabah benimle aynı anda fırlamış yataktan oğluş. Bir gün öncenin travmasıyla kaldırmadım onu zannetmiş :D

Sabah gerilmeden, sinirlenmeden,  keyifle yolcu ettim onu.

Okul çıkışı telefon etti. Dönüş yolunda yürürken %90 bana söylemesi gereken acil bir şeyi vardır :)

Efendim sınavı kötü geçmiş ( eh aylardır hiç bir dersle alâkası yok iyi geçmesini beklemiyorduk zaten) ,  o üniversiteye girmek istiyor muymuş bilmiyormuş (ailemizin mandra filozofu olur arkadaş),  yapamayacakmış böyle (oğlum dün bir bugün iki, bi akşam önce 15 dakika iki test çözdün de mi yoruldun?) ,  kendi istediği konularda gelişmek istiyomuş ( valla koca yaz tatili bezgin Bekir şeklinde yatarken gelişmiş mi ki acaba?) . Tabi beş dakika sonrasında birbirimize sinirlendik, oğlum eve gel de konuşalım, bu yolda telefonla konuşulacak konu mu dedim. Sesimin tonunu beğenmedi (ne tuhaf kendisini anında böğürmeye başladığı ve bizi hep terslediği halde ses tonumuza alıngan olması :/) kapattık telefonu. 

Geldi, yemek yedi. 

Geçti karşımıza. Allah'a şükür saat henüz beş olmamıştı, zira biz bu konuşmaları genelde gecenin on ikisine doğru bende hal derman kalmamışken yaparız. 

Ne yapacağını bilmiyormuş, okumak istediğini zannetmiyormuş, yapmak istediği şeylere (ki ne olduğunu bilmiyor sanırım henüz) odaklanacak zamanı kalmıyormuş. 

Oğlum dedim,  liseyi bitirmeyi düşünüyorsun herhalde. Evet, onu bitiririm dedi. Eh, hazır bitirirken verilen ödevleri yapıp dersleri dinle. Senden daha fazlasını beklemiyoruz zaten. Sene sonunda üniversite sınavına gir. Sınavdan sonra kazandığın okulu dondururuz bir sene, istediğini yaparsın. Sene sonunda baktın para kazanıyorsun, halinden memnunsun okumazsın okulu. Baktın odaklanıp bir şey yapamıyorsun (en büyük derdi bu) okula devam edersin. Ki sen sosyal bir insansın, insanlarla birlikte olmayı seviyorsun. Zaten sevdiğin konuda okul kazandığında o dersler senin kendini geliştirmek istediğin dersler olacak.

Bol göz yaşılı konuşmamıza devam ettik.

Anneliğim  ne derece iyidir, güzeldir bilmiyorum ama verebileceğim daha iyi ne gibi bir cevap olabilirdi?  Zaten oku diye başıda boza pişirmiyorum ki. İstersen okulu bırak kaç kere demişimdir. Ama tabi o halde çalışman gerekiyor diye eklediğimden o da kendisini komi falan gibi düşünüp onu da istemiyormuş. 

Sorun bence bizimkinin hiçbir şey yapmak istememesinde. Ama ona göre bu tembellik değil onun dikkat dağınıklığı ve OKB sinin suçu . Olabilir, ben yaşamadım, bilemem. Ve fakat bana hiçbir şey yapamıyorum ağlamasıyla gelince inanamıyorum. Daha geçen sene 20 kilo verdin sen dedik. 20 kilo. Çılgın abur cubur temposundan tık diye sağlıklı yaşama geçtin. Lütfen başardığın irade gerektiren bu şeyi göz ardı etme. 

Neyse biz bir sürü şey dedik, o negatif haline devam etti. Ne desek bi kusur buldu. O zaman ne yapalım dediğimiz de "Bilmiyorum kii" diye söylendi.

Yine kısır dönen bir yere varamadığımız bir konuşma sonrasında mutfaktaki işlerime gittim. 

Bu arada o da kendi plânına göre ödev yapma zamanına gelmişti. Odasına girdim yatıyor. Oğlum ödevini yapmayacak mısın? (Allah sizi inandırsın toplamda on dakika sürecek iki test) Bilimum anlaşılmaz mırıltı aldım cevap olarak.

Evden çıkıp kulağıma müzik takarak yürüsem yürüsem sakinleşir miyim acaba dedim. Hoş bacağım sakat hâlâ,  yürüyemiyorum doğru düzgün.

Bir yandan fırın tepsisi sürtüp bir yandan daralmış çığlık çığlığa kaçmak istiyorum.

Düğüm çözen yapım devreye girdi o an.

Gittim yanına. Kalk hadi ödevini yapmaya diyerek dürtmeye başladım.  Tabi sevimli halimle. Kıpırtısız on dakika daha yattı. Ben havadan sudan konuştum, gameboyuyla tetrise başladım. Dürtmeye devam ettim. Bir mucize oldu, uyandı. Bana lâf yetiştirdi. Zorla gidip çantasını aldı. Ben tetris oynarken o teste başladı. Bak dedim, sana oyun oynuyormuş hissi vermek için oynuyorum, müziği ile ders yaptığını unutacaksın. Bak daha sallanırsan soru çözerken rekorunu kıracağım ha, haberin olsun. Falan derken testler bitti.

Gün iki. 

Aynı hareket iki kere işlemez bizde. Bu akşama başka bir metod bulmam gerekecek.

Çok sakin olmam gerekecek.

Ah, ah. Lise sınavında test çözsün diye kırk takla atarken yaptıklarımı beş sene sonra tekrar yapmak zorunda kalacağımı düşünmemiştim. O zamanlar her teste çekiliş yapıyorduk, hediye veriyordum falan. Şimdi işlemez onlar diyor. Hah. Bence paketlerin içindekini yine merak eder o.

Şu çocuklar okullarını bitirsin, emekli olacak Can. Beş sene koymuştuk önümüze, umarım beş sene sonra ikisi de ayakları üzerinde duran insanlar olurlar.

Vallahi ne iş yaparsa yapsın, umrumda değil. Hayatım boyunca da olmadı. Yeter ki mutlu olsunlar.

16 Eylül 2018 Pazar

Sabah Yürüyüşü Rotası Okul Olacak

Okul zamanı geldi.

Delikanlıların ikisinin de okulları yeni olduğundan sabah plânlamamız yeniden yapılacak.

Metehan'ın ders programı henüz kesinleşmedi. Çoğu dersi seçmeli olduğu için bayağı uğraştı birbirine çakışmayanları bulmaya.

Bilgehan'ın okuldaki üçüncü senesinde okulu üçüncü kampüse taşındı. İlk sene eve kırk dakika mesafedeydi. Hatta oğlum trafikle birlikte günde üç saatin yolda geçecek başka okul seçsen daha iyi olmaz mı demiştik. Bir sene günde beş bölüm anime izledi yollarda.

Geçen sene yirmi dakika mesafeye taşındılar. Tabi servis evden bir saat önce alıyordu. En azından tek otobüsle okuluna gidildiğinden haftasonları etkinliklere kendisi gitti.

Bu sene yürüyerek yarım saat mesafeye geldi. Servis kullanmak istemedi. Her sene servis kavgalarından daralmış bünyeye nasıl iyi geldi bilemezsiniz.  Eğer çocuğunuz güncel çıstak müzik dinlemiyorsa ciddi sorunlar yaşayabiliyor serviste. Kullanmak istemedi de  minibüs yolun yarısına gidiyor. Bizimki sabahları zombi gibi oluyor. Aklım kalacak diye düşünüyordum ki "Ben neden onunla yürümüyorum ki? "dedim.

Sabahları onları yolcu ettikten sonra zaten yürüyüşe gidiyordum.  Şimdi oğluşla okuluna yürüyeceğim. Hem bu arada bol bol sohbet ederiz. Okul yolu sohbetleri her zaman keyifli olmuştur . Ve sabah konuşmaları eminim onu çok mutlu edecek. Her zaman anlatacak milyon şeyi var zira.

Çocuklar büyüseler de bize hâlâ ihtiyaçları var. Özellikle ergenlikte yanlarında olmamıza , onları dinlememize, gözlerinde büyüttüklerini onları küçümsemeden önlerine sermemize hâlâ ihtiyaçları var. Hayallerden, kitaplardan, filmlerden, şarkılardan sohbet etmeye ihtiyaçları var. Dersini yap, sınav nasıl geçti, odanı topla, düzgün otur, duş al , düzgün konuşların haricinde sözler duymaya, birlikte gülmeye,  birlikte planlamaya,  birlikte izlemeye,  dinlemeye ihtiyaçları var.

Küçüklüklerindeki gibi bizim yönlendirmemizden çok onların yönlendirdikleri konularla ilgilenmemiz, dinlememiz, anlamaya çalışmamız, sürekli öğüt vermeden yaptıkları güzel şeyleri takdir etmemiz, unuttuklarını hatırlatmamız, bol bol kucaklamamız, düşmelerine, çuvallamalarına izin vermemiz, ve o anlarda yeniden kalkmaları için yanlarında olmamız gerekiyor.

Gençlerle birlikteyken büyüklüğümüzü hatırlatıp durmak yerine gençliğimizi anımsayalım.

31 Ağustos 2018 Cuma

Koca Bir Sene Fen ve Matematik Çalışıp Dil Puanıyla Üniversite Kazanana Metehan Derler :)


Bu çocuğun annesi olarak gurur duymayayım da ne yapayım.

Yolun açık olsun oğluşum, güzel insanlarla kesişsin, ilerlerken attığın her adımın tadını çıkartasın .

Seni seviyorum.

15 Mayıs 2018 Salı

Anneler Mezuniyet Törenlerinde Başka Ağlar



Okula ilk gittiğin gün dün gibi. Açılış töreninize hayran olup harika lise hayatın olacağını düşünmüştüm. Tören alanına inerken üzerinize atılan simitlerle şaşkına dönmüş, "Çök çök çök" komutunu veren üst sınıflara kararsızlık içinde bakarken geldiğiniz yerin farkını anlamıştınız. Anlamıştım.


Aradan beş yıl geçmiş. Yine aynı yerde bu sefer şaşkın yavru martıları değil uçmaya hazır gururlu harika kanatlar izliyorum. Yine töreniniz beni kendisine hayran ediyor. Konuşmalarınızdaki bilinçlilik, geçen sene yaşananların ardından içinizdekileri döküş, duruşunuzdaki vakar ve yüreğinizdeki sevgi kaybettiğim umutlarımı bana geri veriyor.


Canım oğlum. Seninle geçen her günüm başka mutluluk. Gözlerindeki ışıltı içimi aydınlatıyor. Bir basamak daha atlamanla değil o basamağı sonuna kadar keyifle yaşayarak, geçmesi için beklemek yerine her anının tadını çıkartarak aşman beni gururlandırıyor.


Ne güzel bir gençsin sen. Allah yolunu açık etsin, güzel insanlarla karşılaştırsın.




Seni seviyorum 💖

18 Şubat 2018 Pazar

Böyle Sürücem Keyfimin Kahyası mısın Dedi

Pazar arabasını arkasından çekmeyip önünde sürmekte inat eden Metehan.

Eveet keyfinin kahyasıyım tabi dedim. Ben anneyim, her şeyin kahyasıyım.

Hak verdi :)


Anneliğimin gülümseyen yüzü oğlum, iyi ki varsın.

15 Şubat 2018 Perşembe

Metehan'ın Özgür Gecesi

Bundan seneler seneler önce anasınıfına başlayan Metehan hafiften arıza çıkartmaya başlamıştı.

Sabahtan akşama kadardı ana okulu . Evde iki yaşında kardeşi vardı. Oğlumun en mutsuz zamanlarıydı. Kardeşi iki yaşın sevimliliğiyle sokakta tüm ilgiyi topluyordu. Ve yerinde durmayan enerjisiyle evde de bizim ilgimizi topluyordu zira her an başını gözünü yarabilirdi.

Ana sınıfına giden çocuğa boş ver gitme demem mümkün olmadığından ne gibi bir şey yapsam diye düşünürken bilmiyorum nereden aklıma geldi ,ona "Sana özgür bir gece vereceğim " dedim.

Doğduklarından itibaren iki çocuğumu da en geç dokuz gibi yatırıyordum. Akşamları erken uyku hem onların gelişimi için çok gerekliydi hem de anne baba olarak bizim kendimizi yenileyip dinlenmemiz açısından.

İşte ilk defa o sene Metehan'a cuma geceleri istediği saatte yatma hakkı verdim. Cuma gecesi verdim ki gündüz yorulduğundan fazla dayanamaz erkenden sızar. 

Hahaha nerdeeee :)

Benim her gece sekiz dokuz gibi yatan oğlum, ilk gece, saat ikiye yaklaştığında hâlâ ayaktaydı. Oğlum yatmayacak mısın dediğimiz de "Özgür gecem !" diyerek dolaşmaya devam ediyordu. En sonunda biz yatıyoruz deyince yatağa gitti.

Ve her özgür gecesinde biz yatmadıkça ayaktaydı. Hatta biz yattıktan sonra da oturacaktı neredeyse :)

Bu özgür gecelerde bizimle başbaşa geçirdiği zamanlar, onunla birlikte bir şey yapmasak bile kardeşi yatmışken kendi başına uyanık kalıp istediğini yapabilmesi ona çok iyi geldi ve mızıltısı kesildi.

Özgür gece uygulaması sadece o sene sürdü. Çocuğumun uyku düzenini bozmadı. Çünkü şartları kesin belirlenmişti ,o şartların hiç dışına çıkılmadı, başka güne yayılmadı. İlkokula başladığından liseye gelene kadar her gece on gibi yatmaya devam ettiler .

Evet kurallarımızı uygulamak konusunda disiplinli ve kararlı olmamız gerekiyor ama çocuklarımızın ihtiyacına göre onlara sağlayacağımız böyle özel ayrıcalıklar hem onlara hem bize çok şey kazandırabiliyor.

18 Ekim 2017 Çarşamba

Çocukların Arkadaşları

Evimizin içinde elimizin altında büyürken iyi hoş da, gün yüzüne çıkıp başkalarına karışınca işimiz zor çocuklarla :)

Daha üç dört yaşlarında, alt kattaki komşunun çocuğu beş dakikada Metehan'ı Allah'tan korkutmayı başarmıştı mesela. Ben daha anlatmamıştım bile. Neyse ki balkondan muhabbetlerini annem duymuş da düzeltmiştik durumu. Aksi halde oğluşum konuyu açmadığından kendi kendine korkuları dallanıp budaklanacaktı.

Kreş ve ana sınıfı başka bir sorunla karşılaştık. Benim oğluşum herkese inanıyordu. Hayatında hiç yalanla karşılaşmadığından bundan normal bir şey olamazdı tabi.Gidenin peşinden ağladığında şimdi gelecek,  doktorda aşı yapılacakken hiç acımayacak demeyen bir annesi vardı onun.  Bir çocuğu bir kere kandırabilirsin,  bir kerelik bir şey için çocuğumun güvenini yıkmanın bir alemi yok diye düşündüm hep. Acıyacak ama ben elini tutacağım,  şimdi gelmeyecek ama başka bir zaman gelecek muhakak gibi açıklamalarla geçirdim.

De okulda tam bir saf oldu bizimkisi :D Arkadaşlarına yalancı demek de hoşuma gitmediğinden sana şaka yapıyor olabilirler diyerek açıklamaya çalıştım.  Kreş ve anaokulu bu bakımdan iyi oldu. Hem ben çocuğumu gözlemledim, hem o insanları öğrenmeye başladı.

Ne çocuklar vardı, inanılmaz :) Şununla arkadaş olma demedim tabii ki asla. Oysa numaracı, alaycı, palavracı hiç sevmediğim karakterler de vardı içinde ama hepsini yaşaması gerekiyordu.  Gözlemler, öğütler, okuduğumuz kitaplardaki altı çizilecek yerlere dikkat çekmelerle onlara doğruyu göstermeye çalıştım.  Arkadaşlarıyla vakit geçirdikçe kendisi öğrendi çoğu şeyi.

Bu yazıyı yazmayı aklıma getiren şey ise bambaşka.

Ortaokulda Metehan'ın sınıfında ele avuca sığmayan bir çocuk vardı. Sabah okula giderken karşılaşırdım, sallana silkine giderdi geç kaldığı halde. Bütün öğretmenlerin dilinde, tam bir fırlama :)

Benim ağır başlı oğlum onunla arkadaş oldu seneler içinde. Ve biliyor musunuz, felsefe yapıp derin konulara daldığı, kitap okurken karşılıklı tartıştığı ender arkadaşlarından.  Onlara bakarken o kadar mutlu oluyorum ki.

Düşünsenize, ya ben, o çocuk tembelin yaramazın biri, uzak dur gibi falan bir şey diyen bir anne olsaydım.

Çocuklarımızın arkadaşlarına ihtiyaçları var.

İyisine var, onu biliyoruz. Henüz elimizin üzerinde olduğu küçük yaşlarda kötüsünden öğrenecekleri de var.Bunu da gözardı etmeyelim.  Üstelik hangisinin iyi hangisinin kötü olduğunu da bilemeyiz. Bir bakarsınız afacanın birisi sizin çocuğunuzun en ihtiyaç duyduğu dostu olabilir :)

14 Eylül 2017 Perşembe

Tatates

Dün Metehan ilk patatesini kızarttı. Öğlene kadar her şeyi hazırlamıştım. Sonra evden çıkmam gerekti. Patatesleri kızartması onlara kaldı. Aslında koşturup geri dönesim çok geldi ama kendisi yapsın istedim. İlk iki postayı yakmış ama son posta kıvamındaydı:)

Her şeye koşup her işe müdahale etmeme konusunda kendimi eğitmeye çalışıyorum :)

27 Ağustos 2017 Pazar

Annelik Halleri

Bugün evde tembel tembel uyuklarken Metehan aradı. Dersane çıkışı arkadaşlarıyla buluşacaklardı, buluşmayı bizde yapabilirler miymiş. Bir arkadaşı geçen kış boyunca hastaydı, çok şükür iyileşiyor. Dışarıda yemek yemesi yasak, steril yemesi gerek. Dolayısıyla yemek de hazırlamam gerekti. Tembel halimden sıyrılıp mutfağa giderken bir yerde yanlış yapıyorum ben dedim.

İki gün önce de Bilgehan arkadaşıyla sinemaya gitmişti. Çıkışta yemek yerler diye düşünmüştüm. Telefonum çaldı. Tabii ki bize gelebilir miyiz diye soracak dedim. Ki öyle oldu. Sinemada bir kilo patlamış mısır yediklerinden yemek de yememişler, yine yemek işi bana kaldı.

Yemek işi,  şu  bu önemli değil. Küçüklüklerinde de  dışarı oynamaya zorla yollardım yirmi dakika dolmadan beş çocuk daha peşlerine takılır gelirlerdi. Girerken izin isteyen olmazdı çıkarken izin alırlardı. Oyuncaklar toplanmış yerine konulmuş mı diye bakardım önce çünkü :) (Hahaha gaddar teyze)  Evde arkadaşlarıyla olmalarını seviyorum ama kendimi kullanılıyormuş gibi hissetmeye başladım.

Kendimi bildim bileli disiplinli bir.anne oldum.  On yıldır yataklarını kendileri yaparlar, bir oyuncak toplanmadan diğeri çıkmaz, okul dönüşü kıyafetler askıya asılır falan ama yaş ilerledikçe olay "Annem bir şey demeden yapmaya gerek yok"a dönüştü.

Delikanlılıkları ve hayatlarının en güzel zamanlarını keyifle geçirmelerini istiyorum. Ama ben de elli yaşına üç kalmış artık sınırlı enerjisi olan bir kadınım ve kendimi sürekli bir yerlere müdahale ederken görmekten yoruldum. Akşam beş defa dememe rağmen sabah kalktığımda bilgisayar başındaki bardaklara rastlamak, ani arkadaş baskınları,  kapı yanındaki ayakkabıları kaldırma uyarılarım. Duş aldırmak bile başka bir sorun. Hem kız arkadaş istiyor hem leş gibi kokuyor beyefendi ama anlatamamaktayım.

Neyse işte bugün son damla taştı.

Akşama ikisini de karşıma çekip konuşmam gerekiyor. Daha doğrusu üçümüzün karşılıklı konuşması gerekiyor. Birbirimizden ne istiyoruz, kim kimin hakkına ne kadar tecavüz ediyor.

Aslında öncelikle kendimle konuşmam gerekiyor. Kızdığım şeylerde benim ne kadar rolüm var, kimse benden istemezken kendi kendimi mi hırpalıyorum.

Düşünmem gerek.

25 Ağustos 2017 Cuma

Çocuğum İçin Önemli Olan Ne?

Çocuğunuz için İngilizce önemlidir diye yazıyordu reklâmda.

Bana göre çocuğunuz için en önemli şey onunla vakit geçirmeniz ve bol bol sevmenizdir, başka hiçbir şey değil.

Parmakları kukla gibi oynatmak en elektronik oyuncaklardan değerlidir, seleye çorap atmaca oynamak tablette kendi kendine basket oynamasından değerlidir.

Sürekli yanında durmak değil ama yanında olduğunuzu hissettirmek, sıkılıp yanınıza geldiğinde on dakika yanına oturup yeni bir oyun kurmasına yardım etmek yeterlidir çoğu zaman.

Ağzınızı her açtığınızda ödevlerden, sınavlardan söz etmek yerine güzel şeylerden, hayallerden, sevgiden, hatıralardan bahsetmek..

Onu her türlü kursa koşturmak yerine mutfakta karşılıklı sütlü kahve içmek,  onun asıl sevdiğini bulup ona eğilmek değerlidir.

Ben çalışkan bir öğrenciydim. Sınava girmek istemediğimden ne kolej ne anadolu lisesi hiçbirine gitmedim. Yabancı dilim fransızcaydı. Üniversite bitene kadar da o dili gördüm. Gramerini öğrendim konuşma sıfırdı. Okul bittiğinde dil kursuna giderim diyordum. Öyle de oldu, yüksek lisansı kazanınca mecburen bir sene ingilizce kursuna gittim.

İşe girdiğimde kolej mezunları üçüncü dereceden dil tazminatı alırken ben ikinci dereceye de yükseldim. Evet kırık dökük ingilizcem var, kendimi zar zor ifade ediyorum. Ama hayatımda hiç ingilizce konuşmak zorunda kalmadım ki.

Üniversiteden mezun olduktan sonra eline diyeceği cümleleri yazıp vererek İngiltere'ye yolladığımız arkadaşımız vardı. Şu an hem fransızca (fransızla evlenip orada yaşadı bir müddet)  hem ingilizce şakır şakır konuşuyor. Gerekince öğreniliyor demek ki.

Çocuklarım devlet okuluna gittiler. Ekstra tek kurs aldırmadım. İkisi de lisede hazırlık okudu (Bilgiç ortaokulun son iki senesinde de iyi ingilizce gördü) şu an çatır çatır konuşuyorlar.

Küçüklükleri bakkala giderken araba plakası okumak, karıncalara kırıntı atmak, bahçede suyla oynamakla geçti. Dershaneye sınavlardan önceki sene gittiler sadece. Okul seçerken eve en yakın olmasıydı benim için önemli olan. Evde bol bol oynadılar, uyudular, tembellik yaptılar.

Lütfen panik olmayın. Çocukları olmadıkları şeyler olmaya zorlamayın. İki yaşında matematik öğrenmesi gerekmiyor. Annesine bol bol sarılıp usandırıcı sorularına cevap alması yeterli.

Dönüp baktıklarında içlerini sıcacık yapan bir çocuklukları olması onlara verebileceğimiz en büyük hediye. İngilizce, matematik ve diğer bir sürü zamazingo her zaman öğrenilebilir, çocuklukları ise sadece kısacık bir dönem...