Sakız Adası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sakız Adası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2025 Pazar

Dokuz Sene Sonra Sakız Adası


Dokuz sene geçmiş gerçekten de. Çocuklarla altını üstüne getirmiştik adanın. En başta Mesta olmak üzere köyleri beni büyülemişti. 

Yine aynı oteli tuttuk. Ana yoldan biraz sapa, merkeze yirmi dakika uzaklıkta bir koydaydı otelimiz. Ne yazık ki köşedeki balık restoranı kapanmış. Oysa çok eğlenceli bir adam vardı orada. Sabah gördüğünde akşama şu balık var kaçırmayın diye sesleniyordu arkamızdan. 

Kafeler ve barlar da mevsim sebebiyle kapanmış. Deniz kıyısındaki küçücük sokağın kenarındaki otellere ait bu küçük yerler tatlı bir hava katıyordu.

Ama gün doğumu tam oteldeki balkonumuzun karşısına denk düşmüş. Günler kısaldığı için geçen sefer geldiğimde göremiyordum balkondan.

Otelin önüne şezlong ve şemsiyeler konulmuş, duşu, soyunma kabini. Bir günü orada tembellik ederek geçirdik . Birlikte gittiğimiz arkadaşlarımızın çok dolaşmak istememesi işime geldi doğrusu. 

Her sabah gün doğumu videosu çektim. Her sabah denize girerek güne başladım.

İlk gün Sakız müzesi ile üç köy gezdik. İkinci gün mağara gezip iki değişik koyda denize girdik. Üçüncü gün yattık gün boyu.

O arada Can bir günü açlık başına vurunca bizi deli etmekle geçirdi. Sonraki günlerde de nezle oldu. Neyse bu kısımları unutup gideceğim nasılsa. Bana sadece güzel ve huzurlu anlar kalacak...



Çeşme  Altınkum. Bizim zamanımızda bomboş bir sahildi. Denizi pırıl pırıl harika diye sık sık gelirdik. Şimdi denize ulaşmak için biiç klaplara para dökmen gerekiyor. Meselâ burada bin beş yüz liraymıl günlük deniz kişi başı 



Otelde ilk gece dalga sesi dinlemekten uyuyamayınca balkona attım kendimi. Yıldızlar önümde avize gibi sarkıyordu.




Damla Sakızı Müzesi. 





Sakız ağaçlarının yanında .




Uzaktan Pirgi.


Yakından Pirgi 




Mesta'nın masal gibi sokakları. Dolaşması çok keyifli ama yaşarken evler klostrofobik olabilir gibi.



Gördüğüm en büyük begonya. Ağaç olmuş.


Dokuz sene önce bu mağaranın renkli ışıkları vardı. Bu sefer fenerle gezdik. Işıklar zararlı oluyor dedikleri için kapatılmış. Küçük bir mağaraydı. Dönüşünde kaç basamak çıkıyorsun bilmiyorum :D




Son akşam scrabble oynamayı başardık. Ben kazandım :D Ballı geldi bu sefer. 


Otelimiz. Dört gecelik ,iki oda dört kişi 460 euro. Kahvaltısına kişi başına on euro verdik ayrıca.




İşte kısa bir özet. Sonra şarkı falı yapılacak fotoğraflarla geleceğim.

9 Ağustos 2016 Salı

Nea Moni


Saat onikiye gibi yetiştik.  İkide öğle tatiline giriyordu ondan sonra akşam açılıyordu yeniden.


Manastıra kadınlar şortla falan giremiyor. Kapıda şallar var, beline bağlayıp giriyorsun. Bizimle aynı anda gelen iki kız vardı onlar yanlarında lastikli uzun etek getirmişler, şortlarının üzerine geçirdiler girerken. Benim pantolonum vardı zaten ama keşke şalla bir fotoğraf çekilseymişim.


Doğrusu kilise kısmı bu kemer dışında pek ilgimi çekmedi. Her kilise gezerken yaptığım gibi sevdiklerim ve ülkem için dua edip çıktım.


Fotoğraf makinamla dışarıda gezindim.


Aslında burada müze vardı ve bilet almıştım ama bizimkiler almadığından rehberi pek beklemeden çıkmak zorunda kaldım.

Okullar açılsın ilk iş tek başıma müzeye gideceğim. Sessiz ve sakince uzun uzun dolaşacağım :)







Evet adadaki görmek istediğim son binayı da gezdikten sonra doğu sahiline doğru yemek yemeğe gittik.

Tanıtım kitapcığında çok güzel bir lokanta fotoğrafı görmüştüm. Tıpkı hayalimdeki gibi çıktı üstelik. Yine harika yemekler yedik.


Baksanıza çok güzel değil mi?



Öğleden sonra çok güzel bir plaj daha bulduk ama cumartesi olduğundan minicik koy çok kalabalıktı onun yerine otelimize döndük.

Sadece iki kere girdik ama otelimizin önündeki deniz de çok güzeldi.

Gece de başka güzeldi.




Ertesi gün artık adadan ayrılıyoruz ama maceramız bitiyor mu, hayır...

İki günümüz daha var, aklımda da planlar :D

Anavatos

Dinlenerek geçen bir günden sonra görmek istediğim üç yeri daha koydum listeye. 

Bu sefer nasılsa elimdeki kitapçığın haritasına bakmayı akıl ettim rotayı çizmeden önce. Yoksa kısa yol diye yine bir patikalarda saplanıp kalacaktık :)


Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece..

Bir saatin sonunda Anavatos'a varıyoruz.

Girişindeki kısım haricinde terk edilmiş bir köy burası.


Güneydeki köyler kadar eski değilmiş.450 m. yüksekliğinde üç tarafı uçurum köyün ismi "Aşılmaz, geçilmez" anlamındaymış.


Girişte arabamızı bırakıp yürümeye başlıyoruz .


Sokak hep yokuş hem merdiven. Dizi ağrıyan Handan keçi gibi gitmekte yine de :D


Bir rivayete göre 1822'de isyandan sonra burada saklanan ada sakinleri en sonunda Osmanlı'nın buraya da geldiğini görünce kendilerini uçurumdan atmışlar..


Daha sonra bir depremle evler hasar görünce köy boşaltılmış.





Dağ , bayır, kalıntı, taş.. Tam bizimkilerlik.


Het bir köşenin kim bilir nasıl bir öyküsü var.







Makinadan derinlik çok belli olmuyor ama ayağımın altı uçurum.





Bu hüzünlü, kendi başına kalmış evlerden ayrılırken girişteki kafede içecek molası veriyoruz.




Haydi haydi kalkın artık, manastır kapanmadan oraya da varalım :)