Cin Fikir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cin Fikir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2023 Çarşamba

Toplanın Yamacıma Gezmeye Gidiyoruz:)

Yıllık izinlerimizi yılın ilk dokuz ayında kullanamayınca son üç ay sürekli gezme moduna geçmiş olabiliriz :)

Evdeki yatılı misafirlerimi pazartesi gecesi yolcu ettikten sonra salı çarşamba çamaşır yıkamak , ev toparlamak , ütü ve çanta hazırlamakla geçti.

Perşembe sabahı saat altıda havaalanına gitmek üzere yola çıktık. Bilgehan bizimle gelmek istemedi , yine üç kişi gittik tatile.

Ben aslında yine noel pazarı olan bir yere gideriz plânlarındaydım Can aklıma kuzey ışıklarını soktu. Hemen akabinde pişman oldu ama kurtulamadı benden.




Aktarmalı uçakla gidiyor olmamız onu aşırı gerdi. Zaten her tatilde uçak gerilimi yaşar. Bizim indirimli biletlerle uçakta yer varsa binebildiğimizden geriliyor. Bir de üzerine yabancı bir havayolu şirketi ile ikinci uçuş binince bilet alma sırasında bir aile faciası yaşayacaktık neredeyse. Bir de demez mi bu kadar macera için yaşımız geçti artık diye. Sanırsın Everest 'e tırmanıyoruz ya da bungee jumping yapıyoruz falan. Aktarmalı uçağa binmek neden macera anlamadım o kısmı. Adam pilot olmasa bi de :D

Neyse biz gezimize bakalım. Perşembe akşamı vardık Tromsø'ya. Neresi orası derseniz şurası.


Burayı seçmemin nedeni havaalanı olması, ada olması, şehir olması, içindeki kuzey ışıklarına giden turların bol olup bir şekilde sizi ışık gören yere götürmeleriydi. Aslında Finlandiya'da güzel yerler varmış ama fazla vaktimiz olmadığından yollarda çok zaman harcamak istemedim, bir de şehirde daha keyifli olacağını düşündüm hem de deniz kıyısı . Gerçekten de seçimimden çok memnun kaldım. ( ay ben yazarken sıkılıyorum, okunacak mı bu yazı ?)


Havaalanından çıktığımızda kar yağıyordu. Tuttuğum eve gidecek otobüs durağını araken birisi bizi çevirdi. Soru soracak zannettik meğer kartını veriyormuş, tur yapmak istersek onu aramamızı söyledi. Kartını aldık . Otobüsü bulduk. Yanlış bulmuşuz yollarda indik bir daha bulduk falan sonunda şehir merkezine ulaştık. Eve gitmeden yemek yemeye karar verdik, çok şirin bir bara girdik. 


Güzelce karnımızı doyurunca yol yorgunluğumuz gitti. Evimize geçtik.



Oradaki kar Kars'taki karla aynıydı. Kristal kardı. Toz gibi yapışmıyor ve ışık altında mücevher gibi parlıyor. 


Bu arada yoldaki kıyafetimin cin fikrini de açıklamadan geçmeyeyim. Eteğimin altındaki termal çorap. İstanbul çok soğuk olmadığından böyle giyindim. Tromsø 'ya vardığımda kar pantolonumu çorabın üzerine çekip giymesi kolay olur diye düşündüm. Gerçi çorap öyle sıcak tuttu ki başka bir şey giymeye ihtiyacım da olmadı böyle gezdim mis gibi.

Ayağımdaki botları da Decathlon 'dan almıştım. Benim bi servet ödeyip botlar karda yürüyüş yaptıktan sonra su geçirmeye başlamışlardı. Bu çok iyi çıktı. Hiç kar ve su geçirmedi ( hatta fotoğraf çekicem derken denize bastım bir ara onu da geçirmedi),  çok rahattı, çok sıcak tuttu. Hayatımda ilk giydiğimde ayağımı vurmayan ender botlardan sanırım. Aklınızda olsun.

Bence daha uzatmayayım bu yazıyı ben , yarın gezeriz şehri artık. Belki hızımızı alamayıp ışıkları da görürüz o arada, bakalım.



8 Temmuz 2019 Pazartesi

Kendime Not

Tavuğun göğüs kısmını tavada yağsız pişirirken soya sosu koymayı unutma, et yumuşacık oluyor.

2 Haziran 2019 Pazar

Mumluktan Takı Standı Çalışmam


Çok sevdiğim bu mumluğun masadan defalarca düşürdüğümüz için camları sürekli kırılmaktaydı.

Takılarımı astığım standı ise hiç sevmemekteydim.

Sevmediğim şeyleri evden çıkartma projesi kapsamında düşünüp dururken bu çözümü buldum.

Kolyeler asılmadan sanki daha güzel gözüküyordu.  Ben kolyelere başka fikir bulana kadar şimdilik böyle dursun.

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Ortopedik Patik Çorabımsı Şey :)


Tchibo'dan şöyle bir çorap aldım. Düz taban ayakkabıları giyemiyorum, bu işe yarar gibi geldi.

Ben hiç sevmem ama  babetlerle falan düşünülebilir diye size de göstereyim dedim.

Arka tarafının bileğini silikonlu yapmışlar kaymıyor ama ayakkabı içinde de kaymadan durur mu bilemiyorum. Patik çorapların en çıldırtıcı özelliği ayaktan sıyrılıp ayakkabının içinde kaybolması :D

Bakalım göreceğiz.

18 Mayıs 2019 Cumartesi

Karbonat

Gecenin bir yarısı fırının kapağını silerken aklıma geldi.

Sizi bilmem ama ben fırını çok kullanıyorum. Özellikle kış boyunca ızgara balık yapıyorum.  Patates kızartması yapıyorum. Hele o balıkta kapak  yağ lekesi oluyor çok.

Eskiden ciflerdim. Ama karbonatı keşfettiğimden beri çok daha kolay halleder oldum.

Bir kaşık kadar karbonatı kapağa döküp bez ile ovalıyorum. Ciften çabuk çıkartıyor. Ellerim de hatur hutur olmuyor. (Eldiven gitme özürlüyüm de)

Bir de ben sebzeleri evyeye su doldurup orada yıkarım. Eskiden dezenfekte etmek için ya cifliyor ya da çamaşır suyu döküyordum. Tabi sonra da bir saat durulamaya çalışıyordum zararlı kimyasal kalmasın diye.

Şimdi önce karbonatla ovuyorum, pırıl pırıl oluyor. Sonra da biraz sirke döküyorum üzerine.

Böylece sebzeleri güvenle koyuyorum yıkamak için.

İşte böyle dedi gecenin ikisinde fırın temizlemekte olan arkadaşınız.

Bu hafta bana bi hallar oldu. Koltuk sil, cam sil, duvar sil,  ha babam bişeyler siliyorum.  Geçen gecenin ikisinde de banyo fayansı silmekteydim. İçime kakılmış kaçtı sanırsam.

14 Mayıs 2019 Salı

Cam Silme Aparatı


Pencerelerimi yapan kişiler cam silmemiş hiç belli ki. Bir taraf güzel açılıyor ama diğer tarafta devasa sabit cam var.

Benim eklemlerim nane, cama çıkmaya kalksam tutamazlar bile. Temizliğe gelen birisi vardı iki sene önce hastalandı. Artık çalışmıyor. Can 'ın işi düzenli olmadığından düzenli birisini alamıyorum. Zira gündüz uyuyup gece uçması gerekebiliyor.

Neyse,  uzun lâfın kısası camları silemiyorum.

Salonun camları balkonlara bakıyor bir tek, o kolay. Diğer odaları görmezden gelebiliyorum. Ama mutfak gözüme giriyor.

Pratik bir şey yok mu diye araştırdım. Aliexpress 'ten bunu bulduk. İki parça, birisini camın dışına yerleştirip diğerini içeriden üzerine getirince güçlü mıknatısıyla yapışıyor birbirine. İçeriden silerken dışarısı da silinmiş oluyor. Dış parçanın ipi var. Onu da bileğimize bağlıyoruz ki ola ki ayrılırlarsa birbirlerinden aşağı düşüp kimseyi yaralamasın.

Tabii ki elde silmenin pırıltısı yok. Kenarlarda birikintiler kalıyor. Ama en azından özellikle bu polenlerin ardından gelen çamurlaşmış camlar dışarıyı gösterir hale getiriyor.

Benim için yeterli.

Cam temizlemek için yaşamıyorum şu hayatta sonuçta :D

1 Aralık 2018 Cumartesi

Evet Kışın Ortasında Dört Kocaman Adamın Eşyalarını Bir Küçük Sırt Çantası ve Bir Küçük Valize Sığdırabiliyorum

Üzerimizdeki pantolonlar yeter, beş gün aynı pantolon giyilebilir. (Anne hariç, o ikinci bir tane götürebilir. Büyük ihtimal giymeden döner ama : D)

İçlikler gece pijama yerine geçer, hem hafif hem az yer kapladıklarında çantanın bir köşesine sığarlar.

Terlik otelde yoksa diye eskiden kalma otel terlikleri incecik .

El ve yüz kremi, diş fırçası , diş macunu ve deodorant dışında bir de ruj yeter.

Bir kitap. Aslında o da telefondan okunabilir ama lüksüm olsun :)

Duş için otel şampuanlarını kullansak saçlarımız üç günde dökülmez.

Herkese iki polar kazak iki ince sweatshirt. İki çift çorap. Çok gerekirse yıkanıp kurutulur.

Zaten bot ve çizme giyilecek, sokaklarda başka birşeye gerek yok.

Kıyafetler su geçirmiyor şemsiye kimse taşımaz. Çok gerekirse alınır.

Burun damlası, nezle ilacı, vitamin ve asprin olmazsa olmaz.

İki deste oyun kâğıdı da sığdıralım bir köşeye belki pis yedili oynanır.

İşte bu kadar :)

Biz biraz tatile gidiyoruz anacım. Arayanlar Köln'de bulabilir.

Burnum da akmaya başlamış ama dua edin de hasta pasta olmadan keyifle geçsin.

Yakınlarda oturanları bekleriz efendim. Bak sonra vıy Handan sen buraya mı gelmiştin, ayy neden haber vermemiştin demeyelim :D

Öptüm sizi.

21 Haziran 2017 Çarşamba

Yaz İçin Öneriler



Sevgili Özlem beni mimlemişti,  yaz için önerilerimi vereyim dedim ben de :)

1- Çantanızda ince bir şal ya da uzun fular olsun. Yaz sıcağından bunalıp da klimalarla kış ortamına çevrilmiş kapalı yerlere girdiğinizde ( Aynı ortamlarda kışın, dışarısı o derece soğuk olsa kalorifer yanar ama ne hikmetse yazın palto giyecek kadar soğutulur.)  hemen çantanızdan çıkartıp omzunuzu boynunuzu koruyabilirsiniz. İstanbul'da minibüs ve otobüsler bile buz gibi oluyor.


2- Dün kendime Carrefour'da buldum ben de, plaj için ince pantolon. Adı da vardır onların ama bilemeyeceğim şimdi. Benim gibi kilo aldıysanız mayo üzerine pareoyla dolaşmak bacaklar birbirine sürttüğünden acı verici bir deneyim oluyor. Bu pantolonlar harika :)



3- Tatile giderken yanınızda stilex iniz ve Exipial Lipo'nuz olsun. Biri haşaratlar tarafından ısırılırsanız diye ( denizanası sokmasına da etkili. Denizanası değerse önce sirke sürüyorsunuz ardından stilex anında geçiyor acısı) diğeri de güneşte çok kalanlara kızarıklara birebir. Hele benimki gibi güneşle kabaran bir çocuğunuz varsa exipial lipo yanınızdan ayrılmasın, kaşınmaları da hemen alıyor, onunla rahat etmiştik biz.


4- Ev yapımı limonata. İçine biraz demlenmiş çay katarsanız ev yapımı buzlu çay da olur :)

Limonları küçük küçük doğrayıp içine şeker katarsınız. Sonra onları hepsinin suyu çıkıp şekerler eriyene kadar elinizle yoğurup dolaba atarsınız. İstediğiniz zaman sulandırıp için, kabukların mis gibi kokusuyla daha da serinletici oluyor.


5- Limonata derken bir fikrim daha geldi, buzluğa doldurduğunuz suyun içine nane yaprakları da koyun. Bu buzları limonataya attığınızda naneli limonatanız olsun :)



Şimdilik benden bu kadar :)


Her ne kadar yağmurlar ve sarı yapraklarla (Bakınız geçen akşam çektiğim üstteki fotoğraf :) sonbahar gibi hissetsek de,  ramazanın bize sunduğu kolaylık için bu serinlik diye düşünüyorum,  pek yakında ne sıcaak diye başlayacağız arkadaşlar, hiç merak etmeyin :)

28 Aralık 2016 Çarşamba

Daha Önce Birkaç Defa Söylemiştim Bu Sefer de Uygulamalı Göstereyim Dedim


Kullandığımız peçete üstteki fotoğrafta gördüğünüz üzere çamaşır makinasından lekeli çıktı.

Onu dün öğlene doğru güneş gören yere astım. Bu akşama kadar kaldı. Bugün güneş yoktu ama olsun, işte sonuç altta gözüküyor. Leke uçmuş. Çamaşır suyuna bastırmam, yeniden yıkamam falan gerekmeden ütüleyip kaldırdım :) ( Biri dışarda biri lamba altında çekildiğinden ton farkı var, onu dikkate almıyoruz :)

Salça ve meyve suyu gibi renkli lekelerde yüzde doksan işe yarıyor.

Hatta havuç rendelediğimde turuncuya dönüşen mutfak robotu parçalarını da mutfak camının önünde bırakıyorum. Çamaşır suyu kullanıp sonra da arıtmak için on saat uğraşmıyorum böylece.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Aman da Neler Yaparmışım :)

Elimde tuttuğum telefondan da televizyonda film izlemekten de midem bulanınca akşam kendimi başka işe verdim.

Daha tam bitmedi ama hemen göstermem gerek :)


Mutfaktaki kupa askısı on sekiz sene önce modern olabilirdi tabi ama bu vernikli tahta görüntüsünden bıkan Handan tarafından değiştirilmeye karar verildi.

Hep bu blog aleminin yeteneklileri yüzünden aklıma düşüyor bu işler, hiç de anlamam aslında. Bir de çocuklara ha babam akrilik boya aldırıp de kullandırtmayan resim öğretmenleri sağ olsun :)



Beyaz kısmı renklendirebilirim belki. Henüz tam karar veremedim. Bakalım.

Dün ben elimde zımpara ile radyoda müzik dinleyip iş yaparken internette alış veriş siteleri dolaşan Can'a hiç küsmedim. Yüzüme bakmıyorsun diye laf da etmedim.  Bir müddet bekledim. Kendime çay koydurttum. Ay adam hâlâ ekrana düşmüş vaziyette. En sonunda artık kalkıp yanıma gel de iki konuşalım, o ne yaaa diyerek yerinden kaldırdım :) Askının yarısını zımparaladıktan sonra üç aydır kırık duran banyo kapısını yapmaya gitti :)

Tv açılmadı.

Film izlenmedi.

Pek güzel oldu :D

11 Ocak 2016 Pazartesi

Bir Annenin Teogla İmtihanı

İlk sınavdan beri elini birşeye sürmüş değil Bilgiç efendi.  Bir yerden başlamalı artık. Git çalış demekle olmayınca olayı eğlenceli hale getirmek gerekiyor tabe.

Huzurlarınızda dünyanın en zorlu oyunu. Her bölümün sonunda minik bir ödül var.  Bakalım bugün bitirebilecek mi bunu.



25 Kasım 2015 Çarşamba

Cin Fikir

Teog sınavına giren çocuk heyecanlanmana gerek yok diyerek heyecandan kurtulamayacağına göre dikkat dağıtma metodu uygulanır :)



8 Aralık 2014 Pazartesi

Diyet Yapıyor muyum Yoksa Kendimi mi Kandırıyorum Sorusuna Cevap:-)

Anacım bak bu sorunun cevabını bulmak çok kolay:

Eğer sunta gibi diyet bisküviler gözüne güzel gözüküyorsa doğru yoldasın :-) Aksi takdirde kendini kandırıyorsun , hiç niye kilo vermiyorum diye sızlanma:-)

26 Kasım 2014 Çarşamba

Bir Kadeh Alır mıydınız :-)

Geçenlerde çekmece düzenlerken elime geçen yabancı paraları, taşları falan nereye kaldırsam diye düşünürken dedim ki gözümün önünde dursunlar, bir yerlere tıkıştırınca ne manası kalıyor ki :-)

Sonra vitrindeki şarap kadehlerinin tozunu alırken nereye koyacağımı da buldum:-)  


Pek şatafatlı değil ama ben baktıkça mutlu oluyorum, o yeter:-) 

1 Ekim 2014 Çarşamba

Ekran Fotoğrafı


Sizi bilmem ama benim tablette en kullandığım özellik. Ne bulsam buraya atıyorum. İlginç gelen bir kitap mı var hemen fotoğrafını çekiyorum, hoşuma giden şeylerin hemen fotoğrafını çekiyorum, yemek tariflerinin keza.. Hangi sayfada, kimde görmüştüm falan derdi olmuyor.

Nitekim biraz önce cupcake tarifi vardı diye geldi aklıma şıp diye buldum.

Şimdi de pizza hazırlamaya gidiyorum. Oğluşumun arkadaşları gelecek, Ölü Ozanlar Derneği'ni izleyecekler. Oy ben onları sevmeyeyim de ne yapayım:-)

11 Eylül 2014 Perşembe

Domates Güzeli Handan Gruda Bildiriyor:-)

Son tencerenin içine biraz da biber doğradım, o da pişsin, işlem tamam:-) 


Ama dur baştan anlatayım. Her sene domatesi yaptım derim de hiç nasıl yaptığımı söylemedim sanırım. Belki birilerinin işine yarar:-)

Öncelikle kaplar ve yıkanmış kapaklar tezgâhtaki en ergonomik yer olan ocağın yanına dizilir.

Domatesler bitmiyo bitmiyo diyerek yıkanır. Tabi hepsi bitmez, zira evdeki kap kacağında bir sınırı vardır. Olsundur. Birazdan yıkama işlemine devam edilebilir, şimdi doğramaya geçelim.

İlk zamanlar domatesi soyup tencerede pişiriyor sonra da blenderdan geçiriyordum. Soymadan pişirirsem çekilirken kabukları kalıyordu hoş olmuyordu.

Takdir edersiniz ki bu gayet meşakkatli bir işti, üstüne üstlük domatesin en faydalı kısmı da gitmekteydi. ( Gerçi kabuklardan da çorba yapıyordum ama yine de aklım kalıyordu orada)

Neyse sonradan soymadan yapma kısmını öğrendim. Ki senelerce kullandığım minik mutfak robotunu bırakıp büyüğünü almamın sebebidir bu metod:-)

Nerde kalmıştık, güzelce yıkandı ya, şimdi de hepsi dörde bölünür. Ve porselen bir tabağın altına sürmek suretiyle bileylediğimiz bıçağıyla ( Ba ba ba ba, bir cin fikir daha verdim bu arada:-)  hazır bekleyen mutfak robotunda çekip tencereye koyulur.



Arada karıştırmak suretiyle pişirilir.

O pişerken boş durulmaz tabi, yenileri yıkanır, doğranır, bir sonraki postaya hazır edilir.

İçine bir şey ekliyor musun Handan?

Hayır canlarım, benim domatesler sade . İçine hiçbir şey katmıyorum. Tuzsuz, yağsız tek başlarına pişiyorlar.

Piştikten sonra benim gibi tencereden boşaltma özürlüyseniz, en büyük boy cezve ile kaynar halde kavanozlara hiç boşluk kalmayacak şekilde doldurulur. (Doldururken sağlıklı, huzurlu, keyidli sofralarda ağız tadıyla yensin diye dua da ederim ben hep:-) Can çağrılır- ya da siz onu çağırmayın tabi, sıkıca kapak kapatacak herhangi birisi de bu işi görebilir- yeni kapaklar sıkıca kapatılıp, ters çevrilerek konulur.

Soğuyana kadar bu şekilde dursunlar.

Kapak iyi kapanmamışsa sızıntı olabilir. Panik yok, o kavanoz tencereye boşaltılıp kaynatılarak yeniden aynı işlem yapılabilir. Yine de siz kapakları sıkı kapamaya bakın, İzmir'de bir keresinde sabah mutfağa girdiğimde tavana kadar domates kaplıydı:-)  Gülücük koydum ama o sırada hiç gülmüyordum takdir edersiniz ki. O günden beri kavanozları üzerine bir örtü seriyorum ki, fışkıracaksa da tavana ulaşmasın.

Şimdilik bu önemli mevzu ile aklıma gelenler bunlar. Sanırım son tencereler de pişmiştir. Masanın üzerinde onlara yer açmalıyım.


Ah,bir şey daha.. Ne kadar kaynatmalıyım derseniz, yakmadığınız sürece ne kadar kaynatsanız fark etmez, çok pişerse o kadar likopen açığa çıkar:-)  ( Bknz)

Sonradan aklıma gelen not : Kapak sayısını kavanozdan bol tutun, kapatırken işe yaramayan çok sayıda çıkabiliyor. Sonra vıy benim kavanozum var ama kapağım yok, uy nereden kapak bulsak falan demeyin, benden söylemesi.

9 Eylül 2014 Salı

Etiketlemek Lâzım

Okula ilk başladığında Metehan'a kaç kalem, kaç boya kalemi, silgi vesaire aldığımın haddi hesabı yoktu. O kadar dağınıktı ki, sürekli kayboluyordu herşeyi.

Bir gün bütün kalemlerine ismini yazmayı akıl ettim, böylece sağda solda dağılmış kalemlerini bulan ona verdiğinden sürekli yenilerini almaktan kurtuldum.



Şimdi kimi kalemlerin kutusuna koymuşlar etiketleri, ne iyi olmuş.

26 Nisan 2014 Cumartesi

Temizlikci Geldi Hanıımm:-)

Sabah yatak odasının yerindeki saçlarımı temizlerken ne zamandır yazmak istediğim en sevdigim temizlik aletinden bahsetmediğimi fark ettim:-)

Eksik kalmasın anacım.( Bu gün de unutulanlar günü oldu. Hımm, ya da hatırlananlar demek daha doğru her halde:-)


Yerleri silerken dizlerin üzerinde durmak hiç sağlıklık değil biliyorsunuz. Zaten ben duramıyorum da:-)  Çömelmek olabilir ama benim gibi eklemleriniz hassassa , eee, yaş da geçince malum, olmuyor o işler.

Viledayı hiç sevmemişimdir, kiri homojen yayıyormuş gibi gelir. Ama bu Scotch Brite marka temizlik sopası derdime derman oldu. İster kendi toz alma kâğıtlarından takıp hemen yerdeki tozları toplamak için kullan, ister ıslak bez takıp silmek için. Hatta benim gibi yükseklik korkunuz varsa cam silmek için de ideal. Bu arada toz kâğıtları ile toz almak , acil durumlarda özellikle çok işe yarıyor:-)

Bak sonra gelip de bende görürseniz vıy Handan hiç haber vermedindi  falan demeyin, aklınızda bulunsun:-)

25 Şubat 2014 Salı

Serbest Bırakmak

Metehan küçükken her gün kantine gidip ekmeğimizi alırdık. Sonra dönüşte karınca yuvalarının başında onlara ekmek bırakıp izler, su yoluna taş atar, macera yaşardık. Haliyle Bilgehan'la da aynısını yapmayı hayal ediyordum ama kapının dışına çıkmamızla birlikte o bir tarafta ben bir tarafta bir türlü aynı yola sapamayıp birbirimize söylenerek eve dönmekten öteye gidemedik. Sinir harbi olmuştu artık.

Bir gün nereden aklıma geldiyse bıraktım küçük beyi, o gitti ben izledim. Kafasına estiği gibi dolaştı dolaştı ve inanılmaz birşey oldu, sonraki günler benim peşimden geldi:-)

Aynı işlemi markette de yaptık bir gün. Alış veriş için değil sadece onun peşinden yürümek için gittik, orayı da istediği gibi dolaştıktan sonra rahat etti.

Kafasında ne vardı bilmiyorum ama kendince keşfettikten sonra artık birbirimize bağırmaktan kurtulduk:-)

Tabi bu her an yanıbaşımda olduğu anlamına gelmiyor. Onun için hep fosforlu yeşil, turuncu, parlak kırmızı kıyafetleri ve şapkası vardı ki hemen bulabileyim onu:-)



28 Aralık 2013 Cumartesi