Genel Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel Bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2024 Cuma

Budapeşte Genel Bilgiler

Hikâye kısmına geçmeden önce şunları kesin söylemeliyim dediğim şeyleri hatırlamaya çalışayım :D

~ Bizim nüfusun yarısı oraya tatile gitmişti anacım. Her yer Türk turist kaynıyordu, Japon turistleri geçmiştik sanırım :D

~ Dolayısıyla giderken de dönerken de kendinize en az bir kırk beş dakika pasaport kuyruğu olacağına hazırlayın. Öyle soru sorup falan da durmadılar bir tek damgalayıp verdiler ama çook uzun sürdü. Neyse ki havaalanlarında internet var, telefona baka baka bekledim.

~ Sıvıları çantanızdan çıkartın dediler ama suları falan aldılar içeri gördüğüm kadarıyla. Güvenliğe girmeden suyumu atmasam da olurmuş.

~ İnternetteki gezi yazılarındaki fiyatların çoğu güncel değil, ana sitelerine bakın, orada da ciddi enflasyon olmuş sanırım. 


~ Çok güzel şehir, gidin valla. Geniş kaldırımlar, ağaçlar, parklar, kafelerdeki güler yüzlü nazik servis elemanları ve Tuna Nehri.


~ Nehir turuna katılmak elzem değil. Yani yemeli içmeli pahalı turlar nasıldır bilemiyorum tabi ama bizim katıldığımız bir saatlik uygun fiyatlı olanlar (400 TL gibi ) yarım saat gidip dönüyorlar ve o yerleri zaten kıyıdan da görüyorsun yürürken, daha ilerilere gitmiyor. Kışın katıldığımda daha mantıklıydı o soğukta ,yazın zaten o kıyıda çok yürüdüğümüz için olmasa da olurmuş dedik. 


~ Her yer paralı. Saray 'ı girip gezemiyorsun içinde üç müze var onları gezersen görebiliyorsun, kiliseler çoğunlukla paralı, biz bir tek Parlamento Binası 'nı gezelim dedik. 1200 TL ydı 45 dakikalık tur. Artık gözden çıkartmıştık o parayı ama saat üçte gittiğimizde o gün için yer yok dediler. Kös kös geri döndük. Sabah sekizde açılıyormuş ,ya erken gidip gişeden ya da internetten almak gerekiyor bileti .

~ Çok önemli bilgi :D Parlamento Binası 'na binanın kapısından değil, bahçede merdivenle inilen girişten geçiliyor. İşte o girişte sağda tuvaletler bedava. Binaya girmeden hemen yanda tuvaletler, sokakta dolanırken sıkışanlar için iyi bir seçenek. Kapıdan girdiğinizde de tuvalet var, onlar paralı:D Müzelerde gördüğüm kadarıyla tuvaletler paralıydı hep. Kaç liraydı dikkat etmedim ama fahiş değildi.


~ Zaten genel itibariyle fiyatlar fahiş değildi. Ucuz da değildi ama bir İstanbul'lu olarak bana anormal gelmedi.(Parlamento Binası 'nı saymıyorum, o ne lâ :D )

~ Saraya çıkan fünikülere tek gidiş bileti alınamıyor , gidiş dönüş almak zorundasınız . Yeni değişmiş herhalde çoğu sitede tek gidiş alınabiliyor yazıyordu. Gidiş dönüş 4000 HUF, yaklaşık 400 lira . Sanırım yukarı çıkan otobüsler de vardı. Biz gişeye geleme kadar onları daha pahalı sanmıştık ama gidiş dönüş almak zorunda kalınca otobüs daha uygun olabilir.



~ Şehre  havaalanındaki gişeden biletini alıp 100 numaralı otobüsle indik. Gidiş dönüş için iki bilet sattı adam, tarihi önemli değil, istediğiniz zaman kullanabilirsiniz dedi. Bu gişe uçaktan ilk indiğim zaman açılmamıştı , kapıdaki makinalardan alınabiliyormuş o zaman. 2200 HUF tek yön. ( Yaklaşık 200 lira. Ben genelde tek sıfır atıp çevirdim TL ye ) Daha uygun fiyata normal otobüs ve metro yapabiliyordum ama bu rakam da bana fahiş gelmediğinden en rahat 45 dakikalık express hattı seçtim. (İstanbul'da Havaist de iki yüz yirmi üç lira gibi bir rakam ) 

~ Anlaşılacağı üzere Macaristan 'ın parası HUF, Euro değil. Ben fiyorin falan gibi bişiler uydururken annem durup bir baktı, Forint değil miydi o diye. Bu hatunun da bilmediği şey yok :D

~ Herkes ingilizce konuşuyor. Menülerde çoğunlukla İngilizce de yazıyor. Siz konuşamıyorsanız da sorun yok, şöyle bi etrafınıza bakının yardım edecek bi Türk bulursunuz nasılsa :D

~ Özellikle Buda tarafında çok çeşme vardı, şişemizi doldurduk buldukça.


~ Sonuçta üç günde sadece para verip bir kilise gezdik. Sokaklar öyle güzel ki zaten müze geziyor gibi olduk. Geçen sefer gittiğimizde Ulusal Müzeleri ile bir de ilginç müze gezmiştim zaten. Kedi Müzesi bile vardı:D Bu sefer sokaklarda vakit geçirip kafelerde keyif yapmak istemiştim, tam da öyle yaptık. Ama arkadaşımın ayakları su toplayınca acı çekti . Benimle hiç tatile çıkmamış olunca tabi garibim şık sandalet felan getirmiş :D

~ İçi boş koni bi kekimsi şeyleri vardı her yerde satılan, biz ettik siz etmeyin, nutellaydı dondurmaydı derken şeker komasına girecektik, kekin kendisi bişeye benzemiyor, yerken boğuşmak da cabası. Chimney Cake miş. Yani, tabi siz bilirsiniz ama yarısında çöpe gitti bizimkiler. 

~ Bak gulaştan bahsetmek aklıma gelmemiş. Geçen sefer gittiğimde söylemişimdir kesin ama burada da dursun. Gulaş bizim haşlama et. Hani sarımsak patates havuçla yapılan çorba. Değişik bir şey değil yani. Ben çok severim ama yazın canım çekmedi, kışın güzel.


Şimdilik aklıma gelenler bunlar, eklerim sonra yeni bir şey hatırlarsam. Sizin de aklınızda soru olursa sorunuz, hazır unutmamışken biliyorsam cevaplayayım :)

Yarın fotoğraflara gömülürüz.

Not: Fotoğraflara Macar müzikleri sakladım:)

23 Nisan 2024 Salı

Bloggera Yüklediğimiz Fotoğrafların Yerini Buldum

https://www.blogger.com/mediamanager/albums

Benim çok fotoğrafım olduğundan arada girip albümden indiriyordum, orası kapandığında üzülmüştüm meğer buradaymış artık. Bloggera yüklediğiniz tüm fotoğraflara ulaşabilirsiniz. 



28 Eylül 2022 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba : Çiğdeci

Dün bir arkadaşımla onun katıldığı baskı kursunun sergisini görmek için Küçük Ayasofya Camii' ne gittik. 




Orada harika baskı hayat ağaçlarına baktıktan sonra ( üstteki videodakiler arkadaşımınkiler ) Sultanahmet' e geri döndük. Ne zamandır Sultanahmet Köftecisi ' ne gitmemiştim. Orada köftemizi yedik. Tazecik ekmekler ve tatlı yemeden çıkmayı başardığım için kendimle gurur duyduğumu söylemeliyim :)

Yemek sonrası Gülhane Park ' ından geçtik. Bir anda kalabalık ve gürültü geçip papağanların çılgın seslerinin arasında kaldık.







İşte o sırada değişik bir kuşa rastladım.


Uzaktan sığırcığa benzettim ama yaklaşınca o olmadığını fark ettim 


Eve gelir gelmez videodan bu fotoğrafı çıkartıp internette aradım.

Çiğdeci Kuşu ' ymuş bu kuş. Sığırcık familyasındanmış. Kent yaşamına da bayağı uyum sağlamışlar. Aslen Hindistan, Pakistan,  İran memleketleri . Ama bizim bu geveze tipler en çok yayılan yüz tür içindeki üç kuştan birisiymiş.  Az biraz istilacılarmış. Papağan gibi konuşmayı da öğrenebiliyorlarmış . Daha merak edenler Vikipedi ' ye bakabilirler. ( Tıkla )

Bu arada AnaBritanicca ' ya baktığımda Çiğdeci Kuşu bulamadım. Diğer adı Hint Mayna' sı diye baktım. O da olmadı. Hindistan'ın bitki ve hayvan örtüsü kısmında Mino kuşu gördüm. 


Sanırım Mayna o sırada Mino olarak çevrilmiş . Mino Kuşu olarak internette arattığımda Mino, Mina olarak da yayınlar gördüm. 

Bu arada mino mina bakarken ansiklopedi başka ilginç bişeye rastladım ama o da haftaya kalsın :)

Neyse gün bitmeden yazıyı tamamladım. Siz duymuş muydunuz bu kuşu daha önce ?

17 Ağustos 2022 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba / Revzen + Billur Müzesi

Geçen hafta bir de Beykoz Cam ve Billur Müzesi'ne gittim arkadaşlarımla. Zamanlamayı pek iyi ayarlayamamışım. Dönüş vapur saati 17.45 , biz de oraya vardığımızda 15.00 olduğundan biraz hızlı tur geçti ama yine de güzeldi. Yine gideceğim belki . İskeleden taksi ile gittik biz, zira yürüyerek yokuş yukarı yarım saat sürecekti. Dönüşte de taksi durağından çağırdık. Zaten yakın mesafe olduğundan aynı parayı ödedik gidiş dönüş.

Yeni bir müze burası. Bir buçuk sene olmuş. Tarihi bir ahırdan müzeye çevrilmiş. Binaya bakınca at olsam diyor insan :) Müzenin kendisi küçük aslında ama bahçesi kocaman. İsterseniz sadece bahçesine de giriş yapabiliyorsunuz. Tavşanlar, tavuskuşu falan görebilirsiniz bahçede. Çok da güzel bir çocuk parkı vardı. Bir dahaki gidişimde piknik yaparım belki diye düşünüyorum. Pazartesi hariç her gün 9.00-18.00 arası açık müze 30 TL, indirimli 10 TL yabancılara 60 TL imiş. 12 yaşına kadar ücretsiz sanırım. Müze kart geçerli değil. 




Bu müzeden aklımda tutmaya çalıştığım kelime revzendi. Bir kelime daha vardı ama onu unuttum :D

Revzen alçı ile birleştirilmiş cam parçalarından oluşan pencere. Bir nevi vitray olarak biliyoruz biz onu. ( Şuradan bakabilirsiniz)

Müzenin arkadan ışık vurulup yere rengârenk izlerinin düştüğü revzen kısmı çok hoştu . 


Diğer kelimeyi de hatırladım. Daha doğrusu az önce internetin altını üstüne getirip buldum. Kubadabad.


Kubad Abad Selçuklu Sarayı. Bu da oradaki kalıntılarda br foseptik çukurundan çıkmış tabakmış. Konya'daki bir müzeden buraya taşınmış. Üzerinde 2. Gıyaseddin Keyhüsrev'in isim ve ünvanları yazıyormuş. Ben kubadabad bir cam türü falan diye düşünmüştüm. 

Bu arada müzede fotoğraf çekmek yasaktı, son iki görseli internetten buldum. 

İşte bu haftalık bilgilerimiz de bunlar .

Sınav yapıcam ay sonunda iyi çalışın bak :D

10 Ağustos 2022 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba Kokona

Dün bir arkadaşımla Sakıp Sabancı Müzesi' ne gittim. Hemen öğrendiklerimi size söyleyeyim sıcağı sıcağına .

Dur önce müzenin salı günleri bedava olduğunu, Eminönü' den kalkıp Sarıyer ' giden boğaz hattının Emirgân durağında inince yürüyerek on dakikada gidildiğini ve harika bir manzarası olduğunu söyleyeyim.

Osman Hamdi Bey'in eserlerinin olduğu ilk bölümde gördüm kelimemi : Kokona. Bir portrenin ismiydi. Süslü kokona deyiminden dolayı kokona benim için süslü püslü birşey demek gibiydi. Meğer kokona, müslümanların müslüman olmayan kadınlara verdikleri isimmiş. Yunanca' da hanımefendi, yaşlı kadın anlamına gelen kokonadan gelmiş büyük ihtimal.


O zaman kelimemizi öğrendiğimize göre dünden fotoğraflarla devam edelim. İskele arkamızda. Rüzgâr püfür püfür. Yazın bu sıcaklarda yapılacak harika bir aktivite vapur + müze. ( Ki bugün de birazdan başka vapur başka müzeye gidiyorum :)


Müzenin bahçesi. İçerisi çok büyük değil ama botanik bahçesi gibi bitkilerin isimleri ve açıklamaları var.



Müzenin kapısının yanında kafesi var. Fiyatlar uygun, yiyecekler de içecekler de güzeldi. 


İçeride çok fotoğraf çekmedim. 


Köşk kısmı, hat sanatı kısmı, Osman Hamdi Bey kısmı ve Abdülmecid Efendi kısmı vardı.





Abdülmecid Efendi ' de kim ne padişahı kim kimin oğlu kafamız karıştı, hahaha.

Meğer kafamızı karıştıran Sultan Abdülmecid erkenden verem olup vefat edince kardeşi Abdülaziz padişah olmuş. O tahttan indirilince Sultan Abdülmecid'in oğulları sırayla tahta geçmişler ki kimse kimseyi boğazlamadığından olsa gerek dört oğlu padişah olmuş Abdülmecid' in. Abdülmecid Efendi ise Abdülaziz 'in oğluymuş. Vahdettin ' den sonra veliahtmış ve en son halife olarak seçilmiş.

Bu da çalışkan çarşambaya ek olsun.

Şimdi ben giyinmeye gidiyorum ki yine çok kilo aldığımdan uzun sürüyor içine sığdığım bişeyler bulmam. 

Çüüüz.

3 Ağustos 2022 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba ( Tembellikten Ne Zamandır Yazmadığım :)

Aslında bu konu ne zamandır yazılacak bekliyor. Ya çarşambayı kaçırıyorum ya tembellik ediyorum:)

Metehan geçen dönem Osmanlıca dersi alırken kelimelerin kökenlerini anlamlarını ilginç bulup benimle de paylaştı. Ben de buraya yazayım dedim. Geçen dönem Yunanca, Japonca, Rusça felan da aldı oğlum ama en zoru Osmanlıcaymış , öyle dedi.

İşte size hoşumuza giden kelimelerden bir demet.

Duhter-i rez = asmanın kızı = şarap
Duhter-i ineb = üzümün kızı = şarap
Ser (baş) + mest (mest olmak) = ser mest = ser hoş = sarhoş
Veliaht = veli (sahip) + aht (söz) = söz sahibi
Serhat = ser (baş) + hadd (sınır) = sınır başı
Beter = bed (kötü) + ter (karşılaştırma eki) = daha kötü
Bihter = bih (iyi) + ter =daha iyi
Güzergâh = güzer (gitmek) + gah (yer adı eki) = gidilen yer
Tezgâh = dest (el) + gah = el yeri (elin durduğu yer)
Bostan = bu (koku) + istan (yer adı eki) = koku yeri (kokunun olduğu yer)
Şamdan = şem (mum) + dan (alet eki) = mumluk
Çaydanlık = çay + dan (Farsça alet eki) + lık (Türkçe alet eki) = çaylıklık
Bahçe = bağ + çe (küçültme eki = küçük bağ
Kemançe = keman + çe = küçük keman
Ayçe = ay + çe = küçük ay (parçası)
 Berg-ü bar (yaprakla meyve) = genç-ü mar (yılan ve hazine)= Etle tırnak (olmak), birbirinden ayrılmamak
Tarumar = Tar (karanlık) + u (atıf terkibi) + mar (yılan)=Karmakarışık, dağınık
Keşmekeş = keş (çekmek) + me (ikileme eki) + keş = (oraya buraya) çekilip durulan
Zerdali = zerd (sarı) + ali (erik) = sarı erik
Şemşir = şem (kuyruk) + şir (aslan) = aslanın kuyruğu = kılıç
Dilara = Dil (gönül) + ara (süslemek) = gönül süsleyen
Dilber = Dil + ber (götürmek) = gönül götüren (çalan)
Canavar = Can + aver (götürmek) = can götüren
Nadide = na (olumsuz eki) + did (görmek, geçmiş zaman) + e (edilgen eki) = görülmemiş (olan)
Kazazede = kaza + zed (vurmak, geçmiş zaman) + e = kaza tarafından vurulmuş (olan)
Beste = best (bağlamak, geçmiş zaman) + e = bağlanmış olan
Şehzade = şeh (padişah) + zad (doğmak, geçmiş zaman) + e = padişahtan doğmuş (olan)
Canbaz = can + baz (oynamak) = canıyla oynayan
Çilekeş = çile + keş (çekmek) = çile çeken
Hunhar = hun (kan) + har (yemek) = kan yiyen (içen)

19 Ağustos 2020 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Bilgiç bana eskiden notalar A dan başlıyormş da sonra onlar kaydırılınca C den başlar olmuş anne diye anlatırken bizdeki notaların nereden çıktığını merak ettim. 

Guido D'Arezzo tarafından 1030 yılında bir koroya dizeleri ezberletmeye çalışırken icad edilmiş. 

  • Ut* queant laxis , (sadece senin hizmetçilerin)
  • resonare fibris, (özgürce ilahi söyleyebilir)
  • Mira gestorum, (mucizeleri hakkında)
  • famuli tourum , (işlerin hakkında)
  • Solve polluti, (günahlarının lekelerini sil)
  • labii reatum, (onların dudaklarından)
  • Sancte Iohannes… (Aziz John…)
Si hariç altı nota bu şekilde çıkmış. Ut şarkı söylerken uzatılamadığı için Do ya çevrilmiş. 

Çok ilginç değil mi? 

Daha çok ayrıntılı bilgi için şuraya ve şuraya ve daha da ayrıntılısı için şuraya bakabilirsiniz,  ben öyle yaptım :)

Dur bir de ansiklopediden Guido'nun sayfasını ekleyeyim buraya.





15 Ocak 2020 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Scrabble oynadığımız şu anda yaşadığım aydınlanmayı hemen sizinle paylaşayım.

Ne zamandır kelime oyunlarında da çıkıyordu ama anlamına hiç bakmamışım.

Fak.

Kapan,  tuzak demekmiş.

Faka basmak da ne demek anlamış oldum böylece.

Şimdi oyunuma döneyim.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Dağarcığımıza Yeni Bir Kelime Ekleyelim (Çalışkan Çarşamba)

Bu nedir bu?

Dağarcık :D


Dağarcık : Meşin torba.

Meşin ne demek dersen.

Meşin : Deriden yapılmış.

Bu kadar, dağılabilirsiniz. Sınavlara hazırlanın, haftaya sorucam bunlardan :D

17 Aralık 2019 Salı

Çok İlginç Bişi

Geçen gün Kürşad gösterdi bunu. Bir video kaydının üzerinde istediği kişinin yüzü konularak ona çevrilebiliyormuş.

Hele ki o kişiyi taklit ederken yapılınca gerçekten inanılmaz gözüküyor. Bakın Bill Hader'in taklit yaptığı programların üzerinde uygulanmış, inanılmaz.

İleride artık hayatta olmayan sanatçılara film çevriltebilir diye düşündük.

Tabi çok daha kötü şeyler de yapılabilir :(



4 Aralık 2019 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Bu haftaki konu Metehan'ın biyoloji dersinden çıktı.

Anne, biliyor musun, buğday eskiden böyle değilmiş, pisi pisi otuna benzer bir şeymiş, sonradan bir kaç tür birleşip yenilecek hale gelmiş dedi.


Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'ndeki şu sayfadan baktığımda bir çok değişik hibrit olduğunu gördüm. Anladığım kadarıyla kimisi doğal şekilde hibritleşmiş, kimisini biz  yapmışız.



Muzun da çekirdeği varmış.

Muzun çekirdeğinin olmaması uzun zamandır kafamda soru işaretiydi. Bir bakayım şuna dedim.


Yenilebilir muzlar Musa acuminata ve Musa balbisiana doğal hibriti ile oluşmuşlar. Tatlısı, ekşisi, düzü, eğrisi, sarısı, yeşili, pembesi, gümüş rengi hatta noktalısı 1000 çeşit muz varmış.

Konuyla alakalı syaılmaz ama okuduğum yabancı kaynakta (bknz) ingilizce muz anlamına gelen "banana" nın Arapça parmak anlamına gelen "banan"dan geldiğini yazıyordu.



İşte böyle.  Çok derinlemesine bir bilgi veremesem de en azından düşünmediğimiz bir konuyu daha aklınıza düşürmüş oldum :)

Bakalım bir daha ne takılacak aklıma :)

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Pesketaryanı da Anladım Hadi Diyelim de Flexitaryen de Ne Yav

Siz biliyor musunuz Pesketaryen neymiş?  Efendim bu arkadaşlar vejetaryenmişler ama balık ve deniz ürünleri yiyorlarmış. Onlarınki can değil sanırsam :)

Vejetalyen diye birşey de varmış. Vejetaryen ile vegan arasına konuşlanmış bu ekip. Et süt yumurta falan yemiyorlar ama yünlü kazak giyiyorlar diyebiliriz. Pekiii.

Ama Flexitaryen de koptum.  Aslında vejetaryen olup da arada sucuk da ne koktu beee, köftenin ucundan accık modunda olanlara deniyormuş.  Hahahahaha. Yani hassaslar aslında ama olur arada kazalar :D

Ben mi?

Ben, insanoğlu gözü dönmüş gibi abartmasa da adam gibi olsa,  her şeyi de yese ama cılkını çıkartmasa diye düşünengillerdenim.

Sonradan Eklediğim Not: Bu yazıda vejetaryenlik ve veganlığa bir söz söylemiyorum,  onların temelleri belli,  mantıkları belli. Ama diğerleri pek zorlama geldi. Kafalarına göre uydurmuşlar bir şeyler gibi.

10 Temmuz 2019 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Geçenlerde Paradokya Serisi'nin ilk kitabını okurken bahsediliyordu " Karpit Lambası"ndan. O zamandan beri yazmayı düşünüyorum.

Karpit Lambası eskiden madenlerde kullanılan bir lambaymış. Kitapta oldukça açıklayıcı bilgi vermiş. Böyle bilgi veren gençlik kitaplarını sevdiğimi bir kere daha söyleyeyim :)




Lambanın alt kısmına karpit konuluyor, üst kısmına da su. Yukarıdan su damladığında karpit asetilen gazı üretiyor. İşte bu gaz yakılarak aydınlatma sağlanıyor.

Ateşin duman çıkartmaması sebebiyle madenlerde meşalelerle gaz lambalarının yerini almış.

Bilgileri Sihirli Fasulyeler sitesinden aldım. Oldukca uzun bir açıklaması var, şuradan bakabilirsiniz.

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Kitabımı okurken içinde sincap peşinde koşturan Zerdava diye bir hayvandan bahsediyordu. Hemen merakla internette baktım.

Çoğunlukla bir köpek türü çıktı sitelerde  .  Karadeniz'e özgü soyu tükenmekte olan Zerdava cinsi köpek varmış. (Şurada anlatıyor uzun uzun)


Bu da ilginç bir bilgi ama benim ağaç dallarında sincap kovalayan zerdavam bu olamaz.

Satır aralarından zorlukla, merak ettiğim hayvanı da buldum sonra.  Ağaç sansarıymış.


Onunla ilgili geniş bilgi de şurada var.  Sincap peşindeki yaramaz.

İşte bu hafta bir kelime iki hayvan öğrenmiş olduk.

Kitap okumak ne güzel, değil mi :)

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba

Epeydir haftalık yazılarımı yazmıyordum ama bugün ansiklopedide gördüğüm ilginç şey aklıma getirdi :)

Aydaş diye bir çocuk hastalığı varmış.

Siz duymuş muydunuz? Ben bilmiyordum.

Kırkı karışan çocuklardan biri sağlıklı diğerinin hastalıklı olmasına aydaşlık deniyormuş. Hastalıklı çocuk sağlıklının evine götürülüp onun giysileri giydiriliyormuş. Düzelmezse annesi sağlıklı çocuğun evinden birşeyler yiyormuş. Neyse devamı aşağıda yazıyor.

Ne ilginç inanışlar var.


28 Mart 2019 Perşembe

Çalışkan Çarşamba ( Günlerden Perşembe Karışmasın Kafan, Ben Ancak Yazabildim Yazıyı :)

Herkese günaydın :)

Salı günü çok yorgunum, her yerim ağrıyor falan derken bir ateşime baktım 38 olmuş. Aslında 38 derece benim ayakta dolandığım bir ateştir ama bu sefer yatırdı. Ama çok komikti boğazı falan ağrıyıp hapşu hupşu yapmayınca insan ateşinin çıktığını da hemen algılayamıyormuş :D Sanırım barsak enfeksyonu bişi oldu, bence rejimde olmasaydım daha da beter olabilirdim :) 

Neyse bu sabah hafiften kurtlanıp , evde dolanmaya başladığıma göre geçiyor sanırım. 

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'nde sadece sakuraları çekmedim. Arboretum kısmında ağaçları da fotoğrafladım, belki isimleri aklımda kalır diye. Gerçi çoğu yeni yapraklanmaya başladıklarından çok da belirleyici  özellikleri görülmüyor ama bir gün de yapraklı hallerini çekerim böylece hem gövdesini hem yapraklarını bir araya getiririz :)


Altınçanı, Altın Çanağı da deniliyormuş . (Bknz)



Bu ağacın odunundan elde edilen özüte halk arasında katran dendiği için ismi böyleymiş. Bir tür sedir ağacı. (Bknz)


Fıstık Ağacı deyince aklına bir semt gelenler :) Yeşil altın Antep fıstığı, hımmm, olsa da yesek :) (Bknz)


Kuşburnu. Bak faydalı diye almıştım ama aklıma gelip de yapmıyorum hiç. (Bknz)


Amerikan Meşesi. Bir de yapraklı halini görmeli bence. O zaman tanırım belki. Sanırım yaprakları kızarıyor sonbaharda.  (Bknz)


Beşparmak Ağacı. Şöyle bir baktım da sanırım iki değişik ağaca aynı adı vermişiz. Zira bir çok bitkisel tedavi sitesinde de bundan bahsediliyor ama o ağacın latincesi farklı. Tipi de :) (Bknz)



Hehehe sanırım bunu hepimiz biliyoruz :) (Bknz)


Atelması . Geyik elması yazan yerler de gördüm. (Bknz)



Mazı meşesi. Mazı arısı (sineği)  dişisi yumurtalarını en çok bu meşeye bırakırmış. Ağaç bu yumurtaların çevresinde yağlı şekerli bir madde kaplanarak gomalak oluşurmuş. Dışında da sert bir tabaka . Buna mazı deniyormuş. (Bknz)


Gürgen. Bu ağacı görünce hemen kestane gürgen palamut şarkısını mırıldanmaya başladım ama gürgen ağacını hiç tanımadığıma da kızdım. Gerçi bu fotoğrafa bakıp da yine tanıyamam ama :) (Bknz)



Çitlembik Ağacı. Meyvelerinin bilimum faydaları varmış sanırım. Adaptasyon kabiliyeti yüksek ağaçlar olduğundan fakir ve kurak yerlerin ağaçlandırılmasında kullanılabiliyormuş. (Bknz)


Karaağaç. Hiç bir fikrim olmayan bir ağaç :D (Bknz)



Saplı Karaağaç. Bir önceki tür akide şekeri ise bu da lolipop dersem cıvımaya başladığım anlaşılır mı bilmem. Ay daha kaç ağaç çekmişim ben, içim daraldı :) Neyse ciddileşiyorum. (Bknz)



Arizona Servisi. Servilere de hep çam diye bakan sadece ben değilim , değil mi :) Mavi servi imiş diğer adı. (Bknz)



Çifte Söğüt. Salkım söğütü biliyordum da bu arkadaşı da ilk defa duydum. (Bknz)




Ve Dişbudak. Bu oğluşlarla benim ağacımız. Bir gün yapraklardan ağaç tanımaya çalışırken hepsine dişbudak demiştik. Şu an bizimkiler için bütün ağaçlar dişbudak :D (Bknz)



Eveeet, iki saattir bilgisayar başındayım. Hep bunlar Evren'in suçu. O aklıma düşürmüştü ağaçları yıllar önce. Şimdi ben de bakıp bakıp öğrenmeye çalışıyorum. Öğrenme kısmı pek yok ama çalışma kısmıyla tam puan alırım herhalde artık :)

Umarım fotoğraflar yayımlayınca net çıkar. Şu anda hiç net göremiyorum. Oysa makinayla çektim ve çok netler, neden böyle gözüküyor anlamadım.

Enerjim bitti, gidip yatayım ben, işler yine yalan oldu :P