23 Mayıs 2023 Salı

Sabahın İlk Saatlerinde Aklımdan Geçen Sevimsiz Ama Önemli Şeyler

Mükellef bir kahvaltı yaptım, klasik sabah çay videomu çekip instagrama yükledim, ikinci çayımı almaya giderken Bilgiç'i uyandırma çalışmalarına başlayacağım

Bugün annemle doktor maceralarımızın sonuncusunu ayarladım, nöroloğa gideceğiz. Hafiften unutmalar başladı annemde, bu pandemide yalnız kalıp dışarı çıkamadığı zamanlar da hiç yaramadı ona, zaten ailede alzaymır geçmişi de olunca gidip bir bakalım istedim. O bu işten nefret etti tabi. Doktora gitmekten nefret eden annemi yılbaşından beri kalpçi, gözcü, dişçi dolaştırıyorum zira :D Anneannemden beri bu tıp dalının da biraz daha ilerlediğini umud ediyorum, bakalım. 

Hayat hızla geçiyor. Biz kendimizi hep aynı kalacağız sanıyoruz. Ama bedensel sağlığımız harika bile olsa ruhsal olarak her gün çevremize koza örüyoruz. İlmek ilmek. Koza ördüğümüzün farkında değiliz aslında. Kendimize tam istediğimiz ortamları hazırladığımızı düşünüyoruz o sırada. O rahat koltuk, bahçedeki salıncak , mutfak masasını başındaki minderli sandalye. Rahat köşemizi hazırladıkça oraya iyice yerleşmeye başlıyoruz. Dışarı çıktığımızda meselâ , bildiğimiz kafeye geçip oturuyoruz, aynı yoldan yürüyoruz, sürekli aynı konuşmaları yapıyoruz, mutfakta elimiz otomatikman tabağa uzanıyor, çantamıza ilk el attığımızda cüzdanımızı şıp diye buluyoruz. 

İşte bu rahatlık dediğimiz şeyler hayata karşı ördüğümiz kozalar aslında. Konfor alanımızın içinde konforla yaşadığımızı düşünürken yaşamsal yeteneklerimizi bir bir bırakıyoruz. Öyle hissetmeden bırakıyoruz ki. Canımız istemiyor diye düşünüyoruz. 

Benim yaşlarımda çok anlaşılmıyor bu çekiliş. Zira hâlâ okula giden delikanlılar, çalışan kocam, gelen misafirlerim falan olduğu için, ister istemez birşeyler yapmak zorunda kalıyorum. Üf püf dediğim bütün bu işler hayatımı kaçırmamı engelliyor aslında. 

Ama yaş ilerledikçe, konfor alanımızdan çıkmamızı gerektirecek işler, kişiler azaldıkça, yaşamak nefes almaktan ibaret oluyor. Olsun, o yaşta belki de fazlasına ihtiyacım yok diye düşünebilirsiniz ama dikkat ve düşünce yavaş yavaş çekiliyor el altından, sisli bir dünya sarıp sarmalıyor sizi. Ne kadar çok kitap okuduğunuz, çengel bulmaca çözdüğünüz, puzzle yaptığınız falan önemli olmuyor o sırada. Hayatınızın yapbozu tamamlanmış (tüm parçaları yerine oturmuş oturmamış, eksikler kalmış kalmamış önemli değil, yapbozu bitirmişsiniz ) . Bu sefer bu sisin ortasında konfor alanınızda huzuru kaçırıyorsunuz yavaştan. Şıp diye bulduğunuz anahtarınızı beş defa arıyorsunuz hayatınız buna bağlıymışçasında. Ocağı on defa kontrol ediyorsunuz. Özene bezene senelerce hazırladığınız koza sarıp sarmalamıyor artık. Dışarısı ise hepten korkunç.

Diyeceğim o ki. Bu gün, işe giderken farklı bir yola sapın. Her gün girdiğiniz marketten değil de ilerdekinden alın suyunuzu. Öğlen yemeğinizi içinde kimse olmadığı için hiç girmediğiniz kafede yiyin. Belki de berbattır yemekleri ama olsun. O deneyim bile güzel. Her hafta değişik bir tarif katın sofranıza. Arkadaşlarınızla buluşmak için özel çaba sarfedin. Birlikte spontane çılgınlıklar yapın. Şehrin gitmediğiniz mahallesine gidin. Çocuklarınızı farklı parka götürün. Gidemem ki diye düşündüğünüz tatile nasıl gideceğinizin plânını yapın. Artık çok geç diye düşündüğünüz bir hayalinizi bulup gerçekleştirmek için neler yapabileceğinize bakın. Merak edin. Çiçeğin ismini, ağacın yaprağını, kuşun ötüşünü. 

Bırakın telefonu elinizden , en azından sabahları onu yerine kitap alın. Değişik kitap türü olsun .  Ya da bir şarkı açıp sadece dinleyin .

Ben de telefonu bırakıp da çayımı içerken şarkımı dinleyeyim bu arada .

Yaşamdaki zorluklar bizim yaşama tutunmamız için. Onları kucaklayalım. Meselâ ben dönince kocamı kucaklıycam. Üç gündür yok fazla huzur battı bana :D



21 Mayıs 2023 Pazar

O Zaman Mauritius 'daki Son Gün Fotoğrafları da Gelsin mi ?

Gelsin dediğinizi farz ediyorum:)

Son gün akşama yola çıkacaktık. Otelin sahiline gittik sabahtan. Öğleyin Can odaya döndü uyumak için ben sahilde kaldım akşama kadar. Diğer ekiplerden de uzakta ağaç altında tek başıma uzun uzun zaman geçirmek çok iyi geldi.

Akşam herkes heyecanla uçağa sığıp sığmayacağımızı bekliyordu. Ben kaptan eşi olduğumdan en önden yerimi aldım ama anneler alana kadar binmedim uçağa. 

Biliyor musunuz, eğer yer kalmasaydı onlara yapabileceğim çok bir şey yoktu. (Birisine yerimi verebilirdim en fazla ) Ama hepimiz bilet almadan uçağa falan gitmem, bekliyoruz , dördümüz de bilet alıp öyle geçeceğiz diyerek durdum hep birlikte. Zira ekip uçuş hazırlıklarına gittiğinden yanlarında kimse kalmamıştı. Ama sonunda hepimiz bir şekilde o uçağa sığdığında sanki ben yapmışım gibi teşekkür etmeleri yok muydu. Bazen sadece yanında olmak yetiyor aslında insanlara destek olmak için. 

Evet, şimdi ,içlerine en sevdiğim "Acımadı kii acımadı kii " şarkılarımı sakladığım deniz fotoğraflarım gelsin. İstediğinize tıklayıp alınız. Bir anda duruşunuz dikleşip , elimden hiçbirşey kurtulmaz moduna gireceksiniz dinlerken :)










Sanırım Hafiften İyileşmeye Başladım

On gündür öldürmeyen ama hafiften süründüren bir kırgınlığım var. Vitaminlerle ayakta duruyormuşum . İki gündür almayınca vitamini anladım. Neyse bu sabah hafiften divildiyorum. Yarına toparlanmış olurum herhal. Olmasam da vitaminlere dönüş yapacağım . 

Bu sabah ilk defa ekmek yiyesim gelmedi. Kendime tost yapmak yerine yumurta haşlıyorum. S*ktir Et Diyeti son hızıyla devam ediyor. 84 kiloyum. Yine etli butlu teyzelere döndüm. Horluyorum. Spor da yapamadım düzenli ne zamandır. Ama sanki doyma hissime ulaştım gibi. Saate kaloriye bakmadan acıktığımda yiyorum. Doyuyorum. Sonrasında sürekli ne yesem diye dolanmıyorum ortalıklarda. Sadece istediklerimi yiyorum. Restoranların menülerinde ne çok seçenek varmış meğer :D İstediklerimi yediğim için de bir eksiklik duygusu olmuyor. 

Yalnız kendimi çok saldım. Spor kısmına odaklanmalıyım. Sevdiğim bişey bulmam lâzım. Dans videoları izleyip figür mü öğrenmeye çalışsam acaba diyorum. Keşke yakınlarda yüzecek bir yer olaydı. Aslında Belediyenin yüzme havuzu var ama her ay randevu almaya çalışma stresi sinir bozucu.

Halsizlikten temizlik felan da yapmayınca günlerim uzandığım yerden kitap okumaya çalış, saçma sapan telefon oyunu oyna ve kısa video izleye dönüştü. 

Karar veremiyorum. Hayatım düzene oturmuş mu demeliyim, yoksa hayatımı boşa harcıyorum hissini mi gerçekçi bulmalıyım. Yazı yazasım var . Ama başlayamıyorum. Yazacaklarımın çok sığ olmasından mı korkuyorum, ipin ucu kaçar diye mi çekiniyorum bilmem.

Udumun sapı kırılmış. Neyse sadece ucu yerinden kopmuş. Kılıfının içinde teller meller karışmış hissedince sap parçalandı zannetmiştim. Yaptırsam da elime alsam .

Sitede kentsel dönüşüm konuşmaları başladı. Ağlamak istiyorum sayın seyirciler. Kimse düşünmüyor diye mutluyduk. Deprem olunca gıpraşmaya başlamışlar. Mütaahhide verilen eski evin halini görünce burası da neye benzer bilmiyorum. Evet ev değeri artar ama ben balkonumun manzarasını nereden bulurum bir daha. Ev aramak, taşınmak felan da cabası. Ay daha şimdiden içim şişti. Umarım işler yavaş ilerler . 

Yumurtalar haşlanmıştır, gidip sağlıklı kahvaltımı yapayım. Tost yemekten hiç sıkılmam zannediyordum. Vay be..

19 Mayıs 2023 Cuma

Bizim Metehan'ın Çeviri Bilim Uyarlaması

 


Ve dünya tarihinin ilk dans çevirmeninin annesi olmanın haklı gururu var içimde :D





19 Mayıs

 Seneye stadlarda kutlamalar yapılıyormuş, erkeklerimi sürüklemişim yanımda, gözlerim yaşararak o harika gençleri izliyormuşum.

Neden olmasın ?

Sana her geçen gün daha hayran oluyorum Atam. Doğum günün kutlu olsun ❤️

18 Mayıs 2023 Perşembe

Bi Çekiliş Vardı, Noldu O İş ?

Valla on sekiz kişi olursa çekiliş yapıcam demiştim, on sekiz kişi olmadı. (Sekiz bile olmadı sanırım ) . Gerçi istediğiniz zaman istediğiniz şehirdeki bir konser dediğim halde niye uzaktakiler ben katılamam dediler o kısmı da çözemedim. zaman ve yer önemli değildi ki . 

Neyse Metehan 'a sordum, iptal mi edeyim çekilişi yapayım mı diye . Yap anne dedi.

Pek minik bir çekiliş oldu ama olsun.

Sevgili Makbule Abalı kazandı çekilişi. Biletini online ileteceğim. İyi eğlenceler :)

10 Mayıs 2023 Çarşamba

Duyduk Duymadık Demeyin, Bloğumun Çekilişini Kaçırmayın


Aslında çok düşündüm çekiliş yapıp yapmamayı. Zira ne hikmetse çekilişlere pek katılım olmuyor, bu da insanı üzüyor haliyle. 


Ama bloğum beş gün sonra 18 yaşını dolduruyor. Bunu kaçırmak istemedim.


18 yıl... Dile kolay. 


Bunca senedir ne yaşadıysam burada. 


Kendi kendime dedim ki Handan madem konser modundasın. Neden konser bileti hediye etmiyorsun ?


Baktım Candan Erçetin 'in konserleri var İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da , Bursa'da ve Samsun'da. 


Olmadı yaşadığınız yerdeki bir konser buluruz. 


Yapmanız gereken, Mauritius 'daki Botanik Bahçesi gezimizin içine sakladığım Dimash şarkılarından hangisini sevdiğinizi yorumlara yazmanız.


Benim en sevdiğim üç şarkıdan birini bulana da ekstra çekiliş hakkı var.


Biliyorum aklımız bu haftasonunda , tüm heyecanımız seçimlerde ama.


Bir blog da kolay on sekiz yıl yazılmıyor. Sanırım aynı bloğa aralıksız bunca sene yazan benden başka kimse yok :D


 E hadi o zaman.



Yorumlarda buluşalım .


Katılım 18 kişiden  az olursa kendime alıp o bileti ben gideceğim konsere haberiniz olsun :)









7 Mayıs 2023 Pazar

Son Dakika Çılgınlığımızı Anlatmak İçin Tatil Fotoğraflarına Biraz Ara Veriyorum :)

Konser delisi olduğumu bu blogda bilmeyen kalmamıştır sanırım :)

Bir sürü konsere gittim.

Birisinde konser İstanbul'da pazartesi akşamıydı. Ben Ankara'da turnedeydim. Gidip kadın doğum doktorumdan o pazartesiye randevu aldıydım ki akşamına konsere gideyim. Metehan karnımda üç aylıktı İron Maiden'le tanıştığında. Sonra gece otobüsü ile Ankara 'ya dönüp doğru şubeye gitmiştim :)

Birisinde konser İstanbul'daydı. Ben İzmir'de yaşıyordum. Ama Manowar gelmiş, gidilmez mi ? Can'ı ikna etmeye çalışıyorum, ııhhh. Sonunda eğer ben konsere gidersem sen de o istediğin laptopu alabilirsin dedim. Kabul etti. Sene 2005. Üç ve altı yaşındaki oğullarıyla tam bir gün tek başına kaldı adam :D Sabah otobüse binip İstanbul'a gittim, akşam konsere gittik Kürşad'la. Sonra Yeditepe Zindanları'ndan döneceğiz diye göbeğimiz çatladı. Hâlâ aklıma geldikçe dua ederim bir adama otostopla bizi arabasına aldı ve karşıya rahat geçelim diye Taksim'e kadar bıraktı. Gece iki otobüsümü kaçıracaktım yoksa. Sabaha eve döndüm. Can , "Bir konser için laptop almama izin verdiğine inanamıyorum " dedi. Ben de "Sen zaten önünde sonunda o laptopu alacaktı , ben konserimi çıkarttım aradan " diye cevapladım :D

Şans eseri biz Köln'deyken Hozier'in orada konser verdiğini görmem yurt dışı konserlerimin ilkiydi sanırım. 

En sonuncusu da Guns N Roses'a belki gireriz diye tatil rotasını değiştirip, kalacak yerimiz falan olmadan gittiğimiz Göteburg konseri. (Ayrıntılar şurada)

Gelelim günümüze. Şubat ayında buz pateni izlerken rastladığım Dimash, o günden beri dinlediğim tek sanatçı olabilir. Sesi öyle güzel ki. Ve tarzı bir değil de on sanatçı dinliyormuşsunuz gibi çeşitli. İlk zamanlar daha klasik opera tarzı ile yarışmalara katılıp kazanırken ilerleyen yaşı ile sesi tam oturmaya başlayınca kalın seslere de hakim olmuş. Zamanla da her tarzı denemeye başlamış. Bir an rap yaparken buluyorsunuz, bir an çince bir an japonca bir an rusça söylüyor, beste yapıyor, neredeyse her enstrümanı çalıyor, altı oktav -du büyük harflerle yazayım- ALTI OKTAV sesi var ve bu ses öyle temiz ve gür ki. Önceleri bu ne yaaa dediğim şarkılarını da dinlerken sever oldum. Can da çok sevdi onu. İkimiz aynı anda beğendik. Ki pek yaşadığımız bir şey değildir. Can genelde bizden farklı şeyleri bulmaya çalışır :D 

İşte böyle sürekli dinleyip kimdir nedir öğrenmeye çalışırken bir baktım 6 Mayıs'ta Antalya'ya geliyormuş. Anaaaaa. Kaçırılmayacak bir konser. Gerçi Antalya yerine İstanbul 'a gelmeliydi bana göre, sanırım Rus turistler felan orada diye oraya yöneldiler. Zira en ünlü olduğu yer orası. 

Can'a dedim ki bu konsere gidiyoruz. Can'ın ayda 7 -8 boş günü oluyor. Bir ay öncesinden boş günlerimizi istek yapabiliyoruz. Bazen veriyorlar istediğimiz günleri bazen vermiyorlar. Mayısın 5, 6 ,7 sini boş istedik. Gideriz. Akrabalarımızı, arkadaşlarımızı görürüz, konseri de izler geliriz diye düşündük. Aylık plân bir çıktı. 1 2 3 4 boş, 5 i gecesi evde nöbetçi, 7 si öğle uçuşu var. Allahım, sanki dalga geçmişler bizimle.

Dedim dur. Altısı akşamı boşsun. Bi şekilde gideriz biz o konsere. Aldım biletlerimizi :D 

Geçen hafta da tatilden döndüm peşinden beş kişi yatılı misafirim geldi, gelenler gidenler birbirine karıştı nasıl bir curcuna var anlatamam. O arada da gitme plânı yapıyorum. Cumartesi sabahından pazar sabahına kadar boş olduğuna göre. Cumartesi uçakla gideriz, orada Can'ın en samimi arkadaşı meydan komutanı olmuştu bu sene, o bizi her yere götürür zaten, artık kimi ne kadar görürüz belirsiz olur ama konsere gideriz, gece misafirhane havaalanına yakın olduğundan orada yatar erkenden bir uçakla döneriz. Can uçuş kıyafetlerini arabada bırakmış olur. Havaalanında giyinip hazırlanır uçuşa gider ben de servisle eve dönerim. Tabi bu basit plân için, yok ben gelmeyeyim diyen Can'la, ne zaman geliyorsunuz diye arayıp bizimle plân yapmak için çırpınan Sabri'yle boğuşurken iyice yoruldum. Ama pes etmedim :D Hayır uçuşu çıksa ben tek gideceğim zaten ama bir sürü konsere sürüklediğim kocamın kırk yılda bir benim kadar dinlediği birisi var, ona gelsin istiyorum. 


Bu arada uçak biletlerimiz pas hakkı olduğundan uçakta yer olmazsa gidemeyeceğiz, ha babam yer durumuna bakıyoruz. Sabah 8.30 uçağı boş diyor can. E ona yetişmek için 6.30 da evden çıkmamız lâzım. Beşte mi kalkıcaz , akşama enerjimiz kalmaz diyorum. 9.40, o olmazsa 10.10 uçakları var. Onlara gideriz diyoruz. Saat 9.00 gibi check-in e giriyoruz. 8.30 uçağı rötarlıymış, kalkmamış hâlâ , ondan yer alıyoruz. Hahaha, iyi ki erken gelmemişiz. Antalya'da sabah fırtına çıkacağı tutmuş. Bizim uçak 11.00 ancak kalkıyor! Neyse hâlâ vaktimiz var.

Sabri sağ olsun bizi havaalanından alıp şehrin öte ucuna Can'ın ablasına götürdü. Onun yaptığı şeyleri yedik, bitiremediğimizi yanımıza aldık. Bir başka devre arkadaşı ve eşiyle buluşup çay içtik. Konser vakti de alana yöneldik.

Fırtına bahanesiyle konser kapalı ve küçük bir alana taşınmıştı. Stad yerine oraya gittiği için nasıl olacak merak ediyordum. Morali bozul sanatçıların konserlerinin ruhu eksik kalıyor zira. Bir de ses sistemiz patlamaz inşallah diye dua ede ede gittim. 

Biletimizle oturacağımız yeri bulamadık uzun süre. Neyse ki ön gruplar uzundu. Meğer en kenarda ayakta olan yermiş bizimki. Konserlerde ayakta durmayı severim ama  tek bir hoporlörün önünde sahneyi yandan yandan izleyip doğru dürüst dinleyememek işime gelmedi.  Arka ortalara geçtik. Yalnız stadda olmaması gelenlerin işine yaradı, herkes en öne yığıldı, imza alıp birlikte şarkı söyleyip el sıkışıp durdular :D


Ve konser.... Dimash harika bir enerjiyle çıktı. Depremde hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bile durdurdu tüm salonu. Sonrası. Aman Allahım, o ne enerji, ne ses, ne yetenek, ne tatlılık.  O inanılmaz şarkıları hoplaya zıplaya nasıl söyledi hâlâ inanamıyorum. Neredeyse dört saat ! Bizim oturmaktan kaidemiz yoruldu o yorulmadı. Sahneden her seni seviyorum diyeni ben de seni diye cevapladı, şarkı söylerken bebek sevdi, şarkıya eşlik eden seyircilerden biri güzel söyleyince sahneye çıkarttı, klavye çaldı, bateri şov yaptı, Gesi Bağları'nı söyledi, arada da seyirciyle iletişimi hiç kesmedi. Nesini seçeceğimizi şaşırdık.

Saat bire geliyordu konser bittiğinde. 

Saat üç gibi yatıp altı gibi hava alanına gidip döndük.

Döndük ama ruhum konserde kaldı.

Eh benim gruplar hep yaşlandı anacım, genç birilerinin enerjisi başka oluyor :D

Gelecek yazımda botanik bahçesi turu attırırken sizi yine Dimash şarkıları bekleyecek anacım. Bi de sürprizim olacak. Kaçırmayın sakın.

5 Mayıs 2023 Cuma

Mauritius İkinci - Yok Yok - Üçüncü Gün

Üçüncü gün uçuş ekibimiz Madagaskar 'a uçacağından biz kendi başımıza kalmıştık. 

Otelin servisi ile on beş dakika ötede sahile gidilebiliyordu. Ama benim aklımda müze gezmek vardı. Sahilden müze yürüyerek bir saat veriyordu. Otelden de . Neyse, gidemeyeceğim herhalde derken tam yatmıştım ki fikrim geldi, fırladım yataktan. Ve dadaaam. Servis giderken bir alış veriş merkezinde de duruyordu. Ve bilin bakalım müzeye neresi yakındı :)

Yalnız yanımızdaki anneyi o sıcakta yürütmek pek mantıklı değildi. Ama yanına alış veriş merkezi gezmek isteyen ikincisi gelince dört hatun çıktık yola. Alış veriş merkezine onları bırakıp biz iki meraklı yola koyulduk.



Çantamdan şemsiye de çıkınca Seda beni ıssız adaya düşerse yanında götürecekleri listesine ilk sıradan ekledi :D


Yolda giderken bu rengârenk tapınağı görünce girmeden yapamadık. Vaktimiz kısıtlıydı ama önünden geçtiğimiz güzelliklere de vakit ayıramayacaksak  ne işe yarar tatil dedik. 


Bir gün sonra beş yılda bir mi on yılda bir mi şimdi hatırlamadığım bir ayin yapılacakmış. Boyalar Hindistan'dan getirilip tapınak boyanmış. ( Tropikal iklim, normalda binalar hep soluk renkteler ) . Bizi de davet ettiler . Vaktimiz olsa gidip görmek isterdim.


Kölelik bitince , Hindistan'dan çalışacak kişiler getirmiş Fransızlar. Onlar da kast sisteminden kurtulup burada kendilerine yenisini oluşturmak için gelmişler. Ada Afrika'ya yakın olmasına rağmen içeride ben Hintli gördüm daha çok.


Böyle ihtişamlı bir yapı :)


Oradan ayrıldıktan sonra müzeye ulaştık ama ne yazık ki internette açık olduğunu söylediği halde kapalıydı müze.


Olsun. Bahçesi de yetti bize.


Öğlen sıcağında şu köşe cennet gibiydi .



Müze binasına bir de arkadan bakalım.


Müzeyi gezemeyince biraz daha vaktimiz kaldı bir sonraki servise kadar. Sokaklarda dolaştık .





Tabii ki fotoğraf makinam yanımda yokken kırmızı kuş geçip karşımda bana poz verdi.



Kırmızı fodi kuşuymuş bu.


Ve sonunda denizi gördük :)


Yılın ilk denizinin açılışını Hint Okyanusu'nda yapmış oldum. 


Bu sahil küçük bir otele aitti. Doğrusu orada kalmak isterdim. 




Ve akşam. Ekip uçuştan döndüğünde gidecek yemek yeri bulmak işi bana düştü.
Bizim bulunduğumuz yere internette gördüklerimin pek çoğu uzaktı. Derken bir tanesini buldum.


Şöyle kalabalık toplandık. Uleyn umarım güzeldir seçtiğim yer diye düşündüm :D

İlk önce kimileri sahilde salaş masalara yayılmış , minik bir arabada yemek yapan bu yeri yadırgadı.

Kendimize oturacak yeri zor bulduk. Birilerinin kalkmasını bekledik. Masalarımızı kendimiz temizledik.

Hayattan bezmiş garsonumuzun aksine oranın sahibi olan aşçımız pek enerjikti.

Valla o bit kadar yerde, on dört kişinin verdiği yirmi kişilik siparişi nasıl yaptı anlamadık .

 
Uzun bekleyişler sonunda mutlu son.


Bütün ekip tıka basa doyduk. Mahallenin bi deri bi kemik kalmış, acınası haldeki köpeklerini de doyurduk.


 Çıkarken teşekkür ettik. Soldaki aşçı sağdaki bezgin bekir :D Yemeklerin piştiği yer de orası.


Efendim yolunuz Mauritius 'a düşerse. Taste of Freedom 'a gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. Yalnız pazar günleri erken kapanıyormuş. Bu ekipteki herkes birbirinden habersiz ertesi gün yine gidip kapıdan dönmüş :)

Cumartesi günü bir şey yapmadım diye düşünmüştüm ama, e yapmışım yine bir sürü şey.

Yarın da botanik bahçesine gideceğiz. Gidip onun fotoğraflarını düzenleyeyim şimdi ben :)