31 Ocak 2022 Pazartesi

Kısmet

Bu sabah kitap instagramıma koymak için fotoğraf çekiyordum. Shinrin Yoku kitabından da kısaca bahsederim diyerek onun da fotoğrafını çekmeyi düşündüm.  Evde bir iki çekerken, e kitap ormanda yürüyüş kitabı hadi çantama atayım koruya gideriz annemle dedim.

Annemle koruya yürürken Adile Sultan Kasrı'nın kapısına çok güzel ışık vuruyordu. Orada fotoğraf çekildim.( İlk defa boştu :D) 


 O sırada bir hanım da durup bizi gülümseyerek izleyip işimiz bitince beni çeker misiniz diye sordu. Tabii dedim.

Ben onu çekerken bir bey geldi o da binayı çekmeye başladı ama bu arada hanımı da kadraja almış benim arkam dönüktü.

Neyse kadıncağızın keyfi kaçtı,  adama söylendi. Birlikte yürümeye başladık. 

Hastaneden dönüyormuş, tahlil göstermeye gelmiş ama doktor yokmuş bugün. Bunu anlatıyorum çünkü ilginç olan orada karşılaşmamızın olasılığı ne kadar düşük onu vurgulamak istedim. 

Biraz yürüdük, sonra bizi rahatsız etmemek için iki arkadaş konuşacaklarınız vardır diyerek ayrılmak istedi. Dedik biz ana kızız :) Rahatsız etmiyorsunuz,  her sabah yürüyüş yapıyoruz böyle.

Yürüdük, sohbet ettik, açık havada çaycı var orada bir çay ısmarladı bize. O arada ben de kitabımın fotoğrafını çekeyim dedim. 

Kitap ilgisini çekince size hediye edeyim dedim. Yok, kitabınızı saklayın,  almayayım dedi. Ama bu kitap bugün size gelmek içşn çantama girmiş, çok mutlu olurum alırsanız, ben seviyorum kitaplarımı hediye etmeyi deyince kabul etti. Bir şey öğrendim sizden, ben de böyle hediye edeyim kitaplarımdan dedi.

İşte böyle bir sabahtı. Hiç aklımda yokken kitabı çantama atmam, güneşi görünce koruya gitmeye karar vermemiz, kasrın güzel ışığında fotoğraf çekelim dememiz bizi birisiyle yan yana getirdi. Birlikte keyifli vakit geçirdik. Kitap yeni sahibini buldu. 


Kim bilir belki buna ihtiyacı vardı biz de aracı olduk. Kim bilir belki bizim buna ihtiyacımız vardı o bize geldi.

Dualarımın arasında en çok söylediğim "Allahım birisinin dar bir vaktinde ona nefes olmamı nasip et." tir. Çok şükür,  tabii ki kendi kavgalarım  ve kendimle kavgalarım olsa da şanslı bir insanım, bana cömert davranmış bu hayat, buna teşekkür etmenin en güzel yolunun birilerini mutlu etmek olduğunu düşünüyorum. Evdeyim çoğunlukla, fazla insanlarla iletişimim yok,  ama umarım yolumun kesiştiklerine dokunuyorumdur kıyısından.

Çok şey öğrendim sizden diyerek giden bugünkü hanımefendi belki de dualarımın bir cevabıydı, hepsini bilemezsin ama bu hayatı boşa geçirmiyorsun dendi bana.  

İşte böyle. 

Haftanız güzel geçsin. Yollarınız hayatın mucizeleriyle kesişsin. Her nefes alımı içinize huzur dolsun. 



30 Ocak 2022 Pazar

Avustralya Açık Tenis Turnuvası, Nadal , Hayranlık, Djokovic ,Aşı Dayatması

Ehehe içeriği başlıkta özetledim. Ayrı ayrı yazmaya üşendiğim için çorba yapıcam.


Bugünkü bütün plânlarım turnuvanın final maçı nedeniyle yattı. Beş buçuk saate yakın sürdü, akşama kadar tv karşısındaydım ama izlemediğim zamanlar daha çok olabilir, heyecanlandıkça televizyonu kapatıp açtım.

Nadal en sevdiğim tenisçilerden. Bir o bir de Federer'e bayılıyorum. İkisinin karşılıklı maçlarında mest oluyorum. 

Nadal ilginç bir insan. Sağ elini kullanıp yazdığı halde sol eliyle tenis oynuyor. Takıntıları, ritüelleri var,  seyrederken insanı deli ediyor her sayıda tekrarlanan  bu ritüeller. Ama gördüğüm en sportmen en centilmen insanlardan. Kimseye aşırılığını görmedim. Raketini kırmaz, karşısındakine saygılı, konuşmaları her zaman kimseyi kırmayacak şekilde. 

Geçen senenin ortasında sakatlanmış, ayağından ameliyat olmuş. Bu turnuvaya katılıp katılmayacağı bile kesin değilmiş. Ve final oynadı ve beş buçuk saat final oynadı ve karşısındaki kendisinden on yaş küçük, en son grandslami kazanmış şu anda dünyanın iki numarası olan tenisçiye karşı oynadı ve ilk iki sette iki sıfır yenik olarak oynadı. Ve kazandı. 21.  Grandslam şampiyonluğunu kazanarak şu anda en çok kazanan ünvanına ulaştı. 

Nadal'ın sinirleri çelik gibi. Sinirlenerek veya aşırı sevinerek duygularını gıpraştırıp halden hale girmiyor. Vayy şimdi ne yapacağım demiyor. Kendi deyimiyle her sayı için ayrı oynuyor. Tenis izleyenler bilir, son sayıda bile hâlâ şansınız vardır. Bitmeden bitmez. Nadal bunu sonuna kadar kullanır. Artık nasıl bir adrenalinse ödül töreninde neredeyse adım atamayacak durumdaydı ama yenmeyi başardı. Hepimize ilham versin.

Djokovich'e gelince. 

Turnuvaya katılamadı. Aşı olmadığı için.

Hayatımda gördüğüm en saçma neden olmalı bu.

Zaten erkenden gidip karantinaya giriyorsan, zaten test olup hasta mısın değil misin ölçülebiliyorsa kimseye zorla aşıyı dayatmamaları gerek bence. Sonuçta aşılı olduğunda da hasta oluyorsun ve bulaştırıyorsun. Bu kadar aşı olmayanlara yüklenmenin alemi ne. 

Bakın ortalıklarda gereksizce dolananlara, maske takmayıp sokakta sigara tüttürenlere ne kadar sinirleniyorsam, aşılıyız diyerek korunmadan şapır supur öpüşenlere de aynı şekilde sinirleniyorum. Ama aşı olmayan kendi tercihi, olmaz olmaz.  Genetik mutasyona uğrayacağız diye saçma sapan sebep göstermelerine çok gülüyorum o ayrı. Yine de bu kadar önemli bir turnuvaya bu kadar önemli bir tenisçinin alınmaması cidden kötü. 

Söyleyeceklerim bu kadar. Uykusuzluktan başıma ağrı girdi,  gidip yatayım artık :)

Günaydın


Enerjiyle uyandığım günler şükürle dolu oluyorum. Bir yandan da enerjinin sebebini bulmaya çalışıyorum.

Dün gündüz uyumadım -ki kesin sızarım bir yerlere - gece de geç yatmıştım. Yatmam gerek falan demeden "Özgür gecem"  diyip gülerek oturdum. (Bir Metos hikâyesi, anlatmışım,  bulursam eklerim linkini).  Buna rağmen saati kurmadığım halde sabah sekiz gibi uyandım. Pazara gittim. Dönüşte fırına uğradım. Ee geldim sıcacık ekmeğin kıyısını götürdük Metos'la. (Anahtarımı evde unuttuğumdan kapıyı bana açmak üzere zil sesine uyanan tek erkek olmanın ödülünü aldı :) Ispanağı hemen yıkamazsam sonsuza kadar kalacağını bildiğimden ayıklayıp doğrayıp sirkeli suya bastım. Bütün çamurları akıp gidiyor. Yeşil mercimek haşladım. Kahvaltılık domatesleri doğradım. Çayı demledim. Ispanak bir su daha yıkanacak. Soğanını sarımsağını da hazırladım. Ocağa koyulacak bir tek. Pazar alış verişi de yerine yerleşti. Artık Nadal Medvedev maçını izleyebilirim. 

Bugün beni ergen günüm. Evim düzenli, yemeğim hazır. Çok şükür. Bunları yazarken bi uyku bastırdı gerçi. Hemen kendime nazar değdirmiş olabilirim. Neyse biz iyi düşünelim, gidip simitimi peynirimi domates ve çayımı alayım.  

Allahım sen bize yaşama sevinci,  coşkusu, huzuru ve mutluluğu ver. 

Hepinize günaydın. Fotoğrafa tıklayıp keyifli şarkıyı dinlemeyi unutmayın :)

29 Ocak 2022 Cumartesi

Kendi Kendimi Gaza Getirmeye Uğraşma Yazım (Okumasan da Olur :)

 Sabah yürüyüş dönüşü kahvaltı hazırlama ve yeme sonrası bende enerji tükeniyor. Salon dandini. Şuracıkta uyuklamak çok cazip gelse de şu dağınıklığın negatif çilerinden etkilendiğim kadar hiçbişeyden etkilenmiyor olabildiğimden kalkıp da işleri bitirmeden huzur bulamayacağım. (Cümleyi bir daha okuyup düzeltmeye çalışsam sanırım gün bitecek, o dağınık kalsın :D) 

O zaman hemen bi liste hazırlayıp şuraya iliştirivereyim.

Amaç bütün işleri bitirip yarın öğleden sonra ergene bağlamak. 

1. Çamaşırları topla

2. Ütüle, yerlerine yerleştir.

3. Tülin'e göndereceğin paketin posta fişini doldur. Aklınızda olsun işinize yaramayan artık yünleri, kumaşları,  boncukları,keçeleri velhasıl her türlü  malzemeyi gönderebilirsiniz arkadaşıma. Nefis şeylere dönüştürüp serçev adına satış yapıyorlar.( Bakınız)

4. Kitapları paketle,  göndermeye hazırla.

5. Yapbozları Şule istedi, ona göndermek için hazırla. (Yazıya yorum yapanlar arasında başka yapbozu istiyorum diyen olmadı) 

6. Karavandan gelen tabakları ve suları oraya götür.

7. Salonun tozunu al.

8. Kıyma kavur. Becerebilirsen bol sebzeli olsun.

9. Mutfağı topla.

10. Arkadaşına aldığın hediyeyi paketle 

11. Yarın sabah pazara git.

E hadi başlayalım o zaman.

Saat 13.15, bakalım kaçta bitecek. 

Saat 17.00 ; salon -yerdeki postalanacak ve karavana gidecek çantaları saymazsak - toparlandı. Birazdan mutfağa gireceğim. 

Saat 17.20, nachos pişti, bulaşıklatı kalktı, şimdi servis yapacağım.Can'la Metos film seçmeye çalışıyorlar. Filmden sonra da ailece kitap okuma saati yapacağız. Bilgiç istedi . İyi akşamlar dostlar.

27 Ocak 2022 Perşembe

What the Dog Saw (Köpeğin Gördüğü)


Uzun zamandır okumakta olduğum kitabımın sonuna yaklaşırken hakkında yazayım dedim. Zira ne zamandır Kitap Salı yazmayı unutup duruyorum,  kitaplar birikti, biri aradan çıksın.

Bu kitap bana hediye gelmişti sanırım ben almayı aklımın ucundan bile geçirmezdim. 

Yazarın The New Yorker dergisindeki yazılarından derleme. 

İlk yazıyı okurken bırakıp devam etmek arasında kararsız kaldım. Çünkü inanılmaz karışık geldi. Birisinden bahsederken bir anda dedesini anlatıp oradan amcasına geçip derken sizin kimi anlattığını unuttuğunuz bir anlatımı vardı. Ve fakat biraz daha şans vereyim dedim.

Pazarlama taktiklerinden,  doğum kontrol haplarına, mamografiden körfez savaşına, Picasso'dan J. Safran Foer'e konudan konuya atlarken hiç düşünmediğim şeyleri düşünüp bakmadığım bakış açılarını görmekten keyif aldım.

Dünya olaylarına çok meraklı bir insan değilim, bu konuda genel kültürüm oldukça zayıf. Aslında bu tarz şeyler daha fazla okusam güzel olabilir.

Suçlu profili çıkartanların medyumdan farkı olmadığına karar verdiği bölüm gülümsetti. Sanatta erken deha ile uzun yıllar süren çabaların sonucunda bir yerlere gelenlerin karşılaştırılması. Öğretmen olmak için öğretmenlik yapmadan eğitim verilemeyeceği. İstihbaratta aşırı bilginin zararları. Büyük felaketlerin nedenleri. 

Elime alıp uzun uzun okuyamasam da (anlatımın karmaşası, konuların dikkat istemesi nedeniyle zihnimin temiz olduğu anlarda kitabı elime aldım) düşündüğümden çabuk bitirdim.

Sanırım beni en çok vuran geriye dönüp olayların sebeplerine bakıp bunu nasıl göremedik demenin yanlış olduğu bölümüydü. Olaylar gerçekleştikten sonra onların olacağının işaretlerini çözmek kolay ama olmadan önce hiç de öyle belirgin olmuyorlar. Geriye dönüp kendimizi yıpratmanın alemi yok.



🐩İstedikleri şey henüz ortada yoksa,  ne istediklerini bileceklerine inanmıyor. 
" Zihin dilin ne istediğini bilmiyor "

🐩Bir grubun daha mutlu olmasını sağlarsam,  bir diğer grubun ilgisini kaybediyorum. Tek kahve üretmeniz durumunda tüm segmentlerde elde edebileceğiniz en iyi sonucun -eğer şanslıysanız - 60 olduğunu gördük. Bu herkese büyük mutlu bir aile gibi davranmaya benziyor. Oysa duygusal segmentasyon yaptığımda 70, 71, 72 elde edebiliyorum. Bu büyük bir fark mı?  Ah,  evet. Çok büyük bir fark. Kahvede 71 gibi bir skor için ölürsünüz.

🐩İnsanın damak tadında beş temel lezzet söz konusudur : Tuzlu, tatlı, ekşi, acı ve umami. Umami tavuk çorbasının, kurutulmuş,  tuzlanmış, tütsülenmiş etin, balık suyunun, eski peynirin, anne sütünün, soya sosunun, mantarın, deniz yosununun ya da pişmiş domatesin proteinli,  ağır ve kuvvetli tadıdır. "Umami" yoğunluk katar.

🐩Polykoff'un reklâmları "diğerlerinin yönlendirdiği reklâmlardı ; grubun ne dediğiyle ("Boyuyor mu,  boyamıyor mu?")  ya da kocanın ne düşünebileceğiyle ilgiliydi ( "Ne kadar yakınlaşırsa sizi o kadar güzel bulur")  Specht'in cümlesi bir kadının kendi kendine söylediği bir şeydi.  ("Çünkü ben buna değerim") 

🐩İşin anahtarı fikir sahibi olmak değil, fikirlerinizle başa çıkacak reçeteye sahip olmak.

🐩İnsanlar "Seni seviyorum" anlamına gelmeyen bir dokunuşla "Seni seviyorum" diyorlardı. Insanlar yatıştırıcı olmayan jestlerle "Geçti, geçti"  diyorlardı.

🐩Her kim benden bir fikir alırsa,  benimkini eksiltmeksizin kendine bilgi kazandırır her kim benim mumumdan kendi mumunu yakarsa, beni karanlıkta bırakmaksızın aydınlanır. (Thomas Jefferson)

🐩Geçmişe bakıldığında açıkça görünen bir şey, gerçekleşmeden önce nadiren açıktır. 

🐩 Zekâları konsunda sabit bir görüşe sahip öğrenciler, akıllı görünmeyi,  aptalca davranacak kadar çok önemsiyor "

İşte böyle bir kitap Köpeğin Gördüğü. Malcolm Gladwell'in 22 yazısından oluşuyor. Siz kendinizi bir anda ketçapın içeriğini, çok doğurmanın rahim kanserini engellemesini,  uzaya fırlatılan roketin contasındaki faciayı düşünürken buluyorsunuz :D

26 Ocak 2022 Çarşamba

Komorebi















 Shinrin Yoku kitabından yeni bir kelime öğrendim.  

Anlamı güneşin ağaçların arasından süzülüp yarattığı ışık gölge oyunları.  Ezberlemek için çok uğraştım :) Umarım aklımda kalır.

Tabii ki fotoğraflara şarkı sakladım,  sevdiğiniz bir tanesine tıklayıp şarkınızı alın :)

24 Ocak 2022 Pazartesi

Hayatın Küçük Keyifleri


Hayatın küçük keyifleri var. Öyle küçük ki her istediğin zaman yapabileceğin şeyler.  Kalkıp yapayım demene bakan şeyler. Ama bazen büyük maceraları bekler, büyük mutluluklar hayal ederken burnumuzun dibinden geçip giden o çok değerli anlar değerlenemeden kaybolur. 


Şu şekeri şu çöpe takıp ateşe tutmak öyle kolay ki. Kıkır kıkır gülüp çizgi filmlerdeki gibi eğlenmek de.  Yeter ki o şekeri alıp o ateşi yak. Neleri yapamayacağına odaklanma, neleri yapabileceğine bak. O kadar.


Sucuk ekmekleri göstermiyorum, hehee:D Üç şekerle doyacak değildik herhalde. 


Tatile gidemiyorsak tatili arka bahçeye getiririz dedik, fena mı ettik. Aferim bize.


Elhan-ı Şita


İşte bu manzaraydı beklediğim ❤


Kar yağdığında bir kozanın içine girmiş gibi oluyor insan. Sesler dışarıda kalıyor, renkler birleşiyor, kenarlar törpüleniyor, kusurlar gizleniyor, kokular yerini taze bir havaya bırakıyor. Ne geçmiş ne gelecek, o âna odaklanıyoruz. Ve bu çok iyi geliyor. Elbette kozadan çıkmamız gerekeceğini biliyoruz ama ruhumuzu biraz sarıp sarmalaması şifa veriyor. 


Hepinize günaydın. Musmutlu bir haftaya açılsın sabahınız.





 Not : Elhan-ı Şita kış ezgileri demek. Cenap Şehabettin'nin harika şiirinin ismi. 

Bu şiiri, anlamını ve bendeki özel hikâyesini şurada yazmışım. Gidip okumanızı isterim :)

O yazının altındaki yorumdan şu bloğa ve yazıya ulaştım ki,  onu da okumanızı tavsiye ederim :)

Son olarak da dün geceden minik bir enstantane ile bitireyim.



22 Ocak 2022 Cumartesi

Ezca Dolabına Bir Baktım

Herkes evde tepemdeyken büyük işlere kalkışasım gelmiyor ama bir yerden geçerken tek dolap, çekmece falan bakmak güzel oluyor. Sizin de çekmece dökmek gözünüzde büyüyorsa benim gibi yapabilirsiniz.

Geçen gün portmantonun üzerindeki kutuyu dökmüştüm masanın üzerine meselâ. Bu akşam da tuvalette ecza dolabıyla göz göze geldim. Güya yeni dökmüştüm, yoktur içinde gereksiz şey diyordum. İnanmazsınız neredeyse on kutu son kullanma tarihi geçmiş ilaçla dört beş kutu da vakti zamanında doktorların yazdığı ama benim ne işe yaradığını bilmediğim, ihtiyacım olursa asla aklıma gelip de almayacağım ilaç çıktı. Hepsini pazartesi günü sağlık ocağına götüreceğim. Aklınızda olsun, evdeki gereksiz ilaçlarınızı dolapta durmasındansa götürün sağlık ocağına birilerinin işine yarasın. 

Hâlâ nasıl o kadar son kullanma tarihi geçen çıktı ona hayret ediyorum,  düzenli olarak veriyorum güya.

Evet bugünün temizliği bu kadardı. 

Sabah yürüyüşte çektiğim videolarla iyi geceler dileyeyim size. 


Sonradan Not : Mutfakta bulaşık makinası boşaltırken paketinden hiç çıkmamış fincan takımı ile kupa buldum. Hediye geldikleri için duruyorlardı. Baktım. İhtiyacım yok diye kaldırmışım ama ihtiyacım olsa kullanırmıyım, ııh, içimi mutlulukla doldurmuyorlar. Verilecekler arasına girdiler. 

21 Ocak 2022 Cuma

Her Sene En Az İki Kere Kıyafet Verince Zannedersin ki Hiç Fazlalık Kalmamıştır

Ama üç torba çıkartmayı başardım.

Bazı kıyafetler var verememişim.

Yıllar önce birileri hediye etmiş, sevmişim ama hemen hiç giymemişim. Ya da giymişim eskimiş ama hatırası var diye ayrılamıyorum. Kondo yöntemi ile kendilerine teşekkürlerimi sunup onlarla vedalaşmaya çalışıyorum. 


Her sene sürekli kıyafetlerimden giymediklerimi ayıklarım. Fazla kıyafet de almam gerekmedikçe ama nasıl hâlâ bir sürü var bilmiyorum. Çok da kaliteli almamak mı gerek nedir. 

Geçen senelerde öyle ayrılamadığım ama fazla da giymediğim bir çoğunu deprem yerlerine göndermiştim.  Yine de zayıflayıp da giyerim dediğim bir iki kıyafetten ayrılamıyorum. Bir de sadece tek çanta kullansam da iki lacost bir de kipling çantam var, üçü de hediye, kendilerine kıyamamaktayım. Bir de babacığımın aldığı hasır gibi bir çantam var ona kıyamıyorum. Ayakkabım zaten pek yok. Hatta bir tane kışlık aakkabıya ihtiyacım var ama botla idare ediyorum diye almıyorum. Yani ev kırtasiye dolu ama ayakkabı ve çanta yok :D


Metehan'a küçülen gömlekleri ayırdım, alıp da giymediğim elbise, pantolon. En çok kullandığım üç çarşafı tutup diğerlerini çıkarttım. Zira biz sadece lastikli penye çarşaf kullanıyoruz, her tarafı lastikli olmayanları yatak üzerinde tutamadığımızdan duup durmaktaymış. Yastık yüzü bir sürü varmış, onlardan vermek üzere koydum çantaya. Can'ın neredeyse hiç giymediği lakost tişörtleri gitti. 


İşte böyle. Şu an hava lodostan soğuğa döndü. Yağmur yağıyor. Kar bekliyoruz bakalım. Televizyonda Nadal'ın maçını izliyorum. 

Bu sıralar inanılmaz yemek yiyesim var. Haftasonu kendime karbonhidrat ziyafeti çekme hayallerindeyim. 

Seneler önce başladığım bir örgüyü buldum (sanırım on seneyi geçmiş)  barbi bebeğe elbise örüp gülümsettim kendimi. Onu şiş küçük diye fazla ilmek arttırım uzatamadım,şimdi yeni bir tane başlayacağım. Güzel bir meditasyon oldu bana.


Bir de kar yağarsa kar manzaralı yapbozumu çıkartacağım :)

Bu sıralar yine hormonlarımın mıymıntılığıyla uğraşmaktayım, hiç enerjim de keyfim de yok, bi bitse şu haller de kendime gelsem diye bekliyorum. Arada kocaman offf puff çekiyorum. Sonra Yalova'daki komşumun lâfı geliyor aklıma "Off çekme, şükret"  derdi her ofladığımızda. Kar gelse de geçmiş, gelecek, btün kötülükler, çirkinlikler o beyaz tabakanın altında kalsa, sessizliğin ve beyazlığın tadını çıkartsak biz de.

Işte böyle.

Haa, pasaportlarımız geldi, bu kadar çabuk beklemiyordum doğrusu :)

Hepinize keyifli haftasonları olsun. 

Aa okullar da tatil oldu bugün. Eskiden ne çok sömestir tatili önerileri hazırlardım bizimkiler için araştırırken. Hatta etiketlerin içinde var, güncel olanlar artık işe yaramasa da belki hoşunuza giden etkinliklerimiz olabilir, gidip bir bakın isterseniz.