Günlerdir evde deli gibi osmo kameramı arıyorum, yok. Çantalarıma, ceplerime baktım, karavana indim baktım, yok. Son umudum arabada olması. Orada da yoksa gitti yine makinamla fotoğraflar.
Yine diyorum, zira bundan 25 sene evvel Can, Kürşad ve ben gitmiştik Side'ye. Alanya'yı gezmiş dönerken yol kenarında denize girelim demiştik. Deniz de sahil de kötüydü, yarım saat olmadan geri dönmüştük ama bir baktık ki arabadan bir çantamız çalınmış. Her şeyi de o çantanın içine tıkmıştık. Güneş gözlükleri, mp3 çalar, babamın praktika marka fotoğraf makinası ve dört gün boyunca gezdiğimiz her yerin fotoğraflarının olduğu filmler. Babacığım gıkını çıkartmamıştı çalınan makinasına ama bizim için Alanya pek kötü kaldı hatıralarımızda. Köprülü Kanyon, Aspendos, Side, Alanya, Manavgat, gezdiğimiz her yerin fotoğraflarının gitmesi de ayrıca üzücüydü. Tek şansımız cüzdanlarımızın o çantada olmamasıydı.
İşte şimdi de yok makina. Bit kadar bir şey, umarım bir köşeye sıkışmıştır arabada. Aile fotoğraflarımız hep ondaydı. Malum geniş açı çektiği için ben onu selfi kamerası olarak kullanıyorum. Hem biz hem de arka plândaki her şey çok güzel gözüküyor. Neyse ki en azından şu karavandan çıkma videosunu yüklemişim telefonuma.
Konuyu değiştireyim.
Günlerdir çamaşır yıkıyorum ve bir dargın bir barışık havada kurutmaya çalışıyorum. Ormanda kamp yapınca her yerimiz toprak oldu. Sandaletleri bile makinaya attım. Terlikleri omolu suya bastım. Daha karavana inmedim, oranında sıkı bir süpürülmeye ve hatta halısının silinmesine ihtiyacı var.
Can dün arızalarını tamir etti.
Mover çalışmıyordu dönüşte, elle itmek zorunda kalmıştı bizimkiler. Aküden çıkmış kablosu ama onu bulana kadar bütün depoyu boşaltmak zorunda kalmış.
Akümüz bitmişti kampta, şarjda unutmuş Can bir şeyi . Dolmuyordu yeniden. Neyse yola çıkmadan önce dolmaya başladı.
Ocak çalışmadı. Ben söküp bakmıştım ama o bir parçasını daha söküp oradaki pislikleri temizlemiş. Çalışıyor şimdi dedi. Tabi kendi gözümle görmem lâzım zira gitmeden önce de çalışıyor demişti, bir cezve suyu iki saatte kaynatabilecek şekilde yanıyordu :/ Küçük tüpümüz vardı, sorun çıkmadı ama içerideki ocak gerçekten çok pratikmiş, dışarıdaki tüp çık dışarı gir içeri yaptırdığından yorucu oldu. Neyse ki Can'ın ablası da bizimle kaldı kampta da bana yardım etti.
Kamp alanını,Köprülü Kanyonu, Manavgat Şelalesini (aman sakın gitmeyin , yani alış veriş için ya da kafe için gidin isterseniz de şelale içi girmeyin), Alanya Kalesi'ni, Kızıl Kule'yi, Tersane'yi, Alana Arkeoloji Müzesi'ni anlatacağım. Müze kartı aldım uzun zaman sonra yaa, bu sene her ay en az bir müze gezmeyi hedefliyorum.
Hazır hakkında yazmışken Manavgat Şelalesi'nin tek fotoğrafını da koyayım da aradan çıksın.
7 lira verip içeri giriyorsunuz, bilimum dondurmacı, kafe, hediyelik eşya dükkânı arasında şöyle bir teras var ve şelaleyi bu noktadan görüp fotoğraf çekip çıkıyorsunuz. İşte bu kadar :(
Şimdi gidip çamaşırlarıma bakayım, kurumuşlar mı? Neyse en azında kalorifer yanmaya başladı da evde kurur bari.


