13 Ekim 2021 Çarşamba

Alanya, Fotoğraf Makinalarımdan Ne İstiyorsun ?

Günlerdir evde deli gibi osmo kameramı arıyorum, yok. Çantalarıma, ceplerime baktım, karavana indim baktım, yok. Son umudum arabada olması. Orada da yoksa gitti yine makinamla fotoğraflar.

Yine diyorum, zira bundan 25 sene evvel Can,  Kürşad ve ben gitmiştik Side'ye. Alanya'yı gezmiş dönerken yol kenarında denize girelim demiştik. Deniz de sahil de kötüydü, yarım saat olmadan geri dönmüştük ama bir baktık ki arabadan bir çantamız çalınmış. Her şeyi de o çantanın içine tıkmıştık. Güneş gözlükleri, mp3 çalar, babamın praktika marka fotoğraf makinası ve dört  gün boyunca gezdiğimiz her yerin fotoğraflarının olduğu filmler. Babacığım gıkını çıkartmamıştı çalınan makinasına ama bizim için Alanya pek kötü kaldı hatıralarımızda. Köprülü Kanyon, Aspendos, Side, Alanya, Manavgat, gezdiğimiz her yerin fotoğraflarının gitmesi de ayrıca üzücüydü. Tek şansımız cüzdanlarımızın o çantada olmamasıydı. 

İşte şimdi de yok makina. Bit kadar bir şey, umarım bir köşeye sıkışmıştır arabada. Aile fotoğraflarımız hep ondaydı. Malum geniş açı çektiği için ben onu selfi kamerası olarak kullanıyorum. Hem biz hem de arka plândaki her şey çok güzel gözüküyor. Neyse ki en azından şu karavandan çıkma videosunu yüklemişim telefonuma. 

Konuyu değiştireyim.

Günlerdir çamaşır yıkıyorum ve bir dargın bir barışık havada kurutmaya çalışıyorum. Ormanda kamp yapınca her yerimiz toprak oldu. Sandaletleri bile makinaya attım. Terlikleri omolu suya bastım. Daha karavana inmedim, oranında sıkı bir süpürülmeye ve hatta halısının silinmesine ihtiyacı var. 

Can dün arızalarını tamir etti.

Mover çalışmıyordu dönüşte, elle itmek zorunda kalmıştı bizimkiler. Aküden çıkmış kablosu ama onu bulana kadar bütün depoyu boşaltmak zorunda kalmış. 

Akümüz bitmişti kampta, şarjda unutmuş Can bir şeyi . Dolmuyordu yeniden. Neyse yola çıkmadan önce dolmaya başladı.

Ocak çalışmadı. Ben söküp bakmıştım ama o bir parçasını daha söküp oradaki pislikleri temizlemiş. Çalışıyor şimdi dedi. Tabi kendi gözümle görmem lâzım zira gitmeden önce de çalışıyor demişti, bir cezve suyu iki saatte kaynatabilecek şekilde yanıyordu :/  Küçük tüpümüz vardı, sorun çıkmadı ama içerideki ocak gerçekten çok pratikmiş, dışarıdaki tüp çık dışarı gir içeri yaptırdığından yorucu oldu. Neyse ki Can'ın ablası da bizimle kaldı kampta da bana yardım etti. 

Kamp alanını,Köprülü Kanyonu, Manavgat Şelalesini (aman sakın gitmeyin ,  yani alış veriş için ya da kafe için gidin isterseniz de şelale içi girmeyin),  Alanya Kalesi'ni, Kızıl Kule'yi, Tersane'yi,  Alana Arkeoloji Müzesi'ni anlatacağım. Müze kartı aldım uzun zaman sonra yaa, bu sene her ay en az bir müze gezmeyi hedefliyorum. 



Hazır hakkında yazmışken Manavgat Şelalesi'nin tek fotoğrafını da koyayım da aradan çıksın. 

7 lira verip içeri giriyorsunuz, bilimum dondurmacı, kafe, hediyelik eşya dükkânı arasında şöyle bir teras var ve şelaleyi bu noktadan görüp fotoğraf çekip çıkıyorsunuz. İşte bu kadar :(

Şimdi gidip çamaşırlarıma bakayım, kurumuşlar mı?  Neyse en azında kalorifer yanmaya başladı da evde kurur bari.

12 Ekim 2021 Salı

Elli Bir Bebeğim. Yolun Yarısı Diyelim Biz Buna :D


Yürüyüşten dönüp kendimi koltuğa attım. Oğlanlara kahvaltıyı bu sabah bana hazırlarsınız artık dedim :D Biri sofrayı kuruyor, diğeri sucuklu yımırta pişiririyor. Metehan'a babanı da kaldır da domatesi de o doğasın diye akıl verdim. Üç erkekle yaşayınca bilgisayara komut verir gibi vermezsen error veriyorlar zira,  far görmüş tavşan gibi kalakalıyor benimkiler :D

Şimdi Can kalktı, bana şımarık bir doğumgünü çocuğu görüyorum diyerek geçiyor yanımdan.

Eee,  olucam tabi.


İyi ki doğmuşum :)



Ve bu güzel fotoğraf da bu sabahtan. 

Anne olma günün kutlu olsun anneciğim.  

10 Ekim 2021 Pazar

Eve Dönüş







 Dün sabah... 

Daha dün sabahın altı buçuğunda kalkıp bu fotoğrafları çekmiştim. Yedi buçukta hamakta sallanıyordum. Sekizde kendimi denize atmıştım.

Bugün yağmurlu bir sabaha uyandım. Çiçeklerim solmuşlar, onları suladım. Çamaşır makinası doldurdum. Çöplerimi pazar arabasına doldurup pazara giderken camları kumbaraya, kutuları geri dönüşüme attım.

Mangal yapılmasından bıkmış bünyem sebzelere saldırdı. Bir de lüfer gördüm, ağzım kulaklarımda.

İnsanın en büyük zenginliği harika bir tatilden döndüğünde özlediği bir evi olması sanırım.  Yapacak çoook işim var ama olsun. Hepsi bir bir biter.

Hepinize iyi pazarlar. Paylaşacağım çook şey var, tatilde Bilgiç bir hafta boyunca toplamda on beş dakika girdiği denizde telefonunu mayosunun cebinde unuttuğundan hep beni telefonuma el koyup internetimi de bitirdiğinden ancak şimdi gelebiliyorum buralara. 

Öptüm sizi.

7 Ekim 2021 Perşembe

Fethi Karamahmudoğlu 07.10 .1942 - 07.10.1999


 Denizi çok sevmemin nedeni gözlerin mi acaba baba?  Seni her düşündüğümde içimi sıcacık yapan,  sevgi dolu gözlerin. Mavinin her tonunda dolaşıp içimize işleyip bizi sarıp sarmalayan.

Kimi dalgalı kimi sakin,  ama her daim yüreğimize uzanan mavi bakışların mı acaba beni denizin delisi yapan. 


Yanımızda olsaydın yetmiş dokuzuncu yaşını kutlayacaktık bugün. Dün bize "bana kaç yaşımda olduğumu sorun" diyecektin. Yetmiş sekizin tadını son bir kez çıkartmak için. Sana hediye seçme telaşına düşmüş olacaktım ,  bir de onun ne olduğunu anlayamayacağın şekilde paketlemeye çalışacaktım.


Ah babacığım, onun yerine yirmi iki sene önce,  yine bugün sana veda etmiş olmanın hüznü var içimde. Yirmi iki sene, dile kolay. Yirmi iki sene.  


Ama nasıl dipsiz bir derya ise sevgin, ben onca zamanı senin gözlerine bakıp sevildiğimi hissederek geçirdim. Onca zamanı senin akıllı kızın güzel kızın olduğumu bilerek, ne aklımdan ne güzelliğimden hiç şüphe etmeden geçirdim. Onca zamanı yanıbaşımdaymışsın da sarılmışsın sıkı sıkı gibi geçirdim.


Bugün senin doğumgünün. İyi ki doğmuşsun, iyi ki benim babam olmuşsun. Birlikte geçirdiğimiz yirmi dokuz sene tüm ömrüme yayılıp beni sarmaladı. Senin kızın olmaktan hep gurur duydum. Ünlü bir sanatçı olduğundan değil, harika bir baba, harika bir öğretmen, harika bir insan olduğun için.

Kaç kişinin kırılan şişeleri bile tamir edebilen, ona oyuncaklar yapan ,  bıkmadan  usanmadan anlatan, öğreten, seven, öpen, koklayan babası vardır ki. 


Seni çok seviyorum.


2 Ekim 2021 Cumartesi

Küçülmek

Küçük anların tadını çıkartıyorum derken kendimi büyük mutlu anlardan alıkoyuyor olabilir miyim diye düşündüm yürürken. (Hâlâ da yürüyorum unutmamak için yazmaya başladım.)

İçimde hep şimdi başıma ne gelecek duygusu var. Çok şükür gelen büyük bir şey yok,  ufak tefek şeyler. Ama başa çıkma kapasitem düştü sanki iyice. 

Migros'un park yerine bıraktığım arabayla oradan çıkmaya çalıştığım gün gibi. Daracık bir yerdi ve ben geri ileri alıyordum sürekli, yapmam gerekeni de biliyordum ama oraya sıkıştım, bir adam halime acıyıp bana "gelgel"  yapmasa sonsuza kadar oradan çıkamayacaktım sanki. İşte aynen öyle hissediyorum şimdi de.

Arada kaçak anların tadını çıkartma konusunda uzmanlaştım ama araba park yerinden çıkamıyor. Ben kısır döngülerimden kurtulamıyorum.

Bu arada annemin kapısına geldim, fonda döne döne "Feeling Good" çalıyor.  Ânın tadını çıkartıyorum.

Bir kaç saat sonra tatile gideceğiz. Can ilave bir kaç gün izin almayı başardı, karavanla yola çıkacağız. Eskiden olsa sadece mutlulukla hazırlanırdım. Şu anda her şeye endişelenmekle meşgulüm. Bunun bir kısmı yaşımdan geliyor, bir kısmı dünyanın hallerinden. Kalanı da halı altına süpürdüklerimden sanırım.

Evet, güzel anların tadını çıkartmayı çok iyi biliyorum. 

Ama arada bardağı gidip doldurmak için yarısı boş demek de gerekiyor sanırım.

Bak, annem hazırlanmamış daha  ben de yazımı bahçede oturup bitiriyorum diye mutluyum şu an.

Off nolcak benim bu halim. 

28 Eylül 2021 Salı

Karavan Günlükleri


 Komik hallerimiz, nefis gün ışığı, Metehan nerede yattı, Handan'ın saçları ne kadar mormuş öyle, kahvaltıda ne yediydik, Bilgehan'ın kendinden geçme ânı, hepsi bu videoda. Beğenmeyi unutmayınız. 

27 Eylül 2021 Pazartesi

Bir Kaç Güzel Film

Bu sabahki şarkının hikâyesini de anlatayım size. 

Dün instagramda reels videosu hazırlarken buldum şarkıyı, çok hoşuma gitti,  kullandım videoda. Yalnız şarkıyı dinlemediğime eminim, gelgelelim biliyorum.  Çok tanıdık.

Akşam Metehan'a dinlettim o da aynı şeyi hissetti. Reklâmda mı duyduk, filmde mi derken ekşi sözlük sağ olsun buldum filmi.

Daha da yeni izlemiştik Metehan'la. Farkında değiliz ama şarkıyı da çok sevmişiz. 


Intouchables,  (Türkçesi bi milyonuncu Can Dostum, ya hadi kendiniz isim uydurup duruyorsunuz, bari aynı ismi uydurup durmayın) boynundan aşağısı tutmayan zengin bir adamın yanına bakıcı olarak işe giren  kenar mahallede yaşayan zenci bir gencin hikâyesi. Aslında üç iş başvurusundan geri çevrilip işsizlik parası alabilmek için gidiyor oraya ama onun pervasız tavırları, komik halleri ve güçlü kuvvetli oluşu adamın hoşuna gidince kendisini çalışırken buluyor.

Gerçekten izlenilesi bir filmdi. 


Dün akşam da Koç Carter'ı izledik. Doğrusu Beyaz Gölge 'yi hatırladığımdan mıdır nedir (Beyaz Gölge de ne diyen tıfıllar yaşımı ortaya vurmayınız :D)  dizi film zannederek izlemeye başlayıp bir saati geçip de hâlâ bölüm bitmeyince film olduğunu algılamış olabilirim :D

Çok ahım şahım değildi belki ama özellikle çocukların basketbol maçlarındaki galibiyetlerini hayatlarında yapabilecekleri en güzel şey olarak düşünerek aslında onları şimdiden nasıl bir geleceğe yerleştirdiklerini anlayamayan ana babaların halleri öyle etkileyiciydi ki. Kendimi sorgularken buldum kendimi. Ağzımızdan çıkan her sözün kulağımıza girip beynimize ulaşıp aslında ne dediğimizi duymamız gerekiyor. 

Filmdeki şu alıntı da çok güzeldi. 

Sanırım Marianne WILLIAMSON 'un bir şiiriymiş ama çok da fazla bilgi bulamadım hakkında.

(İngilizcesi şuradaymış.)

En korktuğumuz şey yetersiz olmak değil. En korktuğumuz şey ölçüsüz derecede güçlü olmak. Karanlığımız değil, ışığımız korkutuyor bizi en çok. Küçük oynaman dünyayı kurtarmaz. Etrafındaki insanlar kendilerini güvensiz hissetmesin diye ezilip büzülmen bilgece değil. Hepimiz parlayacağız, çocuklar gibi.  Sadece birkaçımızda değil, hepimiz içinde var bu. Kendi ışığımızı saçtığımızda farkına varmadan başkalarına da açıyoruz aynı yolu. Kendi korkularımızdan kurtulduğumuzda varlığımız özgürleştirecek başkalarını da.



Günaydıııııın


 

25 Eylül 2021 Cumartesi

Benim Mevsimim :)


Ekinoks gelmiş, terazi burcu iş başına geçmiş. Benim zamanlarım.



Elbisem ve hırkam yeni. Sabahın ilk saatlerinde annemle yürüyüşe giderken giydim. Ne demişti Küçük Ev dizisindeki Caroline, eşinin ona binbir güçlükle almayı başardığı porselen tabakları hemen kullanmaya başladığı zaman : "Özel eşyalar özel günler için değil özel insanlar içindir" 



 Pandemide sabah yürüyüş kıyafetlerim eski bir eşofmandan yeni kıyafetlere evrildi. Arada böyle elbise giymeyi bile başarıyorum.

Elbiseyi de hırkayı da lcw den.  İnternetten sipariş ettim. Çok da uygun fiyatlılardı.

O zaman en sevdiğim sonbahar şiirini de yazıp kaçayım.

Hepinize harika bir haftasonu olsun.


EYLÜL SABAHININ SERİNLİĞİ


Eylül sabahının serinliğini
Yaprakların serinliğini
Ciğerlerime dolduruyorum

Sessizlik ve serinlik
Birleşiyor
Yıkanmış güvercinler
Ve çok uzakta bir tren sesi

Her zaman yeniden başlamak duygusu
Doğuyor içimde
Her uyanışımda

Düşmanlarımı bağışlıyorum
Daha çok seviyorum dostlarımı
Her uyanışımda

Eylül sabahının serinliğini
Yaprakların serinliğini
Yüreğime dolduruyorum

Ataol Behramoğlu