13 Mayıs 2018 Pazar
12 Mayıs 2018 Cumartesi
11 Mayıs 2018 Cuma
Kendimle Konuşmalar
Tamam, hemen her yerin ağrıyor , yemek yapsan temizliğe halin kalmıyor, ütüye geçsen bulaşıktan kaçıyorsun. Evet, biliyorum. Ama acelen yok, bir şekilde hallediyorsun. Hiç ağrın olmasaydı da bütün işlere koştururken nefes alacak vaktin kalmasa mıydı, ya da ya ağrılarınla birlikte bir sürü iş yapmak zorunda olsaydın.
Çok şükür diyeceğin milyon şey var. Üstelik de bu kadar farkındasın ve şükür de ediyorsun da nasıl bu hale geliyorsun bir anda.
İnsanlar ne dertlerle uğraşıyorlar . Ah, ne dertlerle hem de.
Çok şükür de. Mızıldanma. Ayağa kalk. Dua et. Dua et, şu hayata boş gelip boş gitmemek için. Sahip olduklarınla birilerine dokunabilmek için dua et. Seni düşündüğünde içi mutluluk dolan insanlar olsun.
Hayat hiç adil değil. Ne yazık ki değil. Senin anlayışının ötesinde bir dengesi var evrenin. Şanslı bir el dağıtılmış sana, değerini bilmezsen günah olur.
Şimdi doğru mutfağa, ay bitir şu iki dolabı, felsefe yaptırma bana :P
Çok şükür diyeceğin milyon şey var. Üstelik de bu kadar farkındasın ve şükür de ediyorsun da nasıl bu hale geliyorsun bir anda.
İnsanlar ne dertlerle uğraşıyorlar . Ah, ne dertlerle hem de.
Çok şükür de. Mızıldanma. Ayağa kalk. Dua et. Dua et, şu hayata boş gelip boş gitmemek için. Sahip olduklarınla birilerine dokunabilmek için dua et. Seni düşündüğünde içi mutluluk dolan insanlar olsun.
Hayat hiç adil değil. Ne yazık ki değil. Senin anlayışının ötesinde bir dengesi var evrenin. Şanslı bir el dağıtılmış sana, değerini bilmezsen günah olur.
Şimdi doğru mutfağa, ay bitir şu iki dolabı, felsefe yaptırma bana :P
E Yine Cuma Gelmiş, Ne Çabuuuk :)
Hayır üç gündür mutfak dolaplarının temizliğini bitiremediğimi anlatmayacağım. Hemen yorulduğumdan fazla iş yapamadığım için yakınmayacağım.
Hayır bizimkilerin dağınıklık ve pasaklılıklarından da söz etmeyeceğim.
Iıh, havalar sular da olmasın.
Çiçekler böcekler de baharın sonuna doğru sıkmaya başlıyor artık. (İyi ki sürekli bahar yok, demek kış olmasaydı görmez olacaktık baharı)
Şöyle düzgün iki lâf etsem diyorum ana bellekle iletişim sorunum çıkıyor.
Kitaplar, filmler, şarkılar iyi hoş da.
İçim mi boş nedir.
Yazacak bir şey bulamamaktayım.
Keşke bu kadar tüketmek yerine biraz da üretebilseydim.
Hımmmm.
Hayır bizimkilerin dağınıklık ve pasaklılıklarından da söz etmeyeceğim.
Iıh, havalar sular da olmasın.
Çiçekler böcekler de baharın sonuna doğru sıkmaya başlıyor artık. (İyi ki sürekli bahar yok, demek kış olmasaydı görmez olacaktık baharı)
Şöyle düzgün iki lâf etsem diyorum ana bellekle iletişim sorunum çıkıyor.
Kitaplar, filmler, şarkılar iyi hoş da.
İçim mi boş nedir.
Yazacak bir şey bulamamaktayım.
Keşke bu kadar tüketmek yerine biraz da üretebilseydim.
Hımmmm.
10 Mayıs 2018 Perşembe
Temizlik Yaparken Spotifydan Açtığım Haftalık Keşifte O Kadar Çok Sevdiğim Şarkı Vardı ki Sizinle de Paylaşayım Dedim :)
Seçin bakalım sevdiğiniz bir fotoğrafı, (Telefonum kendi kendisine hareket eklemiş kimisine :) size hangi şarkı çıkacak .
8 Mayıs 2018 Salı
Kitap Salı
Gezenti haftanın kitapları bu kadar.
Martı ve Vişne Bahçesi tiyatro oyunları. Rus isimleri ile biraz zorluk çektim ama neyse ki her oyunun başında kahramanlar yazılmıştı. Zira bazen adları bazen soyadları bazen de kısaltılmış isimleri ile hitap edilince kim kimdir karman çorman oluyor. Martı karşılıksız aşklar hikâyesiydi. Vişne Bahçesi'nin akibeti de günümüzde hiç yabancı olmadığımız bir durumdu.
Tanrılar Susamışlardı henüz bitmedi . Fransız İhtilali sonrası ülkenin durumunu anlatan bir roman. İhtilâl oldu ile mutlu son arasında geçen zorlu seneler, savaşlar, siyasi oyunlar, açlık, yoksulluk .
"Gelecekte ne olacağını gerçekten söylüyorlarsa bu yaptıklarI feci bir şey. İnsan başına gelecekleri bilse hayat çekilmez olur. Gelecekteki yıkımları önceden öğrenip, vaktinden önce ıstırap çekmeye başlayacaklar, sonlarını bildikleri için elindekilerden de zevk alamaz hale gelecekler. Oysa geleceği bilmemek insan mutluluğunun gerekli bir koşuludur."
"Fırıncı Halkın saldırmasından korkup hemen kapılarını kapadı. Ama korkulacak bir şey yoktu ; eski zorba efendileri ve şimdiki kurtarıcıları tarafından boyun eğmeye alıştırılmış olan bu zavallı insanlar, başları önde, ayaklarını sürükleyerek gittiler."
"Bunlar kukladır. Hepsi de benim eserim. Ne kıvanç ne hüzün bilmeyen bu ölümlü bedenleri benim ellerim yarattı. İyi yürekli bir Tanrı olduğum için başlarına beyin koymadım. "
Salon Masasının Üzerinde Saç Kremi ve Düdüklü Tencere Duruyor Dersem Dağınıklığımın Sınırları Anlaşılabilir Sanırım
Günlerdir ya pestil gibi yatıyorum ya da dışarıdayım.
Pazar günü yıkadığım çamaşırlar pazartesi akşamına hâlâ kurumamıştı, ne nemmiş kardeşim. Onlar ortalıklarda kaldı uzun süre. Şimdi çamaşır sepeti dolu, yıkamaya korkuyorum :)
Dün nihayet kendime düdüklü tencere aldım. İkili set vardı Bernardo'da, iki tencere bir cam bir düdüklü kapağı. %50 indirime girmiş. Üstelik tenceresi hafif. Güzel ve ünlü markaların tencereleri çok ağır, istemiyorum onları. Bunu sevdim. Tek sorun iki tencere girecek yer yok evde . Şimdi mutfağı temizlemem gerekiyor, dolapları döküp yer ayarlamalıyım.
Tatil planlarımı rezervasyonlarımı yapmıştım seçim çıktı. Yeniden ayarladım Metos'un mezuniyet balosu çıktı. Bir haftalık çılgın tatilimi ayarlarken çıldırmama ramak kaldı.
Ramazan öncesi temizlik ve alış veriş yapmalıyım.
Aksi gibi Can da her gün evde. O evdeyken bir günlük kaçamak yapalım bari dedik Metos'un hesapta olmayan sınavları, denemeleri ve mezuniyet provaları çıktı. Haftaya pazartesi mezun oluyor oğlum . Beş sene geçti mi gerçekten, inanılır gibi değil.
Kılımı kıpırdatasım yok. Ufff. Mutfaaak mutfaaak. Akşama da gezme işi çıktı iyi mi, hemen gidip işlerime başlamalıyım.
Pazar günü yıkadığım çamaşırlar pazartesi akşamına hâlâ kurumamıştı, ne nemmiş kardeşim. Onlar ortalıklarda kaldı uzun süre. Şimdi çamaşır sepeti dolu, yıkamaya korkuyorum :)
Dün nihayet kendime düdüklü tencere aldım. İkili set vardı Bernardo'da, iki tencere bir cam bir düdüklü kapağı. %50 indirime girmiş. Üstelik tenceresi hafif. Güzel ve ünlü markaların tencereleri çok ağır, istemiyorum onları. Bunu sevdim. Tek sorun iki tencere girecek yer yok evde . Şimdi mutfağı temizlemem gerekiyor, dolapları döküp yer ayarlamalıyım.
Tatil planlarımı rezervasyonlarımı yapmıştım seçim çıktı. Yeniden ayarladım Metos'un mezuniyet balosu çıktı. Bir haftalık çılgın tatilimi ayarlarken çıldırmama ramak kaldı.
Ramazan öncesi temizlik ve alış veriş yapmalıyım.
Aksi gibi Can da her gün evde. O evdeyken bir günlük kaçamak yapalım bari dedik Metos'un hesapta olmayan sınavları, denemeleri ve mezuniyet provaları çıktı. Haftaya pazartesi mezun oluyor oğlum . Beş sene geçti mi gerçekten, inanılır gibi değil.
Kılımı kıpırdatasım yok. Ufff. Mutfaaak mutfaaak. Akşama da gezme işi çıktı iyi mi, hemen gidip işlerime başlamalıyım.
7 Mayıs 2018 Pazartesi
Nostaljik Pazartesi
Dört sene önce çok uzun bir tatil yapmıştık. Antalya'dan Fethiye'ye gezmediğimiz yer kalmamıştı neredeyse. İşte o tatilden bir gece bugünkü nostaljimiz. Yoksa siz de ağaç ev hayalini kuranlardan mısınız ? Önce bu yazıyı okuyun o zaman :)
27 Haziran 2014 Cuma
Bir Türk Ailesinin Ağaç Evle İmtihanı :)
Şöyle bir sürpriz düşünmüştük bizimkilere :)
Dur daha aydınlık bir pozunu da vereyim :)
Ağaç ev :) Saklıkent'in girişinin hemen yanında George Clup diye bir yer :)
Bir gecelik macera yaşayalım dedik ama ne macera :)
Suyun hemen yanında konuşlanmış ağaç evimizin hafif yamuk hali çocukları korkuttu azıcık :) Yamuk yatak sendromu olan Can ise yatağı nasıl düzelteceği derdindeydi :)
Çok güzel ama di mi :)
Hava kararıyor :) Harika ışıkları seyrediyorum keyifle..
Şimdi tek sorunum ağaç evde tuvalet olmaması ve benim sabaha kadar zıttırı pıttırı oraya gidiyor olmam. Bir de içerde dolaşan at kadar kangal köpekleri falan birleşince gece suyu çayı fazla içmezsem sabaha kadar tutabilirim her halde şeklinde bir yorum yaptım kendi kendime. A ha ha :)
İlk yattığımızda sıcaktan bunalarak pencere açmaya çalışan Can, önce açtığı camları kapattı.. O ara dalmışım ben ama tabi odada sürekli devinim halinde olan Can'ın hareketlerinin de etkisiyle tuvaletim gelmiş bir şekilde uyandım. Eeeee, saat henüz bir buçukmuş.. Bir buçuk mu? Neyse , dayan Handan..
Pencereleri kapatmak yetmeyince eşofman üstünü giyen eşim bir de tek tek oğluşlara giydirdi. Arada dalıyorum ama adam hâlâ kıpır kıpır.
Haa, bu arada odada sanki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyormuşçasına sürekli bir su sesi var.. Ay hava soğuk, su sesi, ama bu kadar da zulüm edilmez ki bir insana..
Can şortunun üzerine bir şort daha çekti :)
Derken odada olup da suratına bakmadığımız battaniyeleri keşfetti... Parmağımın ucuyla bile dokunmayacağım battaniyeleri ( Otellerde en tiksindiğim şeydir bunlar) mutlulukla üzerimize çekip nihayet ısınırken sabah da bir şey kalmamıştı zaten.
Bu arada durup dururken mesanemi patlatıp hastanelere gitmemek için artık bir tuvalet turu yapalım diyerek dışarı çıktık nihayet...
Ve mutlu son.
Yok yok, camdan bize gülümseyen bu güzelliğin fotoğrafını çekmeden uyunmaz...
Şimdi mutlu son :)
Sabahın ilk saatlerinde penceredeki manzara..
Bu da gece boyu bizi uyutmayan yaramaz dere :)
Neyse, ağaç evde de yatmadık demeyeceğiz artık.. Uyuduk diyebilir miyiz orası karışık :)
Dur daha aydınlık bir pozunu da vereyim :)
Ağaç ev :) Saklıkent'in girişinin hemen yanında George Clup diye bir yer :)
Bir gecelik macera yaşayalım dedik ama ne macera :)
Suyun hemen yanında konuşlanmış ağaç evimizin hafif yamuk hali çocukları korkuttu azıcık :) Yamuk yatak sendromu olan Can ise yatağı nasıl düzelteceği derdindeydi :)
Çok güzel ama di mi :)
Hava kararıyor :) Harika ışıkları seyrediyorum keyifle..
Derenin üzerindeki platformlarda akşam yemeğimizi yiyoruz.
Şimdi tek sorunum ağaç evde tuvalet olmaması ve benim sabaha kadar zıttırı pıttırı oraya gidiyor olmam. Bir de içerde dolaşan at kadar kangal köpekleri falan birleşince gece suyu çayı fazla içmezsem sabaha kadar tutabilirim her halde şeklinde bir yorum yaptım kendi kendime. A ha ha :)
İlk yattığımızda sıcaktan bunalarak pencere açmaya çalışan Can, önce açtığı camları kapattı.. O ara dalmışım ben ama tabi odada sürekli devinim halinde olan Can'ın hareketlerinin de etkisiyle tuvaletim gelmiş bir şekilde uyandım. Eeeee, saat henüz bir buçukmuş.. Bir buçuk mu? Neyse , dayan Handan..
Pencereleri kapatmak yetmeyince eşofman üstünü giyen eşim bir de tek tek oğluşlara giydirdi. Arada dalıyorum ama adam hâlâ kıpır kıpır.
Haa, bu arada odada sanki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyormuşçasına sürekli bir su sesi var.. Ay hava soğuk, su sesi, ama bu kadar da zulüm edilmez ki bir insana..
Can şortunun üzerine bir şort daha çekti :)
Derken odada olup da suratına bakmadığımız battaniyeleri keşfetti... Parmağımın ucuyla bile dokunmayacağım battaniyeleri ( Otellerde en tiksindiğim şeydir bunlar) mutlulukla üzerimize çekip nihayet ısınırken sabah da bir şey kalmamıştı zaten.
Bu arada durup dururken mesanemi patlatıp hastanelere gitmemek için artık bir tuvalet turu yapalım diyerek dışarı çıktık nihayet...
Ve mutlu son.
Yok yok, camdan bize gülümseyen bu güzelliğin fotoğrafını çekmeden uyunmaz...
Şimdi mutlu son :)
Sabahın ilk saatlerinde penceredeki manzara..
Bu da gece boyu bizi uyutmayan yaramaz dere :)
Neyse, ağaç evde de yatmadık demeyeceğiz artık.. Uyuduk diyebilir miyiz orası karışık :)
6 Mayıs 2018 Pazar
Ankara'da Bir Gün :)
Dün kuzenimin oğlunun nikâhı için Ankara'daydım.
Sabah beş gibi kalktım, sekiz uçağına bindik. Sabahın erken saatlerinde Kızılay'daydık.
Nikâh Kurtuluş Parkı'nda olacaktı, öğlen bir buçukta .
Biz de biraz vakit geçirmek için Dost Kitabevi'ne girdik.
Ne ferah ve gezmesi keyifli bir yer. Fantastik kitaplar reyonuna bayıldık, gayet kapsamlıydı. Kitaplar da rafa sıkışık durmadığından rahatça görülüyor.
Oradan Kurtuluş Parkı'na geçtik. Yemyeşil, çok keyifliydi. Bir cumartesi sabahı İstanbul'un ortasında olsa bu park oturacak yer bulamazdınız. Ankara ne kadar sakin bir yer.
Baktık daha hâlâ vakit var kendimize bir yer bulalım yemek yiyelim dedik. Tabi üç adımda bir kafe görmeye alışkın bünye hemen yakında yer bulamayınca şaşırdı. (Parkta kafeler var ama gözleme yemek istemiyorduk)
Bu arada güneşli ve yazdan kalmış havada yüzümüze damlalar gelmeye başladı. Ama hâlâ güneş var. Derken gitgide karardı hava.
Biz oturacak bir yer bulduk yağmur başladı. Ama ne yağmur. Nikâha bir saat kalmış, biz on beş dakika uzaklıktayız salona ve kapıdan çıksak anında iliklerimize kadar ıslanacağız.
Dedim sakin olalım Kürşad, daha vakit var, bizim çıkacağımız saatte geçer bu yağmur :)
Neyse ki geçti. Aksi halde felâketim olurdu ağlardım :)
İstanbul, Ankara, Antalya bir araya gelince selfi kaçınılmaz oluyor haliyle :)
Ferhan Abla'mı biliyorsunuz, onunla hasret giderdik. Uzun uzun oturup sohbet ettik. Çok özlemişiz .
Damadın annesini de yakaladık. (Keşke babası da olsaydı aramızda.)
Gelin damat fotoğrafımız yok. Onlara da hadi selfi diyemedik o kalabalıkta tabi :) Fotoğrafçıdan alacağız sonra .
Bu abla benim ablam :) Derdi Metehan. Bakınız kan çekiyor, aynı eldivenlerden giymişiz :)
Keyifli bir günün ardından akşam hızlı trenle geri döndük.
Arada hızlanan yavaş bir tren olarak kırk dakika rötar yapması yorgun bünyelerimize ağır geldi. Hayır beş saatte gidecek deseler umursamayacağım, zaten tren severim ama açıklamasız bir şekilde tam zamanında yola çıktığımız halde bir türlü varamamak sinir etti.
Bir de dört saatlik yolculuğa yirmi dakikalık bir programı döndüre döndüre yayımlamak nedir yahu ? Ekran açık olunca bakıyor da insan . Kapasalardı bari.
Trenden inince de iş bitmiyor tabi. Pendik nereee İstanbul 'un merkezi nere. Taksiyle metro durağı, oradan kırk dakika metro, on beş dakika yürüyüş, eve vardığımda geceyarısı olmuştu.
Yoruldum ama olsun. Keyifli bir gün geçirdim. Ve sevdiklerimin özel anlarında yanlarında olmak her şeye değer :)
Sabah beş gibi kalktım, sekiz uçağına bindik. Sabahın erken saatlerinde Kızılay'daydık.
Nikâh Kurtuluş Parkı'nda olacaktı, öğlen bir buçukta .
Biz de biraz vakit geçirmek için Dost Kitabevi'ne girdik.
Ne ferah ve gezmesi keyifli bir yer. Fantastik kitaplar reyonuna bayıldık, gayet kapsamlıydı. Kitaplar da rafa sıkışık durmadığından rahatça görülüyor.
Oradan Kurtuluş Parkı'na geçtik. Yemyeşil, çok keyifliydi. Bir cumartesi sabahı İstanbul'un ortasında olsa bu park oturacak yer bulamazdınız. Ankara ne kadar sakin bir yer.
Baktık daha hâlâ vakit var kendimize bir yer bulalım yemek yiyelim dedik. Tabi üç adımda bir kafe görmeye alışkın bünye hemen yakında yer bulamayınca şaşırdı. (Parkta kafeler var ama gözleme yemek istemiyorduk)
Bu arada güneşli ve yazdan kalmış havada yüzümüze damlalar gelmeye başladı. Ama hâlâ güneş var. Derken gitgide karardı hava.
Biz oturacak bir yer bulduk yağmur başladı. Ama ne yağmur. Nikâha bir saat kalmış, biz on beş dakika uzaklıktayız salona ve kapıdan çıksak anında iliklerimize kadar ıslanacağız.
Dedim sakin olalım Kürşad, daha vakit var, bizim çıkacağımız saatte geçer bu yağmur :)
Neyse ki geçti. Aksi halde felâketim olurdu ağlardım :)
İstanbul, Ankara, Antalya bir araya gelince selfi kaçınılmaz oluyor haliyle :)
Ferhan Abla'mı biliyorsunuz, onunla hasret giderdik. Uzun uzun oturup sohbet ettik. Çok özlemişiz .
Damadın annesini de yakaladık. (Keşke babası da olsaydı aramızda.)
Gelin damat fotoğrafımız yok. Onlara da hadi selfi diyemedik o kalabalıkta tabi :) Fotoğrafçıdan alacağız sonra .
Bu abla benim ablam :) Derdi Metehan. Bakınız kan çekiyor, aynı eldivenlerden giymişiz :)
Keyifli bir günün ardından akşam hızlı trenle geri döndük.
Arada hızlanan yavaş bir tren olarak kırk dakika rötar yapması yorgun bünyelerimize ağır geldi. Hayır beş saatte gidecek deseler umursamayacağım, zaten tren severim ama açıklamasız bir şekilde tam zamanında yola çıktığımız halde bir türlü varamamak sinir etti.
Bir de dört saatlik yolculuğa yirmi dakikalık bir programı döndüre döndüre yayımlamak nedir yahu ? Ekran açık olunca bakıyor da insan . Kapasalardı bari.
Trenden inince de iş bitmiyor tabi. Pendik nereee İstanbul 'un merkezi nere. Taksiyle metro durağı, oradan kırk dakika metro, on beş dakika yürüyüş, eve vardığımda geceyarısı olmuştu.
Yoruldum ama olsun. Keyifli bir gün geçirdim. Ve sevdiklerimin özel anlarında yanlarında olmak her şeye değer :)
4 Mayıs 2018 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











