Hava güneşli ve soğuk. Tam sevdiğim gibi. Dışarı çıkıp derin bir nefes çeksene içine.
Hadi durma çık.
Kim bilir belki nefis bir kare yakalarsın fotoğraf makinanla.
Belki bir arkadaşına rastlarsın.
Uzun zamandır beğendiğin kıyafet indirime girmiştir belki de kim bilir...
Herkese günaydın. (He canım, öğleyi geçti , ne olmuş :)
Harika bir haftasonuna açılsın sabahımız...
11 Şubat 2012 Cumartesi
10 Şubat 2012 Cuma
İlk Hamilelik
Metehan'a hamile kaldığımı anlamayı başardığımda 2 ayı geride kalmıştı :D O sırada müfettiştim, Adapazarı'nda kalıyordum. Uzun bir müddet Adapazarı'nın ıslama köftesinin bana dokunduğunu düşünmüştüm. Burnum sızlıyor, bütün kokular dokunuyor, kendimi çok kötü hissediyordum. Hatta uzun bir süre Adapazarı deyince burnum sızladı. (Bak şimdi bile oldu) Nihayet test yapmayı akıl ettiğimde sıcak bir Ağustos günü otel odasında tek başıma şaşkın şaşkın kalakalmıştım.
Hamileliğimin ilk ayları uzun otobüs yolculuklarıyla geçti. İstanbul, İzmir, Ankara, Adapazarı falan. Metehan'a dedim ki - o sırada ona "Mikrop" demekteydim gerçi ismi yoktu henüz- " Bak Mikropcum (Çok da hassasım bak çocuğa Mikrop diyorum ama pek nazikim konuşurken:) senin annen şimdilik böyle dolanıp duracak yavrucum, yapabileceği pek birşey yok. Onun için gardını al, oralara sıkı tutun, hayat böyle, her zaman kendini kollamak durumundasın, göreyim seni..." Bunu söyledikten sonra, artık her kendimi biraz enerjik hissettiğimde "Aman Allahım bebeğe birşey mi oldu yoksa" hissinden kurtulduğumu hatırlıyorum. Oğluşum da beni kırmadı, o kadar sıkı tutundu ki 9,5 ay sonra doktor artık sezaryenle almak durumunda kaldı. Normal doğum yapma heveslisi olan annesinin de hevesi kursağında kaldı. Aslında doktorun dediğini kolay kolay yapmazdım ben ya kadıncağız bana söz geçiremeyeceğini geçen aylarda öğrendiğinden "Ya sezaryen yaparım ya kendine doktor ararsın" şeklinde rest çekmek suretiyle olaya son noktayı koymuştu :D En azından epidüral ile oldu da doğum kısmında karnımdan çıkarttıklarını falan hissettim bu da birşeydir.
Hamileliğimin ilk ayları uzun otobüs yolculuklarıyla geçti. İstanbul, İzmir, Ankara, Adapazarı falan. Metehan'a dedim ki - o sırada ona "Mikrop" demekteydim gerçi ismi yoktu henüz- " Bak Mikropcum (Çok da hassasım bak çocuğa Mikrop diyorum ama pek nazikim konuşurken:) senin annen şimdilik böyle dolanıp duracak yavrucum, yapabileceği pek birşey yok. Onun için gardını al, oralara sıkı tutun, hayat böyle, her zaman kendini kollamak durumundasın, göreyim seni..." Bunu söyledikten sonra, artık her kendimi biraz enerjik hissettiğimde "Aman Allahım bebeğe birşey mi oldu yoksa" hissinden kurtulduğumu hatırlıyorum. Oğluşum da beni kırmadı, o kadar sıkı tutundu ki 9,5 ay sonra doktor artık sezaryenle almak durumunda kaldı. Normal doğum yapma heveslisi olan annesinin de hevesi kursağında kaldı. Aslında doktorun dediğini kolay kolay yapmazdım ben ya kadıncağız bana söz geçiremeyeceğini geçen aylarda öğrendiğinden "Ya sezaryen yaparım ya kendine doktor ararsın" şeklinde rest çekmek suretiyle olaya son noktayı koymuştu :D En azından epidüral ile oldu da doğum kısmında karnımdan çıkarttıklarını falan hissettim bu da birşeydir.
Garip Ama Gerçek :D
Yeni birileriyle tanıştığımda en sevindiğim konu, bir şeyi anlatırken, acaba bunu daha önce anlatmış mıydım diye bir şüphe hissetmeden rahat rahat konuşabilmem :D
9 Şubat 2012 Perşembe
Hamilelere Yer Verelim...
İnsan kendisi hamile kalana kadar anlamıyor. Hamileleri şişman, sevimli, badi badi yürüyen kişiler olarak görüyor. Sadece doğum kısmını düşünüyor. Oysa doğum dediğin nedir ki dokuz aylık hamileliğin ardından :D
Çok iyi hatırlıyorum, sürekli hasta gibi hissettiğim, tüm kokulardan tiksindiğim, yazı yazmaya çalışırken arada harfleri atlayıp durduğum, sadece uyumak istediğim ilk aylardan sonra "Allahım doğumdan korkuyordum ama şimdi anlıyorum ki o harika bir kurtuluş anı, şu dokuz ayı bir atlatayım, asıl korkunç olan oymuş" diye düşünmüştüm :D Neyse ki 5. aydan itibaren kendime gelmiştim de karnımdan nefes alamadığım son iki aya kadar biraz düzelmiştim :D
Hamileliğin son aylarından yakındığım sıralarda bir arkadaşım "Yooo, ben hiç de zorlanmadım" demişti. Allah Allah ben iki hamileliğimde de en fazla 14 kilo almama rağmen zorlandım, zaten yüz üstü yatmayı seven birisi olarak azaptayım bir de kramplar, nefes alamamalar falan, nasıl o kadar rahat olduğunu düşünüyordum ki uyandım, "Kızım sen hep 7,5 aylık doğurdun, ne konuşuyorsun?" :D
Bak konuyu dağıtıp duruyorum ama ben hiç hamileyken blog yazmadım anacım, insan özeniyor, idare edeceksiniz biraz :)
Metehan'a hamileyken çalışıyordum. Çalıştığım yer banka olunca doğum iznimi doğumdan sonraya saklayabilmek adına 3 hafta kalana kadar işe gitmeye devam ettim. Evim Çiğli'de işim Alsancak'taydı. İlk zamanlar idare ediyordum ama son aya girdiğimde artık pek ayakta kalamamaktaydım. Gelgelelim diğer şehirleri bilmem ama İzmir'de hamileysen ve otobüste ayakta kalmışsan sana yapılan yegâne iyilik inen birisinin yerini göstermeleriydi, kimse kalkıp yer vermezdi. Ben de pek dinç görünüyordum herhal.
Bir sabah Karşıyaka'dan Konak'a giden motorda yer bulamamış ayakta giderken ve kesin artık bir yere yığılma noktasına gelmişken çocuğun birisi kalkıp bana yer vermişti. Aradan geçen 13 seneye rağmen hâlâ aklıma geldikçe onun için dua ederim. O çocuk o gün ne büyük iyilik ettiğini asla bilememiştir, kadın olmadığına göre bilemeyecek de ihtimal. Ama ben hamileliğimde onu anladım ki muhakkak hamile birkadına yer vereceksin kardeşim, ne kadar iyi gözükürse gözüksün.
İşte böyle.
Hoşuma gitti bu muhabbet daha anlatacağım sonra :D
Çok iyi hatırlıyorum, sürekli hasta gibi hissettiğim, tüm kokulardan tiksindiğim, yazı yazmaya çalışırken arada harfleri atlayıp durduğum, sadece uyumak istediğim ilk aylardan sonra "Allahım doğumdan korkuyordum ama şimdi anlıyorum ki o harika bir kurtuluş anı, şu dokuz ayı bir atlatayım, asıl korkunç olan oymuş" diye düşünmüştüm :D Neyse ki 5. aydan itibaren kendime gelmiştim de karnımdan nefes alamadığım son iki aya kadar biraz düzelmiştim :D
Hamileliğin son aylarından yakındığım sıralarda bir arkadaşım "Yooo, ben hiç de zorlanmadım" demişti. Allah Allah ben iki hamileliğimde de en fazla 14 kilo almama rağmen zorlandım, zaten yüz üstü yatmayı seven birisi olarak azaptayım bir de kramplar, nefes alamamalar falan, nasıl o kadar rahat olduğunu düşünüyordum ki uyandım, "Kızım sen hep 7,5 aylık doğurdun, ne konuşuyorsun?" :D
Bak konuyu dağıtıp duruyorum ama ben hiç hamileyken blog yazmadım anacım, insan özeniyor, idare edeceksiniz biraz :)
Metehan'a hamileyken çalışıyordum. Çalıştığım yer banka olunca doğum iznimi doğumdan sonraya saklayabilmek adına 3 hafta kalana kadar işe gitmeye devam ettim. Evim Çiğli'de işim Alsancak'taydı. İlk zamanlar idare ediyordum ama son aya girdiğimde artık pek ayakta kalamamaktaydım. Gelgelelim diğer şehirleri bilmem ama İzmir'de hamileysen ve otobüste ayakta kalmışsan sana yapılan yegâne iyilik inen birisinin yerini göstermeleriydi, kimse kalkıp yer vermezdi. Ben de pek dinç görünüyordum herhal.
Bir sabah Karşıyaka'dan Konak'a giden motorda yer bulamamış ayakta giderken ve kesin artık bir yere yığılma noktasına gelmişken çocuğun birisi kalkıp bana yer vermişti. Aradan geçen 13 seneye rağmen hâlâ aklıma geldikçe onun için dua ederim. O çocuk o gün ne büyük iyilik ettiğini asla bilememiştir, kadın olmadığına göre bilemeyecek de ihtimal. Ama ben hamileliğimde onu anladım ki muhakkak hamile birkadına yer vereceksin kardeşim, ne kadar iyi gözükürse gözüksün.
İşte böyle.
Hoşuma gitti bu muhabbet daha anlatacağım sonra :D
Bir Tutam Güzellik :)
Karnım acıktı bunları görünce gidip birşeyler yiyeyim en iyisi.
Sonra da şişmanım diye ağlaşıyorum. Ay bunları koyana kadar manken fotoğrafı falan koysam iştahım kesilirdi belki.
Yok yok az ance çıtır ekmek aldım fırından. Hımmmm..
Herkese iyi geceler...
Uyku
Biraz uyku, bütün ihtiyacım buydu...
Aman benim çok uykum var, sıkıntım ondan galiba.
Dün gece aldığım çerçevelere fotoğraf ararken albümlerde kaybolduğumdan geç yattım.
Şimdi gidip biraz uyuyayım, sonra da gidip şu saçlarımın pülçeklerini kestirip beyazları kamufle ettireyim.
Amaaaan, şişmansam şişmanım, dert bulamadım kendime herhalde.
Aman benim çok uykum var, sıkıntım ondan galiba.
Dün gece aldığım çerçevelere fotoğraf ararken albümlerde kaybolduğumdan geç yattım.
Şimdi gidip biraz uyuyayım, sonra da gidip şu saçlarımın pülçeklerini kestirip beyazları kamufle ettireyim.
Amaaaan, şişmansam şişmanım, dert bulamadım kendime herhalde.
Puffff
Halbuki kar da yağıyor.
Halbuki dün akşam İkea evimizin herşeyine gidip istediğim gibi fotoğraf çerçevelerini de bulmuştum.
Halbuki ütüler bitti, ev temiz.
Halbuki herşey yolunda çok şükür.
Peki neden kendimi şişman, çirkin, yaşlı, işe yaramaz, beceriksiz hissediyorum?
Birşeyler yapmalıyım bugün.
Halbuki dün akşam İkea evimizin herşeyine gidip istediğim gibi fotoğraf çerçevelerini de bulmuştum.
Halbuki ütüler bitti, ev temiz.
Halbuki herşey yolunda çok şükür.
Peki neden kendimi şişman, çirkin, yaşlı, işe yaramaz, beceriksiz hissediyorum?
Birşeyler yapmalıyım bugün.
8 Şubat 2012 Çarşamba
Jules Gabriel Verne (8 Şubat 1828 – 24 Mart 1905)
Hâlâ romanlarını büyük bir mutlulukla okuduğum yazar :)
Mezarında Albert-Dominique Roze tarafından yapılan bir heykelin olduğunu bügün öğrendim. Tam ona uygun harika bir heykelmiş :)
Mezarında Albert-Dominique Roze tarafından yapılan bir heykelin olduğunu bügün öğrendim. Tam ona uygun harika bir heykelmiş :)
7 Şubat 2012 Salı
Bu Şarkı da
Bundan sonraki şarkı benim olsun diye fal tutup ama hep reklâm arasına denk düşenlere gitsin :)
Not: Şarkıyı canım kardeşim yollamış bugün bana, çok hoşuma gitti.
Not: Şarkıyı canım kardeşim yollamış bugün bana, çok hoşuma gitti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
