12 Aralık 2024 Perşembe

Son Dakika Havaalanından Bildiriyorum

 İnsanlar genelde bedava biletimiz olduğunda ooo çok şanslısınız tepkisini veriyorlar. Evet gerçekten de çok şanslıyız . Ama yılda bir iki tane verdikleri biletleri bari numaralı verseydiler de her uçuş öncesi başımıza ağrılar gitmeseydi. 

Her uçuş bir gerilim. Girecek miyiz telaşı. Zira bırak dolu olmayı havayolu şirketleri artık hep fazladan bilet satıyorlar. 

Şu an havaalanındayız. Uçaktaki yolcu sayısı +3.

Yani 100 kişilik uçakta 103 kişilik yer satılmış. 

Diyeceksiniz ki eee ne bekliyorsun o zaman.

Dünden beri saat başı uçak kontrol ediyoruz. Kişi sayısı dakika başı değişiyor. Ve dolu gözüken uçaklar kalkarken boş olabiliyor.

Umut dünyası.

Şimdiye kadar da hiç bu kadar gerilmemiştim. Gidersek gideriz gidemezsek döneriz modundayımdır hep. Bu sefer bir aydır gerilimle beklemenin etkisiyle her halde patlamak üzereyim .

Neyse.

Bir saat sonra uçaktan yazarım size bindimmm diye.

Bindik 😊

On İkinci Perşembe :D


Hayatın sıradan güzelliklerinin büyüleyiciliği beni hayran bırakıyor . 



 Can'ın ikna edersem bir akşam mahalledeki yeni mekâna sürükleyeceğim. Bizim mahalle tam yılbaşı zamanı gelip dolaşılacak yer oldu haaa. Her yer ışıl ışıl. 



Buraya yüklediğim videolar da çok kalitesiz oluyor ama yaprakların düşüşünü çekmek için çok uğraştım :)

Saat dokuza geliyor.

Ojelerimi çıkartıp , yürüyüşe gideceğim. Dönüşte duşa girerim. Çantam hazır sayılır kitabımı ve şarj aletlerimi koyacağım. Akşamki uçak için öğleden yola çıkmamız gerekecek. Sonrasında heyecanla bekleyeceğiz artık. Lütfen gelen herkes o uçakta yer olacak ve bineceksin diyebilir mi :D

Yarın size bambaşka manzaralarla dönebilirim belki :)


10 Aralık 2024 Salı

Ayın On Biri Olmuş mu Yav


Fotoğraflar yine sondan başa yüklenmiş.

Akşam yemekten sonra Can'ı zorla sokağa sürükleyip çayı dışarıda içelim dedim. Yine yeni bir yere gidemeyip bildiğimiz yere girdik . Mahalle yeni açılan kafe dolu, ama biz yaşlıyız anacım :D 

Tam da yemek sonrası yatıp dinleneceği zaman diye söylenmez mi bir de. Oğlum bütün gün yatıp uyudun zaten, hey Allahım.


Bir yağmur yağdı bir böyle manzaralar çıktı yürürken. 


Sabah park harikaydı. Yaprak dökülme videosu çekmek için bir sürü bekledim ama o yaramaz yapraklar inatla kadraj dışından düştüler.


Anneme papatya götürdüm :) 

Sabah yürüyüşten sonra annemle bize gelip pazı kavurmasına yumurta kırıp yedik. O çıkarken ben de iki blok ötedeki kuaförüme gidip kaşlarımı düzelttirdim. 

Hastaneden hâlâ haber çıkmadı. Handan bir konserine gitsin gelsin de öyle tedaviye başlayalım dediler herhalde. Yoksa on beş günde başlanacak tedavinin üç haftadır bekliyor olmasının bir açıklaması yok. 

Sanırım bugün bilet alıp yarın akşam Metehan'la yola çıkacağız. Ailece gitmek istiyordum ama Can istemedi gelmek. Bana kalırsa evham ediyor ama daha fazla da zorlamadım artık. Bilgehan da onunla kalacak. Yine de  gideceğime o uçağa binene kadar emin olamayacağım. Cuma oraları gezip, cumartesi konsere gidip , pazar günü de döneceğiz. Tabi bütün bunları uçakta yer bulursak yapacağız.

İşte bugünün neşeli şeyleri de bunlar. 

Fotoğraflara Türkçe sevdiğim şarkılardan koydum, tıklayıp almayı unutmayın .
 

Kitap Salı 2024/ 6

Muhteşem okuma hızım devam ediyor :P 

Güya 55 kitap diyordum 55. yaşımda, iki ay olacak daha ben beşinci kitaba ancak geldim. 


Petek Gözlü Adam/Wu Ming Yi 

Metehan 'ın arkadaşının kitap fuarından aldığı bir kitaptı bu. Metehan'ın çantasında kalmıştı. Konusu hoşuma gidince vermeden önce okumak istedim.

Bir yanda eşi ve çocuğu dağ yürüyüşünde kaybolmuş bir kadın, diğer yanda dünyadan kopuk bir adada yaşayan bir delikanlı. Adasında ikinci erkek çocuklar denize gönderiliyor . Şans eseri kanosu bir çöp adasına onu atınca bir şekilde hayatta kalmayı başarıyor. Bu ikisinin yolu bir tsunami sonrası kesişiyor. Ara ara çevreci mesajları kitabın konusunun üzerine çıkıyor gibi olsa da sonuna kadar keyifle okuduğum bir kitap oldu.  Tayvan'lı yazarın aynı zamanda çevre aktivisti olması beni hiç şaşırtmadı. Değişik kültürlerin kitaplarını okumak hoşuma gidiyor. 

#Adalıların yazısı yoktu, dünyanın yazılı olarak hatırlanması gerektiğini de düşünmüyorlardı. Hayatın hikaye ile şarkı arasında bir çeşit ses titreşim olduğuna inanırlardı, bu da onlar için yeterliydi.

#Gözleri tamamen aynı şeyleri gören kimse var mı ki?

#Onu engellemenin, kızının gözlerinin önünde solup gitmesinden başka bir şeye yaramayacağını biliyordu. 

#Bazen bazı şeyler bir yere gitmemiştir, sadece onları göremiyoruzdur. 


Lizbon'a Gece Treni / Pascal Mercier 

Pascal Mercier'in daha önce Sözlerin Ağırlığı 'nı okumuş ve çok sevmiştim. Bu kitap da beni hayal kırıklığına uğratmadı. Mercier'in kitapları kolay okunmuyorlar , yaşama felsefik bir bakış içeriyorlar, zihin açık olmadığı zamanlarda insan bir şey anlamıyor ama sabahları elime alıp okumak gerçekten çok güzeldi.

Hayatı boyunca hep aynı yerde yaşamış, aynı okulda okumuş ve çalışmış latince gibi eski diller uzmanı olan kahramanımızın bir gün rastladığı bir kadının etkisiyle dengelerinin alt üst olup dersinden etken çıkmasının ardından girdiği sahafta Portekizce bir şeyler ararken eline geçen bir kitaptan çok etkilenip kendisini o yazarın izini sürmek üzere Lizbon'a atması üzerine kurulu kitap yazarın hayatı, hayatındaki insanlar ve kahramanımızın duyguları arasında bizi düşüncelere sürüklüyor.


#İçlerinde geçmişte kalan her şeyin sükunetini barındırdıkları için seviyordu latince cümleleri. İnsanları bu konuda yorum yapmaya zorlamadıkları için. Boş laf olmasının ötesinde dil oldukları için. Sarsılmazlıkları içinde güzel oldukları için .

#Doğruydular, bunu biliyordu ,hayatı boyunca önemli cümleler kurmuştu, bunun gibi doğru olanı pek yoktu aralarında. Ama yüksek sesle söylendikleri de tanıları kof ve dokunaklı olmuştu, onu telefonda söylemesi olanaksızdı.

#Bir süre sonra büyük bir kurtuluş yaşamak üzere olduğunu kavradı; kendine koyduğu bir sınırlamadan ,hem kendi adından hem de müzede dalgın dalgın bir salondan ötekine giden babasının ağır adımlarından yansımış olan bir yavaşlıktan ve ağırlıktan kurtuluştu bu; okumadığı zaman bile miyop gözleriyle tozlu kitapların üzerine eğilen biri olarak beliren kendi portresinden kurtuluştu ; planlı olarak tasarlamadığı , daha çok yavaş yavaş ve belli etmeden gelişen bir portreden ; yalnızca kendi imzasını değil , bu sessiz ve müzelik insana tutunmayı ve onun yanında dinlenebilmeyi hoş ve rahat bulmuş olan pek çoklarının da imzasını taşıyan bir Mundus portresinden.

#Kendi iç dünyasında yirmi dört saatten daha kısa bir sürede kat etmiş olduğu o devasa mesafeden kimsenin haberi olmazdı.

#Uykusuzluk insanları sessiz bir dayanışma ile birbirine bağlar.

#Oysa kendi ruhlarındaki hareketleri dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar (Marcus Aurelius)

#Kendisini önce bu soruya karşı savunurdu, sonra da kendisini savunmak zorunda kalma duygusuna karşı.

#Bir şeyle vedalaşabilmek için, diye düşündü tren hareket ederken, öyle bir karşı durmalıyız ki o şeye , içimizde bir mesafe oluşsun.

#Hatta kendi gözünde bile öylesine silik biriydi ki birisinin ona -ona!- güçlü duygular besleyebileceğine inanamazdı.

#Aslında hayata yön veren olayların altında çoğunlukla inanılmaz derecede sessiz bir dramatiklik gizlidir. Patlamaya, yükselen alevlere ve yanardağın lav püskürmesine o kadar benzemez ki, yaşandığı anda o deneyim çoğu kez fark edilmez bile.

#İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak, gerisine ne oluyor ?

#Bazen bir şeyden korkar insan , çünkü, başka birşeyden korkmaktadır.

#Önümüzde açık ve biçimlendirilmiş olarak uzanan, özgürlüğü açısından tüy gibi hafif, belirsizliği açısındansa kurşun gibi ağır onca zamanı nasıl kullanabilirdik, nasıl kullanmalıydık ?

#Akan zamanın ve ölümün yol açtığı fikir , insanın ne istediğini aniden bilmez oluşu muydu ? İnsanın,  kendi arzularını tanımaz oluşu muydu ? İnsanın kendi iradesiyle olan doğal yakınlığını kaybetmesi miydi ? Ve bu yolla kendine yabancılaşması , sorun haline gelmesi miydi ?

#Okuyan insanlar vardı, bir de ötekiler. Birinin okuyan mı okumayan mı olduğu hemen anlaşılıyordu. İnsanlar arasında bundan daha büyük bir fark yoktu.

#Başkaları da aynı şeyi mi
hisseder: Kendi dış görüntülerini tanıyamadıkları olur mu? Görüntülerinin onlara yamultulmuş, kaba saba bir sahne dekoru gibi geldiği olur mu? Başkalarının onları algılayışıyla kendi kendilerini
algılamaları arasındaki uçurumu dehșetle fark ettikleri olur mu?
İçeriden yaşanan yakınlıkla dışarıdan yașananın, aynı şeye olan yakınlık
diye nitelenemeyecek kadar birbirinden farklı olduğunu? Bu bilinçliliğin bașkalarıyla aramıza soktuğu mesafe, dışımızın
başkalarına kendi gözlerimize göründüğü gibi görünmediğini anladığımızda bir kez daha büyür. Evler, ağaçlar, yıldızlar gibi görmeyiz insanları. Onları, belli bir biçimde karşılaşma ve böylece kendi içimizin bir parçası yapma beklentisiyle görürüz. Hayal gücümüz onları kendi arzularımıza ve umutlarımıza uyacak biçimde kesip biçer,
ama aynı zamanda kendi korkularımız ve önyargılarımız da o insanlarda doğrulanabilmelidir. Bir başkasının dış görünümündeki hatlara bile kendimizden emin olarak ve tarafsızca ulaşamayız. O yolda bakışlarımız, bizi özel ve biricik kılan bütün arzulara ve hayallere kayar, gözümüzü alır bunlar. Bir iç dünyanın dış dünyası bile hâlâ iç dünyamızın bir parçasıdır, hele de bir yabancının iç dünyası hakkındaki düşüncelerimiz kesin ve dayanaklı olmaktan öylesine uzaktırlar
ki, karşımızdakinden çok kendimizi ortaya koyarlar.

#"Bir başkasına bir şey söylemek: o sözlerin bir etkisi olacağını nasıl bekleyebiliriz? İçimizden her zaman akan düşünceler, resimler ve duygular ırmağı, bu azgın Irmak öyle şiddetli ki , bir başkasının bize söylediği bütün sözlerin, eğer o sözler tesadüfen, tamamıyla tesadüfen kendi sözlerimize uymuyorlarsa, sulara kapılıp gitmemesi, unutulmaya terk edilmemesi bir mucize olurdu. Benim için durum farklı mı diye düşündüm. Ben bir başkasına gerçekten kulak verdim mi hiç? Onu söyledikleriyle birlikte içime aldın mı, içimdeki ırmağın yönünü değişmesine izin verdin mi?"

#Kendini beğenmiş olabilmek için, yaptıklarımızın tümünün kozmik önemsizliğini unutmalıyız , ki bu da olağanüstü bir budalalık türüdür.

#Her bir saniye kendisinden önce olup bitmiş ne varsa yabancılaştırır.

#Ruh, kendi kendimize aldatmalarımızın sergilendiği şirin bir sahnedir



O Gece Gördün Onu / Drago Jančar

Bu kitap kitaplığıma nasıl geldi hiç bir fikrim yok. Birisinden görüp de mi istedim, yoksa geçenlerde arkadaşımın yanında götüremeyeceği kütüphanesinden aldıklarımın arasında mıydı, bilmiyorum :D

1930 lu yıllarda Yugoslavya 'da geçen kitap beş ayrı kişinin ağzından aynı olayları anlatarak Veronica hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlarken arka plânda - hatta gayet ön plânda- savaşı, savaşın insanları düşürdüğü durumu ve 2. Dünya Savaşı'ndaki Yugoslavya'yı anlatıyor.

İçim karardığı için bir an kitabı bitiremeyeceğim zannettim ama akıcı diliyle içeriğinin ağırlığını telâfi etmiş yazar, sonuna ulaşabildim :)


#Öyle bir devirde yaşıyoruz ki hayatta da olsa ölü de olsa, ancak ortak idealler uğruna savaşmayı, kendini feda etmeyi göze almış insanlar saygıya değer bulunuyor. Kazanan tarafın da kaybedenin de görüşü bu nokta tek amacın hayatını yaşamak olduysa saygıyı hak etmiyorsun. İnsanlara, doğaya, hayvanlara, dünyaya sevgiyle yaklaştıysan, mutluluğu öyle yakaladıysan. Günümüzde yeterli görülmüyor. Ben de yenilgiye uğradımız hakde savaşanlardandım , oysa hayatımı yaşamaktı tek dileğim.

#Bu olay hâlâ beni uykularımdan uyandırıyor. Yaptıklarımız değil , yapmadıklarımız peşimizi bırakmıyor. Yapabileceklerimiz, en azından deneyebileceklerimiz ama yapmadıklarımız.

Bunlar dışında bir de Ray Bradbury'nin Sonbahar Ülkesi 'ne başlamıştım ama içim öyle karardı ki devam edemedim. Bir çok karanlık öyküden oluşuyordu. Bir yerden sonra yeter bu kadar dedim :)

#Kadın onunla konuşamazdı, çünkü adamın bildiği hiçbir sözcüğü bilmiyordu ve adam olan anladığı hiçbir şey söylemiyordu .

Şu anda elime John Verdon 'un Gözlerini Sımsıkı Kapat'ını aldım. Ağır kitaplardan sonra bir polisiye iyi gelecek. Hoş bu adamın kitapları da çok hafif değil ama güzel okunuyor.

Sanırım bu senenin son salı bu olacak. Pek fazla kitap okuduğum söylenemez ama olsun. Yine de çevremde hep bir kitap bulundu. Onlarla sarılı olmak bile güzel .

Neşeli On


Saksıda çiçekli yasemin ... Kış gelmemiş miydi ?


Balkabaklı tahinli turta ve


Mandalinalar.. Evet kış gelmiş . Güneşli günlerinde tadından yenmez :D

Lodos var bugünlerde, hava ılık. Ara ara yağıyor sonra güneş açıyor.

Doktordan hâlâ haber yok. 

Oteli ayın onuna kadar iptal edilebiliyor sanıyordum beşindeymiş o, ne kadar derli toplu gözükmeye çalışsam da ne denli dağılmış olduğumu buradan anlıyoruz.

Dün akşam uzun zamandır görüşmediğimiz arkadaşlarımızla buluştuk. Can çok yoğun olduğu için yapamadığımız bütün sosyal faaliyetleri yapıyoruz.

Seneye bugünlerde yine her şey eskiye dönmüş olur biz de bu maceradan çok daha güzelleşmiş olarak çıkarız umarım.

Dünya çok güzel çünkü. 
 

9 Aralık 2024 Pazartesi

9. Neşeli Gün

 


Dün sabahki yağmurdan sonra ışıl ışıl bir güneş çıkınca Can'la dışarıya çıkalım dedik. Pazar günü dışarısı öcü gibi geliyor bana ama havaya dayanamadım.  Yürüyerek Kadıköy'e indik. Bir sürü değişik yerler görüp, denesek mi dedikten sonra yine bildik bir restorana oturduk. Kalabalık beni rahatsız etmedi, aralarında aheste aheste giderken insanları izlemek hoşuma gitti aksine.

Günün en neşeli şeyi Şarlo'ydu . Ve çevresindeki çingene çocuklar.



Yemeğin üzerine aldığımız tiramisu kedi dili bisküviden yapılmış olmasıyla hayal kırıklığına uğrattıysa da çay güzeldi. Ve şu klasik çay tabaklarının nedense insana mutluluk veren bir yanı var. 

Şu şiiri hatıladım birden.

ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN


Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

Murathan Mungan

Araya hafif hüzün sıkıştı ama hüzün geçip giden neşeli günlerin ardından yüreğimizde kalan bir tortu değil mi ?

8 Aralık 2024 Pazar

Neşeli Şeyler 8


 Bu sarı çalı papatyası kışın ortasında güneş gibi parlıyor. Beni hep mutlu eder görüntüsü.

Bu da akşam kahvemiz. Türk kahvesi ile çok alâkam yok ama arkadaşımın aldığı fincanların güzelliği uğruna içiyorum :) Bu işten en çok Can mutlu.

Bugünkü şarkılar aynı Kore grubundan. Bunlar dans etmeyen türden , şarkılarını çok bilmiyorum ama bu ikisini seviyorum :)

7 Aralık 2024 Cumartesi

Oradan Buradan

Dün bütün günü mutfakta geçirdim sanırım. Pazardan aldıklarımı çürütmemeye çok kararlıydım bu sefer:D

İstridye mantarı kavurdum, pazı kavurdum, ton balıklı kereviz yaptım, patlıcanı fırınladım, mercimek ekmeği pişirdim, kıyma kavurdum, makarna pişirdim, pazardan aldığım balıkları yıkadım, kahvaltı, akşam yemeği derken saat ondu mutfaktan çıktığımda. Bulaşık yıkayıp durmaktan ellerim kurumuştu artık.

Bu akşam Kürşadlarla annem gelecek, balık yiyeceğiz. Bu sene lüfer bol. Gerçi önce çinekop boyunda sarıkanat satıyorlardı, dün aldıklarımın da adı lüfer kendisi sarıkanat ama olsun. En sevdiğim balıktır kendisi.

Bugün annemin doktor kontrolü var. Saat üçte olmayaydı iyiydi. O saate kadar beklemesi sıkıcı. Bize çağırırım da birlikte geçiririz günü artık. 

Can'da bir değişiklik yok. Bekliyoruz. 

Neyi bekliyoruz derseniz bir klinik çalışmaya katıldı. Zira tümörün tipine uyan bir akıllı ilaç çıktı yapılan gen testlerinde ve fakat bu ilacın heniz ilk tedavi olarak onayı verilmemiş. Diğer tedavilere cevap vermezse kullanılabiliyormuş. (Şu size bir cümlede anlattığım şeyi biz öğrenebilmek için kaç doktorun ağzından cımbızla çeker gibi bilgi aldığımızı anlatamam, bir hafta , yedi doktor, bir sürü soru cevap, yanlış cevap, başka cevap sonunda ulaşabildik doğru bilgiye) Gittiğimiz doktorlardan birisi bu ilaçla ilgili yapılan klinik deney olduğunu söyledi. %50 şansla yeni ilacı alma ihtimalimiz var , ya da şu an uygulacak olan tedaviyi alacağız. Kapalı çalışma değilmiş, hangi yüzdede olduğumuzu bileceğiz. Şu an uygulanacak ilacı da orada almanın faydası o ilacın normalde sgk kapsamında olmaması. E iyi dedik, kaybedeceğimiz bir şey yokmuş. Tek olumsuz tarafı mahalledeki hastaneye gidip o ilacı alırken benim de yanında durabilmeme karşılık , Göztepe Şehir Hastanesi'ne gitmek zorunda olmamız ve ilacı alırken yanında duramamam, zira kocaman tek bir yerde herkes birlikte alıyor kemoterapi orada.

Bütün testleri Amerika'ya gönderip tekrar yapılıp onay almamız gerekiyor, on beş gün bekleyeceğiz dediler. Sizin sağlığınız yerinde, beklemekten zarar gelmez. On beş gün geçeli dört gün oldu. Hâlâ ses yok. Bu arada bütün yaz boyunca öksürüğüm geçti, bak hiçbir şey yok diyen Can hasta psikolojisine girdiğinden kötüleşiyor bu , göğsüm ağrıyor, uyuyamıyorum modunda . Psikoloji çok beter bişey gerçekten de. 

Benim hesaplarıma göre pazartesi salı ilacı alacaktık, haftaya kadar etkilerini görecektik, haftaya da Bangkok'a gidecektik maaile. Şu an o iş yatmış gözüküyor. 

B planı olarak kendime Paris'ten de bilet aldım, hahahah :D Adamı konser diyerek darlıyorum. O da konsere tutunduğumun farkında, bir şekilde kendimiz salmamaya çalışıyoruz .

Bir gün parka gittik , bir gün kahvaltıya sürükledim, bugün akşam cümbür cemaat olacağız. O kendini izlediği dizileri tekrar izlemeye verdi. 

Metehan'ın odasına nihayet gardrop yaptırıyoruz. Çok şükür belediyeden az hasarlı çıkmış bizim site. Şimdilik kentsel dönüşümden kurtulduk. Sırf çıkmak zorunda kalırsak diye gardrop yaptırmamıştık şimdiye kadar. Oğlanın da öyle çok kıyafeti var ki, hiçbir yere sığmıyor. Allah sizi inandırsın ,ütüleyip yerleştir diye verdiğim kıyafetler gündüz yatağının üzerinde gece sandalyesinde. İçim şişiyor. 

Bilgehan da bilgisayar yeniledi. Odası kablo, kutu, çöp, kıyafet, ilaç dolu mağara gibi.

Bu çocuklar küçükken her sabah yataklarını yapar , okuldan geldiklerinde okul kıyafetlerini kapının ardındaki askıya asarlardı falan. Boşuna debelenmişim öğreteceğim diye. 


Demişim orada kalmış dün. 

Annemi kontrole götürdük. Akşam birlikte yemeğimizi yedik :)

Bugün akşama kadar tembellik yapmayı planlıyorum. Tabi önce sabah yıkadığım bulaşıkları kaldırıp , kahvaltı hazırlamam gerek.

Neşeli 7


 Aralığın 21 ine kadar kış gelmez İstanbul'a diye boşuna demiyorum. Hâlâ sonbaharın o harika renkleri bizimle. Mart ayı Aralıktan daha fazla kış valla.

Evin çatı katındaki şu otlara bensen başka hayran olan var mıdır bilmiyorum ama çok tatlı değil mi yaa.


Dün annem bendeydi. Kahvenin tek bayıldığımız türü olan sütlü türk kahvesi pişirdim. Bu bardaklarla çay içmekten çok sütlü kahve ve salep içmeyi seviyorum , zira o zaman üzerindeki çizim ortaya çıkıyor :) Fulyalar balkonda hayatlarından memnun. Mis kokuları da beni mest ediyor.




6 Aralık 2024 Cuma

Neşeli Şeylerden Devam/6


Çocuk parkında trambolinin içindeki su birikintisini gördüğümüzde fotoğraf çekmek için içine çevreden yaptak toplayıp atan bizdik :)

Çok da güzel oldu :)


Bu yasemine benzeyen çiçekleriyle bezeli çalı kışa bahar getirenlerden değil de nedir ? Büyük çiçekli kelebek çalısı Abelya imiş. Kış bitkisi de değil anladığım kadarıyla ama bizdeki daha çok soğumayan havalarda gayet bahar modunda :)


Bu da annemin apartmanının içindeki avize. 50 yıldır orada otururuz, hiç alıcı gözle bakmamışım. Oysa başka yerde görsem bayılırdım. İnsan gerçekten gözünün önündekilere körleşiyor. O insanlardan olmayalım, bakan gözlerle görelim hep :)

Fotoğraflara kıpır kıpır Türkçe şarkılar sakladım, bak dans etmeden duramayacaksınız şimdiden uyarayım :D