7 Mart 2024 Perşembe

25

Sahnede Yeo'nun peşinden koşan Sal en sonunda onu kucaklamayı başarınca yine zamanda yolculuk yaptı.

Annelerinden aldığı tariflerle onlara sürpriz akşam yemeği hazırlamıştı bir akşam. Bütün gün dışardalardı ve bir haftadır inanılmaz yoğun programlarından dolayı sesleri bile azalmıştı evde gezerken. Onlara iyi geleceğini düşünmüştü. Dim ile organize olmuşlar, tam eve dönecekleri vakite denk düşürmüştü sıcak yemekleri. Kapıdan içeri girdiklerinde içerisi yemek kokusuyla doluydu ve hepsi heyecanla kendilerini salona atmışlardı. Masadakileri gördüklerinde gözlerindeki ışıltıyı hiç unutmayacaktı. Bir anda Hae 'nin sarılmasının şaşkınlığını ise anlatmasına imkân yoktu. Hae ağzı kulaklarına vararak ona koşup sımsıkı kucaklamıştı. Ne olduğunu anlamadan diğerleri de gelmişlerdi. Bu hayatımızda aldığımız en güzel hediye olabilir diyerek kocaman bir yumak olmuşlardı. Kucaklanma hissini yaşamayalı öyle uzun zaman olmuştu ki Elisa da yaşadığı şoktan sonra hayatının en güzel hediyesini aldığını düşünmüştü. Kocaman bir sarılış. İnsana ne kadar da iyi geliyordu.

Sal'ın yüzündeki mutlu ifadeye Yeo'nun somurtmuş haline bakarak kahkaha attı. Kollarını kendine sarıp onları izlemeye devam etti. 

.....

Gece ekibi gelememişti gerçekten de , diğerleri kalmışlardı. Kar hiç aralıksız sürüyordu. Nedense ekip kapı önünü açık tutmaya çalışmak gibi bir görev edinmişti kendine , sürekli birisi oradaydı. Boşa bir uğraş olduğunu söylese de dinletemedi Elisa. O da kendi işlerine baktı. Aldığı tüm bidonları suyla doldurdu öncelikle. Alt katta pek kullanılmayan bir banyodaki musluğu hafif açık bıraktı. Pek umudu olmasa da borular donmazdı belki.  

Dışarıdan gelen acı dolu haykırışla yerlerinde zıpladıklarında akşam yemeği hazırlıyorlardı. Kapıya koştuklarında ekipten en son kapı temizlemeye çıkan Trim'in çok kötü düşmüş olduğunu gördüler. Haykırışından sonra kendisinden geçmiş olmalıydı. Kapının önü sürekli temizlenirken cam gibi olmuştu , kaymamaya uğraşarak ona ulaştıklarında pek iyi durumda olmadığını anladılar .

-Hastaneye götürmemiz gerekiyor sanırım.
- Acili arasanıza.
Elindeki telefonu gösterdi Elisa.
- Evet şu an kıpırdamıyor . Neresi kırıldı anlayamıyoruz ama bacağı çok ters duruyor. Nereye kadar gelebiliyorsunuz peki ? Ana caddeye. Oraya nasıl getireceğiz ki. Tamam geliyoruz, bekleyin lütfen.

Hepsi birbirine baktı. 
- Gençler siz içeri geçin. Biz bu işi bir şekilde yapacağız.

Bir saat sonra sedye yerine kullandıkları bir kapı ile gidenlerin ardında evde dokuzu kalmışlardı. 

- Telefonlarımızı, yedek pilleri falan şarj edelim. Jeneratör var ama yine de kalabalığız. 
- Günlerdir abartıyorsun gibi geliyordu, bu kadar hızla her yerin kapanacağını hiç aklıma gelmemişti.
- Hastaneden haber gelse de içimiz rahat etseydi.

Bekledikleri haber geldi iki saat sonra , ulaşmışlardı , yolda bilinci yerine gelmişti Trim'in. 

Hepsi keyiflendiler. Bir an sessizlik oldu o sırada Yeo 
- Kar tatili diye fısıldadı .
Hep bir ağızdan eveeeet diye bağrışarak bunu kutlamaya başladılar.

...

Diğer bölümler için tıkla 

5 Mart 2024 Salı

Farz Et ki Sen Yoksun

Arter'de Ömer Koç'un özel koleksiyonundan bir sergi. Bize Abdülmecit Köşkü'ndeki sergileri hatırlattı, oradan parçalar da vardı zaten. 24 yaşının altına bedava, perşembe günleri herkese bedava, normal bilet 100 TL, öğretmen 50 TL. Kapısından Taksim'e kendi servisi var. Biz sesli rehber almamışız, daha doğrusu normalde açıklamaları dinlemeyi değil okumayı sevdiğimden düşünmedim almayı ama açıklama kısmı olmayınca rehber ihtiyacımız oldu. Sanırım saat 12.00 ve 15.00 de rehber eşliğinde gezilebiliyormuş (saatleri kendi sitesinden kontrol etmeli )(Site için tıkla) Bir de Kendi Gölgesinde sergisi vardı, onun tamamını gezemedik, zira geç gitmiştik. Kendi Gölgesinde 7 Nisan'a kadarmış, Farz Et ki Sen Yoksun yıl sonuna kadar . 



24

Zeki olmanın da aptal olmak kadar can acıtıcı olduğunu anlamaya başlıyordu Elisa. Çevresindeki kadınlar önce biraz yeteneğine hayranlık gösteriyorlar sonra uzaklaşıyorlardı ondan. Çok gerekmedikçe pek kimse konuşmuyordu onunla. Hangisi daha kötü karar veremiyordu. Gitgide sessizleşmeye başladı, ilk aylar geride kaldığında psikolog ve İna dışında pek kimseyle konuşmaz olmuştu. Psikolog da ağzından zor lâf alıyordu ya. 

-Şu kızı buldum .
Hangi kızdan bahsettiğini hemen anlamıştı, merakla baktı yüzüne.
- Valla hiç acınacak yanı yok. Ailesiyle birlikte, hali vakti yerinde. Sadece şımarıklık yapmaktaymış.
Başını öne eğip hafifçe salladı.
-Neler oluyor Elisa ? 
Cevap vermedi bu soruya.
- Başkalarına bakmaya devam edersen hayatın elinden akar gider. Sen kendi plânlarını yapıp kendi yolunu çizmelisin. Biliyorum burası pek iç açıcı bir yer değil. Hele senin gibi senelerce herkesten izole yaşamış biri için daha da zor olmalı. Ama geçici. 
-İş bulmalıyım ben.
- Okullarla görüşmeler ayarladım.
-Önce para kazanıp buradan ayrılmam gerekiyor İna. Ama nasıl bulacağımı bilmiyorum. Diplomam bile olmayınca her şey daha da zorlaşıyor. Okumadan iş bulmak imkânsız gibi , iş bulmadan da okumam imkânsız gibi.
- Hepsini de yapacaksın. Bak Elisa sen artık okuldaki o zavallı kız değilsin. Evde kapatılmış kadın da değilsin. Bütün bunlar geride kaldı ,yepyeni bir hayata başlıyorsun. Yeniden insanlarla iletişime geçmen gerekiyor. Burası olmazsa başka bir yerde, okulda, işte, evinde, birileri hep olacak. O birilerinin içinde de kötüleri, arsızları, kendini bilmezleri olacak. Sen de hepsiyle başa çıkmayı öğreneceksin. Zeki olmak insanların en kıskandığı şeylerdendir. Şimdiye kadar seni aptal zannedip egolarını tatmin ediyorlardı şimdiden sonra zekânı görüp kıskançlıklarının acısını bir şekilde çıkartmaya çalışacaklar. Ve emin ol bu tipler hiçbir şeyi bilmeseler bile karşısındakinin canını nasıl acıtacaklarını çok iyi bilirler. Sen sahip olduklarının tadını çıkart ama kimsenin gözüne sokma.
-Ben...
- Öyle bir niyetin yoktu, biliyorum, sen kendini anlamaya , öğrenmeye çalışıyordun. O sırada masumca çevrenle paylaşıp anlamaya çalışırken onlar korkmaya başladılar . Ama şöyle düşün en zor kısmı geçti. İnsanlara güler yüzlü davran, karşılaştığında merhabalaş, kendi işlerine bak. Okullarla konuşacağız , senin için özel bir sistem kabul edecek bir yer bulacağız. Bu arada iş de arayacağız. 
- İna.
Hızlı hızlı konuşurken bir an kadın elini tutunca sustu İna.
- Beni o kapıda bırakmadığın için teşekkür ederim. Bana annelik ettiğin için de teşekkür ederim. Kızın dünyanın en şanslı insanı. Ondan sonra da ikinci şanslı benim.  İyi ki varsın.
El ele durdular öylece...

.....
Diğer bölümler için tıkla.

4 Mart 2024 Pazartesi

Bir Gecelik Kamp Kaçamağı


Metehan da ben de kamp yapmak istiyorduk ne zamandır. Sonunda Can'ın boş günleri denk düşünce Ağva'daki hep gittiğimiz Seferoğulları Camping'in yolunu tuttuk. 

Bir gece kalacağımızdan özenip masa hazırlayayım dedim ama deli bozuk yavru köpek yüzünden içeride kurdum sofrayı. Sonra da bi saat bulaşık yıkadım. Ama n hiç gerek yok anacım , sabah koydum larton tabakları bardakları, yedik, attık, mis :D


Hava düşündüğümüzden yumuşaktı ama bizim oralara bahar gelmiş modundaykem buralar hâlâ kıştı. Etrafta ne çiçek ne bir şey. 



Takvim de çok özel bir günü gösteriyordu. Bence 29 şubatları tatil yapmalılar. Dört yılda bir biriktirdiğimiz bu gün bizim olmalı :)


Yavru köpek sağ olsun ennn temiz kampımızı yapmış olduk, Can etrafa dağılamadı, derli toplu durdu. Heheheeh.



Sabahın ilk saatlerinde önce pilatese katıldım. Benim için ayakta yaptırdı Zeynep. Neyse ki sabah köpek gitmişti yanımızdan yoksa hiç şansım yoktu telefonu bir yere koyup bakmak için .


Sonra da çevrede dolaştım. Bu kamp alanını çok seviyorum. Zira çok büyük bir yerde, ormanda duruyorsun, tepeden denize bakıyorsun, dalga sesleri sürekli yanında. Yaz sıcağında da oldukça serin oluyor. Hele böyle kimse yokken tam benlik.

















 Tabii ki her kampın romantik tarafının arkası var.

Sobamız çalışmadı, neyse ki izolasyonu iyi de içerisi soğuk değildi.

Tuvaletin sifonu çalışmadı. Pili bitmiş dedik ama dönünce pilini değiştirdik yine çalışmadı :/

Dış kapı lâmbası yine kafasına göre takıldı.

Su ısıtıcı bi çalıştı bi durdu. Neyse bulaşıkları yıkarken ellerim üşümedi.

Döndüğümüzde öndeki klavuz teker kırıldı (yine) onu yaptırmaya gittiler)

Yani her şey olması gerektiği gibiydi :D









Fotoğraflara şarkı saklamaya başlamıştım ama sıkıldım bir yerden sonra, yarısı şarkılı , hahahah.

Hepinize iyi haftalar ..

26 Şubat 2024 Pazartesi

Nora 2 / Alan Kadıköy

Aynur hepimize tiyatro bileti almıştı, tiyatro da mahallemizde olunca pek keyifle gittik döndük.

Oyunun ismi Nora 2'ydi. Yıllar önce evini ve çocuklarını bırakıp gitmiş bir kadının bir işi için evine geri döndüğünde yaşananlar, gidenler , kalanlar, ilişkiler üzerine bir oyundu. Konu ilişkiler olunca karmaşıklaşıyor haliyle. Neresinden tutsan elinde kalan bir konu ne de olsa :)

Oyuncular çok iyiydiler. Burunlarının dibinden izlediğim göz önüne alınırsa ne kadar zor bir işi başardıkları daha iyi anlaşılır. Resmen biz de sahne tozu yuttuk.

Mekândan bahsetmeliyim biraz da. Alan Kadıköy'de izledik oyunu. Girişin iki tarafında tribün misali seyirci koltukları vardı. Aramızdaki boşlukta da oyun oynandı. Kafamızı kaldırdığımızda karşıki seyirci ile gözgöze olmak ilginç bir histi. Bizim biletler en ön sıradan olunca elimi uzatsam değecektim oyunculara. Ama Metehan'la Bilgehan sıranın en başındalardı oyun onlara sırtı dönük oynandı gibi oldu.

Bir de oyun sırasında pek hoşuma gitmeyen şey başrol oyuncusu ( Sanırım ona öyle diyebilirim ) fikirlerini karşısındakine açıklarken dönüp seyirciye  bakıp bizi de oyuna dahil ediyordu ama evde konuşan iki kişiden birinin dönüp haklı mıyım gibilerinden bize bakması bence oyunun bütünlüğünü bozan bir hareketti. Belki açık havada bir yerde olsalar falan çevreden destek alıyor olabilirdi , evde olunca bana saçma geldi.

Çıkışta kafeteryasında çayımızı içip, tam dışarıda selfi çekelim derken oyunculardan birinin orada olması da çok keyifliydi. İstemezseniz gelmem tabi diye bize lâf atması gönlümü fethetti. Zaten oyunda da gönlümü fethetmişti.

İşte böyle bir kaçamak oldu bize. 

Ah son bir açıklama. Alan Kadıköy'de gençler ayakta diye bir uygulama varmış. 18 - 30 yaş arası gençler balkon katında ayakta izlemek üzere 30 liraya bilet alabiliyorlarmış. Kapıda kimliğinizi göstermek gerekiyor haliyle. Eğer salonda yer varsa oturuyorsunuz da . Çok hoşuma gitti. Biletlerin tam 350 öğrenci 300 olduğu düşünülürse, genç olsam kesin alırdım . 

Bir de biletler internetten satılmakla birlikte, oyun başlamadan bir saat önce bilet kontrol görevlileri geldiğinde yer varsa onlardan da bilet alabiliyormuşuz, benim gibi bişet alma özürlüler için iyi bir seçenek .

24 Şubat 2024 Cumartesi

23

Şarkıların arasında konuşma bölümleri geldiğinde heyecanlandığını fark etti Elisa. Sanki oradan kendisine selâm söyleyecekler, ya da çağıracaklar gibi bir beklentisi var gibiydi. Bir yandan da saçmalama diyordu mantığı ona. Seni unutmamışlarsa bile katı kurallarının dışına çıkmalarının imkânı yok. Zaten hatırladığın beş sene önceki yolun başındaki küçük çocuklardı. Aradan çok zaman geçti. Kim bilir ne kadar değişmişlerdir. Baksana, duruşları bile farklı artık. Bunları diyordu ama bu heyecanlanmasına ve beklemesine engel olamıyordu. O güzel ruhların da değiştiğini kabul etmek demekti beklememek. Onların düşündüğü insanlara dönüşmemiş olduklarını kabul etmek demekti. Buna inandıramıyordu kendisini. 

-Elisa'yı da çağıralım o sırada sahneye.
- Evet evet evet, gayet de güzel söylüyor.
- Ya, şarkıyı yeni yapmış olucaz, nasıl söyleyecek, biz onun karşısına geçip söyleriz.
- Ha, tamam biz söyleriz onu ama sonrasında birlikte de söyleyelim diğer şarkılardan.
- Bak ne kadar şarkımız varsa hepsini ezbere bilip hep hazırlıklı olmak zorundasın, ne zaman sahneye çıkartacağımız belli olmaz.
- Ona göre iyi çalış, hahahaha.
- Sahneye niye çıkıyorum , siz sahnede söyleyeceksiniz ben vip kısmından izleyeceğim. Tabi param yetip de oradan nasıl bilet alırım bilemiyorum .
- Şimdiden başla biriktirmeye.
- Aa biz seni oraya oturttururuz demiyor da para biriktir diyor. Siz o sırada beni tanımazsınız bile, anlaşıldı. Sözler romantik , işlere gelince..

Yeo kahkahalarla sarıldı ona.

-Aman git, seni de ikizim dedim bağrıma bastım, teeee. Annelerinize anlatacağım bunları bir bir. Görsünler oğullarının ne olduğunu.
- Tatlı tatlı hayal kurarken buraya nasıl geldik biz ya.
-Vip bileti vermediğiniz anda tadı kaçtı hayallerin. Ben paramın yettiği en uzak noktadan bi bilet alır, söylediğiniz şarkıları duymaya çalışırım artık.
- Ya salonun her yerinden nefis duyuluyor bir kere.
- Ama harika görünüşlerimizi kaçıracağından korkuyor olabilirsin.
-Hee heee. Git de üzerini değiştir , yemek menüsü kıyafetinde oluşmuş. Çok çekicisin.
-Yine mi ? Diye önüne baktı Eol. Nasıl yaaa.

Ne çok hayaller kurmuşlardı yapamayacaklarını bile bile. Kimse oyun bozanlık yapıp bunu dillendirmemişti. İşte yıllar sonra buradaydı ve heyecanlanıyordu manasızca.

.......

Hava durumunu dinlerken aklına üç kış önce  yaşadıkları geldi genç kadının, sular donmuş, elektrik kesilmiş, yollar kapandığından evde tek başına üç gün mahsur kalmıştı.  Yine öyle olacak gibi görünüyordu. Etrafındakilerin garip bakışları altında bir sürü damacana su, tüp, yiyecek sipariş etti. Tüple çalışan ısıtıcılardan aldı. Hatta komik bir kurnalı damacana bile geldi eve. Onu gören herkes kahkahalarla görünce görürsünüz siz , yalvaracaksınız bana onun için diye söylenirken, umarım kullanırız yoksa bu harcamalar benim cebimden çıkmak zorunda kalacak diye geçirmedi değil. Buraya gelip çalışmaya başladığından beri hayatında ilk defa parası oluyordu. İş bittiği zaman sığınma evine dönmeyip kendisine bir daire tutma hayalindeydi.

Ve kar başladı...

Akşama kadar evdeki programlarının yoğunluğundan kimse bir şey fark etmedi ama Elisa'nın gözü dışarıdaydı. Yollar karla iyice kapanmaya başlayınca ekibe bu akşam erken gitmeleri gerektiğini söylemeye karar verdi. Akşamları evde üç kişi kalıyordu grup dışında , diğerleri gidiyorlardı. O üç kişi de güvenlikten sorumluydular daha çok. 

- Gece ekibi gelmeden biz yola çıkmayalım .
- Onlar geldikten sonra çok geç olabilir, burası her yere uzakta, yolda kalsanız ne ileri ne geri gidemezsiniz.
- O zaman gelemeyebilirler de .
- Biz kapalı yerde güvendeyiz, ama çok kalabalık olursak hepimize yer bulamayız, yollar kapanırsa evdeki şeyler kalabalığa da yetmez. Siz bilirsiniz tabi. 
- Yok biz duralım 

Diğer bölümler için tıkla.

Hayatımın Akışı da Bi Tuhaf

Sabah erkenden hortladım. Can  uçuşa gitmeden yürüyüşümü yapayım diye erken çıktım yürüyüşe. Bir sürü bol kalorili şey alıp eve döndüm. 

Duolingo'dan korece çalıştım biraz. 


O arada Can kalktı, kahvaltı yaptık, yola çıktı. Makinaya çamaşır attım. Evi temizlemeyi düşünüyordum ama nasıl ağırlık bastı, gidip yattım yine :D

Çöp gibi uyandım tabi. Vitamin içtim ,çayımı aldım. Biraz kendime gelir gibi olunca temizliğe başladım. Öyle kıyı köşe girmeden üstten üstten . Bir tek salondaki sandalyelerin ahşaplarını sildim , ne zamandır ellememişim, neyse ki hiç kir göstermiyor. Bir de bi türlü atamadığım birkilerimin bitli yapış yapış yapraklarını sildim tek tek. Çok lâzımmış gibi aynı bitkiden iki tane var. Yaprakları da pinçik pinçik. Her yeri yapış yapış yapıyorlar. Bir de karıncalar üşüşüyor. 

Yemeği dışarıdan sipariş ettim. Karnım doyunca yine ağırlık çöktü tabi ama neyse işlere geri dönüp yerleri silip toz almayı da başardım. Yalnız salonun camı rezil vaziyette, silmek gerek. 

YouTube 'da Stray Kids açıp izledim biraz. Sonra Metehan yarım saat bir oyundaki bir yan görevi anlattı bütün ayrıntılarıyla. Oyun değil kitap mübarek, öyle detaylı. 

O arasa Aynur bir grafik sorusu yollamış WhatsApp 'tan ona baktık ana oğul. Böylece ev temizlikçisi kezbandan işletme mühendisi zamanlarıma bi kısa bakış atmış oldum. 

Biraz hikâyeme yeni bölüm yazdım. Biraz çamaşır asıp topladım. Bugün dans etmedim üç gündür dans videosu çekeceğim diye hışırım çıkmıştı, dinlendirdim kendimi. Temizlik yaparak ne kadar dinleniyorsa artık.

İşte böyle her telden bir gündü. Şimdi elimde okumakta olduğum dört kitaptan birisini bitirmeyi hedefledim. Kısacık bir şey , bitmemiş olması ayıp. 

Hepinize iyi geceler.







22 Şubat 2024 Perşembe

Anasına Bak Kızını Al :D

Yürüyüşten eve döndük, bahçe kapısında annemden ayrılırken, bahçeden bana sesleniyor, gel gel bunun fotoğrafını çek diye.

Girdim baktım, ne var diye .

Allahın otu ballıbabalar :D

Hahaha, bunun için mi çağırdın beni dedim. Kahkaha atmaya başladık. 

Ana kız çiçek, böcek, ot, kuş bakarken geçiriyoruz yürüyüşü :D





Ondan ayrılıp eve dönerken yine gözüm otlardaydı tabi :D







 

20 Şubat 2024 Salı

Lambaların Savaşı

Mutfakta bir lamba sorunsalımız var. 

Senelerce lavabosunun önünde pencere olan, güneye bakan mutfak kullandıktan sonra kuzeye bakan ve kuytuda kalan mutfağa geçince bana bi darallar gelmesin diye mutfağa bir sürü ampul taktırdım. Bunun için de sivastikaya benzeyen bi lamba aldık. Şimdilik bu olsun sonra düzgün bir şey buluruz dedik.

Sonra Bauhaus'da gezerken bir lamba gördük, siyah, şık bir şey. Onu aldık. Değiştirdik. Ama mutfağa hiç yakışmadı. Beyazların arasına siyah, biraz da aşağı sarkıyor, kapıdan görünüyor, karman çorman gibi oldu. Çıkarıp eskisini taktık.

Sonra ben aramayı bıraktım. Tamam gamalı haçı andıran bir lambamız var ama tavana yapışık, beyaz , kamufle olmuş vaziyette, belli değil şekli şemali.

Ama Can inatla sıkıldıkça oraya birşeyler bakmaya devam etti. Zira kocamdır diye demiyorum boş vakitlerinde hobisi alış veriş yapmaktır. İnternetten almaya da başladı hepten yandık.

Neyse arana tarana bir lamba görmüş. Bak bunu alalım mı dedi. Şekli çok tatlı, sevilmeyecek gibi değil. Ama benim derdim aydınlık. Al ama , aydınlık olmazsa istemem dedim.

Pahalı da bişey.

Aldı.

Eve gelmesiyle de hiç üşenmeden birleştirdi, tavanı deldi, taktı falan.

Görünüş harika .

Aydınlatma gücü de bizimkine denk diye söylemişti.

Değil.

Mutfakta bulaşık yıkayacağım, dolabın altıdaki lambayı da açtığım halde önüme gölge düşüyor . 

Sen kuruntu yapıyorsun diye tutturdu .

Ya ne kuruntusu yapacağım. Lambanın tipine bayıldım. Niye değiştirmek istemeyeyim .

Yemek yemek için sofraya oturdum. Şansımıza da o akşam balık yiyorduk. Tabağıma gölge düşüyor. Haydaaa.

Kafamı kaldırıp lambaya bakıyorum tepesi aydınlık, altını gölgeleyecek şeyler koymuşlar. Duvarlar gölge. Bir de tam altı aydınlık ki ben lavaboya da dönsem masaya da dönsem tam orada duruyor olduğumdan sürekli gölge vuruyor.

Yok dedim, bu olmadı.

Ama demem yetmiyor. İkna etmem gerekiyor. Ya gel benim yerime otur bir bak diyorum. İnat etti oturmadı. Hayır rahatsız olmasam niye karşı çıkayım diyorum, inatmışım. Allah Allah. Ortada sırf inatla duran biri varsa kendisi. Şuna da hastayım, ikimiz bir şeyi tartışıyorsak ve karşı tarafı kabullenmiyorsak hep ben inat olarak itham ediliyorum, yahu iki kişi inat eder, bir kişilik iş değil o.

Bir de demez mi artık evde hiçbir işini yapmayacağım , hiç beğenmiyorsun. Dedim ben de o zaman bu mutfakta yemek yapmayacağım, gel sen yap .

İşler kızıştı mı iyice. Neyse o yoğun uçuşlara başladı , ben kör lambayla kaldım. (O kadar da abartmayayım, kör değil ama evde daha iyisi varken niye ona kalıyorum?)

Dün yine uçuşa gidecek akşam, iki gün de yok. Gitmeden lambamı değiştir dedim. Al baştan yine inat etmeye başladı. Lambanın yerini değiştirse olmaz mıymış. Lambayı aşağı sarkıtsa işe yaramaz mıymış? Hayır diyorum. Kızıyor. O çözüm bulmaya çalışıyormuş ben dinlemiyor muşum. Yahu çözüm bulmaya çalışmanı anlıyorum, takdir de ediyorum da, niye çalışıyorsun, çözüm var zaten, elimizde düzgün aydınlatan bişey bulunuyor, onu geri takacaksın iş bitecek. 

Gitti yattı. Yapamam ben bugün dedi .

Mutfağa girdim. Deli olucam, artık tekerlekli minik tezgâhı camın önüne çektim, bari oradan gelen ışıkla yapayım diye. Sinir de bastı, kendi kendime söylenip işe koyuldum ki geldi beyefendi. On dakikada geri taktı lambamı. Oh. Al işte yine gölge vuruyor demeyi de ihmal etmedi tabi. 


Gitti şık lâmba, geri döndü bizim ampuller. Daha uzun süre yerini kimseye kaptırmayacak gibi.

Yalnız şu çiçeğin altındaki aydınlatmanın yarısını kaplayan kısmı sökmeyi başarsak belki daha işe yarar bir hale gelir mi diye düşünüyorum şu an .

Bakalım.

19 Şubat 2024 Pazartesi

22

Doğum gününden sonra daha bir yakınlaşmışlardı birbirlerine. Derken yavaş yavaş arkalarını toplarken bulmuştu kendisini. Kayıp eşyalar, unutulan programlar, bir anda asistan moduna geçmişti. Bir de  hepsinin annesi telefonuna ulaşıp kendisiyle konuşmuşlardı. Anneler grubu oluşturmuşlardı sonunda. Kimseden alamadıkları haberleri Elisa'dan alıyorlardı.Grup üyelerini ilk gördüğünde çok üzülmüştü ailelerinden uzakta tek başlarına kalıyor olmalarına ama şimdi artık ailelerin nerede olurlarsa olsunlar çocuklarını bırakmadıklarını öğrenmişti. Bir gün Hae'nin annesi ile konuşurken gözlerine yaşların dolmasını engelleyemedi. Öyle incelikli bir şekilde takip ediyordu ki oğlunu, sınırlarına taşmadan ama her ihtiyacı olduğunda yanında olduğunu ve olacağını hissettirerek. Annesini özledi o anda. 
- Seni kıracak bir şey mi söyledim ? İyi misin Elisa ?
- Oh, iyiyim iyiyim. Çok güzel bir annesiniz, hepiniz öylesiniz. Ben bazen annemi özlüyorum size bakarken. 
- Ah, çok üzgünüm, seni nasıl etkilediğimizi hiç düşünmeden bencilce davrandık. Sen öyle olgun ve harika bir kadınsın ki bazen bizimkilerle yaşıt olduğunu unutuyoruz. 
-  Yok , öyle bir şey yaptığınızı düşünmeyin sakın, bugün annemin öldüğü gün , sanırım bilinç altımda kalmış, biraz hassasım.
- Biliyorsun, biz seni de kızımız gibi görüyoruz. Oğullarımızdan hangisi ile yakınlaşırsın diye aramızda birbirimize takıldığımız bile oluyor .
- Aaa, utandırmayın ama, ben hepsini öyle seviyorum ki, gittiklerinde gerçekten çok özleyeceğim.
- Biz de seni özleyeceğiz ama buradan bağlantıyı kopartmayız .

Gülümsedi Elisa. Herkes de biliyordu ki onlar ayrıldıktan sonra bir daha aralarında bir iletişim olmayacaktı. Bir kere sözleşme maddeleri vardı oturup uzun uzun imzaladığı, hepsini de okutmuşlardı ayrıntılı şekilde. Ama bir şey demedi. 

- Eli Eli Eli Eli.
- Eyyyy.
- Yarın sabah beşte kalkamazsam beni kaldırır mısın?
- Ben niye beşte kalkıyorum peki ?
- Beni kaldırmak için.
- Allah Allah senden başka kalkacak yok mu o saatte, onlar kaldırsınlar .
- Aja kalkacak ama ona dersem kulağımın dibinde çılgınca bağırıyor,  Sal'a söylesem üstüme atlar.
- E sen de uyanmıyorsun hiç.
- Lütfen lütfen lütfen lütfen. Dur şu çöpleri atayım ben senin için.
-Hayır sabah beşte kalkmaya niyetim yok.
- Sal dese kalkardın ama .
- Ha?
- Ona hiç hayır demiyorsun.
- Zavallı , yedi çocuk babası bir adama nasıl hayır diyeyim, canına okuyorsunuz çocuğun. Hadi git başkasını bul kendine.
- Amaaan.
- Hey. Hani çöpleri atıyordun?
- İşe yaramadı ki..
- Al da at işte, ben senin odandaki çöpleri bir saat topluyorum senin çok işin varken.
- Tamam tamam. 
- Yeo seni kaldırır bence .
- O sabah kalkacak mı ki ?
- Altıda kalkacak ama genelde erken kalkıp yürüyüşe gidiyor.
- Dur ona sorayım.
- Çöpleeeerrr.
- Ay, unuttum..
- İşine gelmeyince tabi .

.....

- Yeni testin sonuçları da geldi Elisa, ilk test doğruymuş. Gerçekten de inanılmaz bir hafızan varmış.
- Herkesin benimkisi gibi değilmiş , öyle mi ?
- Herkes mi ? Başka birisi var mı onu bile bilmiyoruz. 
- Aptal değilmişim yani.
-Ne münasebet, sadece okuyup yazamıyorsun. O da bir hastalık zaten. 
-Okumak istiyorum. Yani okula devam etmek istiyorum .
-Yapabilirsin elbet. Sadece özel durum belgenle sana özel sözlü sınav istemen gerekiyor. Zaten sesli kitaplar var, istediğin kitabı dinleyebilirsin.

Mutlulukla kızgınlık arasında gidip gelen duygularıyla durdu Elisa. 

-İzninizle biraz kendimle başbaşa kalmalıyım.
-Tabi tabi.

Sokağa çıkıp yürümeye başladı . Uğradığı bütün haksızlıkları düşündü. Annesinin hastalığı bile ona yapılmış bir haksızlıktı sanki. Okuldaki cahil öğretmenler. Diğer çocukların acımasızlığını yine çok suçlamıyordu ama anne babalarını suçluyordu. Ve hayatını bu hale getiren adam. 

Durdu.

Ne yapmak istiyorsun Elisa dedi kendisine. Bunca kötü şeyi üzerinde taşıyıp durmak mı istiyorsun yeni bir başlangıç yapmak mı ? Madem o kadar zekisin kendini mutlu edecek çözümü bulmalısın. Benim bildiğim ağlayıp mızmızlanıp durarak mutlu olmak gibi bir şey yok dünya üzerinde. Sana harika bir şans daha verilmişken, hayatına güzel insanlar girmişken , geçmişe takılıp kalmak ne derece akıllıca. Üstelik henüz yirmi yaşındasın. 
 

Diğer bölümler için tıkla.